Egitim Portali
 
  Giriş / Kayıt Ol
::  ANA SAYFA   ::  HAKKIMDA   ::  YÖNETİM    ::  DİLEK KUTUSU   ::   SOHBET ODASI   ::  ILETISIM  ::
 
SİTE İÇİ ARAMA


MODÜLLER

  Atatürk'ün Hayatı

  Webmaster

  E-Devlet

  Gazeteler

  Sevgili Peygamberimiz

  Rüya Tabirleri

  Burçlar

  Tarihte Bugün

  Sudoku
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

  Kanunlar

  Yönetmelikler

  Tebligler Dergileri

  Resmi Gazete

BÖLGELER
· KARAMAN (Türk Dili Baskenti)
· ISPARTA (Gül Kenti)
TENEFFÜS
Yeni Sayfa 2

  Mizah Köşesi

  Oyunlar

  Sohbet Odası

  Eğlenceler

ÇEŞİTLİ LİNKLER
  T.C. Kimlik Numarası

  Türkiye Tanıtım

  Çesitli Linkler

  Şehirlerarası Tlf Kodu

  Uluslarrası Tlf Kodu

  Hava Durumu

  Trafik Yol Haritası

  Motorlu Taşıtlar Vergisi   

  Emeklilik Sorgulama

HAVA DURUMU
booked.net
NAMAZ VAKTİ
Sohbet
Geçmiş Mesajlar   
 

KARANFİLLER VE MENEKŞELER

KARANFİLLER
VE
MENEKŞELER

Yıl Eylül 1913. Türk Tarihinde bağımsız ilk Türk Cumhuriyeti olarak yerini alacak olan Batı Trakya Cumhuriyeti Osmanlı İttihat ve Terrakinin önde gelenlerinden Talat ve Cemal Paşaların arzuları doğrultusunda; Cemal Paşanın Gümülcineye kadar gelip Bulgar komutanı General TOŞAF'a Batı Trakya'yı teslimi ile son bulurken Eşref bey ve arkadaşları uğruna çok savaşlar verdiği Batı Trakya'yı terk ediyor ( 1 ) ve sınırları içinde hiçbir yabancı güç bulunmayan, % 95 i Türk olan halkı garip koyuyorlardı.

Silahlı Batı Trakya Cumhuriyetinin ordusunu silahsızlandırıp Bulgaristan'a teslim eden zihniyetin düşüncesini kabul edecek hiçbir Türk Stratejisti var mıdır? Veya hiçbir Türk evladı var mıdır? Hem güzel dinimiz İslamiyet'te de mümin ve mümine kardeşini, toprağını, hürriyetini savaşsız teslim etme hakkı var mıdır?

O halde Batı Trakya Müslüman Türk'ünü daha sonra Bulgar ve Yunan zulümlerine açık hale getirecek olan bu köhne zihniyetin perde arkası gerekçesi ne idi İşte bu gizli gerekçeyi Tarihte Türk Devletleri kitabını hazırlayan Doçent Dr. Anıl ÇEÇENŞİN eserinden bir alıntıyla cevaplayalım; Türkiye tarihinde ilk kez bağımsız bir Türk Cumhuriyeti bütün yasal kurumları ile tarih sahnesine çıkmış oluyordu. Balkanlardaki bu yeni Cumhuriyetten diğer Hiristiyan devletler korkacağı yerde, o dönemin Osmanlı Başbakanı Sait Halim Paşa, İçişleri Bakanı Hacı ADİL, İttihat ve Terraki'nin önde gelen önderleri Cemal ve Talat Paşalar çekiniyorlardı. İttihat ve Terraki Hükümetinden düş kırıklığına uğrayan Osmanlı aydınları ve bazı askerler yavaş yavaş Batı Trakya Cumhuriyeti'nin topraklarına geçerek bu yeni devletin çatısı altında görev alıyorlardı.
Zamanla Batı Trakya Türk Cumhuriyetinin İttihat ve Terraki Hükümetine cephe almasından çekinen yöneticiler, Talat ve Cemal Paşaları bu yeni Türk Devletini ortadan kaldırmakla görevlendirdiler. İttihat ve Terrakinin önde gelenlerinden Cemal ve Talat Paşa ise aslında Batı Trakya Hükümetinin başarı sağlaması durumunda İstanbul'a da egemen olarak Osmanlı Devletinde yönetim değişikliği yaratacağından çekiniyorlardı. ( 1 )

Yine Kavala Sarı şabana bağlı Hasımlı da Batı Trakya Cumhuriyeti için, Cumhuriyeti tanıtacak yöneticiler yetiştirmek için kurulan Cumhuriyet okulunun Padişah taraftarlarınca kundaklanıp yakılması bize o tarihteki İttihat ve Terrakinin önde gelenlerinden Cemal ve Talat Paşanın zihniyeti hakkında bir fikir sahibi yapabilir. ( 2 )

İşte bu hikayemizde Batı Trakya'nın Bulgarlara teslimini müteakip erkekleri Bulgarlarca katledilen Drama ya bağlı Zihne Nahiyesindeki halkın daha sonra Yunanlıların eline geçmesi ile vuku bulan, gerçek, yaşanmış olan acı öyküsünü insanlığa duyduğum bir vicdan borcu, bir kutsal görev olarak kaleme aldım.

Önce Zihne de garip, garip olduğu kadar çaresiz kalan öz kardeşlerim için yazdığım bir ağıtı sunup sonra öyküye geçeceğiz.

CANIM ZİHNE

Zihne benim göz yaşımsın
Zalimlerin ağlarında
Türk'ün garip başı mısın?
Şehitlerin bucağında

Katle uğradığın toprak
Sırrı verdi, söktü şafak
Duyurulacak bucak, bucak
Gönüllere garip zihne

Katil Radko sapık alçak
Lanetlerle anılacak
Haviyede hep yanacak
Vampir Taşof garip Zihne
Cemal Talat bir koltuğa
Teslim etti seni Zihne

Erkek Çocuğu beşikte
Yaşlı dedeyi eşikte
Katıl etmişler baş deşikte
Kızı garip kalan Zihne
Helal etme sen hakkını
Seni garip koyan zihne

Rum. Yunanı Palikaryası
Çete etnik eter yası
Bir işkence familyası
Yakmış, yıkmış seni Zihne
Unutmadık biz o yası
Mahzun Türk'üm, canım Zihne

Zihnede erkekleri Bulgar komutanlarının emriyle katledilen, kadın ve kızları garip bırakılan, sonra Yunan hakimiyetine geçtiğinde Hristiyan olmaya zorlanan, tecavüze uğrayan, garip ve çaresiz kalan, mahzun Türk'üm, seni bi çare koyanlara ve unutanlara, unutmadığımızı, unutmayacağımızı haykırmak istiyorum. Tamamen gerçek olan bu hikayelerin mevzuu T.C Başbakanlık Devlet Arşivleri, Osmanlı Arşivi Dairesi, yayınlarından faydalanılmıştır. News Vıztagbilat gazetesinin 2 Mayıs 1914 tarihli makalesi.BOA.HR.SYS.13/2,belge sıra no, 189,BOA.HR.SYS.13/2, belge sıra no: 20.

Drama ya tabi Zihne ye Yunan askerleri girince aldıkları emir gereği evleri tek tek kuşatmaya, evlerden tek tek getirdikleri kızları Cami avlusunda toplamaya başladılar. Diğer taraftan da; Zito Alnos!... Zito Allada... Kado Armosti!... Kado Turka!.... naralarıyle nahiyede bulunan kadın ve kızları daha da büyük bir korku ve dehşet içinde bırakıyorlardı.
Yunan askerlerinin başındaki komutan 40 a yakın bir kafile toplandığında; Durun... dedi. Kadın ve kızlara seslendi; Şimdi Yunan milletine tabi Hıristiyan olacağız diye bağırın... dedi.

Kadın ve kızlardan ses çıkmadı. Komutan çok hırslandı; Bağırmayanları ibret için süngüleyeceğim!... dedi.

Genç kız; Böyle yaşamaktan süngü ucunda can vermek daha güzeldir dedi.

Komutan daha da çileden çıktı. İşaretle; Sen öne çık!... dedi.

Kız öne çıktı. Komutan hiddetle; Bağır!... dedi.

Kız bağırdı; Ben şahadet ederim ki Allah birdir Ondan başka İlah yoktur. Ve ben yine Şahadet ederim ki Muhammet Onun kulu ve elçisidir. Dedi..

Komutan önce süngülemeyi düşündü. Sonra; Ne kadar da güzel!... Tıpkı bir ormanda bir karanfil... Bir menekşe diye kendi kendine söylendi. Başka bir kadına işaret etti; ŞBuraya çık!... Kadının gözünden ailesi bir film şeridi gibi geçti. Bulgar askerleri kendisine çullandıklarında kocası yardımına koşmuş, Bulgar askerlerinin çok kalaba olması nedeniyle kendisine tasallut olan bir Bulgar askerinin gırtlağına dişlerini geçirmiş, diğer Bulgar askerleri tarafından süngü ile delik deşik edilip şehit edilirken boğazına dişini geçirdiği Bulgar askerini de öldürüp intikamını almaya çalışmıştı.Bulgar askerleri etraflarında kendilerine yardım etmek isteyip de ağlaşan biri 5 diğeri 7 yaşında Hasan ve Mehmet isimli canı gibi sevdiği iki erkek çocuğunu da süngülemiş ve şehit etmişlerdi. Kendisi de süngülenmiş ama ölmemiş öldü diye bırakılmıştı. Kendi kendine; Keşke onlarla beraber bende ölseydim DEDİ.Yaşamak bir azabdı sanki. Başı dik ilerledi. Yunanlı komutana 6 metre mesafede iki Yunanlı askeri tarafından durduruldu. Komutanın bağır demesini beklemeden; Ben şahadet ederim ki Allah birdir Ondan başka İlah yoktur. Ve ben yine Şahadet ederim ki Muhammet Onun kulu ve elçisidir. Ben Türk'üm... Dedi..
Yunanlı komutan çok hiddetlendi; Urun Turko!...Urun Turko!... dedi. Yunanlı askerler bir iki gabze darbesiyle kadını yere yuvarladılar. Yunanlı komutan çok şaşkındı; Bu Türk kadınları ne de inatçı diye mırıldandı. Aklına Uzunköprü kazası Hami diye karyesinde arkadaşı tarafından sorgulanan bir Müslüman Türk kadının hikayesi geldi. ( 3 )

Zevcenin silahlarını söyle diye bacaklarından bir ağaca asılan, donuna bir kedi konularak altına yakılan bir ateşin dumanıyla izaç olunmak suretiyle işkence edilmesine rağmen kocasının silahlarının yerini söylememişti. Sonra ilk öne çıkardığı kıza döndü. Tuhaf tuhaf baktı; Gözleri menekşe rengi...Ah, ah...Bir Hıristiyan dahası bir elen olsaydı...Belki de evlenirdik... diye içgeçirdi.Sonra; Elen a! ... diye bir nara attı.

Askerler sağa sola baktılar. Sağda solda bir bir Yunan, bir Rum kızı gözükmüyordu..
Birbirlerine; Gelirken Türk kızı ve kadınları ile içki içip eğlenti yapacağız demişti. Bizi buraya bunun için getirmişti. Şimdi bu komutana ne oluyor dediler.
Ancak içlerinden bir asker iç geçirdi.; Elana ha!...Üstelik şimdi evli olan kız kardeşimin adı da Elana ve komutan kız kardeşimi tanıyor. Yunan askerlerinin komutan yardımcısı bağırdı; ŞKelb Turko!... Kelb Turko!...İçki içip bizi eğlendirecekler. Dedi.Yunanlı komutan yardımcısına döndü; Bunları Hıristiyan yapacağız.Bize tabi yapacağız. Şimdi bunun adını Elena koyuyorum.Ş dedi. Sonra kıza döndü; Haydi ismini söyle!...
Türk kızı bağırdı; Hülya!... Komutan önce hiddetlendi. Sonra; Ona sahip olacağım ya...Ha Elena olmuş ha Hülya diye kendi kendine mırıldandı.

Yunanlı komutan askerlere seslendi; Elena benimle gelecek. Elena yürü... dedi. Kız bir adım atmadı. Bazı Yunanlı askerler kudurmuş köpek gibi eğlenti için sabırsızlanmaya başlamıştı. Yunanlı komutan Türk kızını Yunan milletine tabi bir Hıristiyan, bir Elena yapma bahanesiyle götürürken askerlerin eğlenti yapmasını da görmemiş olacaktı. Ancak Hülya gitmemekte direniyordu. Yunanlı komutan kaçar düşüncesiyle seslend; Ellerini arkadan bağlayın!... Kardeşinin adı Elena olan asker Hülyanın ellerini arkadan bağlamaya başladı. Ancak kızın hafifçe kulağına fısıldadı; Ellerini bağlamış gibi yaptım.. bağlamadım...Fırsat bulduğunda kaç! Hülya ellerini yokladı. Gerçekten tam bağlı değildi; Bunu niye yapıyorsun diye fısıldadı. Yunanlı asker; Kardeşimin adı Elena dedi. Hülya önde... Asker yanında...Yunanlı komutan atın üstünde arkada yürüdüler. Komutan askere bir evi gösterdi. Burasını kendisi için daha önceden boşalttırmıştı. Ancak ne olur ne olmazdı. Askere seslendi; Evi bir kontrol et!... Asker eve girdiğinde Hülya var gücüyle kaçmaya başladı. Komutan silahını çekti; Dur!... dedi. Hülya koşuyordu. Sonra düşündü; Biz buraya eğlentiye gelmiştik dedi. Silahını yerine koydu. Atını mahmuzladı. Pekala yakalayabilirdi. Hülya bir maldana tırmandı. At ürktü, çıkmadı. Ata oldukça sinirlendi...Kamçıladı...Ama nafile...Attan atladı. Hülya köy kıyısındaki ormana doğru giriyordu. Pekala ormanda yakalayabilirdi. Hülya ormanda can havliyle saklanacak yer ararken köpekleri alaşın kendisine doğru yanına yaklaşmakta olduğunu gördü. İçi biraz ferahladı. Bu köpek çok kurnaz bir hayvandı. Hülya bir çalılığın arkasına saklanırken köpekte bir tümseğin arkasında pusuya yattı. Artık Alaş bir tümseğin arkasında o heybetli vücuduna rağmen tamamen araziye uymuş, düşmanının üstüne atlamak için yaklaşmasını bekliyordu. Alaşın daha önce Müslüman Türk kadınlarına tasallut olan Bulgar askerleri gözünün önüne geldi. Onlara pusu kurmuş, tenasül organlarını parçalamıştı. Arka sol ayağında halen Bulgar askerlerinin kendisini yaraladıklarında vücudunda kalan mermiyle aksak dolaşıyordu. Yunanlı komutan üç metre kadar yaklaştığında ok gibi fırladı. Artık yunan komutanının tenasül organının yarısı ağızındaydı. Yunanlı komutan büyük acılar içinde deli danalar gibi bağırıyor, rast gele koşuyor, kaçıyordu. Alaş köydeki cami avlusuna doğru koştu. Musalla taşının yanında durdu ve ağızındaki tenasül organını musalla taşının üzerine bıraktı. Sonra taşın üzerine çıktı, uzun uzun uludu ve tenasül organına işedi. Eğlenti yapmak isteyen Yunanlı askerler musalla taşına doğru merakla gelmeye başlarken Alaş bir ok, bir yıldırım gibi ormana doğru koştu...koştu...ve gözden kayboldu.

Yazar: Kerim SARILAR.



1- ŞTARİHTE TÜRK DEVLETLERİ Hazırlayan Doçent Dr. Anıl ÇEÇEN
2- Batı Trakyadan (1924) mübadele edilenlerden Alican oğullarından Osman ATİLLAŞnın Bayram Hasan'a anlatımları.
3- 3 BPA.DH.KMS.60-3/28


Eklenme: 2007-03-11
_YAZIER Makaleler
Gönderen: Kerim SARILAR
Hit: 958
[ Geri Dön | | Bu yazıyı arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]


Yazilar ©
HERŞEY  EĞİTİM  İÇİNDİR...


Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye