Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11435 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8620 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2178 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1592 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1434 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1392 okuma)
· AĞIT
(1151 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1015 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(919 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(897 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı

EĞİTİMİN FARKLILIĞINDA YAŞAMAK

Biz bizi, kendimizi fark etmeden yaşıyoruz. Başkalarının bizi fark etmesini bekleyerek ömür tüketiyoruz. Yaptıklarımızın ne kadar önemli olduğunun ayırımda değiliz. Çok da farkında olarak yaşamıyoruz. Farkındalık… Beynimizin farkında olmak, kişiliğimizin farkında olmak, özelliklerimizin farkında olmak. Yaşamak bu olsa gerek. Eğer öncelikle kendimizin farkındaysak herkesin, her ayrıntının farkında oluruz. Eğer öncelikle kendimize saygı duyarsak herkese, her şeye, doğaya saygı duyarız. Ancak bunu saygı düzeyinden bencillik tavrına dönüştürmeden, ezmeye kalkmadan, sevgiyle ama narsis olmadan yapmak gerekir. Öğrencilerimden ve buna ilişkin deneyimlerimden çıkışla bu satırları yazmak gereksinmesi duydum.

Eğitim, üzerinde çok hassaslıkla durulması ve alımlanması çok önemli bir konu. Davranışların iyiye, güzele dönüşmesi bağlamında gerçekleştirmelerin söz konusu olduğu eğitimin ülkemizdeki önemi artık kavranmalıdır. Ama farklılıklara hitap eden eğitimin. Eğitim felsefe demektir, psikoloji demektir öncelikle… Bireysel ayrıcalıkların değerlendirildiği, daha doğrusu değerlenmesi gereken eğitim alanı, insanları bir pota içinde eritmek adına asla yapılanmaz. Zeka salt akademik olan değildir. Duygusal zekanın verileri başarının sırlarıyla doludur. Neden yaşıyoruz, neden varız, neden buradayızŞ Sorularından başlarsak neden eğitim gerekli, neden eğitim yapıyoruz, hedefimiz, amacımız nedir, ne olmalıdırŞ Ve tüm bunlar nasıl gerçekleştirilmelidir, nasıl yapılmalıdırŞ Bu sorulara doğru yanıt vermek kadar, doğru yaşama geçirmek önemlidir. “Barbiana Öğrencilerinden Mektup” diye bir kitap okumuştum. Fransızca öğretiminde kullanılan, kullanılması gereken yöntemleri anlatan güzel ve eleştirel bir kitaptı. İhtiyaca dayalı öğrenmenin gerekliliği çok güzel anlatılmıştı, öykü diliyle. Bir de “Ölü Ozanlar Derneği” diye bir filme gitmiştim yıllar önce. Bir öğretmenin kuralları, gelenekten gelen yanlış yöntemleri eleştiren, öğrencilere var olmalarının nüvelerini anlatan ilginç bir filmdi. Hala unutamadım. Okul büyüklerin kendi doğrularını gençlere iletme, dayatma yeri değildir. Öncelikle bunun kabul edilmesi gerekir. Okul yinelemelere dayanan öğretimin söz konusu olduğu yer ise hiç değildir. Asla çocuğun yaratıcılığının yok edildiği yer de olamaz, büyüklerin kişiliklerinin tekrarlanacağı bir tuval olmadığı gibi. Dolayısıyla sınıfta 25 kişi varsa bir öğretmenin kişiliğine dönüşen, dönüştürülen – aslında dönüşemeyen – bir ortam, eğitim ortamı olamaz. Uyumlama adına düşünmeyen, düşünemeyen bireyleri tekrarlarla oyalamak asla eğitim olamaz. Halbuki doğru bir felsefeden hareketle gerçekleştirilen eğitim, çok iyi bilinen psikolojinin ışığında bireysel farklılıklar çerçevesinde gerçekleştirilecek olandır. Bu da içinde merakı, algıyı, araştırmayı, düşünmeyi, sezgiyi, sevgiyi, saygıyı tabii bileşenlerinden oluşan yaratıcılığı barındıracaktır. Bunun önerisi özgürlükte yatarken, boyutu da çok önemlidir. Deneysellik çevresinde gerçekleştirilen eğitimde bu çok değerlidir. Doğadan alınanın yıpratılarak doğaya verilmesi değildir eğitim öncelikle. Doğayı önemseyen, algıyı öne çıkartan ne olursa olsun bireysel farklılıklar çerçevesinde ele alınmayınca yani öğrenci, birey olarak bizim dışımızda kabul görülmedikçe bir adım ileriye gidemeyiz. Öğreten öğretmen, öğrenen öğrenci olduğu sürece başarılı olamayız. O zaman, örneğin 16yy. yöntemlerinde hala ısrar edici olmamalıyız. Çünkü o devirde olmayan bilgisayar var şimdi en azından. Üstelik dünya daha tecrübeli ve daha bilgili. Artık bu bilgiye salt yakın çevremizden ulaşmıyoruz. Dünyanın bilgisine oturduğumuz yerden bir tıkla sahip olabiliyoruz. Geriye kalan bu bilgiyi isteyerek öğrenme ortamı yaratmak oluyor.

Öğretmen-akademisyen otoritedir. “Bilmiyorum” diyemez, öğrenci de fikrini söyleyemez. Çünkü eğitimci denilen kişi bilir, fikrini söyler uygulama da onun isteği doğrultusunda yapılır. Bunu prestij meselesi yapar gelenekçi yapıya sahip öğretmen-akademisyen. Bu nedenle ya notla baskındır ya da kendi fikirleriyle baskındır. Güç gösterisi onu bu halde yaşar kılmıştır. Otorite elinden kayıp öğrenciye geçecek endişesiyle hep öğreten konumunu korumalıdır. Halbuki akademisyen-öğretmen “araştırırım”, ”araştıralım” dediğinde işin boyutu değişecektir. Çok okumak, soru sormak, kişilikli olmak, sentez, analiz yapmak demektir çağdaş eğitim. Okumadığınız, tek insana, tek kitaba baktığınız sürece aslında hep başkası olacaksınız demektir. Kendini fark ettirmek. Bunu yapabilmek için yaramazlık yapan öğrenciye çıkışmak-azarlamak. O kendisini nasıl fark ettireceğini öğrenememiş , eğitimci de alanın bilgisine iyi bir şekilde sahip ama psikoloji bilmiyor. O davranışı, kendini fark ettirmek değil, yaramazlık olarak kabul edip eziyor. Halbuki diğer türlü fark etse bunu yönlendirecek ve daha yararlı olacaktır. Ben de varımı anlatmak, anlatabilmek… Mesele burada. Eğitim orada, ilerlemek orada. Ama test sistemiyle bunlar gerçekleşir miŞ Cümlenin kurulmadığı, tartışmanın yapılmadığı, tekrara yönelik ortamda bu ne kadar gerçekleşir, daha doğrusu gerçekleşir miŞ Karşılılık olmadığı sürece. Evde başlayan, okulda devam eden. Güven duygusu, yetiştirilme tarzı, gelenek, hepsini kapsayan. Duygusallığın ağır bastığı bir toplum yapısı. Batıdan farklı olan.

Sınıfta-atölyede öğrenci sayısı çok önemli. Eğer kalabalıksa yığın eğitimi olacaktır ister istemez. Öğrenciyi tanımayacak, özelliklerini bilmeyeceksiniz. Bireye dayanmayan eğitim, eğitim olamaz. Ama bizde boyutlar çok önemlidir. Samimiyet laubaliliğe dönüşüverir hemen. Disiplin despotizme, özgürlük laçkalığa gibi… Bunlar ayarlandığında başarı sağlanacaktır mutlaka. Herkes şikayet eder ama değişmez. NedenŞ İnsanları yönetmek… Güç gösterisi… Hakimiyet kurma… Beraberinde itaati, boyun eğmeyi getirir. Düşünen insan farklıdır. Farklılığı yönetmek kolay mıdırŞ Düşünmek, eleştirel bakmak, merak, yaratıcılık çağın gereği olması gerekenler. Bunlara ortam hazırlamak da eğitimin gereğidir. Bilginin, dünyanın bir uçundaki bilginin bilgisayarla ayağımıza gelmesinin, getirisinin değerlendirilmesi ve bu bağlamda eğitimin yöntemlerinin değişmesini zorlaması bundan da öte bunun fark edilmesi gerekir. Özgürlük yapısının içinde olmak. Bir ulus varlığını sürdürebiliyorsa, özgür bir şekilde yaşamda kalmasını istiyorsa onu oluşturan bireylerin yaratıcı olması, dolayısıyla eğitimde kullanılan yöntemlerinde yaratıcı kılınması gerekiyor. Özgür düşünce ve en önemlisi de bireylerin farklı yapılarının kabul edilmesi gerekir. Algı, dikkat , bellek, muhakeme etme, hayal kurma, sorun çözme, ilişkilendirme, soyut düşünebilme gibi… Bunlar önemli olduğuna göre nasıl geliştirilebilirŞ Bunların bireydeki farklılıkları nasıldır ve hangi boyuttadırŞ Bunlar nasıl bir ortamda gelişirŞ Bilgi aktarımı-tekrarıyla mıŞ Düşünce işlenerek miŞ Araştırma yaptırarak mıŞ Problem üreterek miŞ Yoksa bilinen problemleri bildik yoldan çözerek miŞ Renklerin değişik olduğunu fark edebilmek…Dolayısıyla öğrencileri siyahın içinde kaybetmemek. Onları kara deliklerde hapsetmemek…Ne öğrenmekŞ Neden öğrenmekŞ Nasıl öğrenmekŞ Ve motivasyon… Sorumluluk vermek. Deneyimlerimin başında gelir. Öğrenciye güvenmek ve beraber organizasyon yapmak… Olayın dışında kalmaması öğrencinin. Varlık nedenini ortaya koymak sonuçta…Farklı deneyimleri birbirine aktarmak, aktarılmasına olanak sağlamak. Amaç nedirŞ İyi bir mevkide, iyi bir para kazanmak mıŞ Mutsuz, verimsiz, yaratımsız bir şekilde…Okulların yerinin doğru tayin edilmesi…Düşünen insanlar nereden çıkarŞ Üniversitenin bu anlamda işlevi nedirŞ Bakış açısı geniş olan, dünyayı görebilen…Ve duyumsayabilen. Çağın farkında olan ya da diploma denilen kağıda sahip olan. Donanımlı olmak, kağıdı duvara çerçeveleyip asmak olamaz salt. Ne zaman başlamalıŞ Anne karnından… Farklılıkta, özgürlükte, düşünsel boyutta yaşamakta oradan başlar.

Mesleğimi çok seviyorum. Önce mimar olmak istemiştim. Ama öğretmende beyinlerin mimarı. En mutlu olduğum yer öğrencilerimle olduğum derslerim. Gerçekten mesleğimle gurur duyuyorum. Bilgisayarı geçte olsa öğrendim. Hala da öğreniyorum. Öğrencilerime de bilgi alımı için interneti öneriyorum. Geriye dersimde fikir üretmek-ürettirmek, araştırma yapmak-yaptırmak, paylaşmak, deneyimleri aktarmak, eleştirmek, önermek, yaratıcı süreçte serüven yaşamak-yaşatmak kalıyor.

Her öğretmenin, akademisyenin alanının bilgisine sahip olması kadar psikoloji de bilmesi gerekir. Eğitimci olmak bu anlamda başarıyı beraberinde getirir. Çok okumak gerekir. Kendi dilimize hakim, sahip olmak kadar birkaç yabancı dil de bilmek lazım. Yaşamak, eğitimci olmak, salt kendi alanımızın bilgisiyle gerçekleştirilemez. Eğitimcinin pedagojik formasyonu olmalı. Bu önemlidir iletişim için. Tabii salt okumak değil, yazmak da gerekir. Zengin ve donanımlı bir kişilik, öğrenciye kendiliğinden örnek olacaktır zaten. Bir eğitim kurumuna, “dışarıda işlerim bozuldu buraya düzenli maaş almaya geliyorum. Ben insanları çok iyi çalıştırırım. Sadece kendi işlerini değil, benim işlerimi de yaptırırım” diye gelenlerin o kuruma bir yararı olamaz. İdareci olan da bu durumda kafa kola alınmıştır üstelik. Olan öğrenciye, Türkiye’ye ve dünyaya olur. O zaman bunların ayıklanması gerekir. Bu mesleğin sanıldığı kadar ucuz olmadığı, bir namusu bulunduğu gösterilmelidir. Önce inanmak ve yetkin olmak. Orada neden bulunduğunu bilmek. Ne yapmak istediğiniz ve onu nasıl yapacağınız da bir o kadar önemlidir. Yoksa, “oynayamayan kızım yerim dardır” örneği mazeretlerin altında kalmayı tercih ederek üretmeden, yaratmadan yaşamak kalır geriye. Sonuçta da eğitim tacını taşımayan ülkeler bu tacı taşıyanların esiri olacaktır mutlaka. Kendini kanıtlamak da başkalarının size saygı duymasını sağlar. Tazelenen bilgi, tazelenen yaşam gibidir. Kendinize eklediğiniz bilgi başka çevrenin, başka insanın zenginliğini eklemektir bünyenize. Dünya bilgi zengini olduğuna göre ondan payımızı almak ve o paya katkıda bulunmak gerekir. Her meslek önemlidir. Ama her mesleği hazırlayan öğretmenlik, eğitim bir başka özel, bir başka değerlidir. Öğrenmek, soru sormak başlangıcı, yaşama göz açmayla başlıyor. Dilin gelişmesi sorularla anlam buluyor, öğrenmek adına. Bu özgürlüğü yani doğal olan bunları eğitim sisteminde yok etmek, herkesi başka beyinlere göre yaşatmak haksızlıktır. Hedef, amaç ve motivasyon sacayağında yaşamak, yaşatmak zor değildir. Yeter ki bunların ayırımında olalım.

Eğitimin doğru felsefesi, doğru politikası ve doğru organizasyonu, doğru hedefleri olmalı ve her türlü olanakların çok büyük boyutta olması gerekir. İnsan yetiştirmenin hedefi çok doğru olmalı. Neden, niçin, nasıl sorularına verilecek yanıtlar önemlidir. Tabii savaşa değil eğitime ayrılacak bütçe de çok önemlidir. Okullara gönderilen para miktarlarının tartışılması gerekir bu anlamda. Eğitime yatırım yapmak yerine okulları satmak çözüm olamaz çünkü.

Eleştirmek yetmez. Bunları yaşama geçirmek gerekir. Öneriler üretmek lazım. Etrafa eleştirel gözle bakarak yaşamaktır önemli olan, gören, eleyen, ben olsaydım ne yapardımŞ Diye kendine soru soran birey olarak yaşamaktır, yaşamı anlamlı kılan. Öncelikle kendine güvenen, başkalarına sırtını dayamadan ayakta durabilen, özgür bireyler. Kendi kendini yöneten insan olarak yaşamak…Kendi yolunu kendiniz bulmanız, keşfetmeniz, yapmanız. Önemli olan başkalarının takipçisi değil, yol acıcısı olmanız. Bunları insanlıkla başarmak. Etiketi, koltukları kötüye kullanmadan, baskı aracı yapmadan başarmak…Ne istediğini bilerek yaşama ve uğrunda mücadele etmek kadar güzel bir şey olamaz. Bilgiyi tekrarlayarak ezberleme değil, ihtiyaç hissettiğini öğrenmek ve yorum yapmak kalıcılığı da, değişimi beraberinde getirir. Eğitim ne yapmalı bu durumdaŞ Çoklu zekayı görmeliŞ Genci fark etmeli. Sevmeli, sevdirmeli…




* Barbiana Öğrencilerinden Mektup / Çeviren Sevgi TAMGÜÇ-Bülent ÖZEN /
Gözlem yayınları
* Ölü Ozanlar Derneği / N.H. KLEİNBAUM / Real yayıncılık






Tülay ÇELLEK



Eklenme: 2005-09-13
_YAZIER Makaleler
Gönderen: M.TOPRAK
Hit: 946
[ Geri Dön | | Bu yazıyı arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]


sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye