Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Yeni Sayfa 3




-Pekâlâ..öyleyse şöyle yapacağız. Ben yine gelmeyeceğim
ama yerime adam göndereceğim.


-Kimi?


-Kardeşin Âs bin Hişam'ı ya Eba Cehil. İflas ettiğinden
kendisinde olan dörtbin dinarımı alamadım. Söyleyin O'nda olan bu alacağıma
karşılık benim yerime sizinle harbe gelsin..buyurun. Maksat hasıl olmuştur.


.....


Ebu Leheb kâfirinin yanından biraz da asabi şekilde
ayrılan Ebu Cehil, Ukbe bin Ebi Muayt'la beraber Umeyye bin Halef'in kapısına
vardılar.


Umeyye daha evvel Sa'd bin Muaz'dan Efendimizin bir
sözünü işitmiş ve iliklerine kadar titremişti: "Benim ümmetim Ümeyye bin Halefi
katleder!"


Bunu diyen asla gerçek dışı konuşmamış ve hiç bir gün
olmayacak bir şey söylememiş "Muhammed'ül emin"di. O yüzden Umeyye, Ebu Cehil'i
uyutabilirse bir kenarda kalmaya karar vermişti.. Ama ne mümkün! İşte Ebu Cehil,
hızla kapıya vurmaya başladı bile. Koşturan Umeyye:


-Geldim, geldim!


-Ya Umeyye...


-Oo siz misiniz ya Eba Cehil. Ukbenin elindeki o ateş
dolu tava nedir öyle? İçeri gelmez misiniz?


-Vaktimiz dar ya Umeyye? Bir şeyden haberin yokmuş gibi
öyle serin davranma. Müslümanlar, Kureyş hazinesi bir kervanı basarken biz
Umeyye'nin evinde rahat sedirlere uzanıp alev renkli şaraplar içip söz dahisi
arap şairlerinin şiirlerini mi söyleyeceğiz? Durma çabuk atını, zırhını,
kılıcını al ve gel...


-Ama ya Eba Cehil! Ben hem şişman; hem yaşlıyım.


-Yalancı! İşine gelince yaşlı ve şişman olursun. Al
öyleyse şu sürmeyi kadınlar gibi evinde otururken gözlerine çekersin. Ukbe ateşe
buhur dök de ver ki bizden sonra tütsülensin!..


Umeyye bin Halef; Bilal'i Habeş radıyallahü anh'ın
efendisi iken müslüman oldu diye O'na en vicdansızca zulümler yapan kibir putu.
Şimdi bu adama kendi dindaşları kadın yerine koyarak alenen hakaret ediyorlardı.
Kurnaz Ebu Cehil, en sinirli anında bile muhatabının hassas tarafını tahrik
etmesini bilmişti..


Umeyye:


-Hayır ben kadın değilim. Buhur da sürme de size
kalsın...ben ömrüm boyunca şerefli ismime leke sürdürmedim. Birazdan orada
olacağım, siz gidin!..


.....


Umeyye, hemen evden çıkarak Mekke'nin en seçme ve en
sür'atli devesini sahibine bir dolu para ödeyerek satın aldı ve hazırlık için
evine geldi. O'nu gören hanımı:


-Hayrolsun ya Umeyye! O kadar bineğin varken bu deve
nedir; bu telaş nedir?


-Harbe gidiyorum!


-Ne, ne dedin? Harbe mi? E, peki o Medine'linin
dediğini unuttun mu?


-Hayır unutmadım. Ama Ebu Cehil bir bela gibi yapıştı
yakama. Söz verdim. Bir mikdar aralarında bulunup ayrılacağım.


-Ayrılacakmış! Sen öyle zannet! Ebu Cehil'in pençesine
düştükten sonra artık ayrılamazsın.. Ah Ebu Cehil ah!.


.....


Umeyye Mekke meydanına geldiğinde hayli kalabalık
toplanmıştı.


Suheyl bin Amr:


-Ey Kureyş!


İşte kahramanlığımızı gösterecek gün, bugün! Haydi
yiğitliğinizi göstermeye! Deve lazım olana işte develer! Ok, kılıç, mızrak
isteyene hepsi var. Seçip beğensin. Yiyecek isteyen dilediğinden, dilediği kadar
alsın!!!


Diye nida ediyordu. Daha başkaları da Kureyşlilerin
damarlarını kabartacak; onları kışkırtacak sözler söylüyorlardı:


Zem'a bin Esved:


-Lat ve Uzzaya andolsun! Bin kere andolsun ki Kureyş
kabilesinin başına bundan daha büyük felaket gelmemiştir. Şu işe bakın ki
Muhammed'le Yesribli şu basit çiftçiler asil Mekke tüccarlarının kervanına
saldırıyor. Kureyş, tarihinde hiç böyle bir zillete maruz kalmış mı? Duracak
zaman değil. Kimin ne eksiği varsa işte her şey burada tamamlasın!.. Eğer bu
tehlike bugün bertaraf edilemezse; onları yarın Mekke kapılarında da
durduramazsınız!


Tuayme bin Adiy:


-Evet Zem'a doğru diyor. Mallarımıza el koymayı mubah
sayıyorlar. Bu kervana kadın-erkek bütün Abdi Menaf oğulları katıldılar! Şimdi
bu koca servet müslümanların eline mi geçecek? İşte benden ordumuza yirmi deve
yükü yiyecek.


Abdullah bin ebi Rebia beşyüz dinar, Huveyt bin Abd'ül
Uzza üçyüz dinarlık silah bağışladı.


Tartışmalardan sonra Allah düşmanları şu karara
vardılar:


 


-Bu harbe her Kureyşlinin iştirak etmesi mecburidir.
İştirak edemeyen olursa; onlar da yerlerine adam bulup göndermeye mecburdur.


.....


Kureyş kısa zamanda hazırlandı...ancak bir korkuları
vardı. Ya Kureyş'in hasmı Bekiroğulları, müslümanlarla çarpışırken kendilerine
arkadan saldırırsa!


Kureyş'in ileri gelenleri, Bekiroğullarının ileri
gelenleri ile görüştüler...bazı tavizler karşılığı Bekiroğullarının Kureyşe
saldırmayacağına dair teminat ve kefalet alındı.


Bunun üzerine, örme zırh ve dövme zırhlara bürünmüş
kılıçlı, mızraklı, yerinde durmayan cins arap atları ve soylu develere binmiş
müşrik ordusu... arkada tef ve şarkılarıyla orduyu coşturan güzel sesli
kadınlar, hürriyetlerine kavuşmuş cariyeler olduğu halde yürüyüş başladı.


Utbe bin Rebia ve Şeybe bin Rebia da Kureyş
ordusundaydı...bunlar sefer için kılıç kuşanıp zırh giyerken kendilerini
köleleri Addas gördü. Bir fevkaledelik olduğunu gören bu garip mümin merakla
sordu:


-Ne oldu? Nedir bu hal? Nereye gidiyorsunuz?


-Hani Taifte iken bizim bağın yanına yorgun ve ayakları
kanlar içinde bir adam gelip oturmuştu.


-Evet, benimle üzüm göndermiştiniz.


-İşte O adam ve taraftarları ile savaşa gidiyoruz.


Sanki Addas'ın başından kaynar sular dökülmüştü.


-Ey efendilerim! Sizin "O adam" dediğiniz en son
Peygamber.. Yalvarırım gitmeyin. Bir Peygambere kılıç çekilmez. Emin olun savaşa
değil; felakete gidiyorsunuz. Gelin bir kerecik de siz beni dinleyin; bu habis
işten vazgeçin..


Addas'ın gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülüyordu ama
Utbe ve Şeybe çıkıp gittiler.


 


Az sonra oraya As bin Münebbih bin Haccac isminde bir
genç geldi...


-Nedir bu gözyaşları ya Addas? Niye böyle rengin uçmuş?


-Felakete gittiler; düşüp ölecekleri yere kendi
ayakları ile gittiler.


-Kim?


-Utbe ve Şeybe Resulullahla çarpışmaya gittiler.


-Ya Addas! Muhammed hakikaten peygamber midir?


Soru, bu sağlan iman sahibi mubarek Sahabiyi zangır
zangır titretti. Tüyleri diken diken olmuştu:


-Vallahi O bütün insanlara gönderilmiş son
Peygamberdir.


.....


.....


Mü'minler Bedr'e doğru yol alıyorlar. Akik mevkiinde
iken Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, eshabı arasında Medineli
müşriklerden Hubeyb bin Yesâf ile Kays bin Muharris'i gördüler.


Cesur ve mahir bir savaşçı olan Hubeyb bütün yüzünü
örtecek şekilde bir miğfer giymiş olmasına rağmen Kâinatın Efendisi, kendisini
tanıdılar; ve Sa'd bin Muaz radıyallahü anh'a:


-Ya Sa'd! Sağ tarafında giden Hubeyb bin Yesaf değil
mi? Diye sual buyurdular.


-Evet ya Resulallah; Hubeyb ve Kays...


İslama gelmedikleri halde bu iki kişi, islâm saflarında
ne arıyordu; onların bu kutlu saflarda, bu üstün insanlar arasında ne işleri
olabilirdi? Bir hesapları var ki sonu meçhul bir seferin ortasına dalmışlar?
Evet bir hesapları var...nasıl ki bu akında bulunan muhacirin ve ensarın bir
hesabı varsa bu iki Medineli gayrımüslimin de bir hesapları var...ancak eshab-ı
kiram aleyhimürridvan efendilerimizinki ahiret hesabı; bu iki insanınki dünya
hesabı; dünya menfaati... Seçilmiş ve süzülmüş iyiler cemaati eshab'ın hesabı
şu:


Sevgili Peygamberimiz'in rızasına kavuşmak. Yüce
Allah'ın rızası ancak ve ancak O'nun sevgilisinin sevgisini kazanmakla mümkün...
Eshab, can pazarına bu maksatla çıkıyorlar..herşeyin bir bedeli var; bu rızanın
en zirve noktadaki bedeli de ölümü hayata tercih etmek..


Hubeyb bin Yesaf ile Kays bin Muharris'in hesapları ise
dünyalık...onlar müşrik kervanına karşı çarpışarak bir kaç dünyalık bir şey elde
etmek için gelmişler...ne yapsınlar; işin idrak ve özünden haberli
değiller...olamazlar da. Ta ki kendilerine hidayet erişene kadar.


Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, iki
yabancıyı yanlarına istettiler:


-Siz ne maksatla bizimle geliyorsunuz?


Cevapları şu:


-Anneniz Halime Hatun tarafından sizinle akrabayız.
Ayrıca şimdi de komşuyuz. Tecrübeli birer cengaveriz; iyi dövüşürüz.
Saflarınızda Mekke'lilere karşı çarpışmak buna mukabil biz de ganimet malı almak
istiyoruz.


Peygamberimiz sordular:


-İslamiyete girdiniz mi?


-Hayır; müslüman değiliz.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye