Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







İşte bütün zamanların en büyük ve en mânâlı savaşı




İşte bütün zamanların en büyük ve en mânâlı
savaşı...küfür ve iman orduları, sür'atle birbirinin üstüne yürüyorlar. İman
ordusu, üçyüzbeş kişi iken küfür ordusu, bunun üç katından fazla; dokuzyüzelli
kişi... küfür ordusu, müslümanların sayı azlığına aldanıyor ve bu aldanışın
verdiği emniyetle doludizgin gelmekte...iman ordusu ise yüce Allah'ın kalblerine
ilham ettiği muazzam cesaret hissi ile müşrikleri az gördüklerinden onlar da
düşmanın üstüne aynı sür'atle yürümekte...sanki iki dağ, yerlerinden kopmuş
heybetle yekdiğerinin üstüne yürüyor.


...ama; islâm düşmanları, daha harbin başında zafer
sarhoşluğu ve büyük bir dağdağa ile koşarken ilk darbeyi bir mucize ile
yediler...onlar, dört koldan oklar atarak islam ordusuna doğru gelirken; bir
ânda ortaya çıkan beklenmedik bir kum fırtınası, müşriklerle at ve develerinin
ağız, burun ve gözlerine doldu...kum, bakır bir leğene çakıl taşı düşüyormuş
gibi ses çıkarıyordu. Küfür cephesi, dehşetli kum fırtınası ile şiddetle
sarsıldı. Ne olduğunu; neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Sevgili Peygamberimiz
sallallahü aleyhi ve sellem, mübarek islam ordusuna hücum emrini verirken
düşmana yerden aldıkları bir avuç kumu savurmuş ve dua etmişlerdi: "Yüzleri kara
olsun! Allahım, kâfirlerin kalplerine korku; dizlerine titreme ver..."


...hepsi hepsi bir avuç bir şeyken şiddetli bir kum
dalgası gibi düşmanı sarsan kumlar; daha doğrusu ahir zaman Resulünün mucizesi,
düşmanı ta iliklerine kadar ürpertti. Kalplerini ilk "acaba" ve ilk korku
hisleri yokladı...dizlerinde bir titreme duydular.


......


...dua desteği ile düşmana fırlatılan bir avuç kumla,
umulan bütün fayda elde edilmişti...yalnız o bir avuç kumu çöl fırtınalarına
çeviren; bir atan ve attıran vardı... Peygamberimiz, atmış; Allahü teâlâ ise
attırmıştı; azı çok yapan; azıcık kumu koca bir ordu ile bineklerinin ağzına
burnuna dolduran elbette Allahımızdı. Kur'an-ı Kerim bunu haber veriyor; işte:
Sen atmadın; fakat Allah attı.


Mücahidler, düşmana önce ok attılar; sonra taş
yağmuruna tuttular...kum fırtınası şaşkınlığını henüz atlatan islâm düşmanları,
hemen ardından yeni bir şaşkınlığı yaşadılar; Müslümanlar, onları ta uzaktan
taşlarla dövüyorlardı...taşlar, düşman askerleri ile at ve develerinin başına
gülle gibi inmekteydi...


...kalkanları ile zor-güç korunarak üzerlerine gelmekte
olan peygamber ordusuna mızraklarla hücuma geçtiler. Onların mızraklarla
saldırmaları üzerine müminler de mızraklarla savaşa başladı ve bunu amansızca
inip kalkan, kılıçlar takip etti... şimdi ok, kılıç, mızrak sesleri birbirine
karışıyordu...ama, müslümanlar, sadece sayıda değil binek, ok, mızrak, kılıç ve
kalkanda da Mekke ordusundan zayıflar. Hatta zayıf da değil; arada mukayese
edilmeyecek kadar fark var...düşman, sayı ve silah üstünlüğüne sahip...mücahidler,
bunlarda gayet zayıflar fakat bir şeyde emsalsiz; benzersiz üstünlüğe malikler.
Onlar, imanın en yüksek noktasındalar...bir tarafta müslümanlığı daha doğduğu ân
boğup yok etmek isteyen bir ordu; bir tarafta Allah askerleri; kahraman
mücahidler.


Efendimiz, merkeze ve bütün orduya kumanda
ediyorlar...üzerlerindeki zırhla bellerindeki kılıç, Sa'd bin Ubade radıyallahu
anh'ın hediyesi. Sağ cenahın/tarafın kumandası Zübeyr bin Avvam, sol
cenabın/tarafın kumandası Mikdat bin Esved hazretlerinde... İslâm ordusu, düşman
karşısında mübarek bir hilâl güzelliği ile mevzilenmiş... Çarpışma olanca
hızıyla devam ediyor... İslâm sancaktarı Mus'ab ibni Umeyr...düşman
sancaktarları ise Mus'ab radıyallahü anh'ın kardeşi Zürare ibni Umeyr ile Nadr
ibni Haris; Talha ibni Talha...


...iki ordu birbirine girip oklar havada vınlarken
ibretli bir şey oldu; Hibbân bin Arika'nın fırlattığı ok, islâm saflarının ta
arka taraflarında bulunan; hatta bu esnada su içmekte olan Harise bin Süraka'yı
buldu...genç sahabi, düşmanla sıcak temasın ilk şehidi oldu...ancak garip olan,
düşman okunun, ön saflardaki sahabileri aşarak Harise radıyallahü anh'ı
vurması... demekki ecel gelince insanın safın önünde veya arkasında olması
farketmiyordu... gerek bir arkadaşlarını şehid vermeleri ve gerekse şehidin
ibretli ölüm şekli mücahidleri, daha da gayrete getirdi... "Allah", "Allah"
haykırışları göklere yükseliyor..


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem,
tesirli bir konuşma ile islâm askerini coşturuyorlar:


- Ey eshabım! Sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allah'a
yemin ederim ki her kim, bugün düşmandan yüz çevirmeyip sebat eder ve çarpışa
çarpışa şehid olursa; Cenab-ı Hak, onu mükâfaat olarak elbette cennetine
koyacaktır. Bugün şehid olacakları en yüksek cennet; Cennetül Firdevs, hazır
olarak beklemektedir.


Efendimizin bu müjdesini işiten Umeyr bin Humam
radıyallahü anh, daha bir aşka geldi:


- Ah ne kadar güzel! Cennetle aramızda bir nefeslik
mesafe kalmış...demekki cennete gitmek için bir düşman kılıcı kâfi...


Umeyr, bunları der demez, düşman saflarını yara yara
ilerlemeye başladı. Bir taraftan kılıç sallıyor bir taraftan da veciz sözler
söylüyordu:


- Allah'a maddi azıklarla değil; ancak razı olacağı
işler ve O'nun için cihad ederek gidilir. Allah korkusu, doğruluk ve iyilikten
başka her şey tükenmeye mahkumdur.


Mübarek, sanki kanı ve kılıcıyla vasiyetini yazıyordu.


......


Ensar'dan Avf bin Haris radıyallahü anh, Sevgili
Peygamberimiz'e koştu:


- Ey Allahın Resulü! Kulun Rabbini hoşnud eden işi
nedir?


Efendimiz:


- Bilekleri yoruluncaya kadar kılıç sallamak!


Buyurdular. Bunun üzerine Avf bin Haris, daha çevik
hareket edebilmek için zırhını da çıkartarak yalın kılıç düşmanın arasına daldı.


......


......


...diğer tarafta şehidlik özlemi ile kavrulan Umeyr
hazretleri, sürekli kılıç darbesi yiyordu...ama kahraman sahabi, aldığı öldürücü
yaralara rağmen çarpışıyordu; ve nihayet aldığı son darbe ile çok özlediği
şehidliğe kavuştu ve ruhu cennete kanat çırptı...kılıçla şehid olan ilk mücahid
Umeyr bin Humam radıyallahü anh'dır.


......


Bütün islâm askeri, bu harbin ne demek olduğunu; ne
mânâya geldiğini çok iyi biliyorlardı... Bu sebeple mutlaka kazanmak azmiyle
çarpışıyorlardı..ama ne çarpışma; kendinden geçerek; canını hiçe sayarak yapılan
bir cihad..


......


......


Ebu Cehil Amr bin Hişam ise hem savaşıyor; hem de
kibirlene kibirlene fazlalığı ile övünüyordu:


- Ey müslümanlar! Harplerin bu en dehşetli gününde en
yaman develer, en seçme atlar; en keskin kılıçlarla bile benimle başedemezsiniz.
İyi bilin ki anam beni bugün için doğurmuş... Bir büyük yangını bugün
söndürecek; inanç ve adetlerimize isyan edenleri, bugün feci cezalara
çarptıracağım!!!


Zaferin Mekke ordusunda olacağına öyle inanmıştı
ki...şimdiden onun hayal ve sarhoşluğu içindeydi. Bu sebeple "anam beni bugün
için doğurmuş" diye şiirler söylerken zaten canavarlar gibi saldıran kâfirleri
daha da azdırarak müslümanları bir an evvel imha etmek ve çabucak sonuca gitmek
istiyordu.


Azgın kâfirlerden Âsım bin Ebi Avf da yırtıcı bir
hayvan gibi saldırıyor ve bir taraftan da küffarı teşvik ediyordu:


-Ey Kureyş! Duracak zaman değil! İşte gün bugün! Fırsat
bu fırsat! Akrabalık haklarını hiçe sayan ve milletini böleni affetmeyin. O'na
bu harpten sağ kurtulmak nasib olursa bana ölüm nasip olsun!.


Bu büyük lafı ederken Ebu Dücane hazretleri ile
karşılaştılar. Kılıçlar havada bir iki kere ağız ağıza geldikten sonra mübarek
sahabi, ani ve seri bir hamle ile Âsım kâfirini katletti... Zırhını almaya
çalışırken Hazreti Ömer, uzaktan seslendi:


- Ya Eba Dücane şimdi sırası mı? Zırhla değil düşmanla
uğraşacak zaman. Bırak onu!


Zırhı bırakmıştı ki Mabed bin Vehb'in savurduğu kılıcı
yere çökerek zor savuşturdu ve anında karşılık verdi. Bir bir daha derken geri
geri giden kâfir, tökezleyerek bir çukura düştü. Rakibinin üzerine atlayan Ebu
Dücane radıyallahü anh, kafasını kesmek suretiyle bu islâm düşmanının da canını
cehenneme yolladı.


...ancak aynı anda müslümanlar, Sa'd bin Hayseme'yi
kaybediyorlardı; bir kum tepesinin üstünde ve yakıcı güneş altında bir müşrikle
Sa'd hazretleri nefes nefese vuruşuyorlardı. Müşrik'in kafasında miğferi ve
altında cins ve çevik bir atı vardı...Sa'd bin Hayseme ise sadece çıplak bir
kılıca malikti. Bu sebeple Sa'd radıyallahü anh, şehadet şerbetini içerek
Allah'ın sonsuz rahmetine kavuştu.


......


Bir mü'mini öldürmenin zevkini yaşayan kâfir, atından
inerek Hazreti Ali'ye meydan okudu..


- Ali bin Ebi Talib gel! Gel şimdi de seninle
hesaplaşalım!


Hazreti Ali, adamı tanımamıştı ama madem ki kaşınıyordu
derhal...


-Derhal ey Allah düşmanı; haydi!..


-Bileğine güveniyorsan durma!..


-Ben bileğime değil o bileği yaratana güveniyorum ey
kâfir! İşte buradayım..






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye