TÜRK MEDENİ KANUNU
|
Kanun Numarası |
: 4721 |
|
Kabul Tarihi |
: 22/11/2001 |
|
Yayımlandığı R.Gazete Tarihi |
: 8/12/2001 Sayı : 24607 |
|
Yayımlandığı Düstur |
: Tertip:5 Cilt, 41 |
3/12/2001 tarih ve
4722 sayılı “Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un
22 nci Maddesi uyarınca; yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar, yürürlükteki tüzük
ve yönetmeliklerin Türk Medenî Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin
uygulanmasına devam edileceğinden, gerektiğinde “Tüzükler Külliyatı” ile
“Yönetmelikler Külliyatı”nın kanunlara göre (743 sayılı Kanuna göre) düzenlenen
nümerik fihriste, 4721 sayılı Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan tüzük için
ise 4721 sayılı Kanuna göre düzenlenen nümerik fihriste bakınız.
Yürürlükten kalkmış
olan 17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükümleri için“Yürürlükteki Bazı
Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı”nın 2. cilt, 1299 uncu sayfası ve devamına,
4721 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan hükümleri için ise 1304-135 nolu
sayfa ve devamına bakınız.
BAŞLANGIÇ
A. Hukukun
uygulanması ve kaynakları
Madde 1 -
Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir
bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun
koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hâkim, karar verirken
bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.
B. Hukukî
ilişkilerin kapsamı
I. Dürüst davranma
Madde 2 -
Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük
kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye
kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
II. İyiniyet
Madde 3-
Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin
varlığıdır.
Ancak, durumun
gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet
iddiasında bulunamaz.
III. Hâkimin takdir
yetkisi
Madde 4 -
Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri
göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar
verir.
C. Genel nitelikli
hükümler
Madde 5 -
Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde
tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
D. İspat kuralları
I. İspat yükü
Madde 6 -Kanunda
aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı
olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
II. Resmî belgelerle
ispat
Madde 7 -
Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin
doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir
şekle bağlı değildir.
BİRİNCİ KİTAP
KİŞİLER HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
GERÇEK KİŞİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
KİŞİLİK
A.
Genel olarak
I. Hak ehliyeti
Madde 8 -Her
insanın hak ehliyeti vardır.
Buna göre bütün
insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada
eşittirler.
II. Fiil ehliyeti
1. Kapsamı
Madde 9 -
Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç
altına girebilir.
2. Koşulları
a. Genel olarak
Madde 10 -
Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti
vardır.
b. Erginlik
Madde 11 -
Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.
Evlenme kişiyi ergin
kılar.
c. Ergin kılınma
Madde 12 -Onbeş
yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin
kılınabilir.
d. Ayırt etme gücü
Madde 13-
Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da
bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden
yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
III. Fiil
ehliyetsizliği
1. Genel olarak
Madde 14-Ayırt
etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
2. Ayırt etme gücünün
bulunmaması
Madde 15-
Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü
bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.
3. Ayırt etme gücüne
sahip küçükler ve kısıtlılar
Madde 16-
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası
olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve
kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme gücüne sahip
küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.
IV. Hısımlık
1. Kan hısımlığı
Madde 17-
Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli
olur.
Biri diğerinden gelen
kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir
kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.
2. Kayın hısımlığı
Madde 18-
Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın
hısımları olur.
Kayın hısımlığı,
kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
V. Yerleşim yeri
1. Tanım
Madde 19-
Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Bir kimsenin aynı
zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural ticarî ve sınaî
kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
2. Yerleşim yerinin
değiştirilmesi ve oturma yeri
Madde 20-
Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.
Önceki yerleşim yeri
belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı hâlde Türkiye'de
henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen oturduğu yer, yerleşim
yeri sayılır.
3. Yasal yerleşim
yeri
Madde 21-
Velâyet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın
ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın
yerleşim yeridir. Diğer hâllerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri
sayılır.
Vesayet altındaki
kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir.
4. Kurumlarda bulunma
Madde 22-
Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma ya da eğitim, sağlık,
bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.
B. Kişiliğin
korunması
I. Vazgeçme ve aşırı
sınırlamaya karşı
Madde 23-
Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden
vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.
Yazılı rıza üzerine
insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür.
Ancak, biyolojik Madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine
getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.
II. Saldırıya karşı
1. İlke
Madde 24-
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda
bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen
kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun
verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik
haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
2. Davalar
Madde 25-
Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son
verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka
aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla
birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da
yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve
manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş
olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin
istemde bulunma hakkı saklıdır.
Manevî tazminat istemi,
karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından
ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Davacı, kişilik
haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri
mahkemesinde dava açabilir.
III. Ad üzerindeki
hak
1. Adın korunması
Madde 26-
Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.
Adı haksız olarak
kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî
zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî
tazminat ödenmesini isteyebilir.
2. Adın
değiştirilmesi
Madde 27-
Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.
Adın değiştirildiği
nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.
Ad değişmekle kişisel
durum değişmez.
Adın değiştirilmesinden
zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme
kararının kaldırılmasını dava edebilir.
C. Kişiliğin
başlangıcı ve sonu
I. Doğum ve ölüm
Madde 28-
Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak ehliyetini,
sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.
II. Sağ olmanın ve
ölümün ispatı
1. İspat yükü
Madde 29-
Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli
bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse,
iddiasını ispat etmek zorundadır.
Birden fazla kişiden
hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş
sayılır.
2. İspat araçları
a. Genel olarak
Madde 30-
Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.
Nüfus sicilinde bir
kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her
türlü kanıtla ispat edilebilir.
b. Ölüm karinesi
Madde 31-
Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa,
cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.
III. Gaiplik kararı
1. Genel olarak
Madde 32-
Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber
alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme
bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.
Yetkili mahkeme, kişinin
Türkiye'deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye'de hiç yerleşmemişse nüfus
sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya babasının
kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.
2. Yargılama usulü
Madde 33-
Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl
veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.
Mahkeme, gaipliğine
karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede
bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla çağırır.
Bu süre, ilk ilânın
yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
3. İstemin düşmesi
Madde 34-
Gaipliğine karar verilecek kişi, ilân süresi dolmadan ortaya çıkar veya
kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi
düşer.
4. Hükmü
Madde 35-
İlândan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar,
aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.
Gaiplik kararı ölüm
tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm
doğurur.
İKİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL DURUM SİCİLİ
A. Genel olarak
I. Sicil
Madde 36-
Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmî sicille belirlenir.
Bu sicilin tutulmasına
ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin esaslar, ilgili kanunda gösterilir.
II. Görevliler
Madde 37-
Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur. Sicil
kayıtlarını tutmak ve örnek vermek bu memurların görevidir.
Yabancı memleketlerdeki
Türkiye temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığının önerisi, İçişleri Bakanlığının
katılması ve Başbakanlığın onayı ile nüfus memurluğu yetkisi verilebilir.
III. Sorumluluk
Madde 38-
Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu
edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.
Tazminat ve rücu
davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.
IV. Düzeltme
1. Genel olarak
Madde 39-
Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme
yapılamaz.
2.
Cinsiyet değişikliğinde
Madde 40-
Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece
cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi
için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması;
ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından
zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir
eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla
belgelemesi şarttır.
Verilen izne bağlı
olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı
gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde,
mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.
B. Doğum kütüğü
I. Bildirme
Madde 41-
Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki
işlemler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
II. Doğum kütüğünde
değişiklikler
Madde 42-
Kişisel durumdaki değişiklikler, özellikle evlilik dışı bir çocuğun tanınması
veya hâkimin babalığa karar vermesi, soybağının düzeltilmesi, evlât edinme ya da
bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması, ilgili kanun hükümlerine göre
kütüğe işlenir.
C. Ölüm kütüğü
I. Ölümün
bildirilmesi
Madde 43-
Ölümlere ilişkin bildirimler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
II. Cesedi
bulunamayan kişi
Madde 44-
Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan
kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülkî amirinin emriyle
kütüğe ölü kaydı düşürülür.
Bununla birlikte her
ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir.
III. Gaiplik kararı
Madde 45-
Gaiplik kararı, hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur.
IV. Değişikliklerin
kütüğe geçirilmesi
Madde 46-
Tescile esas olan bir bildirimin doğru olmadığının tespit edilmesi veya kime ait
olduğu bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması ya da gaiplik kararının
kaldırılması sebepleriyle zorunlu olan değişiklikler, ilgilinin kütükteki
kaydının düşünceler sütununa yazılarak yapılır.
İKİNCİ KISIM
TÜZEL KİŞİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
A. Tüzel kişilik
Madde 47-Başlıbaşına
bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca
özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler
uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.
Amacı hukuka veya ahlâka
aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.
B. Hak ehliyeti
Madde 48-
Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere
bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.
C. Fiil ehliyeti
I. Koşulu
Madde 49-
Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip
olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.
II. Kullanılması
Madde 50-
Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.
Organlar, hukukî
işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.
Organlar, kusurlarından
dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.
D. Yerleşim yeri
Madde 51-
Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça
işlerinin yönetildiği yerdir.
E. Kişiliğin sona
ermesi
I. Sınırlı devam etme
Madde 52-
Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere
tasfiye sırasında da devam eder.
II. Malvarlığının
tasfiyesi
Madde 53-
Tüzel kişinin malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve kuruluş belgesinde aksine
hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır.
III. Malvarlığının
özgülenmesi
Madde 54-
Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm
bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı
güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer.
Bu malvarlığı olanak
ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır.
Hukuka veya ahlâka
aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin
malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.
F. Saklı hükümler
Madde 55-
Kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri saklıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
DERNEKLER
A. Kuruluşu
I. Tanımı
Madde 56-
Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli
ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak
birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi
topluluklarıdır.(1)
Hukuka veya ahlâka
aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.
II. Dernek kurma
hakkı
Madde 57-
Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.
Dernek kurucularının
fiil ehliyetine sahip olması gerekir.
III. Tüzük
Madde 58-
Her derneğin bir tüzüğü bulunur.
Dernek tüzüğünde
derneğin adı, amacı, (...)(2) gelir kaynakları, üyelik koşulları,
organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.
Dernek tüzüğü, kanunun
emredici hükümlerine aykırı olamaz.
Dernek tüzüğünde
düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.
___________________
(1) Bu fıkrada geçen
“en az yedi gerçek kişinin” ibaresi, 30/7/2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanunun 31
inci maddesiyle “gerçek veya tüzel en az yedi kişinin” olarak değiştirilmiş ve
metne işlenmiştir.
(2) Bu arada yer
alan,”yerleşim yeri, kurucuları” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı
Kanunun 38 inci maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.
IV. Tüzel kişiliğin
kazanılması
1. Kazanma anı
Madde 59-
Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim
yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik
kazanırlar.
Kuruluş bildiriminin
içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte gösterilir.
2. İnceleme
Madde 60-Kuruluş
bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir
tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.
Kuruluş bildiriminde,
tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık
tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl
kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde
belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük
mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava
açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı
mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de
isteyebilir.
Kuruluş bildiriminde,
tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu
aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet derhâl
derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.
3. Dernek tüzüğünün
ilânı
Madde 61-(Mülga:
4/11/2004-5253/38 md.)
4. İlk genel kurul
toplantısı
Madde
62-(Değişik: 4/11/2004-5253/38 md.)
Dernekler, 60 ıncı maddenin son
fıkrası gereğince yapılan yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde ilk genel
kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını oluşturmakla yükümlüdürler.
B. Üyelik
I. Kazanılması
1. Kural
Madde 63-
Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye
zorlanamaz.
2. Koşulları
Madde 64-
Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye
olma hakkına sahiptir.(1)
Yazılı olarak yapılacak
üyelik başvurusu, (...)(2) dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün
içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu
kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.
II. Sona ermesi
1. Kendiliğinden
Madde 65-
Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin
dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.
2. Çıkma ile
Madde 66-
Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye (...)(1) yazılı
olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.
__________________
(1) 30/7/2003 tarihli ve
4963 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle, 64 üncü maddenin birinci fıkrasında yer
alan "gerçek kişi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile tüzel kişiler" ibaresi
eklenmiş; 33 üncü maddesiyle, 66 ncı maddesinde yer alan "altı ay önceden"
ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
(2) Bu arada yer
alan,”tüzükte başkaca bir düzenleme yoksa,” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253
sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.
3. Çıkarılma ile
Madde 67-
Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir.
Tüzükte çıkarma
sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı
iddiasıyla itiraz edilemez.
Tüzükte çıkarma
düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına,
haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.
III. Kapsamı
1. Üyelerin hakları
a. Eşitlik ilkesi
Madde 68-
Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil, ırk,
renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez; eşitliği
bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamaz.
Her üyenin, derneğin
faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.
Dernekten çıkan veya
çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia edemez.
b. Oy hakkı
Madde 69-
Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak
zorundadır.
Onursal üyelerin oy
hakkı yoktur.
2. Üyelerin
yükümlülükleri
a. Ödenti verme borcu
Madde 70-
Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler,
dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu
ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte
bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır.
Onursal üyeler ödenti
vermek zorunda değildir.
b. Diğer
yükümlülükler
Madde 71-
Üyeler, dernek düzenine uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.
Her üye, derneğin
amacına uygun davranmak, özellikle amacın gerçekleşmesini güçleştirici veya
engelleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
C. Organlar
I. Genel olarak
Madde 72-
Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.
Dernekler zorunlu
organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara
zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.
II. Genel kurul
1. Niteliği ve
oluşumu
Madde 73-
Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden
oluşur.
2.Toplanması
a. Olağan toplantı
Madde 74-
Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine
toplanır.
(Değişik ikinci
fıkra: 4/11/2004-5253/38 md.) Olağan
genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur.
b. Olağanüstü
toplantı
Madde 75-
Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek
üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü
toplantıya çağrılır.
Yönetim kurulu, genel
kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi,
üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
c. Toplantısız veya
çağrısız alınan kararlar
Madde 76-
Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile
dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya
gelerek aldığı kararlar geçerlidir.
Bu şekilde karar
alınması olağan toplantı yerine geçmez.
3. Toplantıya çağrı
Madde 77-
Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu
amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, (...)(1) üyelere
(...)(1) bildirilir.
Toplantıya çağrı usulü
ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir.
4. Toplantı yeri ve
toplantı yeter sayısı
Madde 78-
Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin
bulunduğu yerde yapılır.
Genel kurul, katılma
hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi
hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması
sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz.
Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam
sayısının iki katından az olamaz.
Genel kurul toplantısı,
bir defadan fazla geri bırakılamaz.
5. Toplantı usulü
Madde 79-
Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir
başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir.
Genel kurul
toplantısında yalnız gündemde yer alan Maddeler görüşülür. Ancak, toplantıda
hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak
istenen konuların gündeme alınması zorunludur.
(Mülga üçüncü fıkra:
4/11/2004-5253/38 md.)
______________
(1) Bu arada yer alan
“yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda üyelere bir yazıyla”
şeklindeki ibare, (4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci maddesinde
“yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda bir yazıyla” ibareleri madde
metninden çıkarılmıştır.) hükmüne istinaden madde metninden çıkarılmıştır.
6. Genel kurulun
görev ve yetkileri
Madde 80-
Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir;
dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri
görür.
Genel kurul, derneğin
diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden
alabilir.
7. Genel kurul
kararları
a. Karar yeter sayısı
Madde 81-
Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu
kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya
katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.
b. Oy hakkından
yoksunluk
Madde 82-
Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir
hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy
kullanamaz.
(Ek fıkra:
30/7/2003-4963/34 md.)
Tüzel kişi adına oy
kullanacak kişi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
c. Kararın iptali
Madde 83-
Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul
kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde;
toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay
içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak
suretiyle kararın iptalini isteyebilir.
Diğer organların
kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası
açılamaz.
Genel kurul kararlarının
yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır.
III. Yönetim kurulu
1. Oluşumu
Madde 84-
Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde
belirtilen sayıda üyeden oluşur.
Yönetim kurulu üye
sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına düşerse; genel
kurul, kalan yönetim kurulu üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde
toplantıya çağrılır. Çağrı yapılmazsa, üyelerden birinin istemi üzerine, sulh
hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
2. Görevleri
Madde 85-
Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve
dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir.
Temsil görevi, yönetim
kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.
IV. Denetim kurulu
Madde 86-
Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde
belirtilen sayıda üyeden oluşur.
Denetim kurulu,
denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre yapar;
denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.
D. Sona erme
I. Kendiliğinden
Madde 87-
Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:
1. Amacın gerçekleşmesi,
gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya sürenin sona ermesi,
2. İlk genel kurul
toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların
oluşturulmamış olması,
3. Borç ödemede acze
düşmüş olması,
4. Tüzük gereğince
yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,
5. Olağan genel kurul
toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.
Her ilgili, sulh
hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir.
II. Genel kurul
kararı ile
Madde 88-
Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar verebilir.
III. Mahkeme kararı
ile
Madde 89-
Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının
veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir.
Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.
E. Derneklerin
faaliyetleri
I. Genel olarak
Madde 90-
Dernekler, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma
konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunurlar.
Yasaklanan veya izne
bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli özel kanun hükümleri saklıdır.
Dernek faaliyetleri ile
ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle
mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı verilebilir.
II. Uluslararası
faaliyet
1. Faaliyet
serbestliği
Madde 91-(Değişik:
2/1/2003-4778/34 md.)
Dernekler, tüzüklerinde
gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette ve
işbirliğinde bulunabilirler, yurt dışında şube açabilirler ve yurt dışında
kurulmuş dernek veya kuruluşlara üye olarak katılabilirler.
2. Yabancı dernekler
Madde 92-(Değişik:
2/1/2003-4778/35 md.)
Yabancı dernekler, (...)(1)Dışişleri
Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye’de
faaliyette ve işbirliğinde bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar
kurabilir ve kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler.
III. Yabancıların
dernek kurma hakkı
Madde 93-
Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, (...)(1)dernek
kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.
Onursal üyelik için bu
koşul aranmaz.
___________________
(1) 92 nci maddede
yer alan “uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde ve
karşılıklı olmak koşuluyla”ibaresi ile 93 üncü maddede yer alan “karşılıklı
olmak koşuluyla” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci
maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.
F. Derneklerin
örgütlenmesi
I. Şube açmaları
1. Kuruluşu
Madde 94-
Dernekler, gerekli görülen yerlerde genel kurul kararıyla şube açabilirler. Bu
amaçla dernek yönetim kurulunca yetki verilen en az üç kişilik kurucular kurulu,
şube açılacak yerin en büyük mülkî amirine şube kuruluş bildirimini ve gerekli
belgeleri verir.
(Mülga ikinci fıkra:
30/7/2003-4963/35 md.)
Şube kuruluş
bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte gösterilir.
2. Şubenin organları
ve uygulanacak hükümler
Madde 95-
Her şubede genel kurul ve yönetim kurulu ile denetim kurulu veya denetçi
bulunması zorunludur.
Bu organların görev ve
yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri
uygulanır.
II. Üst kuruluşlar
kurmaları
1. Federasyon
Madde 96-
Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az beş derneğin, amaçlarını
gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her federasyonun bir
tüzüğü bulunur.
Federasyon, kuruluş
bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî amirine
verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
2. Konfederasyon
Madde 97-
Konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun, amaçlarını
gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her konfederasyonun bir
tüzüğü bulunur.
Konfederasyon, kuruluş
bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî amirine
verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
3. Ortak hükümler
Madde 98-
Dernekler, bağlı oldukları federasyonun; federasyonlar da bağlı oldukları
konfederasyonun genel kurulunda en az üçer üye ile temsil olunurlar. Temsilci
üyeler, ilgili derneklerin ve federasyonların genel kurullarınca seçilirler.
Federasyon ve
konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.
G. Dernek gelirleri
Madde 99-
Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya dernek
malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur.
H. Saklı hükümler
Madde 100-
Kamuya yararlı dernekler ve özel kanunlarla kurulan dernekler hakkındaki özel
hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VAKIFLAR
A. Kuruluşu
I.Tanımı
Madde 101-
Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli
bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.
Bir malvarlığının bütünü
veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik
değeri olan haklar vakfedilebilir.
(İptal üçüncü fıkra:
Anayasa Mahkemesi’nin 17/4/2008 tarihli ve E.: 2005/14, K.: 2008/92 sayılı
Kararı ile.)
Cumhuriyetin Anayasa ile
belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî
birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını
desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.
II. Kuruluş şekli
Madde 102-
Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf,
yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik
kazanır.
Resmî senetle vakıf
kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe
düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile
özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır.
Mahkemeye başvurma,
resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa
dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi
üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.
Başvurulan mahkeme, mal
ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.
III. Temyiz ve iptal
Madde 103-
Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran
veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü
veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde iptal
davası açabilirler.
IV. Tescil ve ilân
Madde 104-
Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan
sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile
kaydolunur.
Tescil kararı, başka bir
mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim
yeri mahkemesine gönderilir.
Yerleşim yeri
mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî
sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.
Tescil ve ilân tüzük
hükümlerine göre yapılır.
V. Mal ve hakların
kazanılması ve sorumluluk
Madde 105-
Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa
geçer.
Tescile karar veren
mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu
idaresine bildirir.
Ölüme bağlı tasarrufla
kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve
haklarla sınırlıdır.
B. Vakıf senedi
I. İçeriği
Madde 106-
Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın
örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir.
II. Noksanlıklar
Madde 107-
Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince
belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan
başvurunun reddini gerektirmez.
Bu tür noksanlıklar,
tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan
sonra da denetim makamının başvurusu üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü
alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır.
Tescili istenen vakfa
ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli
değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve
haklar, denetim makamının görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir
vakfa özgülenir.
C. Mirasçıların ve
alacaklıların dava hakkı
Madde 108-
Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı
tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
D. Vakfın örgütü
I. Genel olarak
Madde 109-
Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde
gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir.
II. Çalıştırılanlara
ve işçilere yardım vakfı
Madde 110-
Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara,
vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle
yükümlüdürler.
Vakfa ödenti veren
çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime
katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.
Vakfın malvarlığının
çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün
işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için
yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.
Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla
isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin
kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.
Çalıştırılanlara ve
işçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan
yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf
senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı
görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.
E. Denetim
Madde 111-
Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf
mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca
uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst
kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun
hükümlerine tabidir.
(Mülga ikinci fıkra:
20/2/2008-5737/80 md.)
F. Yönetimin, amacın
ve malların değiştirilmesi
I. Yönetimin
değiştirilmesi(1)
Madde 112-
Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının
istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü,
yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
Mahkeme, denetim
makamının başvurusu üzerine, (...)(1)
duruşma yaparak yöneticileri görevden
alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir.
II. Amacın ve malların değiştirilmesi
Madde 113-
Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca bağlı
kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hâle gelmiş ise mahkeme, vakfın
yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı
görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.
Amacın gerçekleşmesini
önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve yükümlülüklerin
kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır.
Amaca özgülenen mal ve
hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini
haklı kılan sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının
başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe
izin verebilir.
G. Yıllık rapor
Madde 114-
Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait
malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim makamına bildirir
ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.
H. Faaliyetten geçici
alıkoyma
Madde 115-
İçişleri Bakanlığı, Anayasada öngörülen hâllerde ve belirlenen usullere uygun
olarak, denetim makamının da görüşünü almak suretiyle mahkemece bir karar
verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhâl
mahkemeye başvurur. Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar.
İ. Vakfın sona ermesi
Madde 116-
Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak
bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla
sicilden silinir.
Yasak amaç güttüğü veya
yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan
vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya
da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.
J. Diğer hükümler
Madde 117-
Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.
Derneklerin uluslararası
faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler kıyas
yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.
Kamuya yararlı veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki
özel hükümler saklıdır.
–––––––––––––––––––
(1) Anayasa Mahkemesi’nin 27/11/2007 tarihli
ve E.:2002/162, K.:2007/89 sayılı Kararıyla; bu maddenin ikinci fıkrasında yer
alan “…tüzükte gösterilen sebeplerle…”
ibaresi iptal edilmiştir.
İKİNCİ KİTAP
AİLE HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
EVLİLİK HUKUKU
BİRİNCİ BÖLÜM
EVLENME
BİRİNCİ AYIRIM
NİŞANLILIK
A. Nişanlanma
Madde 118-Nişanlanma,
evlenme vaadiyle olur.
Nişanlanma, yasal
temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.
B. Nişanlılığın
hükümleri
I. Dava hakkının
bulunmaması
Madde 119-
Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hâli
için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan
ödemeler de geri istenemez.
II. Nişanın
bozulmasının sonuçları
1. Maddî tazminat
Madde 120-
Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan
taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan
taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı
harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat
vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.
Tazminat istemeye hakkı
olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar
altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.
2. Manevî tazminat
Madde 121-Nişanın
bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer
taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
III. Hediyelerin geri
verilmesi
Madde 122-
Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine
veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş
oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen veya mislen
geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.
IV. Zamanaşımı
Madde 123-
Nişanlılığınsona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar.
İKİNCİ AYIRIM
EVLENME EHLİYETİ VE
ENGELLERİ
A. Ehliyetin
koşulları
I. Yaş
Madde 124-
Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hâkim olağanüstü
durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya
kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba
veya vasi dinlenir.
II. Ayırt etme gücü
Madde 125-
Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
III. Yasal
temsilcinin izni
1. Küçükler hakkında
Madde 126-
Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
2. Kısıtlılar
hakkında
Madde 127-
Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
3. Mahkemeye başvurma
Madde 128-
Hâkim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi
dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin
verebilir.
B. Evlenme engelleri
I. Hısımlık
Madde 129-
Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:
1. Üstsoy ile altsoy
arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,
2. Kayın hısımlığı
meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin
üstsoyu veya altsoyu arasında,
3. Evlât edinen ile
evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.
II. Önceki evlilik
1. Sona erdiğinin
ispatı
a. Genel olarak
Madde 130-
Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat
etmek zorundadır.
b. Gaiplik durumunda
Madde 131-
Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar
verilmedikçe yeniden evlenemez.
Kaybolanın eşi evliliğin
feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile
isteyebilir.
Ayrı bir dava ile
evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.
2. Kadın için bekleme
süresi
Madde 132-Evlilik
sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe
evlenemez.
Doğurmakla süre biter.
Kadının önceki
evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin
yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.
III. Akıl hastalığı
Madde 133-
Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu
raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
EVLENME BAŞVURUSU VE
TÖRENİ
A. Başvuru
I. Başvuru makamı
Madde 134-
Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme
memurluğuna birlikte başvururlar.
Evlendirme memuru,
belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur,
köylerde muhtardır.
II. Şekli
Madde 135-
Başvuru, evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü olarak yapılır.
III. Belgeler
Madde 136-
Erkek ve kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki
evliliği sona ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya kısıtlı ise ayrıca
yasal temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel
hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memurluğuna
vermek zorundadır.
IV. Başvurunun
incelenmesi ve reddi
Madde 137-
Evlendirme memuru, evlenme başvurusunu ve buna eklenmesi gereken belgeleri
inceler. Başvuruda bir noksanlık görürse bunu tamamlar veya tamamlattırır.
Başvurunun usulüne uygun
olarak yapılmadığı veya evleneceklerden birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da
evlenmeye yasal bir engel bulunduğu anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve
durum evleneceklere yazıyla hemen bildirilir.
V. Redde itiraz ve
yargılama usulü
Madde 138-
Evleneceklerden her biri evlendirme memurunun ret kararına karşı mahkemeye
başvurabilir. İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin karara bağlanır.
Ancak, mutlak butlan
sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret kararlarına karşı açılan davalar,
basit yargılama usulüyle (…) (1) görülür. (1)
B. Evlenme töreni ve
tescil
I. Koşulları
1. Evlenme izni
Madde 139-
Evlendirme memuru, evlenme koşullarının varlığını tespit ederse veya ret kararı
mahkemece kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün ve saatini bildirir veya
isterlerse evlenme izni belgesini verir.
––––––––––––––
(1) 31/3/2011 tarihli
ve 6217 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan
“ve Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasıyla”
ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
Evlenme izni belgesi,
verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde evleneceklere herhangi bir
evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.
2. Evlenmenin
yapılamaması
Madde 140-
Evlenme koşullarının bulunmadığının anlaşılması veya belgelerin verilmesinden
başlayarak altı ayın geçmesi hâlinde, evlendirme memuru evlenme törenini
yapamaz.
II. Yapılışı
1. Tören yeri
Madde 141-Evlenme
töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip
ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Ancak, tören evleneceklerin istemi
üzerine evlendirme memurunun uygun bulacağı diğer yerlerde de yapılabilir.
2. Törenin şekli
Madde 142-
Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip
istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri
anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun
olarak yapılmış olduğunu açıklar.
3. Aile cüzdanı ve
dinî tören
Madde 143-
Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı
gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli
olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.
C. Yönetmelik
Madde 144-
Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili
diğer konular yönetmelikle düzenlenir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
BATIL OLAN EVLENMELER
A. Mutlak butlan
I. Sebepleri
Madde 145-
Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin
evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden birinin
evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde
evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında
evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
II. Dava açma görevi
ve hakkı
Madde 146-
Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.
Bu dava, ilgisi olan
herkes tarafından da açılabilir.
III. Dava hakkının
sınırlanması veya kalkması
Madde 147-
Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen
dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını
isteyebilir.
Ayırt etme gücünün
sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak
butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı
iyileşen eş açabilir.
Evliyken yeniden evlenen
bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse
ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar
verilemez.
B. Nisbî butlan
I. Eşlerin dava hakkı
1. Ayırt etme
gücünden geçici yoksunluk
Madde 148-
Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş,
evlenmenin iptalini dava edebilir.
2. Yanılma
Madde 149-
Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Evlenmeyi hiç
istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak bu
evlenmeye razı olmuşsa,
2. Eşinde bulunmaması
onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede
önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.
3. Aldatma
Madde 150-
Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Eşinin namus ve onuru
hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası
tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,
2. Davacının veya
altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden
gizlenmişse.
4. Korkutma
Madde 151-
Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna
yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş
eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
5. Hak düşürücü süre
Madde 152-
İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin
ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden
beş yıl geçmekle düşer.
II. Yasal temsilcinin
dava hakkı
Madde 153-
Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan
yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.
Bu suretle evlenen kimse
sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar
veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.
C. Butlanı
gerektirmeyen sebepler
I. Bekleme süresine
uymama
Madde 154-
Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.
II. Şekil kurallarına
uymama
Madde 155-
Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer
şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.
D. Butlan kararı
I. Genel olarak
Madde 156-
Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan hâlinde
bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını
doğurur.
II. Sonuçları
1. Çocuklar yönünden
Madde 157-
Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba
iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.
Çocuklar ile ana ve baba
arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
2. Eşler yönünden
Madde 158-
Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu
evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.
Eşler arasındaki mal
rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin
hükümler uygulanır.
E. Mirasçıların dava
hakkı
Madde 159-
Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar
açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında
iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha
önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da
kaybeder.
F. Yetki ve yargılama
usulü
Madde 160-
Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya
ilişkin hükümler uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
BOŞANMA
A. Boşanma sebepleri
I. Zina
Madde 161-
Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin
boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin
üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava
hakkı yoktur.
II. Hayata kast, pek
kötü veya onur kırıcı davranış
Madde 162-
Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek
kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması
sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin
boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin
doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava
hakkı yoktur.
III. Suç işleme ve
haysiyetsiz hayat sürme
Madde 163-
Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve
bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş
her zaman boşanma davası açabilir.
IV. Terk (1)
Madde 164-
Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek
maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta
dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve
istem üzerine hâkim veya noter
tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası
açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep
olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin
istemi üzerine hâkim veya noter,
esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta
dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda
bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak
için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve
ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
V. Akıl hastalığı
Madde 165-
Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez
hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu
raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.
VI. Evlilik
birliğinin sarsılması
Madde 166-
Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede
temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada
belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya
itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması
niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından
korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl
sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul
etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma
kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin
serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile
çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması
şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu
anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin
taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların
ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden
herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın
kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa
olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış
sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
B. Dava
I. Konusu
Madde 167-
Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık
isteyebilir.
––––––––––––––––––
(1) 31/3/2011 tarihli
ve 6217 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu maddenin
birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “hâkim”
ibarelerinden sonra gelmek üzere “veya noter” ibareleri eklenmiş ve metne
işlenmiştir.
II. Yetki
Madde 168-
Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri
veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer
mahkemesidir.
III. Geçici önlemler
Madde 169-
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli
olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve
çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.
C. Karar
I. Boşanma veya
ayrılık
Madde 170-
Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.
Dava yalnız ayrılığa
ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.
Dava boşanmaya
ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde
ayrılığa karar verilebilir.
II. Ayrılık süresi
Madde 171-
Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre
ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
III. Ayrılık
süresinin bitimi
Madde 172-
Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.
Ortak hayat yeniden
kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Boşanmanın sonuçları
düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya
çıkan durumlar göz önünde tutulur.
IV. Boşanan kadının
kişisel durumu
Madde 173-
Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak,
evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse
hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı
kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar
vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına
izin verir.
Koca, koşulların
değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.
V. Boşanmada tazminat
ve nafaka
1. Maddî ve manevî
tazminat
Madde 174-
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha
az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan
olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer
taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
2. Yoksulluk nafakası
Madde 175-
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla
geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün
kusuru aranmaz.
3. Tazminat ve
nafakanın ödenme biçimi
Madde 176-Maddî
tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat
biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
Manevî tazminatın irat
biçiminde ödenmesine karar verilemez.
İrat biçiminde
ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden
evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı
tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan
kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Tarafların malî
durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın
artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat
veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre
ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
4. Yetki
Madde 177-
Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri
mahkemesi yetkilidir.
5. Zamanaşımı
Madde 178-
Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün
kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
VI. Mal rejiminin
tasfiyesi
1. Boşanma hâlinde
Madde 179-
Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler
uygulanır.
2. Ayrılık hâlinde
Madde 180-
Ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre
aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar
verebilir.
VII. Miras hakları
Madde 181-
Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan
önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi
tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
(Değişik ikinci
fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma
davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve
diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
VIII. Çocuklar
bakımından ana ve babanın hakları
1. Hâkimin takdir
yetkisi
Madde 182 -
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı
dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının
düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel
ilişkilerini düzenler.
Velâyetin kullanılması
kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun
özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş,
çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
Hâkim, istem hâlinde
irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda
tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara
bağlayabilir.
2. Durumun değişmesi
Madde 183-
Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi
yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin
istemi üzerine gerekli önlemleri alır.
D. Boşanmada
yargılama usulü
Madde 184-
Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya
ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe,
bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular
hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu
konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları
serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya
ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça
geçerli olmaz.
6. Hâkim, taraflardan
birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
EVLİLİĞİN GENEL
HÜKÜMLERİ
A. Haklar ve
yükümlülükler
I. Genel olarak
Madde 185-
Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.
Eşler, bu birliğin
mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine
beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
Eşler birlikte yaşamak,
birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
II. Konutun seçimi,
birliğin yönetimi ve giderlere katılma
Madde 186-
Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.
Birliği eşler beraberce
yönetirler.
Eşler birliğin
giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.
III. Kadının soyadı
Madde 187-
Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha
sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki
soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece
bir soyadı için yararlanabilir.
B. Birliğin temsili
I. Eşlerin temsil
yetkisi
Madde 188-
Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları
için evlilik birliğini temsil eder.
Ailenin diğer
ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil
edebilir:
1. Diğer eş veya haklı
sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,
2. Birliğin yararı
bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde
olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
II. Sorumluluk
Madde 189-Birliği
temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere karşı
müteselsilen sorumlu olurlar.
Eşlerden her biri,
birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak
sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde
aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.
III. Temsil
yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması
Madde 190-
Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar veya bu yetkiyi kullanmada yetersiz
kalırsa hâkim, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir veya
sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya
sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla bildirebilir.
Temsil yetkisinin
kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sonuç
doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlıdır.
IV. Temsil yetkisinin
geri verilmesi
Madde 191-
Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına ilişkin karar, koşullar
değiştiğinde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim tarafından
değiştirilebilir.
İlk karar ilân edilmiş
ise, değişikliğe ilişkin karar da ilân olunur.
C. Eşlerin meslek ve
işi
Madde 192-
Eşlerden her biri, meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda
değildir. Ancak, meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik
birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur.
D. Eşlerin hukukî
işlemleri
I. Genel olarak
Madde 193-
Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle
her türlü hukukî işlemi yapabilir.
II. Aile konutu
Madde 194-
Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira
sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki
hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan veya
haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini
isteyebilir.
Aile konutu olarak
özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli
şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.(1)
Aile konutu eşlerden
biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana
yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş
diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.
E. Birliğin korunması
I. Genel olarak
Madde 195 -
Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik
birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı
ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.
_______________________________
(1) 6/2/2014 tarihli ve
6518 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan
“şerhin verilmesini” ibaresinden sonra gelmek
üzere “tapu müdürlüğünden” ibaresi eklenmiştir.
Hâkim, eşleri
yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak
rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
Hâkim, gerektiği
takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.
II. Eşler birlikte
yaşarken
Madde 196 -
Eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, ailenin geçimi için her birinin yapacağı
parasal katkıyı belirler.
Eşin ev işlerini
görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması, katkı
miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.
Bu katkılar, geçmiş bir
yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.
III. Birlikte
yaşamaya ara verilmesi
Madde 197 -
Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin
huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara
verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine
birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya
ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Eşlerden biri, haklı bir
sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın
başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde
bulunabilir.
Eşlerin ergin olmayan
çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen
hükümlere göre gereken önlemleri alır.
IV. Borçlulara ait
önlemler
Madde 198 -
Eşlerden biri, birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmezse,
hâkim onun borçlularına, ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe yapmalarını
emredebilir.
V. Tasarruf
yetkisinin sınırlanması
Madde 199 -
Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir
yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi
üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak
onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir.
Hâkim bu durumda gerekli
önlemleri alır.
Hâkim, eşlerden birinin
taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne
şerhedilmesine karar verir.
VI. Durumun değişmesi
Madde 200 -
Koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli
değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır.
VII. Yetki
Madde 201 -
Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme
eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
Eşlerin yerleşim yerleri
farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise, yetkili mahkeme
ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir.
Önlemlerin
değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem
kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse,
yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
EŞLER ARASINDAKİ MAL
REJİMİ
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Yasal mal rejimi
Madde 202-
Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.
Eşler, mal rejimi
sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.
B. Mal rejimi
sözleşmesi
I. Sözleşmenin
içeriği
Madde 203-
Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar,
istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir,
kaldırabilir veya değiştirebilirler.
II. Sözleşme ehliyeti
Madde 204-
Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından
yapılabilir.
Küçükler ile kısıtlılar,
yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.
III. Sözleşmenin
şekli
Madde 205-
Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak,
taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı
olarak da bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin
taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.
C. Olağanüstü mal
rejimi
I. Eşlerden birinin
istemi ile
1. Karar
Madde 206-
Haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal
rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.
Özellikle aşağıdaki
hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:
1. Diğer eşe ait
malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin, istemde
bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin,
ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken
rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin, istemde
bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi
vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin sürekli
olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.
Eşlerden biri ayırt etme
gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak
mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
2. Yetki
Madde 207-
Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Mal ayrılığına
geçişten dönme
Madde 208-
Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal
rejimini kabul edebilirler.
Mal ayrılığına geçişi
gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde hâkim, eşlerden birinin istemi
üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.
II. Cebrî icra
hâlinde
1. İflâsta
Madde 209-
Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflâsına karar verildiği
takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.
2. Hacizde
Madde 210-
Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan
alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hâkimden mal ayrılığına karar
verilmesini isteyebilir.
Alacaklının istemi her
iki eşe yöneltilir.
Yetkili mahkeme,
borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Eski rejime dönme
Madde 211-
Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, mal
ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.
Eşler, mal rejimi
sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.
III. Önceki rejimin
tasfiyesi
Madde 212 -
Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler
arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre
yapılır.
D. Alacaklıların
korunması
Madde 213 -
Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden
birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri
malları sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine böyle mallar
geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların
borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini
sorumluluktan kurtarabilir.
E. Mal rejiminin
tasfiyesi davalarında yetki
Madde 214 -
Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda,
aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
1. Mal rejiminin ölümle
sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin
iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu
davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer durumlarda
davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.
F. Bir eşin
mallarının diğeri tarafından yönetimi
Madde 215 -
Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe
bırakması hâlinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekâlet hükümleri uygulanır.
G. Envanter
Madde 216-
Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmî senetle
yapılmasını isteyebilir.
Bu envanter, malların
getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça
bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.
H. Eşler arasındaki
borçlar
Madde 217-
Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber
bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek
derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum
ve koşullar gerektiriyorsa, hâkim istemde bulunan eşi güvence göstermekle
yükümlü tutar.
İKİNCİ AYIRIM
EDİNİLMİŞ MALLARA
KATILMA
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
Madde 218-
Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin
kişisel mallarını kapsar.
II. Edinilmiş mallar
Madde 219-
Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek
elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Bir eşin edinilmiş
malları özellikle şunlardır:
1. Çalışmasının
karşılığı olan edinimler,
2. Sosyal güvenlik veya
sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan
sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
3. Çalışma gücünün kaybı
nedeniyle ödenen tazminatlar,
4. Kişisel mallarının
gelirleri,
5. Edinilmiş malların
yerine geçen değerler.
III. Kişisel mallar
1. Kanuna göre
Madde 220-
Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin
yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin
başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla
ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı
değerleri,
3. Manevî tazminat
alacakları,
4. Kişisel mallar yerine
geçen değerler.
2. Sözleşmeye göre
Madde 221-
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti
sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin
kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi
sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını
da kararlaştırabilirler.
IV. İspat
Madde 222 -
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat
etmekle yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait
olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.
Bir eşin bütün malları,
aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.
B. Yönetim,
yararlanma ve tasarruf
Madde 223 -
Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını
yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına
sahiptir.
Aksine anlaşma
olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki
payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.
C. Üçüncü kişilere
karşı sorumluluk
Madde 224 -
Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
D. Mal rejiminin sona
ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
Madde 225 -
Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona
erer.
Mahkemece evliliğin
iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine
karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona
erer.
II. Malların geri
alınması ve borçlar
1. Genel olarak
Madde 226 -
Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Tasfiye sırasında, paylı
mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan
yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin
payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.
Eşler karşılıklı
borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.
2. Değer artış payı
Madde 227 -
Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya
korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye
sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak
hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre
hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri
esas alınır.
Böyle bir malın daha
önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı
hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı bir
anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da
değiştirebilirler.
III. Eşlerin
paylarının hesaplanması
1. Kişisel malların
ve edinilmiş malların ayrılması
Madde 228-
Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi
anındaki durumlarına göre ayrılır.
Eşlerden birine sosyal
güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş
gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat
yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre
ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan
sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse,
tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.
2. Eklenecek değerler
Madde 229-
Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:
1. Eşlerden birinin mal
rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan,
olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
2. Bir eşin mal
rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla
yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın
kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan
üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
3. Kişisel mallar ile
edinilmiş mallar arasında denkleştirme
Madde 230-
Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş
mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında
denkleştirme istenebilir.
Her borç, ilişkin
bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu
anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.
Bir mal kesiminden diğer
kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda
bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına
ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa
hakkaniyete göre yapılır.
4. Artık değer
Madde 231-
Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak
üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar
çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
Değer eksilmesi göz
önüne alınmaz.
IV. Değerin
belirlenmesi
1. Sürüm değeri
Madde 232-
Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.
2. Gelir değeri
a. Genel olarak
Madde 233 -
Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya da
altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı
olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma
alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır.
Tarımsal işletmenin
maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer artışı
payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden
hesaplanmasını isteyebilir.
Değerlendirmeye ve
işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku hükümleri
kıyas yoluyla uygulanır.
b. Özel hâller
Madde 234-
Özel hâller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda
artırılabilir.
Özellikle sağ kalan eşin
geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca tarımsal işletme
kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya malî durumu özel hâllerden
sayılır.
3. Değerlendirme
anı
Madde
235- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye
anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.
Edinilmiş mallara
hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak
hesaplanır.
V. Artık değere
katılma
1. Kanuna göre
Madde 236-
Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi
olurlar. Alacaklar takas edilir.
Zina veya hayata kast
nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının
hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.
2. Sözleşmeye göre
a. Genel olarak
Madde 237-
Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.
Bu tür anlaşmalar,
eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını
zedeleyemez.
b. İptal, boşanma
veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında
Madde 238-
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal
ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, kanundaki artık değere
katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde
bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VI. Katılma
alacağının ve değer artış payının ödenmesi
1. Ödeme ve
ertelenmesi
Madde 239-
Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Aynî
ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış
birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Katılma alacağının ve
değer artış payının derhâl ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa,
borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa,
tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına
faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence
istenebilir.
2. Aile konutu ve ev
eşyası
Madde 240-
Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup
birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek,
yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını
isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.
Sağ kalan eş, aynı
koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını
isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı
hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa
veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.
Sağ kalan eş,
mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı
meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları
kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.
3. Üçüncü kişilere
karşı dava
Madde 241-
Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını
karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba
katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü
kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.
Dava hakkı, alacaklı eş
veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak
bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle
düşer.
Yukarıdaki fıkra
hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
MAL AYRILIĞI
A. Yönetim,
yararlanma ve tasarruf
Madde 242-
Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi
malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
B. Diğer hükümler
Madde 243-
İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı
mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI
A. Yönetim,
yararlanma ve tasarruf
I. Genel olarak
Madde 244-
Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim,
yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
II. İspat
Madde 245-
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat
etmekle yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait
olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.
B. Borçlardan
sorumluluk
Madde 246-
Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
C. Mal rejiminin sona
ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
Madde 247-
Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona
erer.
Mahkemece evliliğin
iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine
karar verilmesi hâllerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere
sona erer.
II. Malların geri
alınması ve paylı malın verilmesi
1. Genel olarak
Madde 248-
Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Paylaşmalı mal ayrılığı
rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler
yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı
mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Katkıdan doğan hak
Madde 249-
Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın
katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında
hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.
Aynı istem, paylaştırma
dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.
III. Aileye özgülenen
mallar
1. Kural
Madde 250-
Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından sonra
edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile
ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya
bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler arasında
eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Manevî tazminat
alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın
açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla
edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
2. Paylaşmaya aykırı
davranışlar
Madde 251-
Eşlerden biri, diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı
karşılıksız olarak elden çıkardığı takdirde hâkim, diğer eşin alacağı
denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun olarak belirler.
Mal rejiminin sona
ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler
dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak kastıyla
yapıldığı varsayılır.
Bu tür kazandırmalara
ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması
koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
3. Paylaştırma
isteminin reddi
Madde 252-
Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin payının
hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.
4. Paylaştırma
yöntemi
Madde 253-
Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır. Buna olanak yoksa bedel eklemek
suretiyle paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel,
malların tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada
paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.
Denkleştirme bedelinin
derhal ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin
uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa,
tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz yürütülür;
durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.
IV. Aile konutu ve ev
eşyası
1. İptal veya boşanma
hâlinde
Madde 254-
Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, ailenin ortak
kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan
konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda
eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu
kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.
Eşlerin aile konutunda
kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda
anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, olayın özelliklerini,
eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz
önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma
kararıyla birlikte re'sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini
belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir.
Hâkim aksine karar
vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu
süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması hâlinde, diğer
taraf hâkimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.
Eşler konutta kira ile
oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına
karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye
almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte
re'sen karar verilir.
2. Ölüm hâlinde
Madde 255-
Eşlerden birinin ölümü hâlinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası
veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde
kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir
bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı
hâlinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan birinin istemi
üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar
verilebilir.
Sağ kalan eş,
mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı
meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları
kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.
BEŞİNCİ AYIRIM
MAL ORTAKLIĞI
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
Madde 256-
Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar.
II. Ortaklık malları
1. Genel mal
ortaklığı
Madde 257-
Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki
malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.
Eşler, ortaklık
mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.
Hiçbir eş, ortaklık payı
üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.
2. Sınırlı mal
ortaklığı
a. Edinilmiş mallarda
ortaklık
Madde 258-
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık
kabul edebilirler.
Kişisel malların
gelirleri de bu ortaklığa dahildir.
b. Diğer mal
ortaklıkları
Madde 259 -
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini,
özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası
için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.
Aksi sözleşmede
öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.
III. Kişisel mallar
Madde 260-
Kişisel mallar, mal rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması
veya kanunla belirlenir.
Eşlerden her birinin
sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevî tazminat alacakları
kanundan dolayı kişisel malıdır.
Bir eşin saklı pay
olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa
dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak
kazandırılamaz.
IV. İspat
Madde 261-
Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık
malı sayılır.
B. Yönetim ve
tasarruf
I. Ortaklık
mallarında
1. Olağan yönetim
Madde 262-
Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.
Olağan yönetim sınırları
içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda
tasarrufta bulunabilir.
2. Olağanüstü yönetim
Madde 263-
Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin
rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda
tasarrufta bulunabilir.
Rızanın bulunmadığını
bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.
Evlilik birliğinin
temsiline ilişkin hükümler saklıdır.
3. Ortaklık malları
ile meslek veya sanat icrası
Madde 264-
Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir
meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukukî
işlemleri yapabilir.
4. Mirasın kabulü
veya reddi
Madde 265-
Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek olan bir
mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.
Diğer eşin rızasının
alınmasına olanak bulunamazsa veya bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep
olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine
başvurabilir.
5. Sorumluluk ve
yönetim giderleri
Madde 266-
Mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla ilgili
işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.
Yönetim giderleri
ortaklık mallarından karşılanır.
II. Kişisel mallar
Madde 267-
Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve
bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Kişisel mallara giren
gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.
C. Üçüncü kişilere
karşı sorumluluk
I. Ortaklık borçları
Madde 268-
Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla
sorumludur:
1. Evlilik birliğini
temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan,
2. Ortaklık mallarını
veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra
edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,
3. Diğer eş için de
kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,
4. Kişisel mal yanında
ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle
anlaşarak yaptığı borçlardan.
II. Kişisel borçlar
Madde 269-
Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının
değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.
Ortaklığın
zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.
D. Eşler arasındaki
borçlar
Madde 270 -
Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber
bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek
derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum
ve koşullar gerektiriyorsa hâkim, istemde bulunan eşi güvence göstermekle
yükümlü tutar.
E. Mal rejiminin sona
ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
Madde 271 -
Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya
eşlerden biri hakkında iflâsın açılmasıyla son bulur.
Mahkemece evliliğin
iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine
karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona
erer.
Ortaklık mallarıyla
kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih
esas alınır.
II. Kişisel mala
ekleme
Madde 272 -
Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan
toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan
ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca
uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona
erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri
ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.
III. Kişisel mal ile
ortaklık malı arasındaki denkleştirme
Madde 273 -
Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık
mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında
denkleştirme istenebilir.
Her borç, ilişkin
bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu
anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.
IV. Değer artış payı
Madde 274-
Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren
malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda
bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin
hükümler uygulanır.
V. Değer belirlenmesi
Madde 275 -Mal
rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde tasfiye anı
esas alınır.
VI. Paylaşma
1. Ölüm veya diğer bir
mal rejiminin kabulü hâlinde
Madde 276-
Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal
ortaklığının sona ermesi hâlinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının
yarısı verilir.
Mal rejimi sözleşmesiyle
başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.
Bu tür anlaşmalar
altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.
2. Diğer hâllerde
Madde 277-
Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı
gereğince mal ayrılığına geçiş hâllerinde, her eş edinilmiş mallara katılma
rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.
Geri kalan ortaklık
malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Yasal paylaşmanın
değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça
öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VII. Paylaşma usulü
1. Kişisel mallar
Madde 278-
Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi hâlinde sağ kalan eş,
edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına
mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Aile konutu ve ev
eşyası
Madde 279-
Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına dahil ise,
sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine verilmesini
isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı
hâlinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının istemiyle bunlar
üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.
Mal ortaklığı rejiminin
ölüm dışındaki bir sebeple son bulması hâlinde, eşlerden her biri, üstün bir
yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri ileri sürebilir.
3. Diğer malvarlığı
değerleri
Madde 280-
Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer malvarlığı
değerlerinin de payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
4. Diğer paylaşma
kuralları
Madde 281-
Diğer hâllerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas
yoluyla uygulanır.
İKİNCİ KISIM
HISIMLIK
BİRİNCİ BÖLÜM
SOYBAĞININ KURULMASI
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Genel olarak
soybağının kurulması
Madde 282-
Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında
soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât
edinme yoluyla da kurulur.
B. Davada yetki ve
yargılama usulü
I. Yetki
Madde 283 -Soybağına
ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri
mahkemesinde açılır.
II. Yargılama usulü
Madde 284-Soybağına
ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu uygulanır:
1. Hâkim maddî olguları
re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder.
2. Taraflar ve üçüncü
kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike
yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı,
hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve
koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.
İKİNCİ AYIRIM
KOCANIN BABALIĞI
A. Babalık karinesi
Madde 285 -
Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde
doğan çocuğun babası kocadır.
Bu süre geçtikten sonra
doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının
ispatıyla mümkündür.
Kocanın gaipliğine karar
verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden
işlemeye başlar.
B. Soybağının reddi
I. Dava hakkı
Madde 286 -
Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava
ana ve çocuğa karşı açılır.
Çocuk da dava hakkına
sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır.
II. İspat
1. Evlilik içinde ana
rahmine düşme
Madde 287-
Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat
etmek zorundadır.
Evlenmeden başlayarak en
az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en
fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır.
2. Evlenmeden önce
veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme
Madde 288 -
Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse,
davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.
Ancak, gebe kalma
döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı
kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.
III. Hak düşürücü
süreler
Madde 289-
Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka
bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir
yıl, (…) (1) içinde açmak zorundadır. (1)
Çocuk, ergin olduğu
tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.
Gecikme haklı bir sebebe
dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye
başlar.
–––––––––––
(1) Bu fıkrada yer
alan “…her hâlde doğumdan
başlayarak beş yıl…” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin 25/6/2009 tarihli ve E.:
2008/30, K.: 2009/96 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
C. Karinelerin
çakışması
Madde 290-
Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu
arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır.
Bu karine çürütülürse
ilk evlilikteki koca baba sayılır.
D. Diğer ilgililerin
dava hakkı
Madde 291- Dava
açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi
ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu,
anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü,
sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı
alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını
açabilir.
Ergin olmayan çocuğa
atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, (…)
(1) içinde soybağının reddi davasını açar. (1)
Kocanın açacağı
soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
E. Sonradan evlenme
I. Koşulu
Madde 292-
Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde
kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur.
II. Bildirim
Madde 293-
Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya
evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus
memuruna bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış
olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını
engellemez.
Daha önce tanıma veya
babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince,
nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.
III. İtiraz ve iptal
Madde 294-
Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme
yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba
olmadığını ispatla yükümlüdür.
Çocuğun altsoyu da,
çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması hâlinde
itiraz hakkına sahiptir.
Tanımanın iptaline
ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
TANIMA VE BABALIK HÜKMÜ
A. Tanıma
I. Koşulları ve şekli
Madde 295-
Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî
senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur.
Tanıma beyanında bulunan
kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir.
Başka bir erkek ile
soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.
–––––––––––––
(1) Bu fıkrada yer
alan “...her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl...” ibaresi, 10/12/2013
tarihli ve 28847 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin
10/10/2013 tarihli ve E.: 2013/62, K.: 2013/115 sayılı Kararı ile iptal
edilmiştir.
II. Bildirim
Madde 296-
Beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi açan
hâkim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına
bildirir.
Çocuğun kayıtlı
bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet altında
ise vesayet makamına bildirir.
III. İptal davası
1. Tanıyanın dava
hakkı
Madde 297-
Tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava
edebilir.
İptal davası anaya ve
çocuğa karşı açılır.
2. İlgililerin dava
hakkı
a. Genel olarak
Madde 298-
Ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer
ilgililer tanımanın iptalini dava edebilirler.
Dava tanıyana, tanıyan
ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
b. İspat yükü
Madde 299-
Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Ana veya çocuk
tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükü,
tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin
inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.
3. Hak düşürücü
süreler
Madde 300-
Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin
ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden
beş yıl geçmekle düşer.
İlgililerin dava hakkı,
davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği
tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle
düşer.
Çocuğun dava hakkı,
ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki süreler
geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından
başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
B. Babalık hükmü
I. Dava hakkı
Madde 301-
Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk
isteyebilirler.
Dava babaya, baba
ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
Babalık davası,
Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım
tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.
II. Karine
Madde 302-
Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün
arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.
Bu sürenin dışında olsa
bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu
tespit edilirse aynı karine geçerli olur.
Davalı, çocuğun babası
olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının
kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder.
III. Hak düşürücü
süreler
Madde 303-
Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava
hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
(İptal ikinci fıkra:
Anayasa Mahkemesi’nin 27/10/2011 tarihli ve E.: 2010/71, K.: 2011/143 sayılı
Kararı ile.)(1)
Çocuk ile başka bir
erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan
kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre
geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan
kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir. (2)
IV. Ananın malî
hakları
Madde 304-
Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından
aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:
1. Doğum giderleri,
2. Doğumdan önceki ve
sonraki altışar haftalık geçim giderleri,
3. Gebelik ve
doğumun
gerektirdiği diğer giderler.
Çocuk ölü doğmuş olsa
bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.
Üçüncü kişiler veya
sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde
tazminattan indirilir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
EVLÂT EDİNME
A. Küçüklerin evlât
edinilmesi
I. Genel koşulları
Madde 305- Bir
küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve
eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât edinmenin her
hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının
yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
II. Birlikte evlât
edinme
Madde 306-
Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât
edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan
beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki
yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması
koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.
III. Tek başına evlât
edinme
Madde 307-
Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlât edinebilir.
–––––––––––––––
(1) Bu Karar Resmi
Gazete’de yayımlandığı 7/2/2012 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe
girmiştir.
(2) Bu fıkra;
Anayasa Mahkemesi’nin 15/3/2012 tarihli ve E.: 2011/116, K.: 2012/39 sayılı
Kararı ile “çocuk” yönünden iptal edilmiş olup, Kararın Resmi Gazete’de
yayımlandığı 21/7/2012 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi
hüküm altına alınmıştır.
Otuz yaşını doldurmuş
olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı
aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı
aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât
edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi hâlinde, tek başına evlât edinebilir.
IV. Küçüğün rızası ve
yaşı
Madde 308-
Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip
olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.
Vesayet altındaki küçük,
ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin
izniyle evlât edinilebilir.
V. Ana ve babanın
rızası
1.Şekil
Madde 309-
Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana
ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak
tutanağa geçirilir.
Verilen rıza, evlât
edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa
dahi geçerlidir.
2. Zamanı
Madde 310-
Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa geçirilme
tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.
Geri almadan sonra
yeniden verilen rıza kesindir.
3. Rızanın aranmaması
a. Koşulları
Madde 311-
Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
l. Kim olduğu veya uzun
süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli
olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen
yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.
b. Karar
Madde 312-
Küçük, gelecekte evlât edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve ana ve
babadan birinin rızası eksik olursa, evlât edinenin veya evlât edinmede aracılık
yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce,
onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir.
Diğer hâllerde, bu
konudaki karar evlât edinme işlemleri sırasında verilir.
Ana ve babadan birinin
küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının
aranmaması hâlinde, bu konudaki karar kendisine yazılı olarak bildirilir.
B. Erginlerin ve
kısıtlıların evlât edinilmesi
Madde
313-(Değişik birinci cümle: 3/7/2005-5399/1 md.)
Evlât edinenin altsoyunun açık muvafakatiyle
ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlât edinilebilir.
1. Bedensel veya
zihinsel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen
tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,(1)
__________________
(1) 25/4/2013 tarihli ve
6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu bentte yer alan “özrü” ibaresi “engeli”
olarak değiştirilmiştir.
2. Evlât edinen
tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
3. Diğer haklı sebepler
mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile hâlinde
birlikte yaşamakta ise.
Evli bir kimse ancak
eşinin rızasıyla evlât edinilebilir.
Bunlar dışında
küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
C. Hükümleri
Madde 314 -
Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlât edinene geçer.
Evlâtlık, evlât edinenin
mirasçısı olur.
Evlâtlık küçük ise evlât
edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin
olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında dilerse evlât edinenin soyadını
alabilir.
Eşler tarafından
birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus
kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adları yazılır.
Evlâtlığın, miras ve
başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlâtlığın
naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ
kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus
kütüğüne işlenir.
Evlât edinme ile ilgili
kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya evlâtlık
istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.
D. Şekil ve usul
I. Genel olarak
Madde 315-
Evlât edinme kararı, evlât edinenin oturma yeri; birlikte evlât edinmede
eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte
evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.
Evlât edinme
başvurusundan sonra evlât edinenin ölümü veya ayırt etme gücünü kaybetmesi,
diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlât edinmeye engel olmaz.
Başvurudan sonra küçük
ergin olursa, koşulları daha önceden yerine getirilmiş olmak kaydıyla küçüklerin
evlât edinilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
II. Araştırma
Madde 316-
Evlât edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı
biçimde araştırılmasından, evlât edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve
gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.
Araştırmada özellikle
evlât edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik
durumları, evlât edinenin eğitme yeteneği, evlât edinmeye yönelten sebepler ve
aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması
gerekir.
Evlât edinenin altsoyu
varsa, onların evlât edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.
E. Evlâtlık
ilişkisinin kaldırılması
I. Sebepleri
1. Rızanın
bulunmaması
Madde 317-
Yasal sebep bulunmaksızın rıza alınmamışsa, rızası alınması gereken kişiler,
küçüğün menfaati bunun sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse, hâkimden
evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilirler.
2. Diğer noksanlıklar
Madde 318-
Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet
savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.
Noksanlıklar bu arada
ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlâtlığın
menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.
II. Hak düşürücü süre
(1)
Madde 319-
Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması
sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl (…) (1) geçmekle düşer.
(1)
F. Evlâtlık
işlemlerinde aracılık
Madde 320-
Küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık faaliyetleri, ancak Bakanlar
Kurulunca yetki verilen kurum ve kuruluşlarca yapılır.
Aracılık faaliyetlerinin
yürütülmesine ilişkin hususlar tüzükle düzenlenir.
BEŞİNCİ AYIRIM
SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ
A. Soyadı
Madde 321-
Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; (…) (2) soyadını taşır. Ancak,
ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık
soyadını taşır. (2)
B. Karşılıklı
yükümlülükler
Madde 322-
Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde
birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle
yükümlüdürler.
C. Çocuk ile kişisel
ilişki
I. Ana
ve baba ile
1. Kural
Madde
323-
Ana ve babadan her biri, velâyeti altında
bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki
kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Sınırları
Madde 324-
Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten,
çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
Kişisel ilişki sebebiyle
çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada
öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak
ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı
reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.
II. Üçüncü kişiler
ile
Madde 325-
Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile
kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da
tanınabilir.
Ana ve baba için
öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.
III. Yetki
Madde 326-
Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer
mahkemesi de yetkilidir.
––––––––––
(1) Bu maddede yer
alan “…ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresi, Anayasa
Mahkemesi’nin 27/12/2012 tarihli ve E.: 2012/35, K.: 2012/203 sayılı Kararı ile
iptal edilmiş olup, İptal Kararı Resmi Gazete’de yayımlandığı 12/7/2013
tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmiştir.
(2) Anayasa
Mahkemesi’nin 2/7/2009 tarihli ve E.: 2005/114, K.: 2009/105 sayılı Kararı ile;
bu maddenin birinci cümlesinde yer alan
“… evli değilse ananın …” ibaresi iptal edilmiştir.
Boşanmaya ve evlilik
birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.
Çocuk ile kişisel
ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip veya
çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz.
D. Çocukların bakım
ve eğitim giderlerini karşılama
I. Kapsamı
Madde 327-
Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba
tarafından karşılanır.
Ana ve baba, yoksul
oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını
gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde,
hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir
miktar sarfedebilirler.
II. Süresi
Madde 328-
Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde
eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden
beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla
yükümlüdürler.
III. Dava hakkı
Madde 329-
Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası
açabilir.
Ayırt etme gücüne sahip
olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi
tarafından da açılabilir.
Ayırt etme gücüne sahip
olan küçük de nafaka davası açabilir.
IV. Nafaka miktarının
takdiri
Madde 330-
Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme
güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun
gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Nafaka her ay peşin
olarak ödenir.
Hâkim istem hâlinde,
irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların
sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
V. Durumun değişmesi
Madde 331-
Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler
veya nafakayı kaldırır.
VI. Geçici önlemler
1. Genel olarak
Madde 332-
Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli
olan önlemleri alır.
Soybağı tespit edilirse,
davalının, uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine
karar verilebilir.
2. Babalığın
tespitinden önce
Madde 333-
Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını
kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya
karar verebilir.
VII. Güvence
verilmesi
Madde 334-
Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine
getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel
harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hâkim, gelecekteki nafaka
yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya
gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.
ALTINCI AYIRIM
VELÂYET
A. Genel olarak
I. Koşullar
Madde 335-
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça
velâyet ana ve babadan alınamaz.
Hâkim vasi atanmasına
gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velâyeti altında
kalırlar.
II. Ana ve baba evli
ise
Madde 336-
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son
verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine
verebilir.
Velâyet, ana ve babadan
birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa
aittir.
III. Ana ve baba evli
değilse
Madde 337-
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya
ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi
atar veya velâyeti babaya verir.
IV. Üvey çocuklar
Madde 338-
Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.
Kendi çocuğu üzerinde
velâyeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve
koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.
B. Velâyetin kapsamı
I. Genel olarak
Madde 339-
Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde
tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının
sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu
ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda
olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının
rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve
babası koyar.
II. Eğitim
Madde 340-
Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel,
ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
Ana ve baba çocuğa,
özellikle bedensel ve zihinsel engelli olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun
düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim sağlarlar.(1)
III. Dinî eğitim
Madde 341-
Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
Ana ve babanın bu
konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
Ergin, dinini seçmekte
özgürdür.
IV. Çocuğun temsil
edilmesi
Madde 342-
Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal
temsilcisidirler.
İyiniyetli üçüncü
kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını
varsayabilirler.
Vesayet makamlarının
iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler
velâyetteki temsilde de uygulanır.
V. Çocuğun fiil
ehliyeti
Madde 343-
Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti
gibidir.
Çocuk, borçlarından ana
ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile
sorumludur.
VI. Çocuğun aileyi
temsil etmesi
Madde 344-
Velâyet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla
aile adına hukukî işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç
altına girer.
VII. Çocuk ile ana ve
baba arasındaki hukukî işlemler
Madde 345-
Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk
ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına
girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır.
C. Çocuğun korunması
I. Koruma önlemleri
Madde 346-
Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma
çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun
önlemleri alır.
II. Çocukların
yerleştirilmesi
Madde 347-
Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk
edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya
bir kuruma yerleştirebilir.
Çocuğun aile içinde
kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa
ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun
istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.
__________________
(1) 25/4/2013 tarihli ve
6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “özürlü” ibaresi
“engelli” olarak değiştirilmiştir.
Ana ve baba ile çocuğun
ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya ilişkin
hükümler saklıdır.
III. Velâyetin
kaldırılması
1. Genel olarak
Madde 348-
Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin
yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin
kaldırılmasına karar verir:
1. (Değişik: 1/7/2005-5378/38 md.) Ana ve
babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri
sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
2. Ana ve babanın çocuğa
yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde
savsaklaması.
Velâyet ana ve babanın
her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.
Kararda aksi
belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları
kapsar.
2. Ana veya babanın
yeniden evlenmesi hâlinde
Madde 349-
Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını
gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi
değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa
vasi de atanabilir.
3. Velâyetin
kaldırılması hâlinde ana ve babanın yükümlülükleri
Madde 350-
Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim
giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.
Ana ve baba ile çocuğun
ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya ilişkin
hükümler saklıdır.
IV. Durumun değişmesi
Madde 351-
Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara
uydurulması gerekir.
Velâyetin kaldırılmasını
gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re'sen ya da ana veya babanın istemi
üzerine velâyeti geri verir.
YEDİNCİ AYIRIM
ÇOCUK MALLARI
A. Yönetim
I. Genel olarak
Madde 352-
Ana ve baba, velâyetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına
sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler.
Ana ve babanın
yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkim müdahale eder.
II. Evlilik sona
erince
Madde 353-
Evlilik sona erince velâyet kendisinde kalan eş, hâkime çocuğun malvarlığının
dökümünü gösteren bir defter vermek ve bu malvarlığında veya yapılan
yatırımlarda gerçekleşen önemli değişiklikleri bildirmek zorundadır.
B. Kullanma hakkı
Madde 354-
Ana ve baba, kusurları sebebiyle velâyetleri kaldırılmadıkça, çocuğun mallarını
kullanabilirler.
C. Gelirlerin sarfı
Madde 355-
Ana ve baba, çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun bakımı,
yetiştirilmesi ve eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de aile ihtiyaçlarını
karşılamak üzere sarfedebilirler.
Gelir fazlası, çocuk
mallarına katılır.
D. Çocuk mallarının
kısmen sarfı
Madde 356-
Olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde sermaye biçiminde ödemeler, tazminatlar ve
benzeri edimler çocuğun bakımı için kısmen kullanılabilir.
Çocuğun bakımı,
yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hâkim, ana ve babaya belirlediği
miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisini tanıyabilir.
E. Çocuğun serbest
malları
I. Kazandırmalar
Madde 357-
Ana ve baba, faiz getiren yatırım veya tasarruf hesabı açılmak üzere ya da
açıkça ana ve babanın kullanmaması koşuluyla çocuğa yapılan kazandırmaların
gelirlerini kendi menfaatlerine sarfedemezler.
Kazandırmada bulunan
kişi, kazandırma sırasında açıkça aksini öngörmedikçe, ana ve baba bunlar
üzerinde yönetim hakkına sahiptir.
II. Saklı pay
Madde 358-
Ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana ve babanın yönetimi dışında
bırakılabilir.
Mirasbırakan yönetimi
bir üçüncü kişiye bırakmışsa, tasarrufunda bu kişinin belirli zamanlarda sulh
hâkimine hesap vermesini öngörebilir.
III. Meslek veya
sanat için verilen mal ve kişisel kazanç
Madde 359-
Ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa kendi
malından verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetimi ve bunlardan
yararlanma hakkı çocuğa aittir.
Çocuğun evde ana ve
babasıyla birlikte yaşaması hâlinde, ana ve baba ondan kendisinin bakımı için
uygun bir katkıda bulunmasını isteyebilirler.
F. Çocuk mallarının
korunması
I. Önlemler
Madde 360-
Ana ve baba, çocuğun mallarını yönetmekte her ne sebeple olursa olsun yeterince
özen göstermezlerse hâkim, malların korunması için uygun önlemleri alır.
Hâkim, özellikle
malların yönetimi konusunda talimat verebilir; belirli zamanlarda verilen bilgi
ve hesabı yeterli görmezse, malların tevdi edilmesine veya güvence
gösterilmesine karar verebilir.
II. Yönetimin ana ve
babadan alınması
Madde 361-
Çocuğun mallarının tehlikeye düşmesi başka bir şekilde önlenemiyorsa hâkim,
yönetimin bir kayyıma devredilmesine karar verebilir.
Çocuğun, yönetimi ana ve
babaya ait olmayan malları tehlikeye düştüğünde hâkim, aynı önlemlerin
alınmasını kararlaştırabilir.
Çocuk mallarının
gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belirli miktarların kanuna uygun şekilde
sarfedileceğinden kuşku duyulursa hâkim, bunların da yönetimini bir kayyıma
bırakabilir.
G. Yönetimin sona
ermesi
I. Malların devri
Madde 362-
Ana ve baba, velâyetleri veya yönetim hakları sona erince, çocuğun mallarını,
hesabıyla birlikte ergin çocuğa, vasisine veya kayyıma devrederler.
II. Ana ve babanın
sorumluluğu
Madde 363-
Ana ve baba, çocuk mallarının geri verilmesinde vekil gibi sorumludurlar.
Dürüstlük kuralına uygun
olarak başkasına devrettikleri malların yerine sadece aldıkları karşılığı geri
vermekle yükümlüdürler.
Kanuna uygun olarak
çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan dolayı tazminatla yükümlü
tutulmazlar.
İKİNCİ BÖLÜM
AİLE
BİRİNCİ AYIRIM
NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
A. Nafaka yükümlüleri
Madde 364-
Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile
kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
Kardeşlerin nafaka
yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
Eş ile ana ve babanın
bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
B. Dava hakkı
Madde 365-
Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.
Dava, davacının
geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden
ibarettir.
Nafakanın, yükümlülerin
bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka
yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.
Dava, nafaka
alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da
açılabilir.
Hâkim, istem hâlinde,
irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların
sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
Yetkili mahkeme,
taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
C. Korunmaya muhtaç
kişiler
Madde 366-Korunmaya
muhtaç kişilerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır. Bu
kurumlar, yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilirler.
İKİNCİ AYIRIM
EV DÜZENİ
A. Koşulları
Madde 367-
Aile hâlinde yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna,
sözleşmeye veya örfe göre belirlenen bir ev başkanı varsa, evi yönetme yetkisi
ona ait olur.
Evi yönetme yetkisi, kan
veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya benzeri sebeplerle ya da koruma ve
gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir arada yaşayanların hepsini kapsar.
B. Hükümleri
I. Ev düzeni ve
gözetim
Madde 368-
Birlikte yaşayan kimseler evin düzenine tâbidir. Bu düzenin kuruluşunda ev
halkından her birinin yararı adil biçimde gözetilir.
Ev halkının her biri,
özellikle öğrenimi, eğitimi, dinî inançları, meslek ve sanatı için gerekli
özgürlükten yararlanır.
Ev başkanı, birlikte
yaşayanların evdeki eşyasını özenle korumak ve güvenlik altında bulundurmakla
yükümlüdür.
II. Sorumluluk
Madde 369-
Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl
zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve
koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu
dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini
ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından
akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını
tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde
gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.
III. Altsoyun
denkleştirme alacağı
1. Koşulları
Madde 370-
Ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya da
gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel
isteyebilirler.
Uyuşmazlık hâlinde
hâkim, bedelin miktarı, güvence altına alınması ve ödeme şekli hakkında karar
verir.
2. İstenmesi
Madde 371-
Altsoy, bu bedeli borçlunun ölümü hâlinde isteyebilir.
Alacaklı, bu alacağını
borçlunun sağlığında, birlikte yaşamanın sona ermesi veya işletmenin el
değiştirmesi, borçluya karşı icra takibi yapılması veya onun iflâsı hâllerinde
de isteyebilir.
Bu alacak zamanaşımına uğramaz. Fakat en geç borçlunun terekesinin taksimi anına
kadar istenebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
AİLE MALLARI
A. Aile vakfı
Madde 372-
Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara
benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler hukuku ve
miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir.
Bir malın veya hakkın
başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde
özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.
B. Aile malları
ortaklığı
I. Oluşumu
1. Koşulları
Madde 373-Hısımlar,
kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir bölümüyle ya da ortaya başka mallar
koymak suretiyle aralarında bir aile malları ortaklığı kurabilirler.
2. Şekil
Madde 374-
Aile malları ortaklığı sözleşmesinin resmî şekilde yapılması ve bütün ortakların
veya temsilcilerinin imzalarını taşıması gerekir.
II. Süre
Madde 375-
Aile malları ortaklığı, belirli veya belirsiz süre için kurulabilir. Süre
belirlenmediği takdirde ortaklardan her biri, altı ay önceden bildirmek
koşuluyla ortaklıktan çıkabilir.
Bu bildirim, tarımsal
işletme ile ilgili bir ortaklıkta, ancak ürünlerin yetiştiği yere göre olağan
hasat mevsiminin sonu için geçerlidir.
III. Hükmü
1. Elbirliği ile
işletme
Madde 376-
Aile malları ortaklığı, ortakları elbirliği ile iktisadî faaliyette bulunmak
üzere birleştirir.
Aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, ortaklardan her biri eşit hakka sahiptir.
Ortaklar, ortaklık devam
ettiği sürece paylarını isteyemeyecekleri gibi, bu payları üzerinde tasarruf
işlemleri de yapamazlar.
2. Yönetim ve temsil
a. Genel olarak
Madde 377-
Aile malları ortaklığı, tüm ortakların elbirliği ile yönetilir.
Ortaklardan her biri, olağan yönetim işlerini diğer ortakların katılmasına gerek
olmaksızın yapabilir.
b. Yöneticinin
yetkisi
Madde 378-
Ortaklar, içlerinden birini ortaklığa yönetici olarak atayabilirler.
Yönetici, ortaklığı
yönetir ve ortaklıkla ilgili işlemlerde onu temsil eder.
Ortaklığı kimin temsil
edeceği ticaret siciline kaydedilmiş olmadıkça diğer ortakların temsil yetkisi
bulunmadığı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
3. Ortak mallar ve
kişisel mallar
Madde 379-
Ortaklar, ortaklığa giren malların elbirliği hâlinde malikidirler.
Ortaklar, ortaklığın
borçlarından müteselsil olarak sorumludurlar.
Ortakların, ortaklık
dışında bıraktıkları mallar ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklığın
devamı sırasında miras yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma
yoluyla edindikleri mallar, onların kişisel mallarıdır.
IV. Ortaklığın sona
ermesi
1. Sebepleri
Madde 380-
Aşağıdaki hâllerde ortaklık sona erer:
1. Bütün ortakların
anlaşması veya feshin bildirilmesiyle,
2. Ortaklık süresi
açıkça veya örtülü olarak uzatılmadığı takdirde sürenin bitmesiyle,
3. Ortaklardan birinin
payının haczedilmesi ve satışının istenmesiyle,
4. Ortaklardan birinin
iflâsıyla,
5. Ortaklardan birinin
haklı sebebe dayanan istemiyle.
2. Fesih bildirimi,
ödemeden aciz, evlenme
Madde 381-
Ortaklardan biri feshi bildirir veya iflâs ederse ya da bir ortağın haczedilmiş
payının satışı istenirse, öteki ortaklar, ayrılan ortağın veya alacaklılarının
haklarını ödeyerek ortaklığı kendi aralarında sürdürebilirler.
Evlenen ortak, fesih
bildirimine gerek olmaksızın ortaklıktaki hakkının kendisine ödenmesini
isteyebilir.
3. Ölüm
Madde 382-Ortaklardan
birinin ölümü hâlinde onun ortaklığa dahil olmayan mirasçıları, ancak ölen
ortağa düşen payın karşılığının kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Ölen ortak mirasçı
olarak altsoyunu bırakmışsa, bunlar öbür ortakların rızası ile onun yerine
ortaklığa girebilirler.
4. Paylaşma kuralları
Madde 383-
Ortaklık mallarının paylaşılması veya ayrılan ortağın payının hesaplanması,
ortaklık mallarının paylaşma veya ayrılma zamanındaki değerine ve durumuna göre
yapılır.
Paylaşma ve hesaplaşma
uygun olmayan bir zamanda istenemez.
V. Kazanç paylı aile
malları ortaklığı
1. Konusu
Madde 384-
Ortaklar, aralarında yapacakları sözleşmeyle, yıllık kazançtan kendilerine belli
bir pay verilmesi kaydıyla ortaklığın temsilini ve ortaklığın mallarının
işletilmesini içlerinden birine bırakabilirler.
Bu pay, anlaşmayla
belirlenmemişse, ortaklık mallarının uygun derecede uzun bir dönemdeki kazancın
ortalama miktarı ile işleten ortağın çalışması ve yaptığı harcama göz önünde
tutularak adil bir biçimde belirlenir.
2. Özel sona erdirme
sebepleri
Madde 385-
İşletme ve temsili üzerine alan ortak, malları gereği gibi işletmediği veya
yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ortakların ortaklığın feshini
isteme hakları vardır.
Ortaklardan birinin,
haklı sebeplere dayanarak istemde bulunması üzerine hâkim, mirastaki paylaşma
kurallarını göz önünde bulundurarak, bu ortağın işletme ve temsili üzerine alan
ortakla birlikte yönetime ve ortaklık mallarından yararlanmaya katılmasına karar
verebilir.
Ortakların elbirliği ile
işlettikleri ortaklığa ilişkin kurallar, kazanç paylı aile malları ortaklığında
da uygulanır.
C. Aile yurdu
I. Genel olarak
Madde 386-
Konutlar, tarıma veya sanayiye elverişli taşınmazlar, eklentileriyle birlikte
aile yurdu hâline getirilebilir.
II. Kurulması
1. Koşulları
Madde 387-
Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazların büyüklüğü, üzerindeki rehin
haklarına ve malikin diğer mallarına bakılmaksızın, bir ailenin normal geçimine
ve barınmasına yetecek ölçüden fazla olamaz.
Mahkemece haklı
sebeplere dayanılarak geçici bir istisna kabul edilmiş olmadıkça malikin,
taşınmazı veya üzerindeki tesisi kendisinin işletmesi ya da konutta oturması
zorunludur.
2. Usul ve şekil
a. İlân
Madde 388-
Alacaklılar ve aile yurdu kurulması yüzünden haklarının zedelenmesi ihtimali
bulunan kişiler, kuruluştan önce mahkemece yapılan ilânla itirazlarını iki ay
içinde bildirmeye çağrılırlar.
Durum, alacakları
taşınmaz rehniyle güvenceye bağlanmış olanlara ve hacizli alacaklılara ayrıca
bildirilir.
b. Üçüncü kişilerin
haklarının korunması
Madde 389-
Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazda yurt olabilmesi için gerekli koşullar
bulunur ve yurdun kurulmasına üçüncü kişiler itiraz etmez veya itirazın haksız
olduğu anlaşılırsa, mahkeme kuruluşa izin verir.
Süresi içinde itiraz
eden alacaklıların ilgilerinin kesildiği ispat edilmedikçe veya taşınmaz
üzerinde bulunan rehin ve hacizler kaldırılmadıkça, aile yurdu kurulmasına izin
verilemez. Borç, itiraz eden veya rehinli alacaklı lehine vadeye bağlı olsa
bile, aile yurdu kurmak isteyen borçlu hemen ödemede bulunabilir.
c. Tapu kütüğüne şerh
verilmesi
Madde 390-
Bir taşınmazın aile yurdu hâline getirilmesi, ancak izne ilişkin mahkeme
kararının o taşınmazın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle mümkün olur; bu husus
mahkemece ilân edilir.
III. Sonuçları
1. Tasarruf hakkının
sınırlanması
Madde 391-
Aile yurdu hâline getirilen taşınmazlar devrolunamaz, rehnedilemez ve kiraya
verilemez.
Aile yurdu ve
eklentileri hakkında, mahkeme eliyle yönetim hâli saklı kalmak kaydıyla, cebrî
icra yoluna başvurulamaz.
2. Kan hısımlarının
aile yurduna alınması
Madde 392-
Malikin, yoksulluğu sebebiyle aile yurduna alınmaya muhtaç bulunan ve
kabullerine engel olacak durumları olmayan üstsoyunu, altsoyunu ve kardeşlerini
yurda kabul etmesine mahkemece karar verilebilir.
3. Malikin ödemede
acze düşmesi
Madde 393-
Malik borçlarını ödemede acze düşerse, aile yurdunu yönetmek üzere mahkemece bir
yönetici atanır.
Yönetici, yurdu amacına
ve alacaklıların menfaatlerine uygun biçimde yönetir.
Alacaklılar, haklarını
aciz belgelerindeki tarih ve iflâstaki sıraya göre alırlar.
IV. Sona ermesi
1. Malikin ölümü
hâlinde
Madde 394-
Malikin ölümünden sonra aile yurdunun devam edebilmesi, taşınmazın mirasçılara
yurt olarak geçmesine ilişkin bir ölüme bağlı tasarrufun yapılmış olmasına
bağlıdır.
Böyle bir tasarruf
yoksa, malik ölünce tapu kütüğündeki yurda ilişkin şerh silinir.
2. Malikin sağlığında
Madde 395-
Malik sağlığında yurda son verebilir.
Bunun için malik, tapu
kütüğündeki kaydı sildirmek üzere bir dilekçeyle mahkemeye başvurur; bu istem
mahkemece ilân olunur.
İlân tarihinden
başlayarak iki ay içinde bir itiraz yapılmaz veya yapılan itirazın haksızlığı
anlaşılırsa, mahkeme kütükteki kaydın silinmesine izin verir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
VESAYET
BİRİNCİ BÖLÜM
VESAYET DÜZENİ
BİRİNCİ AYIRIM
VESAYET ORGANLARI
A. Genel olarak
Madde 396-
Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.
B. Vesayet daireleri
I. Kamu vesayeti
Madde 397-
Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri
tarafından yürütülür.
Vesayet makamı, sulh
hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.
II. Özel vesayet
1. Koşulları
Madde 398-
Vesayet altındaki kişinin menfaatinin haklı gösterdiği, özellikle bir
işletmenin, bir ortaklığın veya benzeri işlerin sürdürülmesi gerektiği takdirde
vesayet istisnaî olarak bir aileye verilebilir.
Bu durumda vesayet
makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile meclisine geçer.
2. Kurulması
Madde 399-
Özel vesayet, vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın
hısımının veya bir hısımı ile eşinin istemi üzerine denetim makamı tarafından
kurulur.
3. Aile meclisi
Madde 400-
Aile meclisi, vesayet altındaki kişinin vasi olmaya ehil, denetim makamınca dört
yıl için atanacak en az üç hısımından oluşur.
Vesayet altına alınanın
eşi de aile meclisine üye olabilir.
4. Güvence
Madde 401-
Aile meclisi üyeleri, görevlerini gereği gibi yerine getireceklerine dair
güvence vermek zorundadırlar.
Güvence sağlanmadan özel
vesayet kurulamaz.
5. Sona ermesi
Madde 402-
Aile meclisi görevini yapmadığı veya vesayet altındaki kişinin menfaati
gerektirdiği takdirde, denetim makamı her zaman aile meclisini değiştirebileceği
gibi özel vesayeti de sona erdirebilir.
C. Vasi ve kayyım
Madde 403-
Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile
ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle
yükümlüdür.
Kayyım, belirli işleri
görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.
Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında
da uygulanır.
İKİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN
HÂLLER
A. Küçüklük
Madde 404-
Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.
Görevlerini yaparlarken
vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî
makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına
bildirmek zorundadırlar.
B. Kısıtlama
I. Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığı
Madde 405-
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması
ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini
tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
Görevlerini yaparlarken
vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî
makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına
bildirmek zorundadırlar.
II. Savurganlık,
alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
Madde 406-
Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya
malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya
yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma
muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.
III. Özgürlüğü
bağlayıcı ceza
Madde 407-
Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her
ergin kısıtlanır.
Cezayı yerine getirmekle
görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi
atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.
IV. İstek üzerine
Madde 408-
Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini
gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.(1)
C. Usul
I. İlgilinin
dinlenilmesi ve bilirkişi raporu
Madde 409-
Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı,
kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.
Akıl hastalığı veya akıl
zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar
verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak
kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.
II. İlân
Madde 410-Kısıtlama
kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu
yerde ilân olunur.
Kısıtlama, iyiniyetli
üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.
Ayırt etme gücüne sahip
olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
YETKİ
A. Vesayet işlerinde
yetki
Madde 411-
Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet
dairelerine aittir.
B. Yerleşim yerinin
değişmesi
Madde 412-
Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini
değiştiremez.
Yerleşim yerinin
değişmesi hâlinde yetki, yeni vesayet dairelerine geçer. Bu takdirde kısıtlama
yeni yerleşim yerinde ilân olunur.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VASİNİN ATANMASI
A. Koşulları
I. Genel olarak
Madde 413-
Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak
atar.
Gereken durumlarda, bu
görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca
ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.
Rızaları bulunmadıkça
birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.
__________________
(1) 25/4/2013 tarihli ve
6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “sakatlığı” ibaresi
“engelliliği” olarak değiştirilmiştir.
II. Eşin ve
hısımların önceliği
Madde 414-
Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin
öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip
olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve
kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.
III. İlgililerin
isteği
Madde 415-
Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da
ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.
IV. Vasiliği kabul
yükümlülüğü
Madde 416-
Vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe atananlar,
bu görevi kabul etmekle yükümlüdürler.
Aile meclisince atanma
hâlinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.
V. Vasilikten kaçınma
sebepleri
Madde 417-
Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:
l. Altmış yaşını
doldurmuş olanlar,
2.Bedensel engelleri
veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,(1)
3. Dörtten çok çocuğun
velisi olanlar,
4. Üzerinde vasilik
görevi olanlar,
5. Cumhurbaşkanı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık
mesleği mensupları.
VI. Vasiliğe engel
olan sebepler
Madde 418-
Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:
1. Kısıtlılar,
2. Kamu hizmetinden
yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,
3. Menfaati kendisine
vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla
aralarında düşmanlık bulunanlar,
4. İlgili vesayet
daireleri hâkimleri.
B. Atama usulü
I. Vasinin atanması
Madde 419-
Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür.
Gerek duyulduğunda henüz
ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir; ancak, kısıtlama kararı
ergin olduktan sonra sonuç doğurur.
Kısıtlanan ergin
çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır.
II. Geçici önlemler
Madde 420-
Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından
önce de re'sen gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin
fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir.
Vesayet makamının kararı
ilân olunur.
__________________
(1) 25/4/2013 tarihli ve
6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “özürleri” ibaresi
“engelleri” olarak değiştirilmiştir.
III. Tebliğ ve ilân
Madde 421-
Atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur.
Kısıtlamaya ve vasi
atanmasına veya kısıtlanan velâyet altında bırakılmışsa buna ilişkin karar,
kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.
IV. Kaçınma ve itiraz
1. Usul
Madde 422-
Vasiliğe atanan kişi, bu durumun kendisine tebliğinden başlayarak on gün içinde
vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.
İlgili olan herkes,
vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın kanuna
aykırı olduğunu ileri sürebilir.
Vesayet makamı,
vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi atar;
yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli kararı
vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.
2. Geçici görev
Madde 423-
Vasiliğe atanan kimse, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş olsa
bile, yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle
yükümlüdür.
3. Karar
Madde 424-
Denetim makamı, vereceği kararı vasiliğe atanmış olan kimseye ve vesayet
makamına bildirir.
Vasiliğe atananın
görevden alınması hâlinde vesayet makamı, hemen yeni bir vasi atar.
V. Görevin verilmesi
Madde 425-
Atama kararı kesinleşince vesayet makamı vasinin göreve başlaması için gerekli
işlemleri yapar.
BEŞİNCİ AYIRIM
KAYYIMLIK VE YASAL
DANIŞMANLIK
A. Kayyımlığı
gerektiren hâller
I. Temsil
Madde 426-Vesayet
makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin
isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar:
1. Ergin bir kişi,
hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini
kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,
2. Bir işte yasal
temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
3. Yasal temsilcinin
görevini yerine getirmesine bir engel varsa.
II. Yönetim
1. Kanun gereği
Madde 427-Vesayet
makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve
özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar:
1. Bir kimse uzun
süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,
2. Vesayet altına
alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını
kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa,
3. Bir terekede
mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa,
4. Bir tüzel kişi
gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa,
5. Bir hayır işi veya
genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı
yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.
2. İstek üzerine
Madde 428-
İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği
üzerine bir kayyım atanabilir.
B. Yasal danışmanlık
Madde 429-
Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil
ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde
görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır:
1. Dava açma ve sulh
olma,
2. Taşınmazların alımı,
satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması,
3. Kıymetli evrakın
alımı, satımı ve rehnedilmesi,
4. Olağan yönetim
sınırları dışında kalan yapı işleri,
5. Ödünç verme ve alma,
6. Ana parayı alma,
7. Bağışlama,
8. Kambiyo taahhüdü
altına girme,
9. Kefil olma.
Aynı koşullar altında
bir kimsenin malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde dilediği gibi tasarruf
hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.
C. Yetki
Madde 430-
Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı
tarafından atanır.
Yönetim kayyımı,
malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına
düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.
D. Usul
Madde 431-
Vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım ve yasal danışmanın
atanmasında da uygulanır.
Kayyım veya yasal
danışman atanmasına ilişkin karar, ancak vesayet makamının gerekli görmesi
hâlinde ilân olunur.
ALTINCI AYIRIM
KORUMA AMACIYLA
ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI
A. Koşulları
Madde 432-
Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, ağır
tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum
için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde
sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma
yerleştirilir veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden
birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet
makamına bildirmek zorundadırlar.
Bu konuda kişinin
çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.
İlgili kişi durumu
elverir elvermez kurumdan çıkarılır.
B. Yetki
Madde 433-
Yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisi, ilgilinin yerleşim yeri veya
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bulunduğu yer vesayet makamına aittir.
Yerleştirme veya
alıkoymaya karar veren vesayet makamı, kurumdan çıkarmaya da yetkilidir.
C. Bildirim
yükümlülüğü
Madde 434-
Kısıtlı bir kişi bir kuruma yerleştirildiği veya alıkonulduğu ya da ergin bir
kişi hakkında vesayete ilişkin diğer önlemlerin alınmasına gerek görüldüğü
takdirde, kişinin bulunduğu yer vesayet makamı veya özel kanunlarda öngörülen
ilgililer, durumu yerleşim yeri vesayet makamına bildirmekle yükümlüdürler.
D. İtiraz
Madde 435-
Kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen karara karşı kendilerine
bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler.
Bu hak, kurumdan
çıkarılma isteminin reddi hâlinde de kullanılabilir.
E. Usul
I. Genel olarak
Madde 436-
Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere,
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Karar verilirken
ilgilinin bunun sebepleri hakkında bilgilendirilmesi ve karara karşı denetim
makamına itiraz edebileceğine yazılı olarak dikkatinin çekilmesi zorunludur.
2. Bir kuruma
yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına veya kurumdan çıkarılma isteminin
reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceği derhal
yazılı olarak bildirilir.
3. Mahkeme kararını
gerektiren her istem, gecikmeksizin yetkili hâkime ulaştırılır.
4. Yerleştirme kararı
veren vesayet makamı veya hâkim durumun özelliklerine göre bu istemin
görüşülmesini erteleyebilir.
5. Akıl hastalığı, akıl
zayıflığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden
bulaşıcı hastalığı olanlar hakkında, ancak resmî sağlık kurulu raporu alındıktan
sonra karar verilebilir. Vesayet makamının daha önceden bilirkişiye başvurmuş
olması hâlinde denetim makamı bundan vazgeçebilir.
II. Yargılama usulü
Madde 437-
Hâkim, basit yargılama usulüne göre karar verir.
Gerektiğinde ilgili
kişiye adlî yardım sağlanır.
Hâkim, karar verirken
ilgili kişiyi dinler.
İKİNCİ BÖLÜM
VESAYETİN YÜRÜTÜLMESİ
BİRİNCİ AYIRIM
VASİNİN GÖREVLERİ
A. Göreve başlama
I. Defter tutma
Madde 438-
Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile vesayet makamının
görevlendireceği bir kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek
malvarlığının defteri tutulur.
Vesayet altındaki kişi
ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu takdirde defter tutulurken hazır
bulundurulur.
Koşullar gerektirdiği
takdirde denetim makamı, vasi ve vesayet makamının isteği üzerine vesayet
altındaki kişinin malvarlığının resmî defterinin tutulmasına karar verebilir. Bu
defter, mirastaki resmî defterin alacaklılara karşı doğurduğu sonuçları doğurur
ve oradaki usul uyarınca tutulur.
II. Değerli şeylerin
saklanması
Madde 439-
Kıymetli evrak, değerli eşya, önemli belge ve benzerleri, malvarlığının yönetimi
bakımından bir sakınca yoksa, vesayet makamının gözetimi altında güvenli bir
yere konulur.
III. Taşınırların
satılması
Madde 440-
Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki
taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, açık artırma ile
satılır. Hâkim, özel durumları, taşınırın niteliğini veya değerinin azlığını göz
önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.
Vesayet altındaki
kişinin kendisi veya ailesi için özel bir değer taşıyan şeyler, zorunluluk
olmadıkça satılamaz.
IV. Paraların
yatırılması
1.Yatırma zorunluluğu
Madde 441-
Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli
olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen millî
bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere
çevrilir.
Paranın yatırılmasını
bir aydan fazla geciktiren vasi, faiz kaybını ödemekle yükümlüdür.
2. Yatırımların
dönüştürülmesi
Madde 442-
Yeteri kadar güven verici olmayan yatırımlar, güvenli yatırımlara dönüştürülür.
Dönüştürme işleminin
uygun zamanda ve vesayet altındaki kişinin menfaati gözetilerek yapılması
gerekir.
V. Ticarî ve sınaî
işletmeler
Madde 443-
Vesayet altındaki kişinin malvarlığı içinde ticarî, sınaî veya benzeri bir
işletme varsa; vesayet makamı, bunların işletilmesinin devamı veya tasfiyesi
için gerekli talimatı verir.
VI. Taşınmazların
satılması
Madde 444-
Taşınmazların satışı, vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet
altındaki kişinin menfaati gerekli kıldığı hâllerde mümkündür.
Satış, vesayet makamının
bu iş için görevlendireceği bir kişi tarafından vasi de hazır olduğu hâlde açık
artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya
ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.
Ancak denetim makamı,
istisnaî olarak özel durumları, taşınmazın niteliğini veya değerinin azlığını
göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.
B. Özen ve temsil
I. Kişiye özen
1. Küçüklerde
a. Genel olarak
Madde 445-
Vesayet altındaki kişi küçük ise, vasi onun bakımı ve eğitimi için gereken
önlemleri almakla yükümlüdür.
Vesayet dairelerinin
yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, vasi bu konuda ana ve
babanın yetkilerine sahiptir.
b. Koruma amacıyla
özgürlüğün kısıtlanması
Madde 446-
Küçüklerin koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesine vasinin başvurusu
üzerine vesayet makamı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bizzat vasi
karar verir ve durumu derhâl vesayet makamına bildirir.
Bunun dışında usul ve
yetkiyle ilgili konularda kısıtlı olsun veya olmasın erginlerin korunması
amacıyla özgürlüklerinin kısıtlanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
Onaltı yaşını
doldurmamış çocuk bu konuda mahkemeye bizzat başvuramaz.
2. Kısıtlılarda
Madde 447-
Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle
yükümlüdür.
Gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin
hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya orada alıkoyabilir ve
durumu derhal vesayet makamına bildirir.
II. Temsil
1. Genel olarak
Madde 448-
Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi,
vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder.
2. Yasak işlemler
Madde 449-
Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda
bulunmak yasaktır.
3. Vesayet altındaki
kişinin görüşünün alınması
Madde 450-
Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse,
vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde, onun görüşünü almakla
yükümlüdür.
Vesayet altındaki
kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan kurtarmaz.
4. Vesayet altındaki
kişinin yapabileceği işler
a. Vasinin rızası
Madde 451-
Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü
izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan
vazgeçebilir.
Yapılan işlem diğer
tarafın belirlediği veya başvurusu üzerine hâkimin belirleyeceği uygun bir süre
içinde onanmazsa, diğer taraf bununla bağlı olmaktan kurtulur.
b. Onamamanın sonucu
Madde 452-
Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir.
Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme
zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli
olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.
Vesayet altındaki kişi,
fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu
yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.
5. Meslek veya sanat
Madde 453-
Vesayet altındaki kişiye vesayet makamı tarafından bir meslek veya sanatın
yürütülmesi için izin verilmiş ise, o kişi bununla ilgili her türlü olağan
işlemleri yapmaya yetkilidir ve bu tür işlemlerden dolayı bütün malvarlığı ile
sorumludur.
C. Malvarlığının
yönetilmesi
I. Yönetim ve hesap
tutma yükümlülüğü
Madde 454-
Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle
yönetmek zorundadır.
Vasi, yönetimle ilgili
hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde ve her hâlde yılda bir
defa hesabı onun incelemesine sunmakla yükümlüdür.
Vesayet altındaki kişi
görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahip ise, hesabın hâkim tarafından
incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde hazır bulundurulur.
II. Serbest mallar
Madde 455-
Vesayet altındaki kişi, kendi tasarrufuna bırakılmış olan mallar ile vasinin
izniyle çalışarak kazandığı malları serbestçe yönetir ve kullanır.
D. Görevin süresi
Madde 456-
Vasi, kural olarak iki yıl için atanır.
Vesayet makamı, bu
süreyi her defasında ikişer yıl uzatabilir.
Dört yıl dolunca vasi,
vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.
E. Vasinin ücreti
Madde 457 -
Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığından, olanak bulunmadığı takdirde
Hazineden karşılanmak üzere kendisine bir ücret verilmesini isteyebilir.
Ödenecek ücret, yönetimin gerektirdiği emek ve yönetilen malvarlığının geliri
göz önünde tutulmak suretiyle her hesap dönemi için vesayet makamı tarafından
belirlenir.
İKİNCİ AYIRIM
KAYYIMIN GÖREVLERİ
A. Kayyımın konumu
Madde 458-
Bir kimseye kayyım atanması onun fiil ehliyetini etkilemez. Yasal danışmanlığa
ilişkin hükümler saklıdır.
Kayyımın görev süresi ve
ücreti vesayet makamı tarafından belirlenir.
B. Kayyımlığın
kapsamı
I. Belli bir iş
Madde 459-
Belli bir iş için görevlendirilmiş olan kayyım, vesayet makamının talimatına
aynen uymak zorundadır.
II. Malvarlığının
yönetimi
Madde 460-Kayyım
bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o
malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir.
Kayyımın, bunun
dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil
olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine bağlıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
VESAYET DAİRELERİNİN
GÖREVLERİ
A. Şikâyet ve itiraz
Madde 461-
Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem
ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir.
Vesayet makamının
kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına
itiraz edilebilir.
B. İzin
I. Vesayet makamından
Madde 462-
Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:
1. Taşınmazların alımı,
satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması,
2. Olağan yönetim ve
işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı,
satımı, devri ve rehnedilmesi,
3. Olağan yönetim
sınırlarını aşan yapı işleri,
4. Ödünç verme ve alma,
5. Kambiyo taahhüdü
altına girme,
6. Bir yıl veya daha
uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri
yapılması,
7. Vesayet altındaki
kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,
8. Acele hâllerde
vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma,
tahkim ve konkordato yapılması,
9. Mal rejimi
sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri
yapılması,
10. Borç ödemeden aciz
beyanı,
11. Vesayet altındaki
kişi hakkında hayat sigortası yapılması,
12. Çıraklık sözleşmesi
yapılması,
13. Vesayet altındaki
kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi,
14. Vesayet altındaki
kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.
II. Denetim
makamından
Madde 463-
Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni
gereklidir:
1. Vesayet altındaki
kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi,
2. Vesayet altındaki
kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,
3. Bir işletmenin
devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa
girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,
4. Ömür boyu aylık veya
gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,
5. Mirasın kabulü, reddi
veya miras sözleşmesi yapılması,
6. Küçüğün ergin
kılınması,
7. Vesayet altındaki
kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.
C. Rapor ve
hesapların incelenmesi
Madde 464-
Vesayet makamı, vasinin belli dönemlerde vereceği rapor ve hesapları inceler;
gerekli gördüğü hâllerde bunların tamamlanması veya düzeltilmesini ister.
Vesayet makamı, rapor ve
hesapları kabul veya reddeder; gerektiğinde vesayet altındaki kişinin menfaatini
korumak için uygun önlemleri alır.
D. İznin bulunmaması
Madde 465-
Kanunen gerektiği hâlde vasinin yetkili vesayet dairelerinin iznini almadan
yapmış olduğu işlemler, vesayet altındaki kişinin vasinin izni olmaksızın
yaptığı işlem hükmündedir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VESAYET ORGANLARININ
SORUMLULUĞU
A. Özen yükümü
Madde 466-Vesayet
organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu
görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni
göstermekle yükümlüdürler.
B. Vasinin
sorumluluğu
Madde 467-
Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye
verdiği zarardan sorumludur.
Kayyım ve yasal
danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.
C. Devletin
sorumluluğu
Madde 468-
Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet
verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve
yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.
Zararı tazmin eden
Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.
Zararın doğmasına
kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen
sorumludurlar.
D. Görev ve yetki
Madde 469-
Devletin vesayet dairelerinde görevli kişilere karşı rücu davasına bakmaya,
vesayet dairelerinin bulunduğu yere en yakın asliye mahkemesi yetkilidir.
Vesayetle ilgili
tazminat ve diğer rücu davaları vesayet dairelerinin bulunduğu yer asliye
mahkemesinde görülür.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VESAYETİN SONA ERMESİ
BİRİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN
HÂLLERİN SONA ERMESİ
A. Küçüklerde
Madde 470-
Küçük üzerindeki vesayet, onun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer.
Erginliğe mahkemece
karar verilmiş ise, mahkeme aynı zamanda küçüğün hangi tarihte ergin olacağını
tespit ve ilân eder.
B. Hükümlülerde
Madde 471-
Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki
vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
C. Diğer kısıtlılarda
I. Kaldırılması
Madde 472-
Diğer kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona
erer.
Vesayeti gerektiren
sebebin ortadan kalkması üzerine vesayet makamı vesayetin sona ermesine karar
verir.
Kısıtlı ve ilgililerden
her biri, vesayetin kaldırılması isteminde bulunabilir.
II. Usulü
1. İlân
Madde 473-
Kısıtlama ilân edilmişse, kaldırılması da ilân olunur.
Fiil ehliyetinin yeniden
kazanılması, ilânın yapılmasına bağlı değildir.
2. Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığında
Madde 474-
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki
vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun
resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebilir.
3. Savurganlık, alkol
veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimde
Madde 475-
Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya
malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin
kaldırılmasını isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını
gerektiren sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş olmasına
bağlıdır.
4. İstek üzerine
kısıtlamada
Madde 476-
Kendi isteğiyle kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması,
kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.
D. Kayyımlıkta ve
yasal danışmanlıkta
I. Genel olarak
Madde 477-
Temsil kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle sona
erer.
Yönetim kayyımlığı,
kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden
alınmasıyla sona erer.
Yasal danışmanlık,
vesayetin kaldırılmasına ilişkin hükümler uyarınca vesayet makamının kararıyla
sona erer.
II. İlân
Madde 478-
Atamanın ilân edilmiş olması veya vesayet makamının gerekli görmesi hâllerinde,
kayyımlığın sona erdiği de ilân olunur.
İKİNCİ AYIRIM
VASİLİK GÖREVİNİN SONA
ERMESİ
A. Fiil ehliyetinin
yitirilmesi ve ölüm
Madde 479-
Vasilik görevi, vasinin fiil ehliyetini yitirmesi veya ölümüyle sona erer.
B. Sürenin sona
ermesi ve uzatılmaması
I. Sürenin dolması
Madde 480-
Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.
II. Engelin veya
kaçınma sebebinin ortaya çıkması
Madde 481-
Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevinden çekilmek
zorundadır.
Vasi, bir kaçınma sebebi
ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden önce görevinden alınmasını
isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı hâlinde görevine devam etmek
zorundadır.
III. Göreve devam
zorunluluğu
Madde 482-
Görevi sona eren vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri yapmakla
yükümlüdür.
C. Görevden alınma
I. Sebepleri
Madde 483-
Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni
sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı
tarafından görevden alınır.
Vasinin görevini
yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye
düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.
II. Usulü
1. İstek üzerine veya
re'sen
Madde 484-
Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin
görevden alınmasını isteyebilir.
Görevden alınmayı
gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi
re'sen görevden almakla yükümlüdür.
2. Araştırma ve uyarı
Madde 485-
Vesayet makamı, ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten sonra
onu görevden alabilir.
Vesayet makamı, ağır
olmayan hâllerde vasiye görevden alınacağı konusunda uyarıda bulunur.
3. Geçici önlemler
Madde 486-
Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde vesayet makamı, vasiye geçici olarak işten
el çektirip bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel zararı göz önünde
bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve tutuklanmasını da
isteyebilir.
4. Diğer önlemler
Madde 487-
Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki
kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.
5. İtiraz
Madde 488-
İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on
gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde
duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
VESAYETİN SONA ERMESİNİN
SONUÇLARI
A. Kesin hesap ve
malvarlığının teslimi
Madde 489-
Görevi sona eren vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet
makamına vermekle yükümlü olduğu gibi; malvarlığını vesayet altındaki kişiye,
mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurmak
zorundadır.
B. Rapor ve hesabın
incelenmesi
Madde 490-
Son rapor ve kesin hesap belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi vesayet
makamı tarafından incelenir ve onaylanır.
C. Vasinin görevine
son verilmesi
Madde 491-
Son rapor ve kesin hesap onaylandıktan ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye,
mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edildikten sonra, vesayet makamı vasinin
görevinin sona erdiğine karar verir.
Vesayet makamı, son
rapor ve kesin hesabın onaylanması veya reddi konusundaki kararı ile birlikte
kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye, tazminat
davası açma hakları bulunduğunu da belirtmek suretiyle tebliğ eder. Bu tebliğde
vasinin görevine son verildiği de belirtilir.
D. Sorumluluk
davasında zamanaşımı
I. Olağan zamanaşımı
Madde 492-
Sorumlu vasi ve kayyıma karşı açılacak tazminat davası kesin hesabın tebliğ
edildiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Tazmin ettirilemeyen
zararlar için Devlete karşı açılacak tazminat davasının zamanaşımı süresi,
zararın vasi, kayyım ve yasal danışmana tazmin ettirilemeyeceğinin
anlaşılmasından başlayarak bir yıldır.
Vesayet dairelerinde
görevli olanların sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı Devlete karşı açılacak
davaların zamanaşımı genel hükümlere tâbidir.
Devletin rücu davası, rücu hakkının doğumunun üzerinden bir yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
II. Olağanüstü
zamanaşımı
Madde 493-
Olağan zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından
bilinmesi veya anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir
sorumluluk sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk
sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir.
Vesayetten doğan
tazminat davaları, her hâlde kesin hesabın tebliğinin üzerinden on yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
E. Vesayet altındaki
kişinin alacağı
Madde 494-
Vesayet altındaki kişinin vasi veya Devlete karşı alacakları imtiyazlı
alacaktır.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
MİRAS HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
MİRASÇILAR
BİRİNCİ BÖLÜM
YASAL MİRASÇILAR
A. Kan hısımları
I. Altsoy
Madde 495-Mirasbırakanın
birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.
Çocuklar eşit olarak
mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce
ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları
alır.
II. Ana ve baba
Madde 496-
Altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit
olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce
ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi
altsoyları alır.
Bir tarafta hiç mirasçı
bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
III. Büyük ana ve
büyük baba
Madde 497-
Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları,
büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce
ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet
yoluyla kendi altsoyları alır.
Ana veya baba tarafından
olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan
önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır.
Ana veya baba tarafından
olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın
mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
Sağ kalan eş varsa,
büyük ana ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde,
payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir
taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde
onların payları diğer tarafa geçer.
IV. Evlilik dışı
hısımlar
Madde 498-
Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olanlar,
baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.
B. Sağ kalan eş
Madde 499-
Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda
mirasçı olur:
1. Mirasbırakanın
altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,
2. Mirasbırakanın ana
ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,
3. Mirasbırakanın büyük
ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın
dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.
C. Evlâtlık
Madde 500-
Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın
kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.
Evlât edinen ve
hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.
D. Devlet
Madde 501-
Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.
İKİNCİ BÖLÜM
ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLAR
BİRİNCİ AYIRIM
TASARRUF EHLİYETİ
A. Ehliyet
I. Vasiyette
Madde 502-
Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak
gerekir.
II. Miras
sözleşmesinde
Madde 503-
Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı
bulunmamak gerekir.
B. İrade sakatlığı
Madde 504-Mirasbırakanın
yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı
tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını
öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak
bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.
Ölüme bağlı tasarrufta
kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma hâlinde mirasbırakanın gerçek
arzusu kesin olarak tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre düzeltilir.
İKİNCİ AYIRIM
TASARRUF ÖZGÜRLÜĞÜ
A. Tasarruf
edilebilir kısım
I. Kapsamı
Madde 505-(Değişik
birinci fıkra: 4/5/2007-5650/1 md.)
Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının
saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.
Bu mirasçılardan hiç
biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.
II. Saklı pay
Madde 506-
Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:
1. Altsoy için yasal
miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her
biri için yasal miras payının dörtte biri,
3.
(Mülga:4/5/2007-5650/2 md.)
4. Sağ kalan eş için,
altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras
payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.
III. Tasarruf
edilebilir kısmın hesabı
1. Borçların
indirilmesi
Madde 507-
Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna
göre hesaplanır.
Hesap yapılırken,
mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı
giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan
kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.
2. Sağlararası
karşılıksız kazandırmalar
Madde 508-Mirasbırakanın
sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi oldukları ölçüde, tasarruf
edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir.
3. Sigorta alacakları
Madde 509-Mirasbırakanın
kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası sözleşmesi
yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin etmesi ya da
sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla
karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, sigorta alacağının
mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir.
B. Mirasçılıktan
çıkarma
I. Sebepleri
Madde 510-
Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı
mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:
1. Mirasçı,
mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç
işlemişse,
2. Mirasçı,
mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan
yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.
II. Hükümleri
Madde 511-
Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da
açamaz.
Mirasbırakan başka türlü
tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o
kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa
altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır.
Mirasçılıktan çıkarılan
kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını
isteyebilir.
III. İspat yükü
Madde 512-
Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma
sebebini belirtmişse geçerlidir.
Mirasçılıktan çıkarılan
kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan
mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.
Sebebin varlığı ispat
edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının
saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma
sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz
olur.
IV. Borç ödemeden
aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarma
Madde 513-Mirasbırakan,
hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, saklı payının yarısı için
mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı mirasçılıktan çıkarılanın doğmuş ve
doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır.
Miras açıldığı zaman
borç ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin kapsadığı borç
tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını aşmıyorsa, mirasçılıktan
çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olunur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN
ÇEŞİTLERİ
A. Genel olarak
Madde 514-Mirasbırakan,
tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir
kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir.
Mirasbırakanın üzerinde
tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına kalır.
B. Koşullar ve
yüklemeler
Madde 515-Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf
hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin
yerine getirilmesini isteyebilir.
Hukuka veya ahlâka
aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.
Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve
yüklemeler yok sayılır.
C. Mirasçı atama
Madde 516-Mirasbırakan,
mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı
atayabilir.
Bir kişinin, mirasın
tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı atanması
sayılır.
D. Belirli mal
bırakma
I. Konusu
Madde 517-Mirasbırakan,
bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada
bulunabilir.
Belirli mal bırakma,
ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya
terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına
yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin
yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan
kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi
suretiyle de olabilir.
Bırakılan belirli mal
terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı
tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.
II. Teslim borcu
Madde 518-
Bırakılan belirli mal, mirasın açılması anındaki durumuyla teslim olunur; yarar
ve hasar, mirasın açılması anında kendisine belirli mal bırakılana geçer.
Tasarrufu yerine getirme
ile yükümlü olan kimse, mirasın açılmasından sonra bırakılan belirli mala
yaptığı harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı, vekâletsiz iş görenin
haklarına sahip ve borçlarıyla yükümlü olur.
III. Tereke ile
ilgisi
Madde 519-
Tereke mevcudunu veya tasarrufu yerine getirme yükümlüsüne yapılan kazandırmayı
ya da saklı payı zedeleyen tasarrufların orantılı olarak tenkisi istenebilir.
Tasarrufu yerine getirme
yükümlüsü, mirasçılığı veya kendisine bırakılan kazandırmayı reddetmiş ya da
mirasbırakandan önce ölmüş veya mirastan yoksun kalmış olsa bile tasarruf
yürürlükte kalır; yerine getirme borcu, bu durumlardan yararlananlara geçer.
Yasal veya atanmış
mirasçı, mirası reddetmiş olsa bile lehine yapılmış bir tasarrufun yerine
getirilmesini isteyebilir.
E. Yedek mirasçı
atama
Madde 520-Mirasbırakan,
atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi veya mirası reddetmesi hâlinde onun
yerine geçmek üzere bir veya birden çok kişiyi yedek mirasçı olarak atayabilir.
Bu kural belirli mal
bırakmada da uygulanır.
F. Artmirasçı atama
I. Belirlenmesi
Madde 521-Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarrufuyla önmirasçı atadığı kişiyi mirası artmirasçıya
devretmekle yükümlü kılabilir.
Aynı yükümlülük
artmirasçıya yüklenemez.
Bu kurallar belirli mal
bırakmada da uygulanır.
II. Artmirasçıya
geçiş
Madde 522-
Tasarrufta geçiş anı belirtilmemişse miras, önmirasçının ölümüyle artmirasçıya
geçer.
Tasarrufta geçiş anı
gösterilmiş olup önmirasçının ölümünde bu an henüz gelmemişse miras, güvence
göstermeleri koşuluyla önmirasçının mirasçılarına teslim edilir.
Mirasın artmirasçıya
geçmesine herhangi bir sebeple olanak kalmadığı anda miras, önmirasçıya;
önmirasçı ölmüşse onun mirasçılarına kesin olarak kalır.
III. Güvence
Madde 523-Önmirasçıya
geçen mirasın sulh mahkemesince defteri tutulur.
Mirasbırakan açıkça
bağışık tutmadıkça, mirasın önmirasçıya teslimi onun güvence göstermesine
bağlıdır. Taşınmazlarda bu güvence, yeterli görüldüğü takdirde mirası geçirme
yükümlülüğünün tapu kütüğüne şerh verilmesiyle de sağlanabilir.
Önmirasçı güvence
göstermez veya artmirasçının beklenen haklarını tehlikeye düşürürse, mirasın
resmen yönetimine karar verilir.
IV. Hükümleri
1. Önmirasçı hakkında
Madde 524-Önmirasçı,
mirası atanmış mirasçılar gibi kazanır.
Önmirasçı, mirasa
artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile sahip olur.
2. Artmirasçı
hakkında
Madde 525-Artmirasçı,
mirası belirlenmiş olan geçiş anında sağ ise kazanır.
Artmirasçı geçiş anından
önce ölmüşse, tasarrufta aksi öngörülmüş olmadıkça, miras önmirasçıya kalır.
Önmirasçı mirasbırakanın
ölümünde sağ değilse veya mirastan yoksun kalmışsa ya da mirası reddederse,
miras artmirasçıya geçer.
G. Vakıf
Madde 526-Mirasbırakan,
terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü özgülemek
suretiyle vakıf kurabilir.
Vakıf, ancak kanun
hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır.
H. Miras sözleşmeleri
I. Olumlu miras
sözleşmesi
Madde 527-Mirasbırakan,
miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da
üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.
Mirasbırakan,
malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir; ancak, miras
sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya
bağışlamalarına itiraz edilebilir.
II. Mirastan feragat
sözleşmesi
1. Kapsamı
Madde 528 -Mirasbırakan,
bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat
sözleşmesi yapabilir.
Feragat eden, mirasçılık
sıfatını kaybeder.
Bir karşılık sağlanarak
mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de
sonuç doğurur.
2. Hükümden düşmesi
Madde 529-
Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin
herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer.
Mirastan feragat
sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu
lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması
hâlinde, feragat yine hükümden düşer.
3. Tereke
alacaklılarının hakları
Madde 530-
Mirasın açılması anında tereke, borçları karşılayamıyorsa ve borçlar mirasçılar
tarafından da ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları, alacaklılara karşı
feragat için ölümünden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan almış oldukları
karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında sorumludurlar.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN ŞEKİLLERİ
A. Vasiyet
I. Şekilleri
1. Genel olarak
Madde 531-
Vasiyet, resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak
yapılabilir.
2. Resmî vasiyetname
a. Düzenlenmesi
Madde 532 -
Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir.
Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer
bir görevli olabilir.
b. Memurun işlevi
Madde 533 -Mirasbırakan,
arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya
yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir.
Vasiyetname,
mirasbırakan tarafından okunup imzalanır.
Memur, vasiyetnameyi
tarih koyarak imzalar.
c. Tanıkların
katılması
Madde 534 -
Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi
okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan
eder.
Tanıklar, bu beyanın
kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini
vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.
Vasiyetname içeriğinin
tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.
d. Mirasbırakan
tarafından okunmaksızın ve imzalanmaksızın düzenleme
Madde 535-Mirasbırakan
vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki
tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son
arzularını içerdiğini beyan eder.
Bu durumda tanıklar, hem
mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil
gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana
okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini
vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.
e. Düzenlemeye
katılma yasağı
Madde 536-
Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden
yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan
hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin
düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.
Resmî vasiyetnamenin
düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan
hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile
kazandırmada bulunulamaz.
f. Vasiyetnamenin
saklanması
Madde 537-
Resmî vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla
yükümlüdür.
3. El yazılı
vasiyetname
Madde 538-
El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna
kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.
El yazılı vasiyetname,
saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili
memura bırakılabilir.
4. Sözlü vasiyet
a. Son arzuları
anlatma
Madde 539-Mirasbırakan;
yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü
durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet
yoluna başvurabilir.
Bunun için mirasbırakan,
son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname
yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler.
Resmî vasiyetname
düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin yasaklar,
sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir.
b. Belgeleme
Madde 540-Mirasbırakan
tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son
arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve
diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir
sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil
gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine
anlattığını hâkime beyan ederler.
Tanıklar, daha önce bir
belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki
hususları beyan ederek mirasbırakanın son arzularını bir tutanağa
geçirtebilirler.
Sözlü vasiyet yoluna
başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli
bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o
aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık
kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.
c. Hükümden düşme
Madde 541-Mirasbırakan
için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihin
üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşer.
II. Vasiyetten dönme
1. Yeni vasiyetname
ile
Madde 542-Mirasbırakan,
vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir
vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir.
Vasiyetnamenin
tamamından veya bir kısmından dönülebilir.
2. Yok etme ile
Madde 543-Mirasbırakan,
yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.
Kaza sonucunda veya
üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine
olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme hakkı saklıdır.
3. Sonraki
tasarruflar
Madde 544-Mirasbırakan,
önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa,
kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça, sonraki
vasiyetname onun yerini alır.
Belirli mal bırakma
vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe, mirasbırakanın sonradan o mal
üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan
kalkar.
B. Miras sözleşmesi
I. Şekli
Madde 545-
Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi
gerekir.
Sözleşmenin tarafları,
arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi
memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.
II. Ortadan
kaldırılması
1. Sağlararasında
a. Sözleşme veya
vasiyetname ile
Madde 546-
Miras sözleşmesi, tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan
kaldırılabilir.
Miras sözleşmesiyle
mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin, mirasbırakana karşı
miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan
davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa; mirasbırakan, miras sözleşmesini tek
taraflı olarak ortadan kaldırabilir.
Tek taraflı ortadan
kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle yapılır.
b. Sözleşmeden dönme
yolu ile
Madde 547-
Miras sözleşmesi gereğince sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan taraf, bu
edimlerin sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi veya güvenceye
bağlanmaması hâlinde borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir.
2. Mirasbırakandan
önce ölme
Madde 548-
Mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi mirasbırakanın ölümünde
sağ değilse, miras sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkar.
Mirasbırakandan önce
ölen kişinin mirasçıları, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ölüme bağlı
tasarrufta bulunandan, miras sözleşmesi uyarınca elde ettiği ölüm tarihindeki
zenginleşmeyi geri isteyebilirler.
C. Tasarruf
edilebilir kısmın daralması
Madde 549-
Miras sözleşmesi veya vasiyetnameyle yapılan ölüme bağlı kazandırmalar,
mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmın sonradan daralması yüzünden hükümsüz
olmaz; sadece tenkis edilebilir.
BEŞİNCİ AYIRIM
VASİYETİ YERİNE GETİRME
GÖREVLİSİ
A. Atanması
I. Atanma ve ehliyet
Madde 550-Mirasbırakan,
vasiyetnameyle bir veya birden çok vasiyeti yerine getirme görevlisi atayabilir.
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin, göreve başladığı sırada fiil ehliyetine
sahip olması gerekir.
Vasiyeti yerine getirme
görevlisine sulh hâkimi tarafından bu görevi bildirilir; bildirim tarihinden
başlayarak onbeş gün içinde kabul edilmediği sulh hâkimine bildirilmezse, görev
kabul edilmiş sayılır.
Vasiyeti yerine getirme
görevlisi hizmetinin karşılığında uygun bir ücret isteyebilir.
II. Birden çok
vasiyeti yerine getirme görevlisi
Madde 551-
Birden çok vasiyeti yerine getirme görevlisinin atanmış olması hâlinde,
tasarruftan veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça bunlar görevi birlikte
yürütürler.
Bunlardan biri görevi
kabul etmez veya edemez ya da herhangi bir sebeple görevi sona ererse,
mirasbırakanın tasarrufundan aksi anlaşılmadıkça diğerleri göreve devam eder.
Birden çok vasiyeti
yerine getirme görevlisi birlikte hareket etmek üzere atanmış olsa bile acele
hâllerde her biri gerekli işlemleri yapabilir.
B. Görev ve yetkileri
I. Genel olarak
Madde 552-Mirasbırakan,
tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş olmadıkça vasiyeti
yerine getirme görevlisi, mirasbırakanın son arzularının yerine getirilmesi için
gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir.
Vasiyeti yerine getirme
görevlisi, özellikle;
1. Göreve başladıktan
sonra gecikmeksizin terekedeki malların, hakların ve borçların listesini
düzenler. Liste düzenlenirken olanak varsa mirasçılar hazır bulundurulur.
2. Terekeyi yönetir ve
yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının zilyetliğinin kendisine devrini
ister.
3. Tereke alacaklarını
tahsil eder, borçlarını öder.
4. Vasiyetleri yerine
getirir.
5. Terekenin
paylaşılması için plân hazırlar.
6. Tereke ile ilgili
dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder. Mirasçılar tarafından açılmış
davalardan görevi ile ilgili olanlara müdahil olarak katılabilir.
7. Açtığı veya aleyhine
açılan davalar ile yapılan takipleri mirasçılara bildirir.
II. Tereke malları
üzerinde tasarruf
Madde 553-Mirasbırakan
taahhüt etmiş olmadıkça, terekeye dahil malların, vasiyeti yerine getirme
görevlisi tarafından devri veya bunlar üzerinde sınırlı aynî haklar kurulması,
sulh hâkiminin yetki vermesine bağlıdır. Hâkim, olanak bulunduğu takdirde
mirasçıları dinledikten sonra karar verir. Olağan giderleri karşılayacak
ölçüdeki tasarruflar için yetki almaya gerek yoktur.
C. Görevin sona
ermesi
Madde 554-
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin görevi, ölümü veya atanmasını geçersiz
kılan bir sebebin varlığı hâlinde kendiliğinden sona erer.
Vasiyeti yerine getirme
görevlisi sulh hâkimine yapacağı bir beyanla görevinden ayrılabilir. Görev
uygunsuz bir zamanda bırakılamaz.
D. Denetlenmesi
Madde 555-
Vasiyeti yerine getirme görevlisi, görevinin yerine getirilmesinde sulh
hâkiminin denetimine tâbidir.
Hâkim, şikâyet üzerine
veya re'sen gereken önlemleri alır.
Vasiyeti yerine getirme
görevlisinin yetersiz olduğu, görevini kötüye kullandığı veya ağır ihmali tespit
edilirse, sulh hâkimi tarafından görevine son verilir. Bu karara karşı
tebliğinden başlayarak onbeş gün içinde asliye mahkemesine itiraz edilebilir.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
E. Sorumluluğu
Madde 556-
Vasiyeti yerine getirme görevlisi, görevini yerine getirirken özen göstermekle
yükümlüdür; ilgililere karşı bir vekil gibi sorumludur.
ALTINCI AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN
İPTALİ VE TENKİSİ
A. İptal davası
I. Sebepleri
Madde 557-
Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir:
1. Tasarruf
mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
2. Tasarruf yanılma,
aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
3. Tasarrufun içeriği,
bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise,
4. Tasarruf kanunda
öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.
II. Dava hakkı
Madde 558-İptal
davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet
alacaklısı tarafından açılabilir.
Dava, ölüme bağlı
tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.
İptal davası, ölüme
bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların
tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde
tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.
III. Hak düşürücü
süreler
Madde 559-
İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak
sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde
vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin
üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara
karşı yirmi yıl geçmekle düşer.
Hükümsüzlük, def"i
yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
B. Tenkis davası
I. Koşulları
1. Genel olarak
Madde 560-
Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf
edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.
Yasal mirasçıların
paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun
başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları
sayılır.
2. Saklı paylı
mirasçılar lehine kazandırmalar
Madde 561-
Saklı pay sahibi mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf
edilebilir kısmı aşan kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı
orantılı olarak tenkise tâbi olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı
tasarrufun bulunması hâlinde, saklı pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın
saklı payı aşan kısmı ile saklı pay sahibi olmayan kimselere yapılan
kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir.
3. Mirasçının
alacaklılarının hakları
Madde 562-Mirasbırakan,
tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflâsı
hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde
ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası
açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için
gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler.
Mirasçılıktan
çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflâs idaresi veya
alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
Madde 563-
Tenkis,
mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasçı
atanması yoluyla veya diğer bir ölüme bağlı tasarrufla elde edilen
kazandırmaların tamamında, orantılı olarak yapılır.
Ölüme bağlı tasarrufla
kazandırma elde eden kimse, bazı vasiyetleri yerine getirmekle yükümlü
kılınmışsa, kazandırmanın tenkise tâbi tutulması hâlinde, bu kimse
mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça vasiyet
borçlarının da aynı oranda tenkis edilmesini isteyebilir.
2. Bölünmez mal
vasiyetinde
Madde 564-
Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir
mal vasiyeti tenkise tâbi olursa, vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi gereken
kısmın değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir kısmın
değerini karşılayan parayı isteyebilir.
Tasarruf konusu malın
vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle vasiyet
borçlusuna verilmesi gereken, aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan kısmının
karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir.
Bu kurallar, sağlararası
kazandırmaların tenkisinde de uygulanır.
3. Sağlararası
kazandırmalar
a. Tenkise tâbi
kazandırmalar
Madde 565-Aşağıdaki
karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir:
1. Mirasbırakanın,
mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu
sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri
veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında
verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
2. Miras haklarının
ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,
3. Mirasbırakanın
serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki
bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,
4. Mirasbırakanın saklı
pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.
b. Geri verme borcu
Madde 566-
Kendisine tenkise tâbi bir kazandırma yapılmış olan kimse iyiniyetli ise, sadece
mirasın geçmesi anında kazandırmadan elinde kalanı geri vermekle yükümlüdür;
iyiniyetli değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna ilişkin
hükümlere göre sorumlu olur.
Miras sözleşmesiyle elde
ettiği kazandırma tenkise tâbi tutulan kimse, bu kazandırma için mirasbırakana
verdiği karşılığın tenkis oranında geri verilmesini isteyebilir.
4. Hayat
sigortalarında
Madde 567-Mirasbırakanın
kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası yaptığı veya
böyle bir kişiyi lehdar olarak sonra belirlediği ya da sigortacıya karşı olan
istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü
kişiye devrettiği hâllerde, sigorta alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki
satınalma değeri tenkise tâbi olur.
5. İntifa hakkı veya
irat bakımından
Madde 568-Mirasbırakan,
tahmin edilen devam sürelerine göre sermayeye çevrilmeleri hâlinde tasarruf
edilebilir kısmı aşan intifa hakkı veya irat borcu ile terekesini yükümlü
kılarsa, mirasçıları, intifa hakkının veya irat borcunun tenkisini ya da
tasarruf edilebilir kısmı vererek bu yükümlülüğün kaldırılmasını isteyebilirler.
6. Artmirasçı
bakımından
Madde 569-
Mirası artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile saklı payı zedelenen mirasçı, aşan
kısmın tenkisini isteyebilir.
III. Tenkiste sıra
Madde 570-
Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu
yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere
sağlararası kazandırmalardan yapılır.
Kamu tüzel kişileri ile
kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı tasarruflar ve
sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.
IV. Hak düşürücü
süreler
Madde 571-
Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini
öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma
tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl
geçmekle düşer.
Bir tasarrufun iptali
bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi
tarihinde işlemeye başlar.
Tenkis iddiası, def'i
yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
YEDİNCİ AYIRIM
MİRAS SÖZLEŞMESİNDEN
DOĞAN DAVALAR
A. Mirasbırakanın
sağlığında mallarını vermesi durumunda
Madde 572-Mirasbırakan,
sağlığında bütün malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı mirasçıya devretmişse,
bu mirasçı resmî defter düzenlenmesini isteyebilir.
Mirasbırakan,
malvarlığının tamamını devretmemişse veya tamamını devrettikten sonra yeni
mallar edinmişse; miras sözleşmesi, aksine bir kural içermedikçe, yalnız
sağlıkta devredilmiş olan malları kapsar.
Mirasbırakanın
sağlığında malvarlığını devretmesi hâlinde, miras sözleşmesinde başka türlü bir
kural yoksa, miras sözleşmesinden doğan hak ve borçlar atanmış mirasçının
mirasçılarına geçer.
B. Mirastan feragat
durumunda
I. Tenkis
Madde 573-Mirasbırakan,
mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin tasarruf edilebilir
kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun tenkisini
isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı payını aşan
miktar tenkise tâbi olur.
Edimlerin değerlerinin
mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre yapılır.
II. Geri verme
Madde 574-
Mirastan feragat eden, tenkis sebebiyle terekeye bir malı veya diğer bir değeri
geri vermekle yükümlü olursa; dilerse tenkise tâbi değeri geri verir, dilerse
almış olduklarının tamamını terekeye geri vererek mirastan feragat etmemiş gibi
paylaşmaya katılır.
İKİNCİ KISIM
MİRASIN GEÇMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
MİRASIN AÇILMASI
A. Açılma ve
değerlendirme anı
Madde 575-
Miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. Mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu
mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar, terekenin ölüm anındaki durumuna
göre değerlendirilir.
B. Açılma yeri ve
yetkili mahkeme
Madde 576-
Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır.
Mirasbırakanın
tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle
istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
C. Açılmanın
hükümleri
I. Mirasa ehliyet
1.Hak ehliyeti
Madde 577-
Bu Kanuna göre mirasa ehil olmayanlar dışındaki herkes mirasçı olabileceği gibi,
vasiyet alacaklısı da olabilir.
Tüzel kişiliği
bulunmayan bir topluluğa belli bir amaç için yapılan kazandırmaları, o topluluk
içindeki kişiler, mirasbırakan tarafından belirlenen bu amacı gerçekleştirme
kaydıyla birlikte edinmiş olurlar; amacın bu yolla gerçekleştirilmesine olanak
yoksa, yapılan kazandırma vakıf kurma sayılır.
2. Mirastan yoksunluk
a. Sebepleri
Madde 578-
Aşağıdaki kimseler, mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi
bir hak da edinemezler:
1. Mirasbırakanı kasten
ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler,
2. Mirasbırakanı kasten
ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma
getirenler,
3. Mirasbırakanın ölüme
bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma,
zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler,
4. Mirasbırakanın artık
yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve
hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar.
Mirastan yoksunluk,
mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar.
b. Altsoya etkisi
Madde 579-
Mirastan yoksunluk, yalnız yoksun olanı etkiler.
Mirastan yoksun olanın
altsoyu, mirasbırakandan önce ölen kimsenin altsoyu gibi mirasçı olur.
II. Sağ olmak
1. Mirasçı olarak
Madde 580-Mirasçı
olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ olmak şarttır.
Mirasın açıldığı anda
sağ olan mirasçı sonradan ölürse, onun miras hakkı kendi mirasçılarına kalır.
2. Vasiyet alacaklısı
olarak
Madde 581-
Vasiyet alacaklısı olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak
sağ olmak şarttır.
Vasiyet alacaklısı
mirasbırakandan önce ölmüş ise, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, vasiyeti yerine
getirme yükümlülüğü, vasiyet yükümlüsünün yararına ortadan kalkar.
3. Cenin
Madde 582-
Cenin, sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur.
Ölü doğan çocuk mirasçı
olamaz.
4. İleride doğacak
çocuk
Madde 583-
Mirasın açıldığı anda henüz var olmayan bir kimseye artmirasçı veya art vasiyet
alacaklısı olarak, tereke veya tereke malı bırakılabilir.
Mirasbırakan tarafından
önmirasçı atanmamışsa, yasal mirasçı, önmirasçı sayılır.
D. Gaiplik
I. Gaibin mirası
1. Güvence karşılığı
teslim
Madde 584-
Hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimsenin mirasçıları veya mirasında hak
sahibi olan kişiler, tereke malları kendilerine teslim edilmeden önce bu malları
ileride ortaya çıkabilecek üstün hak sahiplerine veya gaibin kendisine geri
vereceklerine ilişkin güvence göstermek zorundadırlar.
Bu güvence, ölüm
tehlikesi içinde kaybolma durumunda beş yıl, uzun zamandan beri haber alınamama
durumunda onbeş yıl ve her hâlde en çok gaibin yüz yaşına varmasına kadar
geçecek süre için gösterilir.
Beş yıl, tereke
mallarının tesliminden; onbeş yıl, son haber tarihinden başlayarak hesaplanır.
2. Geri verme
Madde 585-
Gaip ortaya çıkarsa veya üstün hak sahibi olduklarını ileri sürenler bu
sıfatlarını ispat ederlerse, tereke mallarını teslim almış olanlar, aldıkları
malları zilyetlik kuralları uyarınca geri vermekle yükümlüdürler.
İyiniyetli olanların
üstün hak sahiplerine geri verme yükümlülükleri, miras sebebiyle istihkak
davasına ilişkin zamanaşımı süresine tâbidir.
II. Gaibe düşen miras
Madde 586-
Ortada bulunmayan ve mirasın açıldığı anda sağ olup olmadığı ispat edilemeyen
mirasçının miras payı resmen yönetilir.
Mirasın açıldığı anda
ortada bulunmayanın sağ olmaması hâlinde onun miras payı kendilerine kalacak
olanlar, gaipliğe ilişkin sürelere ve usule uyarak o kimsenin gaipliğine karar
verilmesini ve miras payının kendilerine teslimini isteyebilirler.
Miras payının teslimi,
gaipliğine karar verilen kimsenin mirasının mirasçılara teslimine ilişkin
kurallara tâbidir.
III. Gaibin hem
mirasbırakan, hem mirasçı olması
Madde 587-
Gaibin mirasçıları tereke mallarını teslim aldıktan sonra gaibe bir miras
düşerse, ona düşen miras payı gaiplik sebebiyle kendilerine kalacak olanlar,
ayrıca bir gaiplik kararı almak zorunda kalmaksızın bu miras payının teslimini
isteyebilirler.
Gaibe düşen miras payını
teslim alanların elde ettikleri gaiplik kararına aynı şekilde gaibin mirasçıları
da dayanabilirler.
IV. Hazinenin istemi
Madde 588-
Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen miras payı
on yıl resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz yaşını
dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar
verilir.
Gaiplik kararı
verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa,
aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer.
Devlet, gaibe veya üstün
hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar gibi geri vermekle
yükümlüdür.
İKİNCİ BÖLÜM
MİRASIN GEÇMESİNİN
SONUÇLARI
BİRİNCİ AYIRIM
KORUMA ÖNLEMLERİ
A. Genel olarak
Madde 589-Mirasbırakanın
yerleşim yeri sulh hâkimi, istem üzerine veya re'sen tereke mallarının korunması
ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alır.
Bu önlemler, özellikle
kanunda belirtilen hâllerde terekede bulunan mal ve hakların yazımına, terekenin
mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine ve vasiyetnamelerin açılmasına
ilişkindir.
Önlemlerle ilgili
giderler, ileride terekeden alınmak üzere, başvuran kişi tarafından; önleme
hâkimin re'sen karar verdiği hâllerde Devlet tarafından karşılanır.
Mirasbırakan, yerleşim
yerinden başka bir yerde ölmüş ise, o yerin sulh hâkimi bu ölümü yerleşim yeri
sulh hâkimine gecikmeksizin bildirir ve mirasbırakanın ölüm yerinde bulunan
mallarının korunması için gerekli önlemleri alarak bununla ilgili dosyayı ve
varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hâkimine gönderir.
B. Defter tutma
Madde 590-Aşağıdaki
sebeplerden birinin gerçekleşmesi hâlinde sulh hâkimi terekenin defterinin
tutulmasına karar verir:
1. Mirasçılar arasında
vesayet altına alınmış olan veya alınması gereken kimse varsa,
2. Mirasçılardan biri
uzun süreden beri bulunamıyorsa ve temsilcisi de yoksa,
3. Mirasçılardan veya
ilgililerden biri, ölüm tarihinden başlayarak bir ay içinde istemde bulunursa,
Defter tutma işlemi
gecikmeksizin tamamlanır.
C. Mühürleme
Madde 591-
Yazımı yapılan tereke mallarından gerekenler mühürlenir. Mühürlenmeyen mallar
için uygun koruma önlemi alınır. Mühür altına alma yazımdan önce de yapılabilir.
Tereke mühürlenirken
mirasbırakanla birlikte oturanların ihtiyaçları için gerekli eşya bir tutanakla
tespit edilip güvenilir kişi olarak kendilerine bırakılır; taşınmazların onların
oturmaları için zorunlu olan bölümleri, mühürlemenin dışında tutulur.
Alacaklıların istemi
üzerine yapılan mühürleme, güvence altına alınan miktarla sınırlıdır. Alacaklıya
güvence gösterildiği takdirde mühürleme yapılmaz, yapılmışsa kaldırılır.
D. Terekenin resmen
yönetilmesi
I. Genel olarak
Madde 592-
Aşağıdaki hâllerde sulh hâkimi re'sen mirasın resmen yönetilmesine karar verir:
1. Mirasçılardan birinin
uzun süreden beri bulunamaması ve temsilci de bırakmaması hâlinde menfaati
gerektiriyorsa,
2. Mirasta hak sahibi
olduğunu ileri sürenlerden hiçbiri mirasçılık sıfatını yeterince ispatlayamazsa
veya bir mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olursa,
3. Mirasçıların tamamı
bilinmiyorsa,
4. Kanunda özel olarak
öngörülmüşse.
Mirasbırakan terekenin
tamamı üzerinde yetkili olmak üzere vasiyeti yerine getirme görevlisi atamış
ise, önemli bir engel bulunmadıkça terekenin yönetimi ona verilir.
Mirasbırakan velâyet
veya vesayet altında idiyse; veli veya vasi bir sakınca olmadıkça terekenin
yönetimiyle görevlendirilir.
Sulh hâkimi, terekeyi
yönetmekle görevlendirilen kimseye, istemi hâlinde terekeden karşılanmak üzere
uygun bir ücret ödenmesine karar verir.
II. Görev, temsil ve
sorumluluk
Madde 593-
Terekeyi resmen yöneten sulh hâkimi veya onun yönetimle görevlendirdiği kimse,
resmen yönetme sebeplerinin ortadan kalkmasına ya da paylaştırmaya kadar,
terekeyi hak sahiplerinin haklarının kaybına meydan vermeyecek biçimde iyi bir
yönetici gibi özenle yönetmek ve özellikle aşağıda yazılı işleri görmekle
yükümlüdür:
1. Henüz yapılmamışsa,
terekenin yazımı,
2. Gereken koruma
önlemlerinin alınması,
3. Mirasçıların
menfaatlerine veya iyi bir yönetimin gereklerine uygun düştüğü takdirde
terekedeki malların satılması,
4. Mirasbırakanın
alacaklarının tahsili ve borçlarının ödenmesi,
5. Mirasçıların yasal
haklarını zedelemediği anlaşılan vasiyetlerin, sulh hâkiminin izni ve asliye
hâkiminin onayı ile yerine getirilmesi,
6. Terekeye ait
paraların faiz getirmek üzere tüzükte belirtilen bir bankaya yatırılması veya bu
paralarla Devlet tahvili alınması ve yeterli güvencesi bulunmayan yatırımların
güvenceli yatırımlara dönüştürülmesi,
7. Terekede ticarethane,
imalâthane veya başka bir işletme varsa, bunların olduğu gibi sürdürülmesi;
sürdürmede yarar yoksa, tasfiyesi için gerekli önlemlerin alınması.
Tereke yöneticisi,
görevine giren hususlarda miras ortaklığının temsilcisi olup, ortaklık aleyhine
açılan davalarda ve yapılan icra takiplerinde ortaklığı temsil eder ve gereken
hâllerde ortaklık adına dava açmaya, icra takibinde bulunmaya, davadan feragate,
kabule, sulh olmaya ve tahkime yetkilidir; davaları ve takipleri mirasçılara
ihbar eder.
Terekenin resmen
yönetilmesinde, sulh hâkimi ile yöneticinin işlemleri konusunda, niteliklerine
uygun olduğu ölçüde, vesayete ilişkin hükümler uygulanır.
III. Mirasçıların
bilinmemesi
Madde 594-Mirasbırakanın
mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı bilinmiyorsa, sulh hâkimi
uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilân yapıp hak sahiplerini son
ilândan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını bildirmeye
çağırır.
İlân süresinde kimse
başvurmazsa ve sulh hâkimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse, miras sebebiyle
istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete geçer.
E. Vasiyetname ile
ilgili işlemler
I. Teslim görevi ve
alınacak önlemler
Madde 595-Mirasbırakanın
ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamesinin, geçerli olup olmadığına
bakılmaksızın hemen sulh hâkimine teslim edilmesi zorunludur.
Vasiyetnameyi düzenleyen
veya muhafaza eden görevli ya da mirasbırakanın arzusu üzerine saklayan veya
başka surette ele geçiren ya da ölenin eşyası arasında bulan kimse, ölümü
öğrenir öğrenmez teslim görevini yerine getirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bu
yüzden doğacak zarardan sorumludur.
Sulh hâkimi, teslim
edilen vasiyetnameyi derhâl inceler, gerekli koruma önlemlerini alır; olanak
varsa ilgilileri dinleyerek terekenin yasal mirasçılara geçici olarak teslimine
veya resmen yönetilmesine karar verir.
II. Vasiyetnamenin
açılması
Madde 596-
Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden başlayarak bir ay
içinde mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi tarafından açılır ve ilgililere
okunur.
Bilinen mirasçılar ve
diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında diledikleri takdirde hazır
bulunmak üzere çağrılır.
Mirasbırakanın sonradan
ortaya çıkan vasiyetnameleri için de aynı işlemler yapılır.
III. İlgililere
tebliğ
Madde 597-
Mirasta hak sahibi olanların her birine gideri terekeye ait olmak üzere,
vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği hâkim
tarafından tebliğ edilir.
Nerede olduğu
bilinmeyenlere vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımları ilân yolu ile tebliğ
olunur.
IV. Mirasçılık
belgesi (1)
Madde 598-
Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya
noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren
bir belge verilir.
––––––––––––––––––
(1) 31/3/2011 tarihli
ve 6217 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer
alan “sulh mahkemesince” ibaresinden
sonra gelmek üzere “veya noterlikçe” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
Mirasçı atamaya veya
vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka vasiyet
alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde
itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan kimseye, sulh mahkemesince
atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir belge verilir.
Mirasçılık belgesinin
geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.
Ölüme bağlı tasarrufun
iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
MİRASIN KAZANILMASI
A. Kazanma
I. Mirasçılar
tarafından
Madde 599-
Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince
kazanırlar.
Kanunda öngörülen ayrık
durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını,
alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki
zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından
kişisel olarak sorumlu olurlar.
Atanmış mirasçılar da
mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış
mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle
yükümlüdürler.
II. Vasiyet
alacaklıları tarafından
1. İstem
Madde 600-
Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal
veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.
Bu alacak, tasarruftan
aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya ret hakkının
düşmesiyle muaccel olur.
Vasiyet alacaklısı,
yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın
teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine
getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.
2. Özel durumlar
Madde 601-
Kendisine bir intifa hakkı veya bir irat hakkı ya da belli aralıklarla
tekrarlanan diğer bir edim vasiyet edilen kimsenin istem hakkı, tasarrufta başka
bir esas öngörülmüş olmadıkça, eşya hukuku ve borçlar hukuku kurallarına
tâbidir.
Kendisine mirasbırakanın
ölümünde ödenecek bir sigorta alacağı vasiyet edilen kimse, sigorta
sözleşmesinden doğan istem hakkını sigortacıya karşı doğrudan doğruya
kullanabilir.
3. Zamanaşımı
Madde 602-
Vasiyet alacaklısının dava hakkı, ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinin veya
vasiyet borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden on
yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
III. Alacaklıların
durumu
Madde 603-Mirasbırakanın
alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından, vasiyet
alacaklılarının hakları da mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir.
Mirası kayıtsız şartsız
kabul eden mirasçıların alacaklıları ile mirasbırakanın alacaklıları aynı
haklara sahiptirler.
IV. Tenkis ve geri
isteme
Madde 604-
Mirasçılar, vasiyet yükümlülüğünü yerine getirdikten sonra mirasbırakanın daha
önce bilmedikleri borçlarını öderlerse, vasiyet alacaklısından vasiyetin
tenkisini isteyebilecekleri oranda verileni geri isteme hakkına sahiptirler.
Vasiyet alacaklısı,
ancak geri isteme zamanında var olan zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu
tutulabilir.
B. Ret
I. Ret beyanı
1. Ret hakkı
Madde 605-Yasal
ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.
Ölümü tarihinde
mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras
reddedilmiş sayılır.
2. Süre
a. Genel olarak
Madde 606-
Miras, üç ay içinde reddolunabilir.
Bu süre, yasal
mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe
mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için
mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye
başlar.
b. Terekenin
yazımında
Madde 607-
Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve
atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından
kendilerine bildirilmesiyle başlar.
3. Ret hakkının
geçmesi
Madde 608-
Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer.
Bu mirasçılar için ret
süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten
başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için
mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez.
Ret sonucunda miras daha
önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar
tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar.
4. Reddin şekli
Madde 609-
Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla
yapılır.
Reddin kayıtsız ve
şartsız olması gerekir.
Sulh hâkimi, sözlü veya
yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder.
Süresi içinde yapılmış
olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır
ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir.
Tutanağın ve kütüğün
nasıl tutulacağı tüzükle düzenlenir.
II. Ret hakkının
düşmesi
Madde 610-
Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış
olur.
Ret süresi sona ermeden
mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde
olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında
işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı,
mirası reddedemez.
Zamanaşımı veya hak
düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi
yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.
III. Mirasçılardan
biri tarafından ret
Madde 611-
Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman
kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.
Mirası reddeden atanmış
mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü
olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır.
IV. En yakın
mirasçıların tamamı tarafından ret
1. Genel olarak
Madde 612-
En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh
mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir.
Tasfiye sonunda arta
kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.
2. Mirasın sağ kalan
eşe geçmesi
Madde 613-
Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.
3. Sonra gelen
mirasçılar yararına ret
Madde 614-
Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası
kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler.
Bu takdirde ret, sulh
hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde
mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.
Bunun üzerine miras,
iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler,
önce gelen mirasçılara verilir.
V. Ret süresinin
uzatılması
Madde 615-
Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara
tanınmış olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir.
VI. Vasiyetin reddi
Madde 616-
Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın arzusunun
başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet yükümlüsü
yararlanır.
VII. Mirasçıların
alacaklılarının korunması
Madde 617-
Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası
reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence
verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali
hakkında dava açabilirler.
Reddin iptaline karar
verilirse, miras resmen tasfiye edilir.
Bu suretle tasfiye
edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz
eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan
değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.
VIII. Ret hâlinde
sorumluluk
Madde 618-
Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun
alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve
mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu
olurlar.
Olağan eğitim ve öğrenim
giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır.
İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde
sorumlu olurlar.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
RESMÎ DEFTER TUTMA
A. Koşulları
Madde 619-
Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmî defterinin tutulmasını
isteyebilir.
Defter tutma, mirasın
reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh hâkiminden istenir.
Mirasçılardan birinin
defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.
B. Usul
I. Deftere geçirme
Madde 620-
Resmî defter, sulh mahkemesi tarafından düzenlenir; bu deftere terekeye ait
aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle yazılır.
Mirasbırakanın malî
durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen
bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya
yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları mirasçılara, vasiyet
alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler.
Mirasçılar, özellikle
mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek
zorundadırlar.
Resmî defterin nasıl
tutulacağı tüzükle düzenlenir.
II. İlân yoluyla
çağrı
Madde 621-
Sulh mahkemesi, mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre
içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa
yapılacak ilân yoluyla çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu
olanları da kapsar.
İlânda bildirimde
bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir.
Bildirim süresi, ikinci
ilândan başlayarak en az bir aydır.
III. Doğrudan doğruya
deftere geçirme
Madde 622-
Resmî kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar
ve borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir.
Deftere geçirilenler,
alacaklılara ve borçlulara bildirilir.
IV. Defter tutmanın
sona ermesi
Madde 623-
İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter, bu
tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce
incelenebilir.
Defter tutma giderleri
terekeden ödenir. Giderler terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş
olan mirasçılardan alınır.
C. Defter tutma
sırasında mirasçıların durumu
I. Yönetim
Madde 624-
Defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.
Miras bırakanın
işlerinin yürütülmesi sulh mahkemesince kendisine bırakılan mirasçıdan diğer
mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.
II. İcra takibi, dava
ve zamanaşımı
Madde 625-
Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra
takibi yapılamaz.
Bu süre içinde
zamanaşımı işlemez.
Acele hâller dışında,
davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.
D. Sonuçları
I. Beyana çağrı
Madde 626-
Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde
beyanda bulunmaya çağrılır.
Koşullar gerektirdiği
takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni değer biçilmesi, uyuşmazlıkların
çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.
II. Beyan
Madde 627-
Mirasçılardan her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmî
tasfiye istediğini ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan
edebilir.
Süresi içinde herhangi
bir beyanda bulunmayan mirasçı, mirası tutulan deftere göre kabul etmiş sayılır.
III. Resmî deftere
göre kabulün sonuçları
1. Deftere
yazılanlardan sorumluluk
Madde 628-
Resmî deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış
borçlarla geçer.
Bu suretle mirasın
geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder.
Mirasçı, mirasbırakanın
deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi malvarlığı ile
sorumludur.
2. Deftere
yazılmayanlardan sorumluluk
Madde 629-
Alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel
mallarıyla sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu
tutulamaz.
Ancak, alacaklının
kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği hâlde deftere yazılmamış
alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu kalır.
Alacakları, tereke
mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar deftere geçirilmemiş olsa
bile bu haklarını güvenceden alabilirler.
3. Kefalet
borçlarından sorumluluk
Madde 630-Mirasbırakanın
kefaletten doğan borçları defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası
kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflâs
hükümlerine göre tasfiyesi hâlinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne
düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.
E. Mirasın Devlete
geçmesi hâli
Madde 631-Mirasın
Devlete geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki usuller uyarınca
terekenin resmî defterini düzenler.
Devlet, deftere yazılan
borçlardan sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumludur.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
RESMÎ TASFİYE
A. Koşulları
I. Mirasçıların
istemi ile
Madde 632-
Her mirasçı, mirası ret veya resmî deftere göre kabul edeceği yerde terekenin
resmî tasfiyesini isteyebilir.
Bu istem, birlikte
mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi hâlinde dikkate alınmaz.
Resmî tasfiye hâlinde
mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu olmazlar.
II. Mirasbırakanın
alacaklılarının istemi ile
Madde 633-Mirasbırakanın
alacaklarını elde edemeyeceklerinden inandırıcı sebeplerle kuşku duyan
alacaklıları, istedikleri hâlde alacakları ödenmediği veya kendilerine güvence
verilmediği takdirde, mirasbırakanın ölümünden ya da vasiyetnamenin açılmasından
başlayarak üç ay içinde, terekenin resmî tasfiyesini isteyebilirler.
Aynı koşulların varlığı
hâlinde vasiyet alacaklıları da, haklarının korunması için gerekli önlemlerin
alınmasını isteyebilirler.
B. Usul
I. Yönetim
Madde 634-
Resmî tasfiye, sulh mahkemesince veya atayacağı bir ya da birkaç tasfiye memuru
tarafından yapılır.
Resmî tasfiyeye
terekenin defterinin düzenlenmesiyle başlanır ve aynı zamanda yapılacak ilânla
mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından, belirtilen süre içinde
alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri istenir.
Terekenin daha önce
resmî defteri düzenlenmiş ise resmî tasfiye bu deftere göre yapılır.
Tasfiye memuru,
göreviyle ilgili işlerini sulh mahkemesinin gözetim ve denetimi altında yürütür.
Mirasçılar ve tereke alacaklıları, sulh mahkemesine, tasfiye memuru tarafından
yapılan veya tasarlanan işlemlerden dolayı bunu öğrendikleri tarihten başlayarak
yedi gün içinde yazılı olarak şikâyette bulunabilirler.
II. Olağan usul ile
tasfiye
Madde 635-
Resmî tasfiye, mirasbırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının
yerine getirilmesini, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin
olanağı ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde mirasbırakanın
haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve mallarının paraya çevrilmesini
kapsar.
Tasfiye memuru, tereke
ile ilgili dava, takip ve idarî işlemler hakkında mirasçılara bilgi vermekle
yükümlüdür.
Terekedeki taşınmazlar,
açık artırma veya bütün mirasçıların kabulü hâlinde pazarlık yoluyla satılır.
Mirasçılar, tasfiye
devam ederken tasfiye için gerekli olmayan tereke mallarının ve paranın kısmen
veya tamamen kendilerine verilmesini isteyebilirler.
III. İflâs usulü ile
tasfiye
Madde 636-
Mevcudu borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs
hükümlerine göre yapılır.
BEŞİNCİ AYIRIM
MİRAS SEBEBİYLE İSTİHKAK
DAVASI
A. Koşulları
Madde 637-
Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde
bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras
sebebiyle istihkak davası açabilir.
Bu davada hâkim,
mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.
Hâkim, davacının istemi
üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne
şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır.
B. Hükümleri
Madde 638-
Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dahil
mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir.
Miras sebebiyle istihkak
davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.
C. Zamanaşımı
Madde 639-
Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve
iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği
tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya
vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
İyiniyetli olmayanlara
karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
MİRASIN PAYLAŞILMASI
BİRİNCİ AYIRIM
PAYLAŞIMDAN ÖNCE MİRAS
ORTAKLIĞI
A. Mirasın geçmesinin
sonucu
I. Miras ortaklığı
Madde 640-
Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya
kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir
ortaklık meydana gelir.
Mirasçılar terekeye
elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim
yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf
ederler.
Mirasçılardan birinin
istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci
atayabilir.
Mirasçılardan her biri,
terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların
hepsi yararlanır.
Bir mirasçı ödemeden
aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının
korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden
isteyebilirler.
II. Mirasçıların
sorumluluğu
Madde 641-
Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.
Ana ve baba veya büyük
ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya gelirlerini aileye
özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara verilecek uygun miktardaki tazminat, bu
yüzden terekenin borç ödemeden acze düşmemesi kaydıyla tereke borcu sayılır.
B. Paylaşmayı isteme
hakkı
Madde 642-
Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle
yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.
Her mirasçı, terekedeki
belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar
verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine
hâkim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak,
olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi
suretiyle paylaştırmayı yapar. Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri
arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında
denkleştirme sağlanır.
Paylaşmanın derhâl
yapılması, paylaşım konusu malın veya terekenin değerini önemli ölçüde
azaltacaksa; sulh hâkimi, mirasçılardan birinin istemi üzerine bu malın veya
terekenin paylaşılmasının ertelenmesine karar verebilir.
C. Cenin nedeniyle
erteleme
Madde 643-Mirasın
açıldığı tarihte, mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma doğumuna kadar
ertelenir.
Ana muhtaç ise, doğuma
kadar geçim giderlerinin terekeden sağlanmasını isteyebilir.
D. Elbirliği
mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi
Madde 644-
Bir mirasçı, terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği
mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh
hâkimi, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa
itirazlarını bildirmeye davet eder.
Elbirliği mülkiyetinin
devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri
belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal
üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar
verilir.
Terekeye dahil diğer
hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi hususunda da yukarıdaki
hükümler uygulanır.
E. Birlikte
yaşayanların hakkı
Madde 645-Mirasbırakanın
ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimseler, ölüm
tarihinden başlayarak üç aylık bakım ve geçim giderlerinin terekeden
sağlanmasını isteyebilirler.
İKİNCİ AYIRIM
PAYLAŞMANIN NASIL
YAPILACAĞI
A. Genel olarak
Madde 646-
Yasal mirasçılar, gerek kendi aralarında, gerek atanmış mirasçılarla birlikte
mirası aynı kurallara göre paylaşırlar.
Aksine düzenleme
olmadıkça mirasçılar, paylaşmanın nasıl yapılacağını serbestçe kararlaştırırlar.
Tereke mallarına zilyet
olan veya mirasbırakana borçlu bulunan mirasçılar, paylaşma sırasında bu konuda
eksiksiz bilgi vermekle yükümlüdürler.
B. Paylaşma kuralları
I. Mirasbırakanın
tasarrufu
Madde 647-Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarrufuyla paylaşmanın nasıl yapılacağı ve payların nasıl
oluşturulacağı hakkında kurallar koyabilir.
Bu kurallar,
mirasbırakan tarafından kastedilmemiş olan bir eşitsizlik hâlinde payların
denkleştirilmesi olanağı saklı kalmak kaydıyla, mirasçılar için bağlayıcıdır.
Aksini arzu ettiği
tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasbırakanın tereke malını bir mirasçıya
özgülemesi, vasiyet olmayıp sadece paylaştırma kuralı sayılır.
II. Paylaşmaya
kayyımın katılması
Madde 648-
Açılmış mirasta bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan ya da
elinde mirasçıya karşı alınmış borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklı, sulh
hâkiminden bu mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasını
isteyebilir.
C. Paylaşmanın
gerçekleşmesi
I. Mirasçıların
eşitliği
Madde 649-
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça mirasçılar, paylaşmada terekenin bütün
malları üzerinde eşit hakka sahiptirler.
Mirasçılar, mirasbırakan
ile aralarındaki ilişkiler hakkında paylaşmanın eşitliğe ve adalete uygun olması
için göz önüne alınması gereken bütün bilgileri birbirlerine vermekle
yükümlüdürler.
Mirasçılardan her biri,
tereke borçlarının paylaşmadan önce ödenmesini veya güvenceye bağlanmasını
isteyebilir.
II. Payların
oluşturulması
Madde 650-
Mirasçılar, tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay
oluştururlar.
Anlaşma olmazsa,
mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebilir.
Payların oluşturulmasında hâkim, yerel âdetleri, mirasçıların kişisel
durumlarını ve çoğunluğun arzusunu göz önünde bulundurur.
Payların özgülenmesi
mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna olanak bulunmazsa kur'a çekilir.
III. Bazı malların
özgülenmesi veya satılması
Madde 651-
Değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak
mirasçılardan birine özgülenir.
Mirasçılar bir tereke
malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal satılır ve
bedeli bölüştürülür.
Mirasçılardan biri
istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır. Mirasçılar artırmanın şekli
konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın mirasçılar arasında veya
herkese açık yapılmasına karar verir.
D. Aile konutu ve ev
eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi
Madde 652-
Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin
birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras
hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı
hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin
istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar
verilebilir.
Mirasbırakanın bir
meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek ve sanatı icra
etmesi için gerekli olan bölümlerde, sağ kalan eş bu hakları kullanamaz.
Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.
E. Özellikleri olan
eşya
I. Bütünlük oluşturan
veya aile belgeleri ile özel anı değeri olan eşya
Madde 653-
Mirasçılardan birinin karşı çıkması hâlinde, nitelikleri veya özgülendikleri
amaç gereği bir bütünlük oluşturan eşya birbirinden ayrılamaz.
Aile belgeleri ile aile
için özel anı değeri olan eşya, mirasçılardan birinin karşı çıkması hâlinde
satılamaz. Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkarsa sulh hâkimi,yerel âdetleri,
âdet yoksa kişisel durumları göz önünde tutarak bu eşyanın, payına mahsup
edilmek veya edilmemek suretiyle mirasçılardan birine özgülenmesine ya da
satılmasına karar verir.
Özel kanun hükümleri
saklıdır.
II. Mirasbırakanın
mirasçılardaki alacakları
Madde 654-Mirasbırakanın
bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir.
III. Rehnedilmiş
tereke malları
Madde 655-
Paylaşmada kendisine mirasbırakanın borçları için rehnedilmiş bir tereke malı
düşen mirasçı, o malın güvence altına aldığı borcu üstlenmiş olur.
IV. Taşınmazlar
1. Bölünme
Madde 656-
Taşınmazların bölünmelerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
2. Özgülenme
a. Özgülenmeye esas
olan değer
Madde 657-
Taşınmazlar, paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değerleri esas alınarak
mirasçılara özgülenir.
Tarımsal taşınmazlar
gelir değerine, diğer taşınmazlar sürüm değerine göre özgülenir.
b. Değerin belirlenmesi
Madde 658-
Mirasçılar özgülenme değeri üzerinde uyuşamazlarsa, bu değer sulh hâkimi
tarafından belirlenir.
V. Tarımsal
işletmeler
1. Paylaştırma
dışında bırakma
a. Koşulları
Madde 659-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
b. Taşınırların
özgülenmesi
Madde 660-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
c. Özgülenmenin hangi
mirasçıya yapılacağı
Madde 661-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
d. Ölüme bağlı
tasarruf ile düzenleme
Madde 662-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
e. Ergin olmayan
mirasçılar
Madde 663-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
2. Aile
malları ortaklığı
a. İstem hakkı
Madde 664-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
b. Ortaklığın sona
erdirilmesi
Madde 665-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
3. Diğer mirasçıların
paylarının mirasçı irat senediyle karşılanması
Madde 666-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
4. Yan sınaî işletme
Madde 667-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
5. İşletmenin
satılması
Madde 668-
(Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
MİRASTA DENKLEŞTİRME
A. Mirasçılar
arasında
Madde 669-
Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri
sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye
geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.
Mirasbırakanın çeyiz
veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan
kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu
kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça,
denkleştirmeye tâbidir.
B. Mirasçılık
sıfatının kaybı hâlinde
Madde 670-
Mirasın açılmasından önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait
geri verme yükümlülüğü, onun yerini alan mirasçılara, miras paylarında meydana
gelen artış oranında geçer.
C. Denkleştirme şekli
I. Geri verme veya
mahsup
Madde 671-
Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse
payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir.
Mirasbırakanın bu kurala
aykırı tasarrufları ve mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır.
II. Miras payını aşan
kazandırmalar
Madde 672-
Yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu
kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tâbi
olmaz. Diğer mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır.
III. Denkleştirme
değeri
Madde 673-
Denkleştirme, kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır.
Yarar ve zarar ile gelir
ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümleri
uygulanır.
D. Eğitim ve öğrenim
giderleri
Madde 674-
Çocukların eğitim ve öğrenimi için yapılan giderler sebebiyle geri verme
yükümlülüğü, mirasbırakanın aksini arzu ettiği ispat edilmedikçe, ancak
alışılmış ölçüleri aşan kısım için mevcuttur.
Eğitim ve öğrenimini
tamamlamamış olan veya engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete
uygun bir ödeme yapılır.(1)
E. Hediyeler ve
evlenme giderleri
Madde 675-
Olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler
denkleştirmeye tâbi değildir.
Altsoy hısımlarının
evlenmelerinde, alışılmış ölçüler içinde yapılan çeyiz giderleri hakkında
denkleştirmeye tâbi tutmama arzusunun bulunduğu asıldır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
PAYLAŞMANIN TAMAMLANMASI
VE SONUCU
A. Paylaşmanın
sonuçlandırılması
I. Paylaşma
sözleşmesi
Madde 676-
Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında
yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.
Paylaşma sözleşmesiyle
mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği
mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul
edebilirler.
Paylaşma sözleşmesinin
geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
II. Miras payı
üzerinde sözleşme
Madde 677-
Terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda
mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.
Bir mirasçının üçüncü
kişiyle yapacağı böyle bir sözleşmenin geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine
bağlıdır. Sözleşme bu kişiye paylaşmaya katılma yetkisi vermez; sadece paylaşma
sonunda mirasçıya özgülenen payın kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar.
__________________
(1) 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1
inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “sakatlıkları” ibaresi “engelliliği” olarak
değiştirilmiştir.
III. Mirasın
açılmasından önce yapılan sözleşmeler
Madde 678-Mirasbırakanın
katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında
diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir.
Böyle bir sözleşme
gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.
B. Mirasçıların
birbirine karşı sorumluluğu
I. Garanti borcu
Madde 679-
Paylaşmanın tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar için
birbirlerine karşı satım hükümlerine göre sorumludurlar.
Mirasçılar, paylaşmada
her birine özgülenmiş olan alacakların varlığını birbirlerine karşı garanti
ettikleri gibi; borsaya kayıtlı olan kıymetli evrak dışında, alacağın mirasçının
hakkına mahsup edilen miktarı için borçlunun ödeme gücünden adî kefil gibi
sorumludurlar.
Garantiye ve kefalete
dayanan dava, paylaşma tarihinin veya daha sonra yerine getirilecek alacaklarda
muacceliyet tarihinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
II. Paylaşma
sözleşmesinin geçersizliği
Madde 680-
Borçlar Kanununun geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri
hakkında da uygulanır.
C. Mirasçıların
üçüncü kişilere karşı sorumluluğu
I. Müteselsil
sorumluluk
Madde 681-
Mirasçılar, bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık veya örtülü olarak
rıza gösterilmemiş olan tereke borçlarından dolayı, paylaşmadan sonra da bütün
malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.
Paylaşmanın
gerçekleştiği tarihin veya daha sonra yerine getirilecek borçlarda muacceliyet
tarihinin üzerinden beş yıl geçmekle teselsül sona erer.
II. Mirasçılara rücu
Madde 682-
Paylaşma sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş olan bir tereke borcunu
veya üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı, diğer mirasçılara rücu
edebilir.
Rücu hakkı, ilk önce,
ödenmiş olan borcu paylaşma sözleşmesiyle üstlenmiş bulunan mirasçıya karşı
kullanılır.
Diğer hâllerde, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, mirasçılardan her biri terekedeki borçları miras
payı oranında ödemekle yükümlüdür.
DÖRDÜNCÜ KİTAP
EŞYA HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
MÜLKİYET
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
A. Mülkiyet hakkının
içeriği
Madde 683-
Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde
dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız
olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her
türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.
B. Mülkiyet hakkının
kapsamı
I. Bütünleyici parça
Madde 684-
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.
Bütünleyici parça, yerel
âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara
uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan
parçadır.
II. Doğal ürünler
Madde 685-
Bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur.
Ürünler, dönemsel olarak
elde edilen doğal veya hukukî ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre
âdetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir.
Doğal ürünler asıl
şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.
III. Eklenti
1. Tanım
Madde 686-
Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar.
Eklenti, asıl şey
malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi,
korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve
kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı
kılınan taşınır maldır.
Eklenti, asıl şeyden
geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.
2. Eklenti
sayılmayanlar
Madde 687-
Asıl şeye zilyet olan kimsenin sadece geçici olarak kullanması veya tüketmesi
için özgülenen ya da asıl şeyin özel niteliği ile herhangi bir ilişkisi
bulunmadan sadece korunmak, satılmak veya kiraya verilmek üzere onunla
birleştirilen şeyler eklenti sayılmaz.
C. Birlikte mülkiyet
I. Paylı mülkiyet
1. Genel kurallar
Madde 688-
Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin
tamamına belli paylarla maliktir.
Başka türlü
belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.
Paydaşlardan her biri
kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay
devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.
2. Yönetim ve
tasarruf
a. Anlaşmalar
Madde 689-
Paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve
yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme
yapabilirler. Ancak, böyle bir anlaşmayla paydaşların aşağıdaki hak ve yetkileri
kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz:
1. Paylı mülkiyet konusu
eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim
işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin önlemlerin alınmasını
istemek,
2. Eşyayı bir zarar
tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhâl alınması gereken
önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak.
Taşınmazlarla ilgili
anlaşmalar imzalarının noterlikçe onaylanması koşuluyla paydaşlardan birinin
başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh verilebilir.
b. Olağan yönetim
işleri
Madde 690-
Paydaşlardan her biri olağan yönetim işlerini yapmaya, özellikle küçük
onarımları yaptırmaya ve tarımsal işleri yürütmeye yetkilidir.
Zorunlu ve ivedi işlerin
yapılmasına ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, paydaşların
çoğunlukla alacağı kararla olağan yönetim işlerinde yetkiyle ilgili farklı
düzenleme getirilebilir.
c. Önemli yönetim
işleri
Madde 691-
İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adî kiraya veya ürün
kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli
yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir.
Olağan yönetim
sınırlarını aşan ve paylı malın değerinin veya yarar sağlamaya elverişliliğinin
korunması için gerekli bakım, onarım ve yapı işlerinde de aynı çoğunluk aranır.
Pay ve paydaşların
eşitliği hâlinde hâkim, paydaşlardan birinin istemi üzerine bütün paydaşların
menfaatini gözeterek hakkaniyete uygun bir karar verir; gerekli gördüğü işlerin
yapılması için paydaşlar arasından veya dışarıdan bir kayyım atayabilir.
d. Olağanüstü yönetim
işleri ve tasarruflar
Madde 692-
Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde
kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı
malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.
Paylar üzerinde taşınmaz
rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla
kayıtlayamazlar.
3. Yararlanma,
kullanma ve koruma
Madde 693-
Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan
yararlanabilir ve onu kullanabilir.
Uyuşmazlık hâlinde
yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın
kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde
de olabilir.
Paydaşlardan her biri,
bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen
sağlayabilir.
4. Giderler ve
yükümlülükler
Madde 694-
Paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri, vergiler
ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından
payları oranında karşılanır.
Payına düşenden
fazlasını ödemiş bulunan paydaş, diğerlerine payları oranında rücu edebilir.
5. Kararların
bağlayıcılığı
Madde 695-
Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları
düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş
olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlar.
Taşınmazlarda
yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya
pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh
edilmesi gerekir.
6. Paydaşlıktan
çıkarma
a. Paydaşın
çıkarılması
Madde 696-
Kendi tutum ve davranışlarıyla veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da
fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin tutum ve davranışlarıyla diğer paydaşların
tamamına veya bir kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde çiğneyen
paydaş, bu yüzden onlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hâle
getirmişse, mahkeme kararıyla paydaşlıktan çıkarılabilir.
Davanın açılması, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesine
bağlıdır.
Hâkim, çıkarma istemini
haklı gördüğü takdirde, çıkarılacak paydaşın payını karşılayacak kısmı maldan
ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak ayrılan parçanın paylı mülkiyetten
çıkarılana özgülenmesine karar verir.
Aynen ayrılmasına olanak
bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki değeriyle kendilerine devrini isteyen
paydaş veya paydaşlar bu istemlerini paydaşlıktan çıkarma istemi ile birlikte
ileri sürmek zorundadırlar. Hâkim, hüküm vermeden önce re'sen belirleyeceği
uygun bir süre içinde pay değerinin ödenmesine veya tevdiine karar verir.
Davanın kabulü hâlinde payın istemde bulunan adına tesciline hükmolunur.
Payı karşılayacak kısım
maldan aynen ayrılamaz ve bu payı isteyen paydaş da bulunmazsa hâkim, davalıya
payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre içinde devredilmeyen payın
açık artırmayla satışına karar verir. Satış kararı, cebrî icra yoluyla paraya
çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir.
b. Diğer hak
sahiplerinin çıkarılması
Madde 697-
Bir paydaşın çıkarılmasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla, pay üzerinde intifa
veya diğer bir aynî ya da tapuya şerh edilmiş kişisel yararlanma hakkı sahipleri
hakkında da uygulanır. Ancak, devri caiz olmayan bir hakkın uygun bir tazminat
karşılığında sona ermesine karar verilir.
7. Paylı mülkiyetin
sona ermesi
a. Paylaşma istemi
Madde 698-
Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması
sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan
her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.
Paylaşmayı isteme hakkı,
hukukî bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda
paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmî şekle bağlıdır ve tapu
kütüğüne şerh verilebilir.
Uygun olmayan zamanda
paylaşma isteminde bulunulamaz.
b. Paylaşma biçimi
Madde 699-
Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak
bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.
Paylaşma biçiminde
uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen
bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk
düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme
sağlanmasına karar verir.
Bölme istemi durum ve
koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına
uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın
paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların
rızasına bağlıdır.
c. İntifa hakkı
sahibinin durumu
Madde 700-Bir
paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması hâlinde, diğer paydaşlardan
biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde
paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna
ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.
II. Elbirliği
mülkiyeti
1. Kaynakları ve
niteliği
Madde 701-
Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla
mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
Elbirliği mülkiyetinde
ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren
malların tamamına yaygındır.
2. Hükümleri
Madde 702-
Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme
hükümleri ile belirlenir.
Kanunda veya sözleşmede
aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için
ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.
Sözleşmeden doğan
topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta
bulunulamaz.
Ortaklardan her biri,
topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar
yararlanır.
3. Sona ermesi
Madde 703-
Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete
geçilmesiyle sona erer.
Paylaştırma, aksine bir
hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır.
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞINMAZ MÜLKİYETİ
BİRİNCİ AYIRIM
TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN
KONUSU, KAZANILMASI VE KAYBI
A. Taşınmaz
mülkiyetinin konusu
Madde 704-
Taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır:
1. Arazi,
2. Tapu kütüğünde ayrı
sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyeti
kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.
B. Taşınmaz
mülkiyetinin kazanılması
I. Tescil
Madde 705-
Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı,
cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde,
mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri
yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.
II. Kazanma yolları
1.Hukukî işlem
Madde 706-
Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî
şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.
Ölüme bağlı tasarruflar
ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir.
2. İşgal
Madde 707-
Tapu kütüğüne kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin işgal yoluyla kazanılması,
ancak kaydının malikin istemiyle terkin edilmiş olmasına bağlıdır.
Tapuya kayıtlı olmayan
taşınmazlar üzerinde işgal yoluyla mülkiyet kazanılamaz.
3. Yeni arazi
oluşması
Madde 708-
Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da
seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan
yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur.
Devlet, bu araziyi
kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya
bitişik arazi malikine devredebilir.
Toprak parçalarının
kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten
başlayarak bir ve her hâlde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl
içinde geri alabilir.
4. Arazi kayması
a. Genel olarak
Madde 709-
Arazi kayması sınır değişikliğini gerektirmez.
Arazi kayması sebebiyle
bir taşınmazdan diğerine geçmiş olan arazi parçaları ve diğer cisimler hakkında
sürüklenen şeylere ve karışmaya ilişkin hükümler uygulanır.
b. Heyelân
Madde 710-
Arazi kaymasının sınır değişikliğine yol açmayacağı ilkesi, yetkili makamlarca
heyelân bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uygulanmaz.
Bu yörelerin
belirlenmesi sırasında yöredeki arazinin yapısı göz önünde tutulur.
Bir taşınmazın böyle bir
yörede bulunduğu, ilgililere uygun biçimde bildirilir ve tapu kütüğünün beyanlar
sütununa yazılır.
c. Sınırın yeniden
belirlenmesi
Madde 711-
Sınır, arazi kayması sebebiyle gerçeği yansıtmıyorsa; ilgili taşınmaz maliki,
sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilir.
Fazlalık ve eksiklikler
denkleştirilir.
5. Kazandırıcı
zamanaşımı
a. Olağan zamanaşımı
Madde 712-
Geçerli bir hukukî sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi,
taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve
iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz
edilemez.
b. Olağanüstü
zamanaşımı
Madde 713-
Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi
yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın
tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne
tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında,
maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…)(1)
hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın
tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o
taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu
kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. (1)
Tescil davası, Hazineye
ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin
mirasçılarına karşı açılır.
Davanın konusu,
mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve
aralıklarla en az üç defa ilân olunur.
Son ilândan başlayarak
üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden
bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa,
hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların
gerçekleştiği anda kazanılmış olur.
Davalılar ve itiraz
edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler.
Kararda, tescili
istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve
karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.
Özel kanun hükümleri
saklıdır.
c. Sürelerin hesabı
Madde 714-
Kazandırıcı zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında,
Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
6. Sahipsiz yerler ve
yararı kamuya ait mallar
Madde 715-
Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu
altındadır.
Aksi ispatlanmadıkça,
yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma
elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde
değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.
Sahipsiz yerler ile
yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve
kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.
III. Tescili isteme
hakkı
Madde 716-
Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten
mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan
kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini
isteyebilir.
––––––––––––––––
(1) Bu fıkrada yer
alan “… ölmüş ya da …” kelimeleri
Anayasa Mahkemesi’nin 17/3/2011
tarihli ve E.: 2009/58, K.: 2011/52 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir.
Bir taşınmazın
mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına
dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.
Bir taşınmazın
mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen
değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.
C. Taşınmaz
mülkiyetinin kaybı
Madde 717-
Taşınmaz mülkiyeti, terkin veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Kamulaştırma hâlinde
mülkiyetin ne zaman sona ereceği özel kanunla belirlenir
İKİNCİ AYIRIM
TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN
İÇERİĞİ
VE KISITLAMALARI
A. Taşınmaz
mülkiyetinin içeriği
I. Kapsam
Madde 718-
Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava
ve altındaki arz katmanlarını kapsar.
Bu mülkiyetin kapsamına,
yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.
II. Sınırlar
1. Sınırların
belirlenmesi
Madde 719-
Taşınmazın sınırları, tapu plânları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle
belirlenir.
Tapu plânları ile arz
üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa, asıl olan plândaki sınırdır. Bu kural,
yetkili makamlarca heyelân bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uygulanmaz.
2. Sınır belirleme
yükümlülüğü
Madde 720-
Her arazi maliki, komşusunun istemi üzerine belli olmayan sınırların
belirlenmesi için tapu plânlarının düzeltilmesine veya arz üzerine sınır
işaretleri konulmasına katkıda bulunmakla yükümlüdür.
3. Sınırlıklar
üzerinde paylı mülkiyet
Madde 721-
İki taşınmazı birbirinden ayırmaya yarayan duvar, parmaklık, çit gibi
sınırlıklar, aksi ispat edilmedikçe, her iki komşunun paylı malı sayılır.
III. Arazideki
yapılar
1. Arazi ve yapı
malzemesi
a. Mülkiyet ilişkisi
Madde 722-Bir
kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının
arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu
malzeme arazinin bütünleyici parçası olur.
Ancak, sahibinin rızası
olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa,
malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp
kendisine verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında
arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin,
gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.
b. Tazminat
Madde 723-
Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat
ödemekle yükümlüdür.
Yapıyı yaptıran arazi
maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının
tazmin edilmesine karar verebilir.
Yapıyı yaptıran malzeme
sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki
için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
c. Arazinin
mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi
Madde 724-
Yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir
bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının
mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.
2. Taşkın yapılar
Madde 725-
Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik
taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait
taşınmazın bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı
yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde
itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde,
taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım
için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının
mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
3. Üst hakkı
Madde 726-
Bir üst irtifakına dayalı olarak başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde
sürekli kalmak üzere inşa edilen yapıların mülkiyeti, irtifak hakkı sahibine ait
olur.
Bir binanın başlı başına
kullanılmaya elverişli bağımsız bölümleri üzerinde kat mülkiyeti veya kat
irtifakı kurulması, Kat Mülkiyeti Kanununa tâbidir.
Bağımsız bölümler
üzerinde ayrıca üst hakkı kurulamaz.
4. Mecralar
Madde 727-
Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın
dışında olsalar bile, aksine bir düzenleme olmadıkça o işletmenin eklentisi ve
işletme malikinin malı sayılır.
Komşuluk hukukunun
gerektirdiği hâller dışında bir taşınmazın böyle bir mecra ile aynî hak olarak
yüklenmesi, ancak bir irtifak hakkı kurulması suretiyle olabilir.
İrtifak hakkı, mecra
dışarıdan görülmüyorsa tapu kütüğüne tesciliyle, dışarıdan görülüyorsa noterce
düzenlenecek sözleşmeye dayanılarak mecranın yapılmasıyla doğar.
5. Taşınır yapılar
Madde 728-
Başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe,
çardak, baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine aittir.
Bu tür yapılar, taşınır
mal hükümlerine tâbi olur ve tapu kütüğünde gösterilmez.
IV. Araziye dikilen
fidanlar
Madde 729-
Bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir üçüncü
kişinin fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini kullanarak
yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar hakkında da
uygulanır.
Ağaçlar ve ormanlar üst
hakkına konu olamaz.
V. Taşınmaz malikinin
sorumluluğu
Madde 730-
Bir taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını bu hakkın yasal kısıtlamalarına aykırı
kullanması sonucunda zarar gören veya zarar tehlikesi ile karşılaşan kimse,
durumun eski hâline getirilmesini, tehlikenin ve uğradığı zararın giderilmesini
dava edebilir.
Hâkim, yerel âdete uygun
ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan zararların uygun bir bedelle
denkleştirilmesine karar verebilir.
B. Taşınmaz
mülkiyetinin kısıtlamaları
I. Genel olarak
Madde 731-Taşınmaz
mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin
etkili olur.
Bu kısıtlamaların
ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi, buna ilişkin sözleşmenin resmî şekilde
düzenlenmesine ve tapu kütüğüne şerh verilmesine bağlıdır.
Kamu yararı için konulan
kısıtlamalar kaldırılamaz ve değiştirilemez.
II. Devir hakkının
kısıtlamaları
1. Yasal önalım hakkı
a. Önalım hakkı
sahibi
Madde 732-
Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen
üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.
b. Kullanma yasağı,
feragat ve hak düşürücü süre
Madde 733-
Cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.
Önalım hakkından
feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir.
Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir
ve satıştan önce veya sonra yapılabilir.
Yapılan satış, alıcı
veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.
Önalım hakkı, satışın
hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden
iki yıl geçmekle düşer.
c. Kullanılması
Madde 734-
Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.
Önalım hakkı sahibi,
adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu
giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere
nakden yatırmakla yükümlüdür.
2. Sözleşmeden doğan
önalım hakkı
Madde 735-
Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen
sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte
koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas
alınır.
Şerhin etkisi her
durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer.
Yasal önalım hakkının
kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında
da uygulanır.
3. Alım ve geri alım
hakları
Madde 736-
Tapu kütüğüne şerh verilen alım ve geri alım hakları, şerhde belirtilen süre
içinde her malike karşı kullanılabilir.
Şerhin etkisi, her
durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer.
III. Komşu hakkı
1. Kullanma biçimi
Madde 737-
Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme
faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan
kaçınmakla yükümlüdür.
Özellikle, taşınmazın
durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek
dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı
yaparak rahatsızlık vermek yasaktır.
Yerel âdete uygun ve
kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.
2. Kazı ve yapılar
a. Kural
Madde 738-
Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak
veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar
vermekten kaçınmak zorundadır.
Komşuluk hukuku
kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.
b. Özel kurallar
Madde 739-
Kazı ve yapılarda uyulması gerekli kurallar özel kanunlarla belirlenir.
3. Bitkiler
a. Kural
Madde 740-
Komşunun arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler, onun istemi üzerine uygun
bir süre içinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine
geçirebilir.
Ekilmiş veya üzerine
yapı yapılmış arazisine dalların taşmasına katlanan komşu, bu dallarda yetişen
meyvaları toplama hakkına sahip olur.
Komşu ormanlar hakkında
bu hükümler uygulanmaz.
b. Özel kurallar
Madde 741-
Komşu taşınmaz maliklerinin bitki dikerken uymak zorunda oldukları kurallar özel
kanunlarla belirlenir.
4. Doğal olarak akan
su
Madde 742-
Taşınmaz maliki, üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan
suların ve özellikle yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına
katlanmak zorundadır.
Komşulardan hiçbiri bu
suların akışını diğerinin zararına değiştiremez.
Üstteki arazi maliki,
alt taraftaki taşınmaza gerekli olan suyu, ancak kendi taşınmazı için zorunlu
olduğu ölçüde tutabilir.
5. Fazla suyun
akıtılması
Madde 743-
Bir arazinin suyu öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde akmakta
ise, alt taraftaki arazi maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun boşaltılması
sırasında da bu suları tazminat isteme hakkı olmaksızın kabul etmek zorundadır.
Alt taraftaki arazi
maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise, gideri üstteki
arazi malikine ait olmak üzere, kendi arazisinde yapılacak mecrayla suyun
akıtılmasını isteyebilir.
Bataklıkların
kurutulması hakkındaki özel kanun hükümleri saklıdır.
6. Mecra geçirilmesi
a. Katlanma
yükümlülüğü
Madde 744-
Her taşınmaz maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla, su
yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve
kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı
olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine
katlanmakla yükümlüdür.
Mecra geçirilmesinin
kamulaştırma kurallarına bağlı olması hâlinde, bu Kanunun mecralara ilişkin
komşuluk hükümleri uygulanmaz.
Mecrayı geçirme hakkı,
hak sahibinin istemi üzerine ve giderleri ödemesi koşuluyla tapu kütüğüne tescil
edilir.
b. Yükümlü taşınmaz
malikinin menfaatinin korunması
Madde 745-
Yükümlü taşınmaz maliki, kendi menfaatinin hakkaniyete uygun bir biçimde
gözetilmesini isteyebilir.
Arazinin üzerinden
geçecek mecralarda olağanüstü durumlar varsa malik, bu mecraların üzerinden
geçirileceği arazi parçasının uygun bir kısmının, zararını tam olarak
karşılayacak bir bedelle satın alınmasını isteyebilir.
c. Durumun değişmesi
Madde 746-
Durum değişirse, yükümlü taşınmaz maliki, mecranın kendi yararına olarak başka
bir yere nakledilmesini isteyebilir.
Yer değiştirme
giderleri, kural olarak mecra hakkı sahibine aittir.
Özel durumlar haklı
gösterdiği takdirde, taşınmaz maliki de giderlerin uygun bir kısmına katılmakla
yükümlü tutulabilir.
7. Geçit hakları
a. Zorunlu geçit
Madde 747-
Taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir
bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir.
Bu hak, ilk önce
kendisinden bu geçidin istenmesi önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun
düşen komşuya karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana karşı
kullanılır.
Zorunlu geçit iki
tarafın menfaati gözetilerek belirlenir.
b. Diğer geçit
hakları
Madde 748-
Taşınmaz malikinin taşınmazını işletme veya iyileştirme ya da taşınmazı üzerinde
yapı yapma amacıyla komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı ile tarla yolu,
hayvan sulama yolu, kış geçidi, tomruk kaydırma yolu ve oluğu ve bunlara benzer
diğer geçitler özel kanun hükümlerine tâbidir.
Özel kanun hükmü yoksa
yerel âdet uygulanır.
Doğrudan doğruya
kanundan kaynaklanan geçit hakları, tapu kütüğüne tescil edilmeksizin doğar.
Ancak, bunlardan sürekli nitelikte olanlar beyanlar sütununda gösterilir.
8. Sınırlıklar
Madde 749-
Sınırlıklar üzerinde paylı mülkiyete ilişkin hükümler saklı kalmak üzere; her
arazi maliki, taşınmazının sınırının çit veya duvar gibi sınırlıklarla
çevrilmesi için yapılan giderleri karşılar.
Arazinin sınırlıklarla
çevrilmesi yükümlülüğü ve biçimine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.
9. Katılma
yükümlülüğü
Madde 750-
Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için
gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla
yükümlüdür.
IV. Başkasının
arazisine girme hakkı
1. Orman ve mer'aya
girme
Madde 751-
Yetkili makamlar tarafından bitki örtüsünü korumak amacıyla yasaklanmadıkça,
herkes başkasının orman ve mer'asına girebilir ve oralarda yetişen yabanî meyve,
mantar ve benzeri şeyleri, yerel âdetlerin izin verdiği ölçüde toplayıp
alabilir.
Avlanmak ve balık tutmak
için başkasının arazisine girme, özel kanun hükümlerine tâbidir.
2. Sürüklenen şeyler
ile benzerlerinin alınması
Madde 752-
Su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle ya da rastlantı sonucunda
başkasının arazisine sürüklenen veya düşen şeyler ile buraya giren büyük ve
küçük baş hayvan, arı oğulu, kanatlı hayvan ve balık gibi hayvanların hak
sahipleri tarafından aranıp alınmasına, arazi maliki izin vermek zorundadır.
Arazi maliki, bu yüzden
uğradığı zararın denkleştirilmesini istemek ve denkleştirme bedeli kendisine
ödeninceye kadar o şeyleri hapsetmek hakkına sahiptir.
3. Zorunluluk hâlinde
Madde 753-
Bir kimse kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararı veya o anda mevcut bir
tehlikeyi ancak başkasının taşınmazına müdahale ile önleyebilecek ve bu zarar ya
da tehlike taşınmaza müdahaleden doğacak zarardan önemli ölçüde büyük ise, malik
buna katlanmak zorundadır.
Malik, bu yüzden
uğradığı zarar için hakkaniyete uygun bir denkleştirme bedeli isteyebilir.
V. Kamu hukuku kısıtlamaları
1. Genel olarak
Madde 754-Taşınmaz
mülkiyeti hakkının kamu yararı için kısıtlanması, özellikle yapı, yangın, doğal
afetler ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetlerine; orman ve yollara, deniz ve göl
kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ve nirengi noktaları
konulmasına; toprağın iyileştirilmesine
veya bölünmesine, tarım topraklarının veya yapıya özgü arsaların
birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar, seyirlik
noktaları ve ender doğa anıtları ile içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak
sularının korunmasına ilişkin mülkiyet kısıtlamaları, özel kanun hükümlerine
tâbidir.
2. Toprağın
iyileştirilmesi
Madde 755-Su
yollarını düzeltme, sulama, bataklık yerlerini kurutma, yol açma, orman
yetiştirme, arazileri toplulaştırma gibi iyileştirme işleri, ancak ilgili
maliklerin ortak girişimleriyle yapılabilecekse, arazinin yarısından fazlasına
sahip bulunmak koşuluyla maliklerin üçte ikisinin bu yolda karar vermeleri
gerekir. Diğer malikler de bu karara uymak zorundadır. Alınan karar, tapu
kütüğünün beyanlar sütununda gösterilir.
Bu konulara ilişkin özel
kanun hükümleri saklıdır.
C. Kaynak ve yeraltı
suları
I. Mülkiyet ve
irtifak hakkı
Madde 756-
Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak
kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir.
Başkasının arazisinde
bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil
ile kurulur.
Yeraltı suları, kamu
yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da
malik olmak sonucunu doğurmaz.
Arazi maliklerinin
yeraltı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri
saklıdır.
II. Kaynaklara zarar
verilmesi
1. Tazminat
Madde 757-
Önemli ölçüde yararlanılan veya yararlanmak amacıyla suyu biriktirilen
kaynakları veya kuyuları kazı, yapı veya benzeri faaliyetler yüzünden kısmen
olsun keserek ya da kirleterek malikine veya onda hak sahibi olana zarar veren
kimse, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar kasten veya ihmal
yoluyla verilmemişse ya da zarar görenin de kusuru varsa hâkim, tazminatın
gerekip gerekmediğini, gerekiyorsa miktar ve türünü takdir eder.
2. Eski duruma
getirme
Madde 758-
Bir taşınmazda oturmak, onu işletmek veya bir yerin içme ya da kullanma suyunu
sağlamak için gerekli olan kaynaklar kesilir ve kirletilirse, kaynağın
olabildiği ölçüde eski duruma getirilmesi istenebilir.
Bunlar dışında eski
duruma getirme, ancak özel hâller haklı gösterdiği takdirde istenebilir.
III. Aynı yataktan
beslenen kaynaklar
Madde 759-
Değişik maliklere ait komşu kaynaklar, ortak bir ana kaynaktan beslenmekte ise
maliklerden her biri, bu kaynakların birlikte tutulmasını ve suyun hak
sahiplerine o zamana kadarki yararlanmaları oranında dağıtılmasını isteyebilir.
Hak sahipleri, ortak
tesis masraflarını yararlanmaları oranında üstlenirler.
Birinin karşı çıkması
hâlinde, hak sahiplerinden her biri, diğer kaynaklardaki su azalacak olsa bile,
kendi kaynağındaki suyun tutulup akıtılması için gerekli işleri yapabilir ve
kendi kaynağına gelen suyun miktarı bu işler sonunda çoğaldığı takdirde, ancak
bu çoğalma oranında bir bedel vermekle yükümlü olur.
IV. Özel kanun
hükümleri ve yerel âdet
Madde 760-
Özel mülkiyete tâbi arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve
diğer kişilerin su içme, su alma veya hayvan sulama ya da benzer yollarla
yararlanmaları özel kanun hükümlerine tâbidir. Özel kanun hükmü yoksa yerel âdet
uygulanır.
V. Zorunlu su
Madde 761-
Evi, arazisi veya işletmesi için gerekli sudan yoksun olup, bunu aşırı zahmet ve
gidere katlanmaksızın başka yoldan sağlayamayan taşınmaz maliki, komşusundan,
onun ihtiyacından fazla olan suyu tam bir bedel karşılığında almasını sağlayacak
bir irtifak kurulmasını isteyebilir.
Zorunlu su irtifakının
kurulmasında öncelikle kaynak sahibinin menfaati gözetilir.
Durum değişirse,
kurulmuş irtifak hakkının değiştirilmesi veya kaldırılması istenebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TAŞINIR MÜLKİYETİ
A. Konusu
Madde 762-
Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddî şeyler ile
edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal
güçlerdir.
B. Kazanılması
I. Mülkiyetin nakli
1. Zilyetliğin devri
Madde 763-
Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.
Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle ve malik olmak üzere devralan kimse,
devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre
kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur.
2. Mülkiyetin saklı
tutulması
a. Genel olarak
Madde 764-
Başkasına devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmî
şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel
siciline kaydedilmesiyle geçerli olur.
Hayvan satışlarında
mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi yapılamaz.
b. Taksitle satış
Madde 765-
Taksitle mal satan kimse, bu satımlara ilişkin özel hükümlere uymak koşuluyla,
mülkiyeti saklı tutma sözleşmesine dayanarak, sattığı malın geri verilmesini
isteyebilir.
3. Hükmen teslim
Madde 766-
Bir taşınırın mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukukî ilişkiye dayanarak o
şeyin zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur. Ancak, bu işlem
üçüncü kişileri zarara sokmak veya taşınır rehni kurallarından kurtulmak için
yapılmışsa, mülkiyetin nakli sonuç doğurmaz.
Böyle bir amaç güdülüp
güdülmediğini hâkim takdir eder.
II. Sahiplenme
1. Sahipsiz şeyler
Madde 767-
Sahipsiz bir taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun
maliki olur.
2. Sahipsiz duruma
gelen hayvanlar
Madde 768-Tutulan
av hayvanları, yeniden serbest kalır ve sahipleri onları gecikmeksizin ve ara
vermeksizin aramaz ve tekrar tutmak için uğraşmazsa, sahipsiz duruma gelirler.
Ehlileştirilmiş
hayvanlar tekrar vahşileşir ve sahiplerine dönmezlerse, sahipsiz duruma
gelirler.
Arı oğulu başkasının
taşınmazına uçmuş olmakla sahipsiz duruma gelmez.
III. Bulunmuş eşya
1. Arama ve ilân
Madde 769-
Kaybedilmiş bir şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa kolluk
kuvvetlerine, köylerde muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve gerektiğinde
ilân etmek zorundadır.
Bulunan şey önemli
ölçüde değerli ise, her hâlde kolluk kuvvetlerine veya muhtara bildirmek
gerekir.
Oturulan bir evde veya
işyerinde ya da kamu hizmeti görülen yerde bir şey bulan kimse, bunu o yer
sahibine veya kiracıya ya da kamu hizmeti görülen yerde denetim ve gözetim ile
görevli olanlara teslim etmek zorundadır.
2. Koruma ve satma
Madde 770-
Bulunan şeyin özenle korunması gerekir.
Korunması aşırı gideri
gerektirir veya çabuk bozulabilir bir nitelik taşır ya da kolluk kuvvetleri veya
kamu kurumu tarafından bir yıldan fazla saklanmış olursa, bulunan şey
satılabilir. Satış, gerektiğinde önceden ilân edilerek açık artırma yoluyla
yapılır.
Satış bedeli, bulunan
şeyin yerine geçer.
3. Mülkiyetin
kazanılması, geri verme
Madde 771-
Bulunan şeyin maliki, ilân veya kolluk kuvvetlerine ya da muhtara bildirme
tarihinden başlayarak beş yıl içinde ortaya çıkmazsa; bulan kimse,
yükümlülüklerini yerine getirmiş olmak koşuluyla o şeyin mülkiyetini kazanır.
Bulunan şey malikine
geri verilirse, bulan kimse yaptığı giderlerin ödenmesini ve uygun bir ödül
verilmesini isteyebilir.
Kaybedilmiş şey oturulan
bir evde veya işyerinde ya da kamu hizmeti görülen yerde bulunmuşsa; o yerin
sahibi, kiracı veya kurum, o şeyi bulan sayılır. Ancak bunlar ödül isteyemezler.
4. Define
Madde 772-
Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre
artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler, define
sayılır.
Bilimsel değer taşıyan
eşyaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere define, içinde bulunduğu taşınmaz
veya taşınır malın malikinin olur.
Defineyi bulan kimse,
değerinin yarısını aşmamak üzere uygun bir ödül isteyebilir.
5. Bilimsel değeri
olan eşya
Madde 773-
Bilimsel değeri olan sahipsiz doğal şeyler ile eski eserlerin bulunması hâlinde
özel kanun hükümleri uygulanır.
IV. Düşen veya
sürüklenen şeyler
Madde 774-
Su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle veya rastlantı sonucunda
taşınır mallar veya hayvanlar kimin egemenlik alanına girerse, o kimse kaybolan
eşyayı bulanın haklarına sahip ve yükümlülüklerine tâbi olur.
Başkasının kovanına
göçen arı oğulu, bir bedel ödenmesi gerekmeksizin kovan malikinin olur.
V. İşleme
Madde 775-
Bir kimse başkasına ait bir şeyi işler veya başka bir şekle sokarsa, emeğin
değerinin o şeyin değerinden fazla olması hâlinde, yeni şey işleyenin, aksi
hâlde malikin olur.
İşleyen iyiniyetli
değilse, emeğin değeri işlenen şeyin değerinden daha fazla olsa bile hâkim, yeni
şeyi malike bırakabilir.
Tazminat ve sebepsiz
zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.
VI. Karışma ve
birleşme
Madde 776-
Birden çok kişinin taşınır malları önemli bir zarara uğratılmadan veya aşırı bir
emek ve para harcanmadan ayrılmayacak şekilde birbiriyle birleşmiş veya
karışmışsa o kişiler, yeni şey üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya
karışma zamanındaki değerleri oranında paylı mülkiyete sahip olurlar.
Bir taşınır diğer bir
taşınırla onun ikincil nitelikte bütünleyici parçası olacak şekilde karışır
veya birleşirse; eşyanın tamamı, ana parçanın malikine ait olur.
Tazminat ve sebepsiz
zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.
VII. Kazandırıcı
zamanaşımı
Madde 777-Başkasının
taşınır bir malını davasız ve aralıksız beş yıl iyiniyetle ve malik sıfatıyla
zilyetliğinde bulunduran kimse, zamanaşımı yoluyla o taşınırın maliki olur.
Zilyetliğin irade dışı
kaybedilmesi hâlinde zilyet, bir yıl içinde eşyayı ele geçirir veya açacağı bir
dava yoluyla onu yeniden elde ederse kazandırıcı zamanaşımı kesilmiş olmaz.
Kazandırıcı zamanaşımı
süresinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında Borçlar Kanununun
zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
C. Kaybedilmesi
Madde 778-
Taşınır mülkiyeti, malik tarafından terk edilmedikçe veya başkası tarafından
kazanılmadıkça yalnız zilyetliğin kaybıyla sona ermez.
İKİNCİ KISIM
SINIRLI AYNÎ HAKLAR
BİRİNCİ BÖLÜM
İRTİFAK HAKLARI VE
TAŞINMAZ YÜKÜ
BİRİNCİ AYIRIM
TAŞINMAZ LEHİNE İRTİFAK
HAKKI
A. Konusu
Madde 779-
Taşınmaz lehine irtifak hakkı, bir taşınmaz üzerinde diğer bir taşınmaz lehine
konulmuş bir yük olup, yüklü taşınmazın malikini mülkiyet hakkının sağladığı
bazı yetkileri kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan taşınmaz malikinin yüklü
taşınmazı belirli şekilde kullanmasına katlanmaya mecbur kılar.
Yapma borçları, irtifaka
başlı başına konu olamaz; ona ancak yan edim olarak bağlanabilir.
B. Kurulması ve sona
ermesi
I. Kurulması
1. Tescil
Madde 780-
İrtifak hakkının kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.
İrtifak hakkının
kazanılmasında ve tescilinde, aksi öngörülmüş olmadıkça taşınmaz mülkiyetine
ilişkin hükümler uygulanır.
İrtifak hakkının
zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak mülkiyeti bu yolla elde edilebilecek
taşınmazlarda mümkündür.
2. Sözleşme
Madde 781-
İrtifak hakkının kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerli olması, resmî şekilde
düzenlenmesine bağlıdır.
3. Kendi taşınmazı
üzerinde irtifak hakkı
Madde 782-
Malik kendisine ait iki taşınmazdan biri üzerinde diğerinin lehine irtifak hakkı
kurabilir.
II. Sona ermesi
1. Genel olarak
Madde 783-
İrtifak hakkı, tescilin terkini veya yüklü ya da yararlanan taşınmazın yok
olmasıyla sona erer.
2. Her iki taşınmaza
aynı kimsenin malik olması
Madde 784-
Yüklü ve yararlanan taşınmazlara aynı kimse malik olursa, bu kişi, irtifak
hakkını terkin ettirebilir.
Terkin edilmedikçe
irtifak, aynî hak olarak varlığını sürdürür.
3. Mahkeme kararı
Madde 785-Lehine
irtifak kurulan taşınmaz için bu hakkın sağladığı hiç bir yarar kalmamışsa,
yüklü taşınmazın maliki bu hakkın terkinini isteyebilir.
Yüküne oranla çok az
yarar sağlayan bir irtifak hakkının, bedel karşılığında kısmen veya tamamen
terkini istenebilir.
C. Hükümleri
I. Kapsamı
1. Genel olarak
Madde 786-
İrtifak hakkı sahibi, hakkının korunması ve kullanılması için gerekli olan
önlemleri alabilir; ancak, hakkını yüklü taşınmazın malikine en az zarar verecek
biçimde kullanmak zorundadır.
Yüklü taşınmazın maliki,
irtifak hakkının kullanılmasını engelleyecek ya da zorlaştıracak davranışlarda
bulunamaz.
2. Tescile göre
Madde 787-
İrtifaktan doğan yetki ve yükümlülükleri açıkça belirlediği ölçüde tescil,
irtifakın kapsamını belirlemede esas oluşturur.
Tescilden açıkça
anlaşılmadığı hâllerde kapsam, tescilin sınırları içinde, irtifak hakkının
kazanılma sebebine veya uzun süreden beri davasız ve iyiniyetle kullanılış
biçimine göre belirlenir.
3. İhtiyaçların
değişmesi
Madde 788-Yararlanan
taşınmazın ihtiyaçlarındaki değişiklik, yüklü taşınmazın irtifaktan doğan yükünü
ağırlaştıramaz.
4. Özel kanun
hükümleri ve yerel âdet
Madde 789-
Tarla yolu, yaya veya araba geçidi gibi geçit hakları ile hayvan otlatma, hayvan
sulama, tarlalara veya arklara su alma hakları ve benzeri hakların kapsamını
belirlemede taraflar arasındaki anlaşma veya özel kanun hükümleri, yoksa yerel
âdet uygulanır.
II. Bakım giderleri
Madde 790-
İrtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımı, yararlanan
taşınmaz malikine aittir.
Tesisler yüklü
taşınmazın malikine de yararlı ise, bunların bakım giderlerine her iki malik
yararları oranında katılır.
III. Değişiklikler
1. İrtifak hakkının
ilişkin olduğu yerin değiştirilmesi
Madde 791-
İrtifak hakkı yüklü taşınmazın yalnız belli bir kısmının kullanılması koşuluyla
kurulmuşsa, bu taşınmazın maliki, menfaatini ispat etmek ve giderleri üstlenmek
kaydıyla; irtifakın, hakkın kullanılmasını güçleştirmeyecek biçimde taşınmazın
başka bir yerine naklini isteyebilir.
İrtifak hakkının
kullanılacağı yer tapu kütüğünde belirtilmiş olsa bile yüklü taşınmaz maliki bu
yetkiyi kullanabilir.
Mecraların bir yerden başka bir yere naklinde komşuluk hukuku kuralları da göz
önünde tutulur.
2. Bölünme
a. Yararlanan
taşınmazın bölünmesi
Madde 792-
Yararlanan taşınmazın parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak hakkının her
parsel yararına devam etmesidir.
Ancak, durum ve
koşullara göre irtifak hakkı yalnız bir parselin yararına kullanılabiliyorsa,
yüklü taşınmazın maliki diğer parseller için irtifak hakkının terkinini
isteyebilir.
Tapu sicil memuru, bu
istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun bir ay içinde itiraz etmemesi
hâlinde irtifak hakkını terkin eder.
b. Yüklü taşınmazın
bölünmesi
Madde 793-
Yüklü taşınmazın parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak hakkının her parsel
üzerinde devam etmesidir.
Ancak, irtifak hakkı
belirli parseller üzerinde kullanılmıyorsa, durum ve koşullara göre de
kullanılamayacaksa, bu parsellerin maliklerinden her biri, kendi taşınmazı
üzerindeki irtifak hakkının terkinini isteyebilir.
Tapu sicil memuru, bu
istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun bir ay içinde itiraz etmemesi
hâlinde irtifak hakkını terkin eder.
İKİNCİ AYIRIM
İNTİFA HAKKI VE DİĞER
İRTİFAK HAKLARI
A. İntifa hakkı
I. Konusu
Madde 794-
İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde
kurulabilir.
Aksine düzenleme
olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar.
II. Kurulması
Madde 795-
İntifa hakkı, taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri,
taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.
Taşınır ve taşınmazlarda
intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete
ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmaz üzerindeki
yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemiş olsa bile, durumu bilenlere
karşı ileri sürülebilir. Tescil edilmiş ise, herkese karşı ileri sürülebilir.
III. Sona ermesi
1. Sona erme
sebepleri
Madde 796-
İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve taşınmazlarda tescilin terkini;
yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan kalkması ile sona erer.
Sürenin dolması veya hak
sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme sebepleri, taşınmazlarda
malike terkini isteme yetkisi verir.
2. Süresi
Madde 797-
İntifa hakkı, gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü; tüzel kişilerde
kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan
kalkmasıyla sona erer.
Tüzel kişilerin intifa
hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir.
3. Harap olma veya
kamulaştırma
Madde 798-
Malik, yararlanılamayacak derecede harap olan intifa konusu malı yararlanılacak
hâle getirmekle yükümlü değildir; getirirse intifa hakkı yeniden kurulmuş olur.
Sigorta ve kamulaştırma
gibi durumlarda intifa hakkı, hakkın konusu yerine geçen karşılık üzerinde devam
eder.
4. Geri verme
a. Yükümlülük
Madde 799-
İntifa hakkı sona erince hak sahibi, hakkın konusu olan malı malike geri
vermekle yükümlüdür.
b. Sorumluluk
Madde 800-
İntifa hakkı sahibi, zararın kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe,
malın yok olmasından veya değerinin azalmasından sorumludur.
İntifa hakkı sahibi,
yararlanması için gerekli olmadığı hâlde tükettiği şeyleri tazmin etmekle
yükümlüdür.
İntifa hakkı sahibi,
malın olağan kullanılması sonucunda meydana gelen değer azalmalarından sorumlu
değildir.
c. Giderler
Madde 801-
İntifa hakkı sahibi, yükümlü olmadığı hâlde yaptığı giderler, yenilemeler ve
eklemeler için, hak sona erdiğinde, vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca
tazminat isteyebilir.
Malikin tazminat
vermekten kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi, yaptığı eklemeleri, malı eski
hâline getirmek kaydıyla söküp alabilir.
5. Zamanaşımı
Madde 802-
Geri verme anında malik ve intifa hakkı sahibi tarafından ileri sürülebilecek
bütün istem hakları, bu andan başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
IV. İntifa hakkının hükümleri
1. İntifa hakkı
sahibinin hakları
a. Genel olarak
Madde 803-
İntifa hakkı sahibi, hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme,
kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahiptir.
İntifa hakkı sahibi, bu
yetkilerini kullanırken iyi bir yönetici gibi özen göstermek zorundadır.
b. Doğal ürünler
Madde 804-
İntifa hakkı süresi içinde olgunlaşan doğal ürünler, intifa hakkı sahibine
aittir.
Ekimi veya dikimi yapan
malik veya intifa hakkı sahibi, olgunlaşan ürünleri toplayan diğer taraftan,
yaptığı giderler için ürünün değerini aşmamak üzere uygun bir bedel isteyebilir.
Nitelikleri itibarıyla
malın doğal verimi veya ürünü sayılmayan bütünleyici parçaları malike aittir.
c. Faizler
Madde 805-
İntifa hakkına konu olan sermayenin faizleri ve diğer dönemsel gelirleri, daha
geç muaccel olsalar bile, intifa hakkının başladığı tarihten sona erdiği tarihe
kadar intifa hakkı sahibine ait olur.
d. Hakkın
kullanılmasının devri
Madde 806-
Sözleşmede aksine hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen
kullanılması gerektiği anlaşılmıyorsa, intifa hakkının kullanılması başkasına
devredilebilir.
Bu takdirde malik,
haklarını, devralana karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.
2. Malikin hakları
a. Gözetim
Madde 807-
Malik, hakkın konusu olan malın hukuka aykırı ya da niteliğine uygun düşmeyen
kullanılış biçimine itiraz edebilir.
b. Güvence isteme
Madde 808-
Haklarının tehlikeye düştüğünü ispat eden malik, intifa hakkı sahibinden güvence
isteyebilir.
İntifa hakkının konusu
tüketilebilen şey veya kıymetli evrak ise, malik tehlikenin ispatına gerek
olmaksızın teslimden önce de güvence isteyebilir.
Kıymetli evrakın
güvenilir bir yere tevdi edilmesi güvence yerine geçer.
c. Bağışlamada
güvence
Madde 809-
İntifa hakkı kendisinde kalmak üzere yapılan bağışlamalarda bağışlayandan
güvence istenemez.
d. Güvence
verilmemesinin sonuçları
Madde 810-
İntifa hakkı sahibi, kendisine tanınan uygun süre içinde güvence göstermez veya
hakkın konusu olan malı malikin itiraz etmesine rağmen hukuka aykırı şekilde
kullanmaya devam ederse; sulh hâkimi, yeni bir karara kadar intifa hakkı
sahibinin zilyetliğini kaldırarak hakkın konusunu atayacağı bir kayyıma tevdi
eder.
3. Defter tutma
Madde 811-
Malik veya intifa hakkı sahibi, diğerinden giderleri paylaşmak üzere intifa
hakkına konu olan malların noterlikçe resmen defterinin tutulmasını her zaman
isteyebilir.
4. İntifa hakkı
sahibinin yükümlülükleri
a. Malın korunması
Madde 812-
İntifa hakkı sahibi, hakkın konusu olan malın muhafazası ve olağan bakımı için
gerekli onarım ve yenilemeleri yapmakla yükümlüdür.
Malın muhafazası, daha
önemli işlerin yapılmasını veya önlemlerin alınmasını gerektiriyorsa; intifa
hakkı sahibi, durumu malike bildirmek ve bunların gerçekleştirilmesine izin
vermek zorundadır.
Malikin gereken işleri
yapmaktan kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi, bunları onun hesabına kendisi
yapabilir.
b. Bakım ve işletme
giderleri
Madde 813-
İntifa hakkı konusu olan malın olağan bakım ve işletme giderleri, güvencesini
oluşturduğu borçların faizleri, vergi ve resimleri, intifa süresince intifa
hakkı sahibine aittir.
Vergi ve resimleri malik
ödemişse, intifa hakkı sahibi, yukarıda belirtilen esasa göre bunları malike
tazmin etmek zorundadır.
Diğer bütün
yükümlülükler malike aittir. Ancak, intifa hakkı sahibi bunların yerine
getirilmesi için gereken parayı, istemi üzerine malike karşılıksız olarak
sağlamazsa; malik, intifa hakkı konusu malı bu yükümlülüklerin yerine
getirilmesi için kısmen veya tamamen paraya çevirebilir.
c. Malvarlığı
intifaında borçların faizi
Madde 814-
Malvarlığı intifaında, intifa hakkı sahibi bu malvarlığındaki borçların
faizlerini ödemekle yükümlüdür. Ancak, durum ve koşullar haklı gösteriyorsa,
intifa hakkı sahibi bu yükümlülükten kurtarılmasını isteyebilir. Bu takdirde
intifa hakkı, borçların ödenmesinden sonra kalan kısım üzerinde devam eder.
d. Sigorta ettirme
Madde 815-
Yerel âdetlere göre iyi bir yönetimin gereği olduğu takdirde intifa hakkı
sahibi, malikin lehine malı yangına ve diğer tehlikelere karşı sigorta
ettirmekle yükümlüdür.
Bu durumda veya intifa
hakkının sigortalı bir mal üzerinde kurulmuş olması hâlinde intifa hakkı sahibi,
hakkının devamı süresince sigorta primlerini ödemekle yükümlüdür.
V. Özel hâller
1. Taşınmazlar
a. Ürünler
Madde 816-
Bir taşınmaz üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, yararlanmanın olağan
sınırlar içerisinde kalmasına özen göstermekle yükümlüdür.
Bu ölçü aşılarak elde
edilen ürünler malike ait olur.
b. Özgülenme
yönü
Madde 817-
İntifa hakkı sahibi, intifa konusu taşınmazın ekonomik özgülenme yönünü malike
önemli zarar verecek şekilde değiştiremez; özellikle onu yeni bir şekle
dönüştüremeyeceği gibi, onda önemli bir değişiklik de yapamaz.
İntifa hakkı sahibi,
malike önceden haber vermek ve taşınmazın ekonomik özgülenme yönünde önemli
değişiklik yapmamak koşuluyla taş, kireç, mermer ve turba ocakları ile
benzerlerini açabilir.
c. Ormanlar
Madde 818-
Bir orman üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, ondan özel kanun hükümlerine
uygun bir işletme plânı çerçevesinde yararlanabilir.
Malik ile intifa hakkı
sahibi, işletme plânı yapılırken kendi haklarının gözetilmesini isteyebilirler.
Fırtına, kar, yangın,
sel, zararlı böcek akını veya diğer sebepler yüzünden olağan yararlanma önemli
ölçüde aşılmışsa orman, bu kaybı giderek azaltacak şekilde işletilir veya
işletme plânı yeni duruma uygun hâle getirilir. Aşırı yararlanma dolayısıyla
elde edilen bedel, faiz getirecek şekilde yatırılır ve verim noksanını gidermeye
ayrılır.
2. Tüketilebilen ve
değeri biçilen şeyler
Madde 819-
Tüketilebilen şeylerin mülkiyeti, aksi kararlaştırılmadıkça, intifa hakkı
sahibine geçer; ancak, intifa hakkı sahibi geri verme sırasında bu şeylerin o
günkü değerini ödemekle yükümlü olur.
İntifa hakkı sahibi,
değeri biçilerek kendisine teslim olunan diğer taşınırlar üzerinde, aksi
kararlaştırılmadıkça, serbestçe tasarrufta bulunabilir; ancak, bu yetkisini
kullandığı takdirde bu şeylerin biçilen değerlerini geri verme sırasında
ödemekle yükümlü olur. Bu ödeme, tarım işletmesi gereçleri, hayvan sürüleri,
ticarî mallar veya benzeri şeylerde aynı cins ve nitelikte eşya verilmesi
suretiyle yerine getirilebilir.
3. Alacaklar
a. Yararlanmanın
kapsamı
Madde 820-
Bir alacak üzerindeki intifa hakkı, onun getirisini edinme yetkisi verir.
Borçluya karşı yapılacak
ödeme isteminin ve kıymetli evrak üzerindeki tasarrufların alacaklı ve intifa
hakkı sahibi tarafından birlikte yapılması, borcunu ödemek üzere borçlu
tarafından yapılacak bildirimin de bunların her ikisine yöneltilmesi gerekir.
Alacak tehlikeye
düşerse, alacaklı ve intifa hakkı sahibinden her biri, diğerinden iyi bir
yönetimin gerektirdiği önlemleri almaya katılmasını isteyebilir.
b. Ödeme ve işletme
Madde 821-
Alacaklı ve intifa hakkı sahibinden birine ödemeye yetkili kılınmamış olan
borçlu, borcunu ikisine birlikte ödemek veya hâkimin belirleyeceği yere tevdi
etmek zorundadır.
Yerine getirilen edimin
konusu ve özellikle geri ödenecek ana para, intifa hakkına tâbi olur.
Alacaklı veya intifa
hakkı sahibi, ana paranın güvenilir ve getiri sağlayan bir yere yatırılmasını
isteyebilir.
c. Devir isteme hakkı
Madde 822-
İntifa hakkı sahibi, intifaın başlangıcını izleyen üç ay içinde, hakkın konusu
olan alacağın ve kıymetli evrakın kendisine devrini isteyebilir.
İntifa hakkı sahibi,
alacağın ve kıymetli evrakın devri sırasındaki değeri tutarında devredene karşı
bunların bedelini ödeme borcu altına girer ve feragat edilmedikçe bu borç için
ayrıca güvence göstermekle yükümlü olur.
Güvence istemekten
feragat edilmemiş ise devir, ancak güvence gösterildikten sonra hüküm ifade
eder.
B. Oturma hakkı
I. Genel olarak
Madde 823-
Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma
yetkisi verir.
Oturma hakkı, başkasına
devredilemez ve mirasçılara geçmez.
Kanunda aksine hüküm
bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır.
II. Oturma hakkının
kapsamı
Madde 824-
Oturma hakkının kapsamı, genel olarak hak sahibinin kişisel ihtiyaçlarına göre
belirlenir.
Oturma hakkı sahibi,
hakkın şahsına özgülendiği açıkça belirtilmedikçe, bina veya onun bir bölümünde
ailesi ve ev halkı ile birlikte oturabilir.
Binanın bir bölümü
üzerinde oturma hakkına sahip olan kimse, ortaklaşa kullanmaya özgülenen
yerlerden de yararlanabilir.
III. Giderler
Madde 825-
Oturma hakkı, binanın veya bir bölümünün tamamından yararlanma yetkisi
veriyorsa; bina veya bölümün muhafazası ve olağan bakımı için gerekli onarım ve
yenileme giderleri, oturma hakkı sahibine aittir.
Oturma hakkı sahibi bina
veya onun bir bölümünü malik ile birlikte kullanıyorsa, bakım ve onarım
giderleri malike ait olur.
C. Üst hakkı
I. Konu ve tapu
kütüğüne kayıt
Madde 826-
Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı
yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı
kurabilir.
Aksi kararlaştırılmış
olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer.
Üst hakkı, bağımsız ve
sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne taşınmaz
olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli
niteliktedir.
II. İçerik ve kapsam
Madde 827-
Üst hakkının içerik ve kapsamıyla ilgili olarak resmî senette yer alan,
özellikle yapının konumuna, şekline, niteliğine, boyutlarına, özgülenme amacına
ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ilişkin sözleşme kayıtları
herkes için bağlayıcıdır.
III. Sona ermenin
sonuçları
1. Yapı mülkiyetinin
malike geçmesi
Madde 828-
Üst hakkı sona erince yapılar, arazi malikine kalır ve arazinin bütünleyici
parçası olur.
Bağımsız ve sürekli üst
hakkı tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilmişse, üst hakkı sona erince bu
sayfa kapatılır. Taşınmaz olarak kaydedilmiş olan üst hakkı üzerindeki rehin
hakları, diğer bütün hak, kısıtlama ve yükümlülükler de sayfanın kapatılmasıyla
birlikte sona erer. Bedele ilişkin hükümler saklıdır.
2. Bedel
Madde 829-
Taşınmaz maliki, aksi kararlaştırılmadıkça, kendisine kalan yapılar için üst
hakkı sahibine bir bedel ödemez. Uygun bir bedel ödenmesi kararlaştırılmışsa,
miktarı ve hesaplanış biçimi belirlenir. Ödenmesi kararlaştırılan bedel, üst
hakkı kendileri için rehnedilmiş olan alacaklıların henüz ödenmemiş
alacaklarının güvencesini oluşturur ve rızaları olmaksızın üst hakkı sahibine
ödenmez.
Kararlaştırılan bedel
ödenmez veya güvence altına alınmazsa, üst hakkı sahibi veya bu hak kendisine
rehnedilmiş olan alacaklı, bedel alacağına güvence olmak üzere, terkin edilen
üst hakkı yerine aynı derecede ve sırada bir ipoteğin tescilini isteyebilir.
Bu ipotek, üst hakkının
sona ermesinden başlayarak üç ay içinde tescil edilir.
3. Diğer hükümler
Madde 830-
Taşınmaz malikine kalan yapılar için üst hakkı sahibine ödenmesi kararlaştırılan
bedelin miktarı ve bunun hesaplanış biçimi ile bu bedel borcunun kaldırılmasına
ve arazinin ilk hâline getirilmesine ilişkin anlaşmalar, üst hakkının kurulması
için gerekli olan resmî şekle tâbidir ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.
IV. Süresinden önce
devir istemi
1. Koşulları
Madde 831-
Üst hakkı sahibi, bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya
sözleşmeden doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranırsa; malik, üst
hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce
kendisine devrini isteyebilir.
2. Hakkın
kullanılması
Madde 832-
Malik, üst hakkının devrini, kendisine geçecek yapılar için uygun bir bedel
ödemek kaydıyla isteyebilir. Üst hakkı sahibinin kusuru, bedelin belirlenmesinde
indirim sebebi olarak göz önüne alınabilir.
Üst hakkının malike
devri, bedelin ödenmesine veya güvence altına alınmış olmasına bağlıdır.
3. Diğer hâller
Madde 833-
Üst hakkı sahibinin yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde sözleşmede malik
lehine saklı tutulan, üst hakkını süresinden önce sona erdirme veya devrini
isteme yetkisi, süresinden önce devir istemine ilişkin hükümlere tâbidir.
V. Üst hakkı iradının
güvencesi
1. İpotek kurulmasını
isteme hakkı
Madde 834-
Malik, üst hakkı karşılığı olarak irat biçiminde borçlanılan edimleri güvence
altına almak amacıyla, o tarihteki üst hakkı sahibinden en çok üç yıllık irat
için tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilmiş üst hakkının ipotek edilmesini
isteyebilir.
İrat, her yıl için eşit
edimler biçiminde belirlenmemiş ise; bu kanunî ipoteğin tescili, iradın eşit
olarak dağıtılmasında üç yıla düşecek miktarı için istenebilir.
2. Tescil
Madde 835-
İpotek, üst hakkı devam ettiği sürece, her zaman tescil edilebilir ve icra
yoluyla satışta terkin olunmaz.
Yapı alacaklıları
ipoteğinin kurulmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
VI. Sürenin üst
sınırı
Madde 836-
Üst hakkı, bağımsız bir hak olarak en çok yüz yıl için kurulabilir.
Üst hakkı, süresinin dörtte üçü dolduktan sonra, kurulması için öngörülen şekle
uyularak her zaman en çok yüz yıllık yeni bir süre için uzatılabilir. Bu konuda
önceden yapılan taahhüt bağlayıcı değildir.
D. Kaynak hakkı
Madde 837-
Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin
malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar.
Bu hak, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer.
Kaynak hakkı, bağımsız
nitelikte ve en az otuz yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak
kaydedilebilir.
E. Diğer irtifak
hakları
Madde 838-
Malik, taşınmazı üzerinde herhangi bir kişi veya topluluk lehine atış eğitimi
veya spor alanı ya da geçit olarak kullanılmak gibi belirli bir yararlanmaya
hizmet etmek üzere başka irtifak hakları da kurabilir.
Bu haklar, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez. Bu
hakların kapsamı, hak sahibinin olağan ihtiyaçlarına göre belirlenir.
Taşınmaz lehine
irtifaklara ilişkin hükümler, bu tür irtifak haklarına da uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
TAŞINMAZ YÜKÜ
A. Konusu
Madde 839-Taşınmaz
yükü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir
kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.
Hak sahibi olarak, bir
başka taşınmazın maliki de gösterilebilir.
İrat senedi ve kamu
hukukuna ilişkin taşınmaz yükleri saklı kalmak kaydıyla, taşınmaz yükünün konusu
ancak yüklü taşınmazın ekonomik niteliğinden doğan veya yararlanan taşınmazın
ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan bir edim olabilir.
B. Kurulması ve sona
ermesi
I. Kurulması
1. Tescil ve kazanma
Madde 840-Taşınmaz
yükünün kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.
Tescilde, taşınmaz
yükünün değeri olarak Türk parası veya yabancı para ile belirlenmiş bir miktar
gösterilir. Dönemsel edimlerde sicilde gösterilecek miktar, aksi
kararlaştırılmış değilse, yıllık edimlerin yirmi katıdır.
Aksine bir hüküm yoksa,
taşınmaz yükünün kazanılmasında ve tescilinde taşınmaz mülkiyetine ilişkin
hükümler uygulanır.
2. Kamu hukukuna
ilişkin taşınmaz yükü
Madde 841-
Aksine hüküm yoksa, kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapu kütüğüne tescili
gerekli değildir.
Kanunun alacaklıya
yalnızca taşınmaz yükünün kurulmasını isteme yetkisini tanıdığı hâllerde
taşınmaz yükü ancak tescille doğar.
3. Güvence amacıyla
kurulma
Madde 842-
Bir para alacağını güvence altına almak amacıyla kurulan taşınmaz yükü hakkında
irat senedine ilişkin hükümler uygulanır.
II. Sona ermesi
1. Genel olarak
Madde 843-
Taşınmaz yükü tescilin terkini veya yüklü taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona
erer.
Feragat, yükten kurtarma
ve diğer sona erme sebepleri, yüklü taşınmaz malikine, hak sahibinden terkini
isteme yetkisi verir.
2. Yükten kurtarma
a. Alacaklının
yetkisi
Madde 844-
Alacaklı, sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki
durumlarda, malikten taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:
1. Yüklü taşınmaz,
alacaklının haklarını önemli ölçüde tehlikeye düşürecek şekilde bölünmüşse;
2. Malik, yüklü
taşınmazın değerini düşürür ve yerine başka bir güvence göstermezse;
3. Malik, birbiri ardına
üç yılın edimlerini yerine getirmemişse.
b. Yükümlünün yetkisi
Madde 845 -
Yükümlü, sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki durumlarda,
taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:
1. Alacaklı, taşınmaz
yükünü kuran sözleşmeye uymuyorsa;
2. Satın alınmamak
kaydıyla veya otuz yıldan fazla bir süre için kurulmuş olsa bile yükün
kurulmasının üzerinden otuz yıl geçmiş ise.
Otuz yıl geçtikten sonra
yükümlünün satın alma yetkisini kullanabilmesi, alacaklıya bunu bir yıl önceden
bildirmesine bağlıdır.
İrtifak taşınmaz lehine
sona erdirilmeyen biçimde kurulmuşsa, yüklü taşınmazın bu yükten kurtarılması
istenemez.
c. Yükten kurtarma
bedeli
Madde 846-
Gerçek değerinin daha düşük olduğunu ispat etme hakkı saklı kalmak kaydıyla,
yükten kurtarma, taşınmaz yükünün değeri olarak tapu kütüğünde gösterilen miktar
üzerinden gerçekleştirilir.
3. Zamanaşımı
Madde 847-
Taşınmaz yükü zamanaşımına tâbi değildir.
Muaccel olan edimler, borçlunun kişisel borcu hâline geldiği tarihten başlayarak
zamanaşımına tâbi olur.
C. Hükümleri
I. Alacaklının
hakkının niteliği
Madde 848-
Taşınmaz yükü, alacaklıya yükümlüye karşı hiçbir kişisel alacak hakkı sağlamaz;
sadece alacağını yüklü taşınmazın değerinden elde etme yetkisi verir.
Her edim, muaccel
olmasından başlayarak üç yıl sonra kişisel borç hâline gelir ve taşınmaz bu
borcun güvencesi olmaktan çıkar.
II. Yükün niteliği
Madde 849-
Taşınmaz maliki değişirse yeni malik, başka bir işleme gerek bulunmaksızın
taşınmaz yükünün yükümlüsü olur.
Yüklü taşınmazın
bölünmesinin taşınmaz yüküne etkisi hakkında irat senedine ilişkin hükümler
uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞINMAZ REHNİ
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Koşullar
I. Taşınmaz rehninin
türleri
Madde 850-
Taşınmaz rehni, ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi şeklinde
kurulabilir.
II. Güvence altına
alınan alacak
1. Ana para
Madde 851-
Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için
kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün
istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır
taraflarca belirtilir.
Yurt içinde veya dışında
faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para
ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden
taşınmaz rehni kurulabilir. Bu hâlde her derecenin ifade ettiği miktar, rehin
konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir. Ancak, aynı
derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin kurulamaz.
Yabancı para üzerinden
kurulan rehne ait bir derecenin boşalması hâlinde, yerine, tescil edileceği
tarihteki karşılığı Türk parası veya yabancı para üzerinden rehin kurulabilir.
Türk parası ile kurulmuş bir rehne ait derecenin boşalması hâlinde ise, yerine
tescil edileceği tarihteki karşılığı yabancı para üzerinden rehin kurulabilir.
Yabancı veya Türk parası
karşılıklarının hesabında hesap günündeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının
döviz alış kuru esas alınır. Rehin haklarının hangi yabancı paralar üzerinden
kurulabileceği Bakanlar Kurulunca belirlenir.
2. Faiz
Madde 852-
Sınırlayıcı hükümler saklı kalmak kaydıyla, taraflar faiz oranını diledikleri
gibi kararlaştırabilirler.
III. Taşınmaz
1. Rehne konu
olabilme
Madde 853-
Rehin hakkı, ancak tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde kurulabilir.
2.Belirli olma
a. Taşınmaz tek ise
Madde 854-
Rehin kurulurken, konusu olan taşınmazın belirtilmesi gerekir.
Bölünen taşınmazın
parselleri tapu kütüğüne ayrı ayrı kaydedilmedikçe rehne konu olamaz.
b. Taşınmaz birden
çok ise
Madde 855-
Birden çok taşınmazın aynı borç için rehnedilmesi, taşınmazların aynı malike
veya borçtan müteselsilen sorumlu olan maliklere ait olmalarına bağlıdır.
Aynı alacak için birden
çok taşınmazın rehnedildiği diğer hâllerde, her taşınmazın alacağın ne miktarı
için güvence oluşturduğu rehin kurulurken belirtilir.
Aksine bir anlaşma
bulunmadıkça, tapu idaresi, re'sen güvenceyi taşınmazların her birine değeri
oranında dağıtır.
B. Rehnin kurulması
ve sona ermesi
I. Rehnin kurulması
1. Tescil
Madde 856-
Taşınmaz rehni tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Kanunda öngörülen ayrık
durumlar saklıdır.
Taşınmaz rehninin
kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerliliği, resmî şekilde yapılmış olmasına
bağlıdır.
2. Birden çok kişiye
ait taşınmazlarda
Madde 857-
Paylı mülkiyette paydaş kendi payını rehnedebilir.
Pay üzerinde rehin
kurulduktan sonra paydaşlar malın tamamını rehnedemezler.
Elbirliği mülkiyetine
tâbi taşınmaz, ancak bütün olarak ve maliklerin tamamı adına rehnolunabilir.
II. Rehnin sona
ermesi
Madde 858-
Taşınmaz rehni, tescilin terkini veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona
erer.
Kamulaştırmaya ilişkin
kanun hükümleri saklıdır.
III. Taşınmazların
birleştirilmesi
1. Rehnin başka
taşınmaz üzerine geçmesi
Madde 859-Yetkili
kamu kurum veya kuruluşu tarafından gerçekleştirilen parsel birleştirilmesi ve
dağıtımı işlemi sonucunda birleştirilen parsel üzerindeki rehinler, sıralarını
koruyarak o parselin yerine verilen taşınmaz üzerine geçer.
Birleştirme sonucunda
meydana gelen taşınmaz, değişik alacaklar için rehinli veya bazıları rehinsiz
birden çok parselin yerini alırsa; bu taşınmaz üzerine geçen rehin hakları,
taşınmazı bütün olarak kapsar ve olanak ölçüsünde sıralarını korurlar.
2. Borçlunun
taşınmazı rehinden kurtarması
Madde 860-
Birleştirilen taşınmazlardan biri ile güvence altına alınmış olan alacağın
borçlusu, üç ay önce bildirmek koşuluyla birleştirme sırasında karşılığını
ödeyerek taşınmazı rehinden kurtarabilir.
3. Bedel olarak
ödenen para
Madde 861-
Rehinli bir taşınmaz için bedel olarak ödenen para, alacaklılar arasında
sıralarına göre, aynı sırada iseler alacaklarının miktarlarıyla orantılı olarak
bölüştürülür.
Bu bedel, rehinle
güvenceye bağlanmış olan alacak miktarının yirmide birinden fazla olduğu veya
yeni taşınmaz, alacak için yeterli güvence oluşturmadığı takdirde, alacaklının
rızası olmadan borçluya ödenemez.
C. Hükmü
I. Rehnin kapsamı
Madde 862-
Rehin, taşınmazı bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü
kılar.
Rehnin kuruluşu
sırasında makine, otel döşeme eşyası gibi açıkça eklenti olarak gösterilen ve
tapu kütüğünde beyanlar sütununa yazılan şeyler, kanuna göre bu nitelikte
olamayacakları ispat edilmedikçe eklenti sayılır.
Üçüncü kişilerin
eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.
II. Kira bedelleri
Madde 863-
Kiraya verilmiş taşınmaz üzerindeki rehnin kapsamına, borçluya karşı rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmasından veya borçlunun iflâsının
ilânından başlayarak rehnin paraya çevrilmesi anına kadar işleyen kira bedelleri
de girer.
Rehin hakkı, kiracılara
karşı ancak cebrî icra yoluyla takibin kendilerine bildirilmesi veya iflâs
kararının ilânından sonra ileri sürülebilir.
Rehinli taşınmaz
malikinin henüz muaccel olmamış kira bedelleri üzerinde yaptığı hukukî işlemler
ile diğer alacaklılar tarafından koydurulan hacizler, kira alacaklarının muaccel
olmalarından önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlamış olan rehinli
alacaklılara karşı geçerli değildir.
III. Zamanaşımı
Madde 864-Rehnin
tapu kütüğüne tescil edilmesinden sonra alacak için zamanaşımı işlemez.
IV. Önlem alma
yetkisi
1. Değer düşmelerine
karşı
a. Koruma önlemleri
Madde 865-
Malik, rehinli taşınmazın değerini düşüren davranışlarda bulunursa; alacaklı,
hâkimden bu gibi davranışları yasaklamasını isteyebilir.
Alacaklıya, gerekli
önlemleri almak üzere hâkim tarafından yetki verilebileceği gibi; gecikmesinde
tehlike bulunan hâllerde alacaklı, böyle bir yetki verilmeden de gerekli
önlemleri kendiliğinden alabilir.
Alacaklı, önlem için
yapmış olduğu giderleri malikten isteyebilir ve bu alacakları için taşınmaz
üzerinde, tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş olan diğer yüklerden önce
gelen bir rehin hakkına sahip olur.
b. Güvence, eski hâle
getirme, kısmî ödeme isteme
Madde 866-Rehinli
taşınmazın değerinde düşme meydana gelmişse alacaklı, alacağı için başka güvence
göstermesini veya rehinli taşınmazın eski hâle getirilmesini borçludan
isteyebilir.
Alacaklı, rehinli
taşınmazın değerinin düşmesi tehlikesinin mevcut olması hâlinde de güvence
isteyebilir.
Yeterli güvence hâkim
tarafından belirlenen süre içinde verilmediği takdirde alacaklı, güvence
eksiğini karşılayacak miktardaki alacak kısmının ödenmesini isteyebilir.
2. Değerin kusur
olmadan düşmesi
Madde 867-
Değer düşmesi malikin kusuru olmadan meydana gelmişse alacaklı, ancak malikin
zarardan ötürü aldığı tazminat miktarını aşmayacak ölçüde borçludan güvence
vermesini veya kısmî ödeme yapmasını isteyebilir.
Bununla birlikte
alacaklı, değer düşmesinin önlenmesi veya giderilmesi için gerekli önlemleri
kendiliğinden alabilir. Alacaklı, bu amaçla yaptığı masraflardan dolayı rehinli
taşınmaz üzerinde tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş olan diğer
yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur. Malik, bu masraflardan
kişisel olarak sorumlu değildir.
3. Rehinli taşınmazın
kısmen devri
Madde 868-
Malik, rehinli taşınmazın güvence altına aldığı alacağın yirmide birinden az
değeri olan bir parçasını başkasına devrederse; alacaklı, kendisine bu parça ile
orantılı bir ödeme yapıldığı veya taşınmazın geri kalan kısmı yeterli güvence
oluşturduğu takdirde, devredilen parça üzerindeki rehni kaldırmaktan kaçınamaz.
V. Rehinden sonra
kurulan aynî haklar
Madde 869-
Malikin rehinli taşınmaz üzerinde yeni sınırlı aynî haklar kurmayacağını taahhüt
etmesi geçerli değildir.
Tarihi daha eski olan
rehin hakkı, aynı taşınmaz üzerinde alacaklının izni olmadan daha sonra kurulan
irtifak haklarından veya taşınmaz yüklerinden önce gelir. Sonradan kurulan ve
rehnin paraya çevrilmesi sırasında daha eski tarihli rehinli alacaklılara zarar
veren irtifaklar ve taşınmaz yükleri terkin edilir.
Önceki rehinli
alacaklının istemiyle irtifak hakları veya taşınmaz yükleri terkin edilen
kimselerin, rehinli taşınmazın paraya çevrilmesinde, hakları sonradan tescil
edilenlere karşı, satış bedelinden haklarının değerini karşılayan miktarı almak
hususunda öncelikleri vardır.
VI. Rehin derecesi
1. Rehin derecesinin
hükümleri
Madde 870-Rehnin
sağladığı güvence, tescilde belirtilen rehin derecesi ile sınırlıdır.
Taşınmaz rehni, sırada
kendisinden önce gelecek olanın miktarının tescilde belirtilmesi kaydıyla ikinci
veya daha sonraki derecede de kurulabilir.
2. Rehin dereceleri
arasındaki ilişki
Madde 871-
Aynı taşınmaz üzerinde farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından
birinin terkin edilmiş olması, sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya
boşalan dereceye geçme hakkı vermez.
Terkin edilen rehin
hakkı yerine yeni bir rehin hakkı kurulabilir.
Sonraki sırada yer alan
rehinli alacaklılara boşalan dereceye geçme hakkı veren sözleşmelerin
geçerliliği, resmî şekilde yapılmalarına; aynî etki sağlamaları, tapu kütüğüne
şerh verilmelerine bağlıdır.
3. Boş dereceler
Madde 872-
Sonraki sıralarda kurulmuş bir rehin hakkından önce gelen bir rehin mevcut
değilse veya borçlu önceki bir rehin senedi üzerinde tasarruf etmemişse ya da
önceki sırada bulunan rehinli alacak, o derece için tescilde belirtilen
miktardan az ise; taşınmazın paraya çevrilmesinde satış bedeli, boş derece
hesaba katılmaksızın sonraki alacaklılara sıralarına göre dağıtılır.
VII. Rehnin paraya çevrilmesi
1. Paraya çevirme
şekli
Madde 873-
Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme
hakkına sahiptir.
Borcun ödenmemesi
hâlinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme
hükmü geçersizdir.
Aynı alacak için birden
çok taşınmazın rehnedilmiş olması hâlinde, rehnin paraya çevrilmesi istemi,
taşınmazların tamamı hakkında yapılır. Bununla birlikte, icra dairesi onlardan
ancak gerektiği kadarını paraya çevirir.
2. Satış bedelinin
dağıtılması
Madde 874-
Rehinli taşınmazın satış bedeli, alacaklılar arasında sıralarına göre dağıtılır.
Aynı sırada olan
alacaklılar arasında o sıraya düşen satış bedeli alacakları oranında dağıtılır.
3. Güvencenin kapsamı
Madde 875-
Taşınmaz rehninin alacaklıya sağladığı güvencenin kapsamına şunlar girer:
1. Ana para,
2. Takip giderleri ve
gecikme faizi,
3. İflâsın açıldığı veya
rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faiz
ile son vadeden başlayarak işleyen faiz.
Daha önce belirlenmiş
olan faiz oranı, sonradan gelen alacaklıların zararına olarak artırılamaz.
4. Zorunlu
masrafların güvencesi
Madde 876-
Alacaklı, rehinli taşınmazın korunması için zorunlu masraf yapmışsa ve özellikle
malikin borçlu olduğu sigorta primlerini ödemişse, bundan doğan alacakları
tescile gerek olmaksızın aynen rehinli alacağı gibi güvenceden yararlanır.
VIII. Arazinin
iyileştirilmesi hâlinde rehin hakkı
1. Öncelik
Madde 877-
Bir kamu kurum veya kuruluşunun katkısıyla iyileştirilen arazinin değerinde bir
artma meydana gelirse malik, iyileştirme giderlerinden payına düşeni karşılamak
üzere kendisine ödünç veren alacaklı lehine tescil suretiyle rehin hakkı
kurabilir. Kurulan rehin, taşınmaz üzerindeki diğer bütün yüklerden önce gelir.
İyileştirme, kamu kurum
veya kuruluşunun katkısı olmaksızın yapılmış ise, malik taşınmazı üzerinde en
çok masrafların üçte ikisi için rehin kurabilir.
2. Borcun ödenmesi ve
rehnin sona ermesi
Madde 878-
İyileştirme, kamu kurum veya kuruluşunun katkısı olmaksızın yapılmış ise,
rehinli alacağın en çok beş yıl içinde eşit taksitlerle ödenmesi gerekir.
Alacağın veya yıllık
taksitlerin muaccel olmasından beş yıl sonra rehin hakkı sona erer ve sonraki
alacaklılar sıralarına göre ilerlerler.
IX. Sigorta tazminatı
üzerinde hak
Madde 879-
Muaccel olan sigorta tazminatı, malike ancak bütün rehinli alacaklıların
rızasıyla ödenebilir.
Sigorta tazminatı
taşınmazın eski hâle getirilmesi için harcanacaksa, malik tarafından yeterli bir
güvence gösterilmesi koşuluyla kendisine ödenir.
X. Alacaklının temsili
Madde 880-
Acele karar alınması gereken hâllerde, borçlunun veya diğer bir ilgilinin
istemesi üzerine, şahsen hareket etmesi kanun hükmü gereği olup da adı veya
nerede olduğu bilinmeyen alacaklıya, rehinli taşınmazın bulunduğu yer sulh
hâkimi tarafından bir kayyım atanır.
İKİNCİ AYIRIM
İPOTEK
A. Amaç ve nitelik
Madde 881-
Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası
bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.
İpoteğe konu olacak
taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez.
B. Kurulması ve sona
ermesi
I. Kuruluş
Madde 882-Miktarı
belirli olmayan veya değişebilen alacaklar da, belli rehin derecesine
yerleştirilir ve tescilden sonra alacak miktarında meydana gelecek değişmelere
bakılmaksızın sırasını korur.
Tapu memuru istem
üzerine alacaklıya ipoteği gösteren bir belge verir. Sadece tescilin yapıldığını
ispata yarayan bu belge kıymetli evrak niteliği taşımaz.
Tescilin yapıldığının
sözleşme üzerine yazılıp onaylanması, ipotek belgesi yerine geçer.
II. Sona erme
1. İpoteğin terkinini
isteme hakkı
Madde 883-
Alacak sona erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği terkin
ettirmesini isteyebilir.
2. Borçtan sorumlu
olmayan malikin hakkı
Madde 884-
Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar
içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir.
Alacak, borcu ödeyen
malike geçer.
3. İpotekten kurtarma
a. Koşulları ve usulü
Madde 885-
Değerini aşan bir borç için ipotek edilmiş olan bir taşınmazı edinen kimse,
borçtan şahsen sorumlu değilse, icra takibine başlanmadan önce, satın alma
bedelini ödeyerek taşınmazı ipotekten kurtarabilir. Taşınmazı karşılıksız olarak
edinen kimse de, takdir edeceği bedeli ödeyerek bu hakkı kullanabilir.
İpotekten kurtarma
hakkı, alacaklılara altı ay önce yapılacak yazılı ihbarla kullanılabilir.
İpotekten kurtarma
bedeli alacaklılar arasında sıralarına göre dağıtılır.
b. Açık artırma
Madde 886-
İpotekten kurtarma ihbarına karşı alacaklılar, ihbarın tebliğinden başlayarak
bir ay içinde giderleri peşin ödemek suretiyle, ipotekli taşınmazın açık artırma
yoluyla satılmasını isteyebilirler.
Satış, icra dairesince
İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Açık artırmada elde
edilen miktarın satış bedelinden veya malik tarafından takdir edilen bedelden
fazla olması hâlinde, bu miktar ipotekten kurtarma bedeli sayılır. Artırma
bedelinin fazla olduğu hâllerde açık artırma giderleri malike, aksi hâlde açık
artırmayı isteyen alacaklıya ait olur.
4. Ödeme istemi
Madde 887-
İpotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme
isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı
yapılmış olmasına bağlıdır.
C. Hükmü
I. Mülkiyet ve
borçluluk
1. Taşınmazın devri
Madde 888-
İpotekli taşınmazın devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, borçlunun
sorumluluğunda ve güvencede bir değişiklik meydana getirmez.
Yeni malik borcu
yüklendiği takdirde alacaklı, kendisine başvurma hakkını saklı tuttuğunu bir yıl
içinde yazılı olarak önceki borçluya bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur.
2. Taşınmazın
bölünmesi
Madde 889-
İpotekli taşınmazın bir kısmının veya aynı malike ait bulunan ipotekli
taşınmazlardan birinin başkasına devredilmesi ya da ipotekli taşınmazın
bölünmesi hâlinde, aksine bir anlaşma yoksa, rehin taşınmazlara değerleri
oranında tapu idaresince re'sen dağıtılır.
Bu dağıtımı kabul
etmeyen alacaklı, dağıtımın kesinleştiğinin kendisine tebliğinden başlayarak bir
ay içinde yazılı bildirimde bulunmak suretiyle alacağın bir yıl içinde
ödenmesini borçludan isteyebilir.
Yeni malikler,
kendilerine ait taşınmaza düşen borcu yüklendikleri takdirde alacaklı, kendisine
başvurma hakkını saklı tuttuğunu önceki borçluya bir yıl içinde yazılı olarak
bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur.
3. Borcu yüklenmenin
bildirilmesi
Madde 890-
Taşınmazın yeni maliki borcu yüklenirse, tapu idaresi bunu alacaklıya bildirir.
Alacaklıya tanınan
hakkını saklı tuttuğuna ilişkin bir yıllık beyan süresi, tapu idaresince yapılan
bildirimin tebliği tarihinden işlemeye başlar.
II. Alacağın devri
Madde 891-
İpotekle güvence altına alınmış bir alacağın devrinin geçerli olması, devrin
tapu kütüğüne tescil edilmesine bağlı değildir.
D. Kanunî ipotek
I. Tescile tâbi
olmayan kanunî ipotek
Madde 892-
Kanunî ipotek haklarının doğumu, aksi kanunda öngörülmüş olmadıkça, tapu
kütüğüne tescil edilmelerine bağlı değildir.
II. Tescile tâbi
kanunî ipotekler
1. Hâller
Madde 893-
Aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler:
1. Satıştan doğan
alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı,
2. Elbirliği ortaklığına
giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar
veya diğer elbirliği ortakları,
3. Bir taşınmaz üzerinde
yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf
ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı
olan alt yüklenici veya zanaatkârlar.
Alacaklıların, bu kanunî
ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir.
2. Satıcılar,
mirasçılar ve diğer elbirliği ortakları bakımından
Madde 894-
Satıcıların, mirasçıların ve diğer elbirliği ortaklarının kanunî ipotek
haklarının, mülkiyetin naklini izleyen üç ay içinde tapu kütüğüne tescil edilmiş
olması gerekir.
3. Zanaatkâr ve
yükleniciler bakımından
a. Tescil
Madde 895-
Zanaatkârların ve yüklenicilerin kanunî ipotek hakları, çalışmayı veya malzeme
vermeyi yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabilir.
Tescilin yüklenilen işin
tamamlanmasından başlayarak üç ay içinde yapılmış olması gerekir.
Tescilin yapılması için
alacağın malik tarafından kabul edilmiş veya mahkemece karara bağlanmış olması
şarttır.
Malik yeterli güvence
gösterirse tescil istenemez.
b. Sıra
Madde 896-
Hakları değişik tarihlerde tescil edilmiş olsa bile zanaatkârlar ve
yükleniciler, kanunî ipotekten yararlanma bakımından kendi aralarında aynı
sırada sayılırlar.
c. Öncelik
Madde 897-
Satış bedeli zanaatkârlar ve yüklenicilerin alacaklarının tamamını karşılamadığı
takdirde kalan kısım, ipotek hakkı elde eden önceki sıradaki alacaklıların
payına düşen satış bedelinden arsa değeri çıkarıldıktan sonra artan para ile
karşılanır. Ancak bu, taşınmaz üzerindeki yüklerin zanaatkârlar ve
yüklenicilerin zararına olacağının alacaklılar tarafından bilinebilir olmasına
bağlıdır.
Önceki sırada bulunan
alacaklılar, rehin senetlerini devrederlerse, bu devir yüzünden zanaatkârlar ve
yüklenicilerin elde edemedikleri alacak miktarını tazmin etmekle yükümlü
olurlar.
İşe başlandığı, hak
sahibi, zanaatkârlar veya yüklenicilerden birinin bildirimi üzerine tapu
kütüğünün beyanlar sütununa yazıldıktan sonra, tescilin yapılabileceği sürenin
sonuna kadar taşınmaz üzerinde ipotekten başka türde rehin tescil edilemez.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
İPOTEKLİ BORÇ SENEDİ VE
İRAT SENEDİ
A. İpotekli borç
senedi
I. Amaç ve nitelik
Madde 898-
İpotekli borç senedi, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış kişisel bir
alacak meydana getirir.
II. Değer biçilmesi
Madde 899-
İpotekli borç senedi yoluyla rehin kurulması için tapu idaresince taşınmaza
resmen değer biçilir.
Biçilmiş değeri aşan
miktar için ipotekli borç senedi yoluyla rehin kurulamaz.
III. Muacceliyet
bildirimi
Madde 900-
İpotekli borç senedindeki alacak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, faizlerin
ödenmesi gereken tarihte, bu tarihten en az altı ay önce alacaklı veya borçlu
tarafından diğer tarafa yapılacak bildirimle muaccel olur.
IV. Malikin durumu
Madde 901-
İpotekli borç senedindeki borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan rehinli
taşınmaz maliki hakkında ipoteğe ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmaz maliki,
alacaklıya karşı borçluya ait bütün def'ileri ileri sürebilir.
V. Devir ve bölünme
Madde 902-
İpotekli borç senedinin güvencesi olan taşınmazın devrine veya bölünmesine
ilişkin sonuçlar hakkında ipotek hükümleri uygulanır.
B. İrat senedi
I. Amaç ve nitelik
Madde 903-
İrat senedi, bir taşınmaz üzerinde taşınmaz yükü şeklinde kurulmuş bir alacak
hakkı meydana getirir.
İrat senedinin
güvencesini ancak tarım arazisi, konutlar ve üzerinde bina yapılabilecek arsalar
oluşturabilir.
İrat senedi, kişisel
borç doğurmaz ve borcun sebebini de göstermez.
II. Sorumluluğun
sınırı
Madde 904-
İrat senetlerindeki alacak miktarı, tarım arazisinde arazinin gelir değerinin,
diğer taşınmazlarda taşınmazın gelir değeri ile bina ve arsa değerleri
ortalamasının beşte üçünü aşamaz.
Değerlendirmeler tapu
idaresince resmen yapılır.
III. Devletin
sorumluluğu
Madde 905-
Değer biçilmesinde gereken özenin gösterilmemesinden Devlet sorumludur.
Devlet, kusuru olan
memurlara rücu edebilir.
IV. Yükten kurtarma
Madde 906-
İrat senedi ile yüklü olan taşınmazın maliki, sözleşmeyle daha uzun bir bildirim
süresi kabul edilmiş olsa bile, her altı yıllık dönemin sonu için bir yıl önce
bildirmek ve bedelini ödemek koşuluyla taşınmazın yükten kurtarılmasını
isteyebilir.
Kanunda öngörülen hâller
dışında alacaklı, ancak her on yıllık dönemin sonu için bir yıl önce bildirmek
suretiyle borcun ödenmesini isteyebilir.
V. Borç ve mülkiyet
Madde 907-
İrat senedinin borçlusu yüklü taşınmazın malikidir.
Yüklü taşınmazı edinen
kimse irat senedinin borçlusu olur ve eski malik başka bir işleme gerek
kalmaksızın borcundan kurtulur.
Faiz borçları,
taşınmazla güvenceye bağlı olmaktan çıktığı tarihten başlayarak malikin kişisel
borcu olur.
VI. Bölünme
Madde 908-
İrat senediyle yüklü taşınmazın bölünmesi hâlinde, parsellerin malikleri irat
senedinin borçlusu olurlar.
İrat senedi borcunun
parsellere dağıtılmasında, ipotekle yüklü taşınmazın bölünmesine ilişkin
hükümler uygulanır.
Alacaklı, borcun
parsellere dağıtımının kesinleşmesinden başlayarak bir ay içinde yapacağı
bildirimle bir yıl içinde irat senedinin satın alınmasını isteyebilir.
C. Ortak hükümler
I. Kurulması
1. Alacağın niteliği
Madde 909-
İpotekli borç senedi ve irat senedi koşul ve karşı edim kaydı içeremez.
2. Senedin dayanağı
borç ile ilişkisi
Madde 910-
İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte dayanağı
olan borç ilişkisi yenileme yoluyla sona erer.
Bunun aksine yapılan
sözleşme, sadece tarafları ve iyiniyetli olmayan üçüncü kişileri etkiler.
3. Tescil ve rehin
senedi
a. Rehin senedini
düzenleme gereği
Madde 911-
İpotekli borç senedi veya irat senedi için tapu kütüğüne yapılacak tescilden
başka rehin senedi de düzenlenir.
Senet daha sonra
düzenlenmiş olsa bile, hukukî sonuçlarını tescil tarihinden başlayarak doğurur.
b. Rehin senedinin
düzenlenmesi
Madde 912-
İpotekli borç senedi ve irat senedi, tapu memuru tarafından düzenlenir.
Senetler üzerinde tapu
memuru ile yetkili Hazine temsilcisinin imzaları bulunur.
Bu senetler, alacaklı
veya temsilcisine ancak borçlunun ve yüklü taşınmazın malikinin yazılı rızaları
üzerine verilebilir.
c. Rehin senedinin
şekli
Madde 913-
İpotekli borç senedi ve irat senedinin şekilleri tüzükle belirlenir.
4. Alacaklının
belirlenmesi
a. Düzenleme
sırasında
Madde 914-
İpotekli borç senedi ve irat senedi nama veya hamile yazılı düzenlenebilir.
Bu senetler, yüklü
taşınmazın maliki adına da düzenlenebilir.
b. Ortak temsilci
Madde 915-
İpotekli borç senedi veya irat senedi düzenlenirken, gerekli ödemeleri yapmak ve
ödenecek paraları tahsil etmek, yapılacak tebliğleri almak, güvence azalmalarına
rıza göstermek ve genel olarak alacaklının, borçlunun ve malikin haklarını tam
bir özen ve tarafsızlıkla korumak üzere bunlar tarafından bir temsilci
atanabilir.
Temsilcinin adı tapu
kütüğüne ve rehin senedine yazılır.
Temsilcinin yetkisinin
sona ermesi hâlinde ilgililer anlaşamazlarsa, sulh hâkimi gerekli önlemleri
alır.
5. Ödeme yeri
Madde 916-
Rehin senedinden aksi anlaşılmadıkça, senet hamile yazılı olsa bile borçlu,
bütün ödemelerini alacaklının yerleşim yerinde yapmak zorundadır.
Alacaklının yerleşim
yeri bilinmediği veya alacaklı yerleşim yerini borçlunun zararına değiştirdiği
takdirde borçlu, borcunu kendi yerleşim yerindeki veya alacaklının eski yerleşim
yerindeki hâkimin belirleyeceği yere tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Senedin faiz kuponları
varsa faiz ödemesi, kuponları ibraz edene yapılır.
6. Alacağın devrinden
sonra ödeme
Madde 917-
Alacağın devri hâlinde borçlu, kendisine bildirilmiş olmadıkça kupona bağlı
olmayan faiz ve yıllık edimleri, senet hamile yazılı olsa bile, eski alacaklıya
ödeyebilir.
Ana paranın tamamen veya
kısmen ödenmesi, ancak ödeme zamanında kendisinin alacaklı olduğunu ispat eden
kimseye yapılmış ise geçerlidir.
II. Sona erme
1.Alacaklının
olmaması
Madde 918-Alacaklı
yoksa veya rehin hakkından feragat ederse borçlu, tapu kütüğündeki tescili
terkin ettirip ettirmemekte serbesttir.
Borçlu, zilyetliğine
geçmiş olan senedi yeniden tedavüle çıkartabilir.
2. Terkin
Madde 919-
İpotekli borç senedi veya irat senedine ilişkin tescil, ancak tarafların veya
mahkemenin rehin senedini iptal etmesi üzerine terkin edilebilir.
III. Alacaklının
hakları
1. İyiniyetin
korunması
a. Tescil bakımından
Madde 920-
İpotekli borç senedinden veya irat senedinden doğan alacak, tapu kütüğüne
iyiniyetle dayanan herkes için kütükteki tescile göre geçerlidir.
b. Senet bakımından
Madde 921-
Usulüne göre düzenlenmiş olan ipotekli borç senedi veya irat senedi, ona
iyiniyetle dayanan herkes hakkında, içinde yazılı olanlara göre geçerlidir.
c. Senet ile tescilin
ilişkisi
Madde 922-
İpotekli borç senedi veya irat senedi metninde yazılı olanlar tapu kütüğündeki
tescile uymazsa veya tapu kütüğünde tescil yoksa, kütük esas alınır.
Bununla birlikte senedi
iyiniyetle edinen kimse, tapu kütüğüne ilişkin hükümler uyarınca tazminat
isteyebilir.
2. Hakkın ileri
sürülmesi
Madde 923-
Nama veya hamile yazılı ipotekli borç senedi veya irat senedindeki alacak, ancak
senet üzerindeki zilyetlikle birlikte devir veya rehin edilebilir veya başka bir
tasarrufa konu olabilir.
Senetlerin henüz
düzenlenmemiş olması veya mahkeme tarafından iptal edilmesi hâlinde alacağı
ileri sürme hakkı saklıdır.
3. Alacağın devri
Madde 924-
İpotekli borç senedindeki veya irat senedindeki alacağın devri, rehin senedinin
teslim edilmesine bağlıdır.
Rehin senedinin nama
yazılı olması hâlinde devralanın adı ve devir işlemi senet üzerine yazılır.
IV. İptal
1. Senedin
kaybedilmesi
Madde 925-
Rehin senedi irade dışında elden çıkmış veya borcu sona erdirme kastı olmaksızın
yok edilmiş ise alacaklı, rehin senedini ve kuponu mahkeme kararıyla iptal
ettirerek borçludan borcunu ödemesini ve eğer alacak henüz muaccel değilse yeni
bir rehin senedi veya kupon düzenlenmesini isteyebilir.
İptal kararı, hamile
yazılı kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler gereğince verilir; ancak,
ibraz süresi bir yıldır.
Borçlu da ödenmiş
olmasına rağmen geri verilmemiş olan senet için aynı hükümler uyarınca senedin
iptalini isteyebilir.
2. İlân yoluyla
duyuru
Madde 926-
İpotekli borç senedi veya irat senedinin alacaklısının kim olduğu on yıldan beri
bilinmiyor ve bu süre içinde faiz ödenmesi de istenmemiş bulunuyorsa, rehinli
taşınmazın maliki, alacaklının ortaya çıkması için gaipliğe ilişkin hükümlere
göre ilân yapılmasını hâkimden isteyebilir.
Alacaklı ortaya çıkmaz ve yapılan araştırma sonunda büyük bir olasılıkla
alacağın artık mevcut olmadığı anlaşılırsa, hâkim tarafından senedin iptaline
karar verilir; bu kararla rehin derecesi boşalmış olur.
V. Borçlunun
def'ileri
Madde 927-
Borçlu yalnız tescilden veya senetten doğan def'ileri ve istemde bulunan
alacaklıya karşı sahip olduğu kişisel def'ileri ileri sürebilir.
VI. Ödenen senedin
geri verilmesi
Madde 928 -
Borcun tamamını ödeyen borçlu, alacaklıdan senedin iptal edilmemiş olarak geri
verilmesini isteyebilir.
VII. Hukukî ilişkide
değişiklik
Madde 929-
Borçlu borcun kısmen ödenmesi veya borç yükünün hafifletilmesi ya da güvencenin
azaltılması gibi hukukî ilişkide meydana gelen değişiklikleri tapu kütüğüne
tescil ettirme hakkına sahiptir.
Tapu memuru, bu tür
değişiklikleri senet üzerine de yazar.
Meydana gelen
değişikliklerin tescil edilmemiş olması hâlinde, senette yazılı yıllık edimlerin
ödenmiş olması dışındaki değişiklikler senedi iyiniyetle kazanan kimseye karşı
ileri sürülemez.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
TAŞINMAZ REHNİYLE
GÜVENCE
ALTINA ALINAN
ÖDÜNÇ SENETLERİ
A. Rehinli tahviller
Madde 930-
Nama veya hamile yazılı tahviller, aşağıdaki hâllerde taşınmaz rehniyle güvence
altına alınabilir:
1. Ödüncün tamamı için
ipotek veya ipotekli borç senedi yoluyla rehin kurulması ve alacaklılar ile
borçlu için ortak bir temsilcinin atanması,
2. Tahvil çıkarmayı
üzerine alan kurum yararına ödüncün tamamı için taşınmaz rehni kurulması ve bu
rehinli alacağın da tahvil alacaklıları yararına rehnedilmesi.
B. Seri hâlinde rehin
senedi çıkarılması
I. Genel olarak
Madde 931-
Seri hâlinde çıkarılan ipotekli borç senetleri ile irat senetleri hakkında,
aşağıdaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, ipotekli borç senedi ve irat senedine
ilişkin genel hükümler uygulanır.
II. Düzenlenmesi
Madde 932-
Seri hâlinde çıkarılan senetler, her birinin değeri yüz milyon lira veya yüz
milyon liranın katları olarak düzenlenir.
Bir serideki bütün
senetlerin şeklinin aynı olması ve numaralarının birbirini izlemesi gerekir.
Senetlerin rehinli
taşınmaz maliki tarafından çıkarılmamış olması hâlinde aracı kurumun,
alacaklılar ve borçlunun temsilcisi olduğu senetlerde belirtilir.
III. Borcun kısım
kısım ödenmesi
Madde 933-
Borçlu, belirli zamanlarda faizle birlikte anaparanın bir kısmını da ödemeyi
üstlenebilir.
Taksit olarak her yıl
ödenecek paranın, senetlerin belli bir bölümünü karşılaması zorunludur.
IV. Tescil
Madde 934-
Senetler, sayıları gösterilmek suretiyle tapu kütüğüne tescil olunur; ödüncün
tamamı için bir tescil yapılır.
Senet sayısı az ise, her
senet ayrı tescil edilebilir.
V. Hükmü
1. Senedi çıkaran
aracı kurum
Madde 935-
Senedi çıkaran aracı kurum, alacaklıların ve borçlunun temsilcisi olsa bile,
senetlerin çıkarılması sırasında kendisine ayrıca yetki verilmiş olmadıkça,
borcun kapsamında ve koşullarında bir değişiklik yapamaz.
2.Senetlerin geri
ödenmesi
a. Ödeme plânı
Madde 936-
Senetlerin geri ödenmesi, çıkarma sırasında yapılan veya o sırada verilen
yetkiye dayanarak aracı kurumun düzenleyeceği plâna göre gerçekleştirilir.
Sırası gelen senedin karşılığı alacaklıya ödenmekle senedin hükmü kalmaz.
Aksi
kararlaştırılmadıkça tescilin terkini, ancak borçlunun tescilde belirtilen
yükümlülüklerini tamamen yerine getirmiş ve senetlerin bütün kuponları ile
birlikte geri verilmiş olmasına veya geri verilmemiş kuponlar varsa bunları
karşılayacak miktarın hâkimin belirleyeceği yere tevdi edilmesine bağlıdır.
b. Denetleme
Madde 937-
Rehinli taşınmazın maliki veya aracı kurum, ödeme plânına göre kur'a çekmek ve
karşılığı ödenen senetleri iptal etmekle yükümlüdür.
İrat senetlerinde bu
işlemler Devletçe denetlenir.
c. Geri ödemelerin
özgülenmesi
Madde 938-
Rehinli taşınmazlar yerine elde edilen paralar, ilk kur'a çekiminde belli olacak
senetlerin ödenmesinde kullanılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TAŞINIR REHNİ
BİRİNCİ AYIRIM
TESLİME BAĞLI REHİN VE
HAPİS HAKKI
A. Teslime bağlı
rehin
I. Kurulması
1. Alacaklının
zilyetliği
Madde 939 -Kanunda
öngörülen ayrık durumlar dışında taşınırlar, ancak zilyetliğin alacaklıya devri
suretiyle rehnedilebilir.
Rehnedende tasarrufta
bulunma yetkisi olmasa bile, rehin konusu taşınıra iyiniyetle zilyet olan kimse,
zilyetlik hükümlerine göre edinimi korunduğu ölçüde rehin hakkı kazanır. Üçüncü
kişilerin önceki zilyetlikten doğan hakları saklıdır.
Taşınır, fiilen yalnız
rehnedenin hâkimiyetinde kaldığı sürece rehin hakkı doğmaz.
2. Ayrık durumlar
Madde 940-
Yetkili makamlar tarafından izin verilen kuruluşlar ile kooperatiflerin
alacaklarının güvence altına alınması için, zilyetlik devredilmeden de, icra
dairesinde tutulacak özel sicile yazılmak suretiyle hayvanlar üzerinde rehin
kurulabilir. Bu amaçla tutulacak sicil tüzükle belirlenir.
Gerçek veya tüzel
kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun gereğince bir sicile
tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde, zilyetlik devredilmeden de,
taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabilir.
Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar tüzükle belirlenir.
3. Art rehin
Madde 941-Rehnedilen
taşınırın maliki, onun üzerinde bir art rehin kurabilir. Bunun için, alacağı
ödenince rehnedilen taşınırın sonraki alacaklıya teslim edilmesinin rehinli
alacaklıya yazılı olarak bildirilmesi gerekir.
4. Alt rehin
Madde 942-
Alacaklı, rehinli taşınırı ancak rehnedenin rızasıyla bir başkasına
rehnedebilir.
II. Rehnin sona
ermesi
1. Zilyetliğin kaybı
Madde 943-
Taşınır rehni, alacaklının zilyet olmaktan çıkması ve onu zilyet olan üçüncü
kişiden geri alamaz hâle gelmesiyle son bulur.
Taşınır, alacaklının
rızasıyla fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyeti altında bulunduğu sürece rehnin
hükümleri askıda kalır.
2. Geri verme borcu
Madde 944 -
Alacağın ödenmesi suretiyle veya başka bir sebeple rehin hakkı sona erince
alacaklı, rehinli taşınırı hak sahibine geri vermekle yükümlüdür.
Alacaklı, alacağının
tamamını almadıkça rehinli taşınırı veya onun bir kısmını geri vermek zorunda
değildir.
3. Alacaklının
sorumluluğu
Madde 945-Alacaklı,
rehinli taşınırın kaybolması, yok olması veya değerinin azalması yüzünden
meydana gelen zararlardan, bunların kendi kusuru olmaksızın doğduğunu ispat
etmedikçe sorumludur.
Rehinli taşınırı
kendiliğinden başkasına devir veya rehneden alacaklı, bundan doğan bütün
zararlardan sorumlu olur.
III. Rehnin hükümleri
1. Alacaklının hakkı
Madde 946-
Alacaklı, ödenmeyen alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesini
isteyebilir.
Rehin hakkı, alacaklıya
asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin, takip giderlerinin ve gecikme
faizinin güvencesini sağlar.
2. Rehnin kapsamı
Madde 947-
Rehin, taşınırı eklentileriyle birlikte kapsar.
Aksi kararlaştırılmış
olmadıkça alacaklı, rehinli taşınırın doğal ürünlerini, bütünleyici parçası
olmaktan çıkınca malike vermekle yükümlüdür.
Rehin, paraya çevirme
sırasında bütünleyici parça niteliğindeki doğal ürünleri de kapsar.
3. Rehnin sırası
Madde 948-
Aynı taşınır üzerinde birden çok rehin hakkı bulunduğu takdirde, alacaklılara
rehin haklarının sırasına göre ödeme yapılır.
Rehin hakkının sırası
kuruluş tarihine göre belirlenir.
4. Mülkiyetin
geçememesi
Madde 949-
Borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya geçmesini
öngören sözleşme hükmü geçersizdir.
B. Hapis hakkı
I. Koşulları
Madde 950-
Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya
kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak
ile bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir.
Zilyetlik ve alacak
ticarî ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılır.
Alacaklı, borçluya ait
olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin iyiniyetle kazanılmasının korunduğu
ölçüde hapis hakkına sahip olur.
II. Ayrık durumlar
Madde 951-
Nitelikleri itibarıyla paraya çevrilmeye elverişli olmayan taşınırlar üzerinde
hapis hakkı kullanılamaz.
Alacaklının üstlendiği
yükümlülükle veya borçlunun teslim sırasında ya da daha önce verdiği talimatla
veya kamu düzeniyle bağdaşmayan hâllerde de hapis hakkı kullanılamaz.
III. Borç ödemeden
aciz
Madde 952-
Alacaklı, borçlunun ödemeden acze düşmesi hâlinde, alacağı muaccel olmasa bile,
hapis hakkını kullanabilir.
Borç ödemeden aciz,
taşınırın tesliminden sonra meydana gelmiş veya daha önce meydana gelmiş olmakla
beraber alacaklı bu durumu teslimden sonra öğrenmiş ise; o şeyin belli bir yönde
kullanılacağı konusunda alacaklı tarafından yüklenilmiş bir yükümlülük veya
borçlunun teslim sırasında ya da daha önce verdiği talimatla bağdaşmasa bile,
alacaklı hapis hakkını kullanabilir.
IV. Hükümleri
Madde 953-
Borç yerine getirilmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı, borçluya
daha önce bildirimde bulunarak, hapsettiği şeylerin teslime bağlı rehin
hükümleri uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir.
Üzerinde hapis hakkı
bulunan nama yazılı kıymetli evrakın paraya çevrilmesi için icra dairesi, borçlu
yerine gerekli işlemleri yapar.
İKİNCİ AYIRIM
ALACAKLAR VE DİĞER
HAKLAR ÜZERİNDE REHİN
A. Genel olarak
Madde 954-
Başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilir.
Aksine bir hüküm
bulunmadıkça, bunların rehni hakkında da teslime bağlı rehin hükümleri
uygulanır.
B. Kurulması
I. Senede bağlı olan
veya olmayan alacaklarda
Madde 955-
Senede bağlanmış olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin
yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi
gerekir.
Alacaklı veya rehneden,
rehni borçluya ihbar edebilir.
Diğer hakların rehninde,
yazılı rehin sözleşmesiyle birlikte, bu hakların devri için öngörülen şekle
uyulması gerekir.
II. Kıymetli evrakta
Madde 956-
Hamile yazılı senetlerin rehni için senetlerin rehin alacaklısına teslimi
yeterlidir.
Diğer kıymetli evrakın
rehni için senedin ciro edilmiş veya yazılı devir beyanı yapılmış olarak teslimi
gerekir.
III. Emtiayı temsil
eden senetlerde
Madde 957-
Emtiayı temsil eden kıymetli evrakın rehnedilmesiyle emtia üzerinde rehin hakkı
doğar.
Emtiayı temsil eden
senetten başka özel bir rehin senedi (varant) düzenlenmişse, rehinli alacak
miktarının ve muaccel olduğu tarihin senet üzerine yazılmış olması koşuluyla,
rehin senedinin rehnedilmiş olması yeterlidir.
IV. Art rehin
Madde 958-
Rehinli bir alacak üzerinde sonra gelen bir rehnin kurulması, ancak rehnedenin
veya sonra gelen rehin alacaklısının durumu önce gelen rehin alacaklısına yazılı
olarak bildirmesi hâlinde geçerlidir.
C. Hükümleri
I. Rehnin kapsamı
Madde 959-
Faiz veya kâr payı gibi dönemsel gelir getiren alacakların rehnedilmiş olması
hâlinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bunlardan yalnız vadeleri henüz
gelmemiş olanlar rehnin kapsamına girer ve rehin, vadeleri geçmiş olan edimleri
kapsamaz.
Bu tür yan edimler için
özel senetler düzenlenmiş ise, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bunların rehin
kapsamına girmesi, şekil koşullarına uygun olarak rehnedilmelerine bağlıdır.
II. Rehinli pay
senetlerinin temsili
Madde 960-
Ortaklık genel kurulunda rehinli pay senetlerini temsil etmek yetkisi, rehin
alacaklısına değil, pay sahibine aittir.
III. Yönetim ve ödeme
Madde 961-
Özenli bir yönetim, rehnedilmiş alacağın muacceliyetinin ihbarını ve tahsil
edilmesini gerekli kılıyorsa alacaklı bu işlemleri yapabilir; rehin alacaklısı
da alacaklıyı bu işlemlerin yapılmasına zorlayabilir.
Rehin kendisine ihbar
edilmiş olan borçlu, borcunu asıl alacaklıya veya rehin alacaklısına ancak
diğerinin rızasıyla ödeyebilir.
Bu rızanın bulunmaması
hâlinde borçlu, borcunu tevdi etmekle yükümlüdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
REHİN KARŞILIĞINDA ÖDÜNÇ
VERME
İŞİ İLE UĞRAŞANLAR
A. Ödünç verenler
I. İşletme izni alma
Madde 962-
İşletme olarak taşınır rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak
isteyenler, yetkili makamdan izin almak zorundadırlar.
II. Süre
Madde 963-
Özel işletmelere ancak belli süre için izin verilebilir. Sürenin bitiminde bu
izin yenilenebilir.
Gerekli kurallara
uyulmaması hâlinde, verilen izin her zaman geri alınabilir.
B. Taşınır rehni
karşılığı ödünç
I. Kurulması
Madde 964-Rehnedilen
taşınırın işletmeye teslim edilmesi ve karşılığında bir makbuzun alınmasıyla
rehin kurulmuş olur.
II. Hükümleri
1. Rehnin paraya
çevrilmesi
Madde 965-
Borç vadesinde ödenmezse, ödünç veren, borçluya önceden noter aracılığı ile
borcunu ödemesini ihtar ettikten sonra rehni icra yoluyla paraya çevirtebilir.
Borçlu, ödünç verene
karşı kişisel olarak sorumlu değildir.
2. Arta kalan para
üzerindeki hak
Madde 966-
Satış bedelinin rehinli alacak miktarından fazla olması hâlinde, arta kalan para
hak sahibine ödenir.
İşletmenin aynı
borçludan birden fazla alacağı varsa, bunlar arta kalan para hesaplanırken bir
bütün olarak göz önünde tutulur.
Arta kalan miktarı
isteme hakkı, rehnedilen taşınırın paraya çevrilmesinin üzerinden beş yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar.
III. Rehnin sona
ermesi
1. Rehinden
kurtarmayı isteme hakkı
Madde 967-Rehnedilen
taşınır, satılıncaya kadar rehin makbuzunun geri verilmesi suretiyle rehinden
kurtarılabilir.
Rehin makbuzu geri
verilmezse, alacağın muaccel olmasından sonra hak sahibi olduğunu ispat eden
kimse taşınırı rehinden kurtarabilir.
Ödünç veren, rehnedilen
taşınırı makbuzun teslimi karşılığı geri verme hakkını açıkça saklı tutmuş olsa
bile; alacağın muaccel olmasının üzerinden altı ay geçtikten sonra hakkını ispat
eden kimse, taşınırı rehinden kurtarabilir.
2. Ödünç verenin
hakları
Madde 968-
Ödünç veren, taşınırın rehinden kurtarıldığı aya ait faizin tamamının ödenmesini
isteyebilir.
Ödünç veren, makbuzu kim
getirirse taşınırı ona geri verme hakkını açıkça saklı tutmuşsa, makbuzun
hamilinin bunu haksız olarak ele geçirdiğini bilmedikçe ve bilmesi gerekmedikçe
bu yetkisini kullanabilir.
C. Geri alım hakkı
tanıyarak satım
Madde 969-
Geri alım hakkı tanıyarak satın almayı meslek edinenler hakkında da, taşınır
rehni karşılığında ödünç verenlere ilişkin hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
REHİNLİ TAHVİL
A. Niteliği
Madde 970-
İşletme olarak taşınmaz rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak üzere
yetkili makamdan izin alanlar, özel bir rehin sözleşmesi ve teslim yükümlülüğü
olmasa bile, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış alacakları ile cari
işlerinden doğan alacaklarını karşılık göstererek rehinli tahvil çıkarabilirler.
B. Şekli
Madde 971-
Alacaklılar, rehinli tahvillerin öngörülen zamandan önce ödenmesini
isteyemezler.
Tahviller hamile veya
nama yazılı olarak çıkarılır ve hamile yazılı kuponları bulunur.
C. Düzenlenmesi
Madde 972-
Tahvil çıkaracaklar ile tahvil çıkarmaya ilişkin koşullar ve çıkarma izni
vermeye yetkili makam özel kanunla belirlenir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
ZİLYETLİK VE TAPU SİCİLİ
BİRİNCİ BÖLÜM
ZİLYETLİK
A. Zilyetlik kavramı
ve türleri
I. Kavram
Madde 973-
Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
Taşınmaz üzerindeki
irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik
sayılır.
II. Türleri
1. Aslî ve fer'î
zilyetlik
Madde 974-
Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da
kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de
zilyet olur.
Bir şeyde malik
sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir.
2. Dolaylı ve
dolaysız zilyetlik
Madde 975-
Bir şeyde fiilî hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız zilyet,
başka bir kişi aracılığı ile sürdüren kimse dolaylı zilyettir.
III. Geçici olarak
kesilme
Madde 976-
Fiilî hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma
olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez.
B. Zilyetliğin devri
I. Hazırlar arasında
Madde 977-
Zilyetlik, şeyin veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların, edinene
teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti
kullanacak duruma gelmesi hâlinde devredilmiş olur.
II. Hazır olmayanlar
arasında
Madde 978-
Temsilciye yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği geçirir.
III. Teslimsiz devir
Madde 979-
Bir üçüncü kişi veya zilyetliği devreden, özel bir hukukî ilişkiye dayanarak
zilyet olmakta devam ederse zilyetlik, teslim gerçekleşmeksizin kazanılmış olur.
Zilyetliğin bu yolla
devri, zilyet olmakta devam eden üçüncü kişiye karşı, ancak durumun devreden
tarafından kendisine bildirildiği andan başlayarak hüküm doğurur.
Üçüncü kişi, zilyetliği
devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle şeyi edinene vermekten
kaçınabilir.
IV. Emtiayı temsil
eden senetlerin teslimi
Madde 980-
Bir taşıyıcıya veya umumî mağazaya bırakılmış emtiayı temsil eden kıymetli
evrakın teslimi, emtianın teslimi gibi sonuç doğurur.
Kıymetli evrakı
iyiniyetle teslim alan kimse ile emtiayı iyiniyetle teslim alan kimse arasında
uyuşmazlık çıkarsa emtiayı teslim alan tercih olunur.
C. Zilyetliğin
hükümleri
I. Korunması
1. Savunma hakkı
Madde 981-
Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir.
Zilyet, rızası dışında
kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak, taşınırlarda ise eylem
sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir.
Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak
zorundadır.
2. Zilyetliğin
gasbında dava hakkı
Madde 982-
Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir
hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.
Davalı, o şeyi davacıdan
geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhâl ispat ederse
onu geri vermekten kaçınabilir.
Dava, şeyin geri
verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.
3. Zilyetliğe
saldırıya dava hakkı
Madde 983-
Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldırıya
uğrayan, ona karşı dava açabilir.
Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın
giderilmesine yönelik olur.
4. Dava hakkının
düşmesi
Madde 984-
Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı, zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden
başlayarak iki ay ve her hâlde fiilin üzerinden bir yıl geçmekle düşer.
II. Zilyetlik
dolayısıyla hakkın korunması
1. Mülkiyet karinesi
Madde 985-
Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır.
Önceki zilyetler de
zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.
2. Fer'î zilyetlikte
karine
Madde 986-
Bir taşınıra malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı
kendisinden iyiniyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine dayanabilir.
Taşınıra bir sınırlı
aynî hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kimsenin iddia ettiği hakkın
varlığı karine olarak kabul edilir. Ancak, zilyet bu karineyi şeyi kendisine
vermiş olan kişiye karşı ileri süremez.
3. Davaya karşı
savunma
Madde 987-
Bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip
olduğu karinesine dayanabilir.
Gasp veya saldırıya
ilişkin hükümler saklıdır.
4. Tasarruf yetkisi
ve taşınır davası
a. Emin sıfatıyla
zilyetten edinme bakımından
Madde 988-
Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya
sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma
yetkisi olmasa bile korunur.
b. Kaybedilen veya
çalınan eşya bakımından
Madde 989-
Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde
elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde
taşınır davası açabilir.
Bu taşınır, açık
artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmiş
ise; iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen
bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.
Diğer konularda
iyiniyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.
c. Para ve hamile
yazılı senetlerde
Madde 990-
Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı
senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.
d. İyiniyetli olmama
hâlinde
Madde 991-
Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle edinmemiş olan kimseye karşı önceki
zilyet, her zaman taşınır davası açabilir.
Eğer önceki zilyet de,
zilyetliği iyiniyetle edinmemiş ise sonraki zilyede karşı taşınır davası açamaz.
5. Taşınmazlarda
karine
Madde 992-
Tapuya kayıtlı taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma
hakkından yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır.
Bununla birlikte
taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse, gasp veya saldırı sebebiyle
dava açabilir.
III. Sorumluluk
1. İyiniyetli zilyet
bakımından
a. Yararlanma
Madde 993-İyiniyetle
zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya
ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu
yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir.
İyiniyetli zilyet, şeyin
kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.
b. Tazminat
Madde 994-
İyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu
ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar
şeyi geri vermekten kaçınabilir.
İyiniyetli zilyet, diğer
giderler için tazminat isteyemez. Ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine
bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle
birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri
vermeden önce ayırıp alabilir.
Zilyedin elde ettiği
ürünler, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edilir.
2. İyiniyetli olmayan
zilyet bakımından
Madde 995-
İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş
olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi
ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.
İyiniyetli olmayan
zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin
edilmesini isteyebilir.
İyiniyetli olmayan
zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği
zararlardan sorumlu olur.
IV. Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma
Madde 996-
Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği
kendisine devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi
süresine ekleyebilir.
İKİNCİ BÖLÜM
TAPU SİCİLİ
A. Kurulması
I. Sicil bakımından
1. Genel olarak
Madde 997-
Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.
Tapu sicili, tapu kütüğü
ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile
plânlardan oluşur.
Sicilin örneği, nasıl
tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle belirlenir.
2. Taşınmazların
kaydedilmesi
a. Kaydedilecek
taşınmazlar
Madde 998-
Tapu siciline taşınmaz olarak şunlar kaydedilir:
1. Arazi,
2. Taşınmazlar
üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyetine konu
olan bağımsız bölümler.
Arazinin tapu siciline
kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.
Bağımsız ve sürekli
hakların kaydedilmesi için gerekli koşullar ve usul tüzükle belirlenir.
Süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl
süreli olması gerekir.
Kat mülkiyetine konu
olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.
b. Kaydedilmeyecek
taşınmazlar
Madde 999-
Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar,
bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça
kütüğe kaydolunmaz.
Tapuya kayıtlı bir
taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.
3. Sicilin unsurları
a. Tapu kütüğü
Madde 1000-
Her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini izler.
Bir taşınmazın bölünmesi
veya birden çok taşınmazın birleştirilmesi hâlinde uyulacak usul tüzükle
belirlenir.
Kütüğün her sayfasındaki
özel sütunlara şunlar tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. Taşınmaz üzerinde
kurulmuş olan veya o taşınmaz lehine başka taşınmaz üzerinde kurulmuş bulunan
irtifak hakları ile taşınmaz yükü,
3. Taşınmaz üzerindeki
rehin hakları.
Eklentiler, malikin
isteği üzerine beyanlar sütununa kaydedilir. Yapılan bu kayıt, ancak kütükte hak
sahibi olarak görünenlerin rızasıyla kütükten silinebilir.
Aynı malike ait olan
birden çok taşınmaz, sınırları birbirine bitişik olmasa bile, malikin istemiyle
kütükte ortak bir sayfaya kaydedilebilir. Bu sayfaya yapılan rehin tescilleri, o
sayfada kayıtlı bulunan bütün taşınmazları bağlar; aynı sayfada kayıtlı bu gibi
taşınmazlardan bir kısmı malikin istemi üzerine veya mahkeme kararıyla o
sayfadan çıkarılırsa, çıkarılan taşınmazlar üzerinde tescil edilmiş bulunan
haklar saklı kalır.
b. Kat mülkiyeti
kütüğü
Madde 1001-
Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler, ayrıca tutulacak kat mülkiyeti
kütüğüne yazılır.
Özel kanun hükümleri
saklı kalmak üzere, kütükte yapılacak işlemler hakkında tapu kütüğüne ilişkin
hükümler uygulanır.
c. Yevmiye defteri ve
belgeler
Madde 1002-
Tapu kütüğüne tescil istemleri, isteyenin kimliği ve istemin konusu belirtilerek
istem sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır.
Bu işlemlerin dayanağı
olan belgeler, özenle sıraya konulur ve saklanır.
d. Plân
Madde 1003-
Bir taşınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân
esas alınır.
Plânların nasıl
hazırlanacağı tüzükle belirlenir.
II. Tapu sicilinin
tutulması
1. Bir bölgede
Madde 1004-
Taşınmazlar, bulundukları bölgenin tapu siciline kaydedilir.
2. Birden çok bölgede
Madde 1005-
Birden çok bölgede bulunan taşınmaz, diğer bölge sicillerine kayıtlı olduğu
belirtilmek suretiyle her bölgedeki sicile ayrı ayrı kaydedilir.
Böyle bir taşınmaza
ilişkin tescil istemleri ve tescil işlemleri taşınmazın büyük kısmının bulunduğu
bölgede yapılır ve yapılan tescil kütüğe işlenmek üzere diğer bölgelerdeki tapu
idarelerine bildirilir.
III. Tapu idareleri
1. Kuruluş
Madde 1006-
Tapu idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel kanun
hükümlerine tâbidir.
2. Sorumluluk
Madde 1007-
Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın
doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna
ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
B. İşlemler
I. İşlemlerin konusu
1. Tescil
Madde 1008-Taşınmaza
ilişkin aşağıdaki haklar, tapu kütüğüne tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. İrtifak hakları ve
taşınmaz yükleri,
3. Rehin hakları.
2. Şerhler
a. Kişisel haklarda
Madde 1009-
Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım
sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen
diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir.
Bunlar şerh verilmekle o
taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri
sürülebilir.
b. Tasarruf
yetkisinin kısıtlanmasında
Madde 1010-
Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh
verilebilir:
1. Çekişmeli hakların
korunmasına ilişkin mahkeme kararları,
2. Haciz, iflâs kararı
veya konkordato ile verilen süre,
3. Aile yurdu kurulması,
artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.
Tasarruf yetkisi
kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların
sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
c. Geçici tescil
şerhi
Madde 1011-
Aşağıdaki hâllerde geçici tescil şerhi verilebilir:
1. İddia edilen bir aynî
hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa,
2. Tasarruf yetkisini
belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun olanak
tanıyorsa.
Geçici tescil şerhi,
bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine bağlıdır. Şerhin
konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh tarihinden başlayarak üçüncü
kişilere karşı ileri sürülebilir.
Geçici tescil şerhi
verilmesi istemi üzerine hâkim, tarafları dinleyerek veya dosya üzerinde
inceleme yaparak şerhe konu olan hakkın varlığının kabul edilebileceği kanaatına
varırsa, şerh kararı verir. Kararda şerhin etki bakımından süresi ve içeriği
belirlenir; gerektiğinde mahkemeye başvurulması için bir süre verilir.
3. Beyanlar
Madde 1012-
Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa
yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin
rızasına bağlıdır.
Taşınmaz mülkiyetine
ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna
yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir.
Özel kanun hükümleri
saklıdır.
II. Tescilin ve
terkinin koşulları
1. İstem
a. Tescil için
Madde 1013-
Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.
Edinen kimse, kanun
hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa,
bu beyana gerek yoktur.
Bir aynî hakkı tescilden
önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.
b. Terkin ve
değişiklik için
Madde 1014-
Bir tescilin terkin edilmesi veya değiştirilmesi, ancak bu kaydın kendilerine
hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir.
2. Yetkinin ve
sebebin belirlenmesi
Madde 1015-
Tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi, istemde
bulunanın, tasarruf yetkisini ve hukukî sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.
İstemde bulunan kimse,
kendisinin, sicilde hak sahibi görünen kişi veya bu kişinin temsilcisi olduğunu
ispat etmek suretiyle tasarruf yetkisini belgelemiş olur.
Hukukî sebebin
belgelenmesi, bu sebebin geçerliliği için gerekli şekle uyulduğunun ispatı
suretiyle olur.
3. Belgelerin
tamamlanması
Madde 1016-
Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem
reddedilir.
Bununla birlikte, hukukî
sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten
belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya hâkimin kararıyla
geçici tescil şerhi verilebilir.
III. Tescilin biçimi
1. Genel olarak
Madde 1017-
Kütüğe tesciller, istem tarihine ve sırasına göre yapılır.
Sicildeki kaydın bir
örneği isteyen ilgiliye verilir.
Tescil ve terkin ile
verilecek örneklerin şekli tüzükle belirlenir.
2. Taşınmaz lehine
irtifaklarda
Madde 1018-
Taşınmaz lehine irtifakların tescil ve terkini hem yüklü, hem yararlanan
taşınmazların sayfalarına kaydedilir.
IV. Tebliğ
zorunluluğu
Madde 1019-
Tapu memuru, ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri onlara tebliğ etmekle
yükümlüdür.
İlgililerin bu işlemlere
karşı itiraz süresi, kendilerine yapılan tebliğ tarihinden işlemeye başlar.
C. Tapu sicilinin
açıklığı
Madde 1020-
Tapu sicili herkese açıktır.
İlgisini inanılır kılan
herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde
kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki
bir kaydı bilmediğini ileri süremez.
D. Tescilin etkileri
I. Tescilin
yapılmamasının sonuçları
Madde 1021-
Kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz.
II. Tescilin
sonuçları
1. Genel olarak
Madde 1022-
Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre
alır.
Tescilin etkisi, kanunen
öngörülen belgeler isteme eklenmiş veya geçici tescil hâlinde belgelerin uygun
zamanda tamamlanmış olması koşuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden
başlar.
Bir hakkın içeriği,
tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir
yolla belirlenir.
2. İyiniyetli üçüncü
kişilere karşı
Madde 1023-
Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak
kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.
3. İyiniyetli olmayan
üçüncü kişilere karşı
Madde 1024-
Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken
üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.
Bağlayıcı olmayan bir
hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.
Böyle bir tescil
yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan
üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.
E. Terkin ve
değiştirme
I. Yolsuz tescilde
Madde 1025-
Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin
olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu
sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
İyiniyetli üçüncü
kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat
istemi saklıdır.
II. Aynî hakların
sona ermesi
Madde 1026-
Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği
takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini isteyebilir.
Tapu memuru bu istemi
yerine getirirse, her ilgili, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak
otuz gün içinde terkine karşı dava açabilir.
Tapu memuru, re'sen
hâkime başvurarak aynî hakkın sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar
verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin işlemini
yapmaya yetkilidir.
III. Düzeltme
Madde 1027-
İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı
ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.
Düzeltme, eski tescilin
terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir.
Tapu memuru, basit yazı
yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re'sen düzeltir.
Yürürlükten
kaldırılan kanun
Madde 1028-
17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi yürürlükten
kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 1029-
Bu Kanun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 1030-
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
22/11/2001 TARİHLİ VE
4721 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER
1 - 2/1/2003 tarihli
ve 4778 sayılı Kanunun hükmüdür:
Madde 36 -
Bu Kanunla değiştirilen Türk Medenî Kanununun 92 nci maddesi hükmü, dernek ve
vakıf dışındaki diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar hakkında da uygulanır.
4721 SAYILI KANUNA EK VE
DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN/
ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR
LİSTE
|
Değiştiren Kanun No. |
Değiştiren Kanun/An.
MahkemeKararının Yürürlüğe giriş tarihi |
Anayasa Mahkemesi
Karar Tarih/No. |
4721 sayılı Kanunun
değiştirilen/iptal edilen maddeleri |
|
4778 |
11/1/2003 |
|
91, 92 |
|
4963 |
30/7/2003 |
|
56, 64, 66, 82, 94 |
|
5253 |
23/11/2004 |
|
58, 61, 62, 64, 74,
77, 79, 92 ve 93 |
|
5378 |
7/7/2005 |
|
348 |
|
5399 |
15/7/2005 |
|
313 |
|
5650 |
10/5/2007 |
|
505, 506 |
|
5737 |
27/2/2008 |
|
111 |
|
|
26/1/2008 |
27/11/2007
E.:2002/162
K.:2007/89 |
112 |
|
|
7/10/2009 |
25/6/2009
E.: 2008/30
K.: 2009/96 |
289 |
|
|
7/10/2010 |
2/7/2009
E.:2005/114
K.:2009/105 |
321 |
|
6217 |
14/4/2011 |
|
138 |
|
|
|
17/3/2011
E.: 2009/58
K.: 2011/52 |
713 |
|
6217 |
1/10/2011 |
|
164, 181, 598 |
|
|
|
27/10/2011
E.: 2010/71
K.: 2011/143 |
303 üncü maddenin
ikinci fıkrası |
|
6462 |
3/5/2013 |
|
313, 340, 408, 417,
674 |
|
|
12/7/2013
tarihinden başlayarak altı ay sonra |
27/12/2012
E.: 2012/35 K.: 2012/203
|
319 |
|
|
10/12/2013
|
10/10/2013
E.: 2013/62
K.: 2013/115
|
291 |
|
6518 |
19/2/2014 |
- |
194 |
|
6537 |
15/5/2014 |
|
659, 660, 661, 662,
663, 664, 665, 666, 667, 668 |