Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Hazreti Ali




Hazreti Ali, yanlarına varır varmaz seri bir hareketle
kılıcını savurdu. Nevfel'e hızla inen kılıç, korunması üzerine kalkanına
saplandı; yüksek sahabi aynı hızla kılıcı çekti ve Nevfel'in bacaklarına vurdu
ve yere yıkılan kâfirin kafasını kopardı...şimdi Allah düşmanı başsız kalan bir
horoz gibi debeleniyordu.


Hazreti Ali karargâha; Resul aleyhisselamın yanına
geldiğinde iki Cihan Serveri ortaya sordular:


- Nevfel bin Huveylid hakkında malumatı olan var mı?


- O'nun işini hallettik ya Resulallah!


- Allahü ekber! Allahü teâlâ, duamı kabul etti...ancak
her kim Abbas, Talib, Akîl, Nevfel'den biri ile karşılaşırsa onu öldürmeyip esir
etsin. Çünkü bunlar Bedr'e zorla getirildiler.


- Başüstüne ey Allahın Resulü! Emredersiniz.


......


...yine hızla arkadaşlarının yanına çarpışmak için
koşan Peygamber damadı mübarek sahabi, Âs bin Said'i gördü. Aldığı yaraların
acısı ve can havliyle uluya uluya toprağı tırnaklıyordu. Ali radıyallahü anh,
bir kılıç darbesi ile bu kâfirin de canını layık olduğu yere yolladı.


Öğlene yakın saatlerde çarpışma tam bir ölüm-kalım
savaşı halini almıştı. İki taraf da kazanmak için var gücü ile kavga
ediyordu...müminler, şehid veriyor; küffar, ebedi felâkete
sürükleniyordu...derken Ebül Yeser radıyallahü anh, Kureyş Bayraktarlarından Ebu
Aziz bin Umeyr'i esir aldı.


Şimdi Kureyş'in istiklâl timsali bayrak, adi bir bez
parçası gibi müslümanların ayakları altında ve bayraktarları da elleri
arkasından bağlı olarak esirleriydi. Hadise müşrikleri adeta çarptı. Zaten Mekke
reisleri de birer birer katlediliyordu...düşmanın şaşkınlığı giderek
artmaktaydı... Nasıl olur; şu bir avuç insan, neredeyse silahsız oldukları halde
karşılarında nasıl tutunabilir; nasıl dayanabilir; kendileri ile nasıl dişe diş
mücadele Verebilirlerdi? Ne var ki manzara, eşit mücadele şeklini de aşmış;
müslümanlar hakimiyeti ellerine almaya başlamışlardı... Bu sebeple bir tedbir
olarak o gün liderleri ve başkumandanları olan Ebu Cehil Amr bin Hişam'ı
gizlemeye başladılar; ama aynı zamanda cephelerinde de fire vermeye başladılar:
Halid bin Âlem ismindeki kâfir bir yolunu bulup firar etti. O'nu sırasını
düşürdükçe başkaları takip etti. Küffar, ard arda esirler veriyor. Adamları ard
arda ölüyordu. Düşmanda şaşkınlık son haddindeydi. Mahzumoğulları, aralarından
değişik kimseleri Ebu Cehil gibi giydirerek hedef şaşırtmak istediler fakat yine
kaybeden kendileri oldu. Hazreti Hamza bunlardan Ebu Kays, Hazreti Ali de
Abdullah bin Münzir'i Ebu Cehil'in gözü önünde katlettiler...


Ebu Cehil, homurdanıyordu:


- Aksilik, Süraka ve adamlarının firarı ile başladı.
Onların firarı korkakları daha da adileştirdi. Ben bilirim Sürakaya ne
yapacağımı! Hele bir Mekkeye döneyim o zaman görecek harpten kaçmak neymiş. O
kaçınca bizim ödlekler de bir bir çözüldü..


- Ya Eba Cehil hani Kürz ibni Cabir de gelmedi?


- Gelmez tabii. Kurnaz adam şu vaziyette ölmeye mi
gelsin.


Evet; hakimiyetin islâm ordusuna geçtiğini haber alan
Kürz, Kureyş'e yardıma gelmekten vazgeçmişti...


......


......


......


Ukbe bin Ebi Muayt, Hicretten evvel Mekke'de Sevgili
Peygamberimiz'e işkence yapan en taşkın kâfirlerden biriydi. Hicret üzerine
fahri kâinat aleyhine bir manzume yazmıştı.


Hicret edince Mekke'den


Kurtulduğunu sanma!


Ey Kusva'nın suvarisi


Rüzgârdan hızlı atımla


Tez zamanda olacağım karşında


Mızrağıma kanınla su verecek


Kılıcımla vuracağım boynuna...


Efendimiz bu mısraları işitince:


- Allahım Ukbeyi ağzı üzerine yere çal!


Diye dua ettiler..


İşte meydanı boş bulduğunda uluorta atıp tutan bu
zalim; Kureyş ordusu Bedir'de gerilemeye başlayınca kaçmaya ilk davrananlardan
biri oldu...ama bindiği at, hırçınlaşarak o'nu üstünden attı. Ağzı üzerine yere
çakılmıştı. Abdullah bin Seleme, yetişerek esir aldı ve esirlerin toplandığı
yere götürerek muhafızlara teslim etti...


Kahramanların en büyüğü aziz mücahidler, muhacir veya
ensardan şehid verdikçe yürekleri kor ateşler gibi yanıyor; azimleri artıyor;
her kâfirin katlinde şevkleniyorlardı.. Hatta bazan kılıçlar bile o yiğitlere
yetmiyordu... Ükkâşe bin Mıhsan, her sahabi gibi döne döne, vura vura, düşmanın
üstüne gide gide dövüşüyordu. Ükkâşe hazretleri, bütün hançeresi ile "Allahü
Ekber!" diye bir sayha kopararak kılıcını savurdu. Simâk bin Hareşle'nin kellesi
havada helezonlar çizerek toza toprağa bulandı ama.. mübarek sahabinin kılıcı da
kabzaya yakın yerden "çınn" diye koptu. O heyecanla koşulacak yere koştu:


- Ya Resulallah kılıçsız kaldım!..


...diğer her mücahid gibi yapış yapış terler ve kan
içindeydi... bu kanlar ya kendi yaralarından akıyordu; veya bir şehidi alıp arka
saflara taşırken bulaşıyordu veya bir islâm düşmanından sıçrıyordu...


Sevgili Peygamberimiz, yerden bir hurma dalı alarak
büyük muharibe uzattılar:


- Bununla devam et...


Ükkâşe bin Mıhsan radıyallahü anh, dalı kaptığı gibi
cepheye koştu...'bir hurma çubuğu ile zırhlı ve kılıçlı düşmana karşı ne
yapabilirim' fikri beyninin en dip hücresinden bile geçmedi.. Karşısına çıkan
ilk kâfire tâ ciğerlerinden kopup gelen bir derin ihlasla "Bismillah!" diyerek
elindeki hurma dalı ile hamle yaptı... o ân sevgili Peygamberimizin büyük bir
mucizesi gerçekleşti. Ükkâşe hazretlerinin düşmana savurduğu hurma dalı, daha
havada iken uzun, parlak ve sırtı sağlam keskin bir kılıca dönüştü ve kâfiri
cansız yere serdi.. Ükkaşe radıyallahü anh "El'avn" ismini verdiği bu kılıçla
bütün gazalara iştirak etti..


Ubeyde bin Said ise gözleri hariç başdan ayağa zırh
içinde olduğu halde atının üstünde övünüp duruyordu. Zübeyr bin Avvamla
karşılaştı. Büyük mücahid, yaradana sığınıp öyle bir nişan aldı ki mızrağı
kâfirin gözüne isabet ettirdi ve O'nu attan bir demir külçesi gibi yere
yuvarladı; kâfir ölmüştü. Zübeyr radıyallahü anh, ayağıyla düşmanın kafasına
basarak mızrağı ancak çekip çıkarabildi.


Bütün eshab, şu ân aynı ulvi gaye için yaşıyor veya
ölüyordu: İlayı kelimetullah...bu sebeple destanların anlatmaya yetmeyeceği bir
kahramanlıkla vuruşuyorlardı... Hazreti Ali, Hazreti Hamza, Ebu Dücane, Ammar
bin Yasir, Zübeyr bin Avvam, Bilâl-i Habeşî, Abdurrahman bin Avf, Suheyb bin
Sinan, Abdullah bin Seleme, Zeyd bin Harise, Numan bin Asr, Ebu Huzeyfe, Ubeyde
bin Haris, Sabit bin Ciz, Mücezzer bin Ziyad, Muaz bin Amr, Hazreti Ömer, Yezid
bin Abdullah, Harice bin Zeyd, Said bin Rebi, Ma'n bin Adiy, Numan bin Malik,
Yezid bin Rukayş, Ebu Bürde bin Niyar, Ebül Yeser, Muaz bin Afra, Muavvez bin
Afra, Harice bin Zeyd, Hubeyb bin Yesar, Huseyn bin Haris, Osman bin Mazun,
Halid bin Bükeyr, İlyas bin Mükeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas, Malik bin Rebia,
Abdullah bin Seleme...ve diğerleri karşılarına çıkan kâfirleri cansız yere
seriyorlardı.


Mücahidler, kâfirlerden bazısını da canlı olarak
yakalayıp esir ediyorlardı. Aslında müşrikler zor ânlarında kılıçtan kurtulup
esir olmayı artık cana minnet bilmeye başlamışlardı...ancak müminler, bu
adamlardan neler çekmemişlerdi ki! Bu sebeple Resulullah'ın karargâh
muhafızlarından Sa'd bin Muaz, bir kâfir esir alınarak müslümanların eline
geçtiğinde "ah keşke öldürülseydi" diye içten içe hayıflanıyordu.. Sevgili
Peygamberimiz sual buyurdular:


- Ya Sa'd halinde bir hoşnudsuzluk görüyorum.


- Evet ya Resulallah. Keşke elimize düşen her kâfiri
katletsek! Esir olmakla canlarını kurtarıyorlar...


...tabii az da olsa müminler de kayıp; daha güzel
söyleyişi ile şehid veriyorlardı...mesela düşmana "bilekleri yoruluncaya kadar
kılıç sallayan" Avf bin Haris radıyallahü anh Ebu Cehil tarafından şehid
edilmişti. Henüz onaltı yaşında olduğu için sefere kabul edilmeyen; bunun
üzerine Peygamberimiz'den yalvararak izin alan Umeyr bin Ebi Vakkas da genç bir
kartal gibi kanının son damlasına kadar vuruşmuş ve nihayet Amr bin Abdi Ved
tarafından şehid edilmişdi, radıyallahü anh.


......


Meşhur Kureyş reislerinden Tuayme, Safvan bin Beyza
radıyallahü anh'ı şehid etti; fakat Safvan hazretlerinin kanı yerde kalmadı.
Hazreti Hamza radıyallahü anh da mübarek kılıcı ile kâfirin işini bitirdi. Ebu
Cehil'in kardeşi Âs bin Hişam'ı ise Hazreti Ömer ile Yezid bin Abdullah
hazretleri katlettiler. Kureyşin en mühim reislerinden bir de Ümeyye bin Halef
vardı. Hazreti Bilâl'in efendisi yaşlı ve şişman adam. Bilâl radıyallahü anh'ı
Allah'a ve Resulüne imandan vazgeçirmek için tandır üzerindeki sac gibi yakıcı
kumlar üzerine yatırıp ağır kaya parçalarını göğsüne koyan; ağzında tükrüğün
zerresi bile kalmadığı halde bir damla su vermeyen; boynuna ip takıp çocukların
eline verdikten sonra Mekke sokaklarında seyirlik bir mahluk olarak gezdiren ve
"ehad / Allah bir" dedikçe işkenceyi arttıran taş kalbli zalim... Bu zalim,
yaşlılık ve şişmanlığını korkaklığına maske yapmak istemiş ve fakat Ebu Cehil
şirretinin ağır tahrikleri yüzünden istemeye istemeye harbe dahil olmuştu...
Yüce Allah, O'nu harbe dahil etmişti; çünkü başına gelecekler vardı. Bu adam ve
oğlu Ali, harbin sonuna kadar dayandılar...ama ümidleri kalmayınca can tasası
ile her ikisi de eskiden dostları olan Abdurrahman bin Avf radıyallahü anh'a
iltica ettiler...


...fakat tam o sırada Bilâl-i Habeşî radıyallahü anh'ın
gözüne çarptılar. Peygamber müezzini o güzel sesi ile bağırdı:


- Ey Allah askerleri! İşte kefere ve fecerenin reisi
Ümeyye bin Halef burada! İslâmın şeref ve izzeti için onu öldürünüz!!..


Muaz bin Harisle ensardan bazıları yetişip kılıçları
ile bu islâm düşmanını ortadan kaldırdılar. Oğlu Ali'yi ise büyük ve çilekeş
mümin Ammar bin Yasir katletti. Ali, o ân kulakları sağır eden korkunç bir
çığlık kopardı. Ki işitenler birân dona kaldılar.


Savaş devam ediyor; fakat küfür ordusu ölü ve esir
verdikçe yeisten kahroluyordu...


O meydan okuyan; Mekkeli muhacirleri âsi sayan;
Medineli ensarı basit çiftçiler diye hor görenler, arkası arkasına anlı-şanlı
arkadaşlarını kaybedince kara ruhlarında korku fırtınaları savrulmaya başladı.
Bir kaç saat öncesine kadar kendilerinde kıyas kabul etmez üstünlükte görenler,
şimdi 'nasıl yapar da ağır bir hezimet'ten kurtuluruz' diye
düşünüyorlardı...halbuki şu meydana ne hayaller ve ne şekilde gelmişlerdi?
Hesaplarına göre müslümanların önde gelenleri cezalandırılacak; diğerleri de
elleri arkalarına bağlanarak süre süre esir pazarına götürülecekti...müşrikler
ise hiç kimsenin burnu bile kanamadan geri döneceklerdi... Ebu Cehil, bu
kahredici hesaplaşmayla kendi kendisini yiyip bitirirken asıl, müminler, O'nun
işini bitirmek için fırsat kolluyorlardı. Bu meydanda her kâfiri devirmek her
mümin için dünya durdukça devam edecek bir ulu şerefti ama; şereflerin en büyüğü
küfrün lideri Ebu Cehil'i öldürmekti. Fakat bazı ensar O'nu tanımıyordu.


......


Bu sebeple Bedr'e yedi civanını birden gönderen o yiğit
ana Afra Hatun'un çocukları Muaz bin Haris'le Muavvez bin Haris bu ölüm kalım
anında Abdurrahman bin Avf'a yaklaştılar:


- Amca! Ebu Cehil'i tanıyor musun?


- Niçin sordunuz?


- O'nunla görülecek hesabımız var.


Abdurrahman bin Avf radıyallahü anh güldü:


- Her müslümanın o'nunla görülecek hesabı var.


- Doğru ama bizim Rabbimize verilmiş sözümüz var. Ya
onu katledecek veya bu uğurda öleceğiz.


- Bakın ta şu ileride kalabalığın etrafını çevirdiği at
üstündeki yetmişlik kara kuru adam.


İki genç gösterilen hedefe doğru hızla atıldılar...
Hazreti Abdurrahman çok duygulandı:


- Allahım henüz hayatlarının baharında olan bu gençleri
umduklarına nail eyle.


İki kardeş kalabalığın ortasına daldı. Kılıçlar, inip
kalkıyor; çarpışan çeliklerden ürpertici çınlamalar yükseliyor; bunlara
insanların "ah vuruldum" feryatları ile at kişnemeleri katılıyordu. Onlar Ebu
Cehil'e vurdukça muhafızlar ve Ebu Cehil de genç müminleri öldürmeye
çalışıyorlardı. Mel'un kâfire bir iki darbe de Muaz bin Amr indirdi. Zalim,
öldürücü yara almıştı. Ancak, Ebu Cehl'in oğlu İkrime Muaz bin Haris'i kolundan
ağır şekilde yaraladı. Aynı anda Ebu Cehil de Muavvez'i şehid etti. Muaz
hazretleri, kardeşinin şahadetine aldırış etmeden dehşetli mücadelesine devam
ediyordu. Ve sonunda etrafındaki koruyuculara rağmen Ebu Cehil'e son darbeyi
vurarak çığlıklarla yere yuvarladı...


......


......






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye