Sen geldiğinde,
Henüz erilmemiş kayıp bir denizdi yüreğim.
Fethedilmemiş bir ülkeydim.
Keşfedip ruhumun erilmez kuytularını,
Silkeleyip üstümden yüzyıllık uykuları,
Gönül gözüm İkra! diye çığlık çığlığa...
Bildim, tanıdım, sensin! ..
Ve ben hazırım eritmeye benliğimi,
Yok olmaya sende, teslimim tüm irademle iradene...;
Sevdaya durmuş bir kartal gibi açıp kanatlarımı,
Başladım dur durak bilmez aşk ibadetime.
Ve yükleyerek sevgini,
Saf, tertemiz, inci tanelerine,
Kendi ellerinle boynuma dizdiğinde,
Artık, yeni bir kimliğe doğmuş,
Artık, bir yeni bendim.
Ben ardı ardına binlerce rekatlarla,
Rukular, secdelerle, dilimde dualarla,
Yaşamımın anlamını yüklemiş gelişine.
Sen şimdi, göğe asılmış titrek yıldızlar gibi,
Dayanaksız, mesnetsiz, inançsız vedalarla
Nereye böyle? ! ..
Nereye hiç gitmediğin yollardan geri dönermiş gibi?
Yakarak, hiç sürmemiş gibi
Olgun başaklı, gün yüzlü ekinleri.
Bilmezmiş gibi taşıdığını her nefeste
Altın tellerle göğsünde kelepçeli yüreğimi,
Kimliğimin eklendiğini gülüşlerine,
Güvenli kollarının sihrinde yıkadığın korkularımı,
Kuruttuğumu gözlerinin güneşlerinde...
Omzuma kondurduğun görünmez kanatlarla
Erdiğimi göklerin sihirlerine...
Nereye?
Yaşamaksa yaşamak, dirilmekse dirilmek işte ellerinde! ...
Gözlerimin sevda rengini eş koşup bulutlara,
Doldurup gücüm yetmez safraları kıyıma bucağıma,
Budayıp umutlarımın dalını budağını,
Kırıp kolumu kanadımı,
Dizip öbek öbek çığları yamacıma,
Örüp duvarları önüme önüme...
Gitmektir dönüşsüz yolların tuzağı.
Yaslı gönüllerin kırık dalları.
Bitmek bilmez çıngırağı uğursuz tellalların.
Korku yüklü sesi, karanlığın koynunda asılı,
Can çekişir, en deli kuvvetlerle boynuna çökülmüş aşk.
Gecenin kuytularında yanar uzaktan titrek bir alev.
Ölmüş sanırsın, ölmez umutlar.
Dirilir yaşanmamış yılların eteklerinden.
Çıkartır kafasını fidana durmuş bir tohum gibi gömüldüğü yerlerden.
Çağırır aşkın en deli simasıyla çareleri.
Yoklar kapılarını duvarların.
Yıkar karanlığını gecenin.
Herkül olur çeker boğazından çöken elleri aşkın,
Katline mani olur.
Takar peşine yılları,
Takılır ardına biz de varız diyerek,
O yıllarda büyüttüğü sevda gülleri.
Aşar inadına inadına sevdaya tutunarak,
Yırtar önüne gerilmiş kopkoyu perdeleri.
Görür blöfünü kaderin, çeker restini! ..
Nereye? Daha açılmamış goncamız vardı.
Görülmemiş rüyalar, varılmamış ufuklar.
Ne ayların yirmileri, yirmi yedileri,
Çağrılmamış çareleri umutların.
Doğmamış güneşlerimiz,
Yaşanmamış Cumalar...
Öznur KARAYUMAK,