ATATÜRK  KÖŞESİ

Hayatı
İlkeleri

Devrimleri

Kronoloji

Vecizeleri
Linkler

İstiklal Marşı
10.Yıl Marşı
Gençliğe Hitabesi
Basında Atatürk
Fotoğraf Albümü

Anılarla Atatürk

                                    *** Egitim Portali Sayfasına Hoş Geldiniz...   Giriş or Kayıt Ol. ***        
Egitim Portali
  Giriş or Kayıt Ol
Ana Sayfa         Yönetim          Forum         Sohbet Odası            İletişim

SİTE İÇİ ARAMA


MODÜLLER

Atatürk'ün Hayatı

Web Yöneticisi

İletişim

E-Devlet

Gazeteler

Sevgili Peygamberimiz

Sifali Bitkiler

Rüya Tabirleri

Burçlar

Forum

Nutuk

Tr.Tanıtım

Çocuk Oyunları

Komik Resimler

Gif Arşivi

SON DAKİKA HABERLERİ
YAZI KATAGORİ
· Anılarımız(6)
· Makaleler(19)
· Kültür-Sanat(2)
· Bilim Teknik(12)
· Edebiyat(9)
· Söyleşiler(4)
· iLgİnÇ NoTLaR(12)
· Masal ve Hikayeler(4)
ÇEŞİTLİ LİNKLER

 *  T.C. Kimlik Numarası

 *  Türkiye Tanıtım

 *  Tarihta Bugün

 *  Eğitim Siteleri

 *  Çesitli Linkler

 *  Şehirlerarası Tlf Kodu

 *  Uluslarrası Tlf Kodu

 *  Hava Durumu

 *  Trafik Yol Haritası

 *  Motorlu Taşıtlar Vergisi   

 *  Emeklilik Sorgulama

BÖLGELERİMİZ

 

İllerimizi Tanıyalım

 

 

DÖKÜMANLAR

  Kanunlar

  Yönetmelikler

  Tebligler Dergileri

  Resmi Gazete

NAMAZ VAKTİ
ALTIN FIYATLARI

Eşek Su İçer İçmesine De Islık Gönülün Yaylasıdır


_______________________________________________ABbas TURAN____

Ayakkabımı boyatacağım.

Güvenpark'ın içinden geçeyim de, var ise bir boyacı, boyatayım ayakkabılarımı diye düşünmüştüm. soğuk mu soğuk. Nefesimiz çok uzaklardan fark ediliyor. Bu kesin. Çünkü buharı bir metre uzuyor soluğumuzun. Her neyse, Balgat dolmuşlarının durduğu tarafta bir boyacı gördüm. Vardım yanına. Ayakkabımı boyayıp boyamayacağını sordum. Boyamak için orada oturduğunu, yoksa bu soğukta ne işinin olacağını sordu bana. Belli ki biz yine sıraya giremeyenlerden bir davranış sergiledik. Boynunu büktüğüne göre. Tabi benim kendisine benzediğimi nereden bilebilirdi.

Geçmiş gün, koyduk ayağımızı "boya teşkilatının" üstüne. Seyrediyorum gidişi. Önce ellerini bir hohladı amcam. Soğuktan kızıl ve pembe arası bir renge dönmüş ellerindeki kaskatılık hemen fark ediliyordu. Bir iki kutu araştırdıktan sonra benim ayakkabıma uygun rengi buldu. Vişneçürüğü. Aslında güzel de bir renk. Bunu boyacı amcaya söyleyeyim istedim. Hiç oralı olmayacağa benziyordu. Çay kaşığının dövülerek düzlenip, boya kaşığı yapıldığı başka ülke var mı bilmiyorum da, bizim ülkemizde başka türlüsü düşünülemez ( Aklıma gelmişken söyleyeyim,; su motorundan "hususü oto" yapan, Anadol marka arabaya bmv biçimi verenleri düşündüm de). Boyacı amca, sünger ile boyayı yedirmeye çalışırken ayakkabıya, ben de derinden bir pıskırdım (hapşırdım yani). Tabi bu arada ya duyulur ya duyulmaz biçimde ; "hay Allah ya, üşüttük mü ne" dedim. Zaten bunu dedikten sonra başladı muhabbetimiz boyacı amca ile.

"Bak ne güzel söylüyorsun Allah'a çok şükür diye. Demin bir genç geldi. Halımı hatırımı sordu bana. Dedim ki şükür. De hele yiğenim ne var bundaŞ Kötü mü şükür etmekŞ"

"Ne olacak. Dilediğin kadar şükür edebilirsin."

"İşte o genç öyle demedi.Dedikleri acayip moralimi bozdu be yahu. Neymiş efendim, bu halime şükrettiğim boyunca hep burada, ayazın ortasında ölene kadar sürünürmüşüm. Daha ne zaman uyanacakmışız. Bir de Çorumluymusuz. Bırakmalıymışız bu şükürü."

"Ne diyeyim şimdi amca.Senin canını sıkmana değmez. Sen yeteri kadar yaşamışsın. Hakikaten de mutluysan, şükredecek bir şeyin varsa boşver o genç kardeşimi"

" Mesele o değil güzel kardeşim. O'nun söyleyişi de bir tuhaf. Sanki bize ayakkabı boyatıyor diye kölesi de değiliz ya. Şurada eve götürülecek ekmek-aş peşindeyiz. Şükür etmek de bazen alışkanlık hesabı. Olmasa ne olur yani. Elimiz ayağımız tutuyor şükür. Gözlerimiz de görüyor. Kimseye bir ihtiyacımız da yok. Ee şükür de mi etmeyim."

Belliydi boyacı amcamın çok sinirlendiği. Galiba ilk kez böyle bir durum ile karşılaşıyordu. Yoksa bunun gibi lafların yılların boyacısını sinirlendireceğini sanmıyordum. Tabi konuyu da uzun uzadıya tartışmaya niyetim yoktu. Niyeti bırak, zamanım da yoktu. Sağ ayakkabımın kaba boyası bittiğinde, O halen konuşuyordu.

" Bak yavrum, kusura bakma sen benim oğlum yerindesin. Allah bağışlarsa ,senin kadar oğlum var. Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyor. Evleneli üç yıl oldu. Ona bile şükrediyorum. Sakat değil şükür. İşi gücü var. Allah etmesin ya böyle olmayaydı.Değil mi ama. Bak yiğenim, bizim çocukluğumuzda tarlada tane koymazdık. Derlerdi ki bize; bereketin hangi tanede olduğu belli olmaz, bunun için de dışarıda tane koymayın. Ha, biz ne yapardıkŞ Düşerdik sap getirirken kağnının veyahut at arabasının peşine. Hani söğütlere, duvarlara, veya çevredeki taşlara takılıp da yerde ziyan olacak başakları toplardık. Harman yerinde de, tarlada da bir tane bile başak bırakmamak için uğraşırdım. Öyle ya, ya bereketin bulunduğu tane eve girmemiş olursa. Gördün mü hesabıŞ Ama bu gün, onu bıraktık da karnımızın doyduğuna olan sevincimizi söyleyemiyoruz. Gördük işte.

Yanık yerdik ki kurttan korkmayacağız diye. Daha neler neler. Şükürsüz dil olur mu oğlum. Olmaz. Peki beterin beteri var diyenleri hiç mi duymamış bu gençler. Hemi de nerede yaşadıklarının farkında bile değiller. Bu gün aslan gibi delikanlı, ceylan gibi bir güzel olabilirsiniz, aha geldi bir araba size çaptı diyeli. Allah göstermesin de. Gerçi hepimiz ölümlü dünyadayız. Kime ne olacağını Allah bilir. Varsayalım ki çarptı. Kalır mı o eski delikanlılık. O güzellik hele. Kalmaz oğlum. Bir anda ne olduğunu bilemezsim. Onun için, yaradana şükür edeceksin. Bak ne güzel bir ayakkabı almışsın. Gelmişsin ve boyatıyorsun. Ayakkabısı olmayanlara ne demeli şu kış günü. Senin ayakkabı boyatmak için verdiğin parayı adamcağız saatlerce çalışarak alamıyor. Hani, iş nerede kiŞ

Onu da bırak gardaşım, şurada ayakkabı boyatıyorsun değil miŞ He, boyatıyorsun. E adamın morelini bitirmenin ne anlamı var. Vereceğin para zıkkım olsun. Ondan gelen hayır Allah'tan gelsin. Değil mi ama.

"Ne deyim bilemiyorum. Ancak,seni pek üzmüş o kardeşim. Üzülme be amca. Çiğlik etmiş. Cahilliğine ver."

"Cahilliğine miŞ"

"He ya."

"Verdik zaten. Vermesek bunları O'na konuşurduk herhalde."

Gülümsedim. O'nun elleri hayli üşümüşe benziyordu. Benim neden içimin titrediğini bilmiyordum. İki dağ arasında konaklayan buz kütlesini yalayıp da geliyormuş gibiydi rüzgar. Yüzümüze değdikçe yüreğimizi çiziyordu. Benim zihnime kazılan fotoğrafta bir kör nokta olduğu kesindi. Öyle ya, o giden genç kardeşim ne demişti ki. Belki de O'nun yüreği benimkinden daha çabuk yoruldu gördüklerinin ortasında. Ya da ne bileyim babasına mı benzetti boyacı amcanın ellerindeki ayaz yanığı kırmızılığı. Belki de O'nu çok sevdiğini anlatmak istiyordu. Beceremediği belli. Hatta iş iyice çığırından çıkmış yürekler boyutunda. Belli ki, şükür işine dolanan düşler aynılığı zihinsel farklılıklar yarattı. Ayağındaki ayakkabıyı, hem de o ayazda gelip Güven Park'ta boyatmasının bir anlamı olmalıydı. Kendine benzeyenlerin dışındakiler bu ayazda niye burada olsunlardı ki. Çocuğun anlaşılmamış olmasına, boyacı amcanın da yanlış anlamasına üzüleyim derken "Anasütüm" Türkçemin tadı vuruyordu beynime.

Koskoca Başkent'in bundan daha güzel nesi olabilirdi ki bana sunacağıŞ Buna sevinirken, bir daha söylüyordu boyacı amcam;

"Eşek su içer içmesine de yiğenim, ıslık gönülün yaylasıdır."

"Islık gönülün yaylasıdır" öyle mi.Ş

"Islık ırabetten gelir" öyle miŞ

Ne olur son sözü "bir de ben söyleyeyim" diyecektim, boyacı amcam yanlış anlar diye çekindim. Ne derdim bilmiyorum da, birazı şükür gibi olurdu diyeceklerimin.

Hani, bu ülkede doğmuş ve yaşıyor olmanın verdiği güzel duygulara karşılık yani.


_____________________________________________________________

İsim: Abbas TURAN
Email: abbasturan58@mynet.com,abbas@abbasturan.
URL: www.abbasturan.com

______________________________________________________________

Eklenme: 2006-12-07
_YAZIER Anılarımız
Gönderen: Abbas TURAN
Hit: 1920
[ Geri Dön | | Bu yazıyı arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]


Yazilar ©

Sayfa Üretimi: 0.03 Saniye

| SoftBlue phpbb2 style by Sigma12 © | PHP-Nuke theme by www.nukemods.com Webtasarım Coşkun © |2006