Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Atlılar




Atlılar; Mik'dat ibni Esved, Zübeyr ibnil Avvam ve
Mersed Ganevi.


Mikdat radıyallahü anh'ın mubarek atının ismi Ba'zce,
Zübeyr radıyallahü anh'ınki ise Ye'sub..


Az mü'minde kılıç var. Zırhlı insan sayısı ise onu
bulmuyor...


.....


Teftiş bitince yürüyüş başladı. İki üç sahabi bir
deveye nöbetleşe biniyorlar.


Fahri Kâinat Efendimiz de bir deveyi Ali bin ebi Talib,
Mersed bin ebi Mersed ve Ebu Lübabe ile paylaşıyorlar. Hazreti Lübabe'nin
Mekke'ye vali olarak gönderilmesinden sonra O'nun yerini Zeyd ibni Haris aldı.
Son Peygamber, iki arkadaşı ile aynı deveyi ortaklaşa kullanıyor; sırası gelince
de hayvandan inerek yaya yürüyor... Eshab-ı Kiram efendilerimiz,
Peygamberimizden hayvandan aşağı inmemesini; yayan yürüme zahmetine girmemesini
istirham ediyorlar.


İşte Âlemlerin Sultanı'nın cevabı:


-Siz yola benden daha çok dayanıklı değilsiniz. Ben de
sevaba sizden daha az muhtaç değilim.


.....


Dağlardan Bedr'e varma gayreti ve bu uğurda katlanılan
sayısız meşakkat. En münasip yol seçilmesine rağmen bacaklara dolanan dikenli
otlar, ayakları kesen bıçak gibi taşlar, dili damağa yapıştıran, ağızda tükrük
bırakmayan sıcak hava ve islamiyetin şan ve şerefi için bu zahmetlere severek,
gülerek ve bu sıkıntıları nimet bilerek katlanan yüce insanlar.


...bu insanları engin bir muhabbet ve tarifsiz
merhametlerle gözden geçiren Allah Resulü dua buyuruyorlar..


-Allahım!


Eshabım aç; yiyecek ver.


Allahım!


Eshabım çıplak; giyecek ver.


Allahım!


Eshabım yaya; binecek ver.


Allahım!


Eshabım fakir; imkân ver...


.....


.....


İslâm istihbarat elemanları Talha ibni Abdullah ve Sa'd
ibni Zeyd radıyallahü anhüm, müşrik kervanının iki güne kadar Cebar'dan
geçeceğini öğrenince oradan ayrıldılar. Onlar gittikten sonra kervan geldi.


.....


.....


Ebu Süfyan, çevrede müslüman casusu olup olmadığını
soruşturuyor. Zira daha Gazze'de iken bazı müslümanların Zül Aşire'ye kadar
geldiklerin işitmişti.


Keşdi, bir sır vermediyse de Ebu Süfyan, Cebar'a iki
kişinin geldiğini ve meydandaki hurma ağacının altında develerini çökerterek bir
mikdar oturmuş olduklarını etraftan öğrendi.


Kervan reisi, denilen yerde inceleme yaptı.


Yerde deve pislikleri vardı. Bunları bir sopa ile
karıştırınca Medine hurmalarına ait çekirdekler gördü. "Eyvah demek ki
müslümanlar hâlâ kervanı takip ediyorlardı.. Ya beklenmedik bir yerde baskın
verip şu koca serveti elinden alırlarsa?" Birden paniğe kapıldı. Mekke'nin her
şeyi demek olan bu kervanın Medine'nin eline geçmesi müslümanlara büyük bir
maddi güç kazandıracağı gibi, Mekke'yi de iktisadi bakımdan zora sokacaktı.


Hemen Gıfar Aşiretinden Zamzam bin Amr'ı yanına
çağırarak vaziyeti anlattı ve eline bir miktar altın tutuşturarak:


-Çabuk Mekke'ye git! Kervanın tehlikede olduğunu;
müslümanların bizi takip ettiğini; her ân baskın yapabileceklerini haber ver.
Dağ-bayır demeden kestirmeden gitmelisin. Haydi çabuk ol...


.....


.....


Zamzam'ın Mekke'ye gelmesinden üç gün evvel Âtike binti
Abdülmüttalip, bir rüya görmüştü; sırlarla dolu bir şey. Sabah kalktığında hâlâ
rüyanın tesirinde idi... Abbas bin Abdülmuttalib'e haber göndererek yanına
çağırttı.


Abbas:


-Hayırdır; merakta kaldım ya Âtike! Umarım endişe
edecek birşey yoktur...


Atike:


-Heyecanın bir faidesi yok kardeşim. Hele önce şöyle
bir otur...


-Evet oturdum; seni dinliyorum.


-Tahmin ediyorum ki yakında Kureyş'in başına bir
musibet gelecek!


Abbas şaşırdı:


-Bunu da nerden çıkardın durup dururken?


-Hayır kardeşim. Ne durup dururken...Dün gece bir rüya
gördüm. Korkunç birşey. Hâlâ tesirindeyim.. Sanki hâlâ o ânı yaşıyorum.


-Korkunç bir rüya! Garip...tez anlat bari. Bir kâhine
falan gidelim.. Bir şey yapalım.


-Hayır! Kâhin-mahin istemem. Yalnız kimseye söyleme.


-Söylemem, söylemem çabuk anlat...


-Deve üstünde bir adam gördüm. Deli mi desem, çılgın mı
desem, yalancı mı desem. Tuhaf bir insan, üstünde bir acaib kıyafet Ebdah'da
durmuş bağırıp çağırıyor: "Ey hayırsız Kureyş! Üç güne kadar savaş meydanında
vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!!!" Bu nidayı avazı çıktığı kadar
bağırarak üç kere tekrarladı. Kureyşliler başına toplandılar. Sonra adam Mescid-i
Haram'a girdi. İnsanlar da onu takip ediyordu. Derken oradan çıktı. Yine aynı
şekilde ve aynı sözlerle ve çirkin bir yüzle bağırmaya başladı... Ardından Ebu
Kubeys dağının tepesine tırmandı. Malum sözleri ard arda üç kere orada da
tekrarladı. Sonra dağın tepesinden şehrin üstüne bir koca kaya yuvarladı...
kaya, parçalar saça saça hızla aşağı indi. ...kayadan fırlayan parçaların isabet
aldığı her ev çöküyordu.


 


-Evet müthiş; müthiş bir rüyaymış.. Endişende
haklıymışsın.


.....


Abbas, Âtike'nin yanından tuhaf bir ruh hali ile
ayrıldı. Rüyanın muamması O'nu da sarsmıştı. Yolda Velid bin Utbe ile
karşılaştı. Velid, arkadaşındaki garipliği hemen sezdi.. Abbas, bir şey belli
etmemeye çalıştıysa da Velid, O'nu sıkıştırarak meseleyi anladı. Abbas, Velid
bin Utbe'den rüyayı kimseye anlatmamasını rica etti. Velid, söz verdi ama;
babasına nakletmekten de geri kalmadı..ertesi gün bütün Mekke bu rüyayı
öğrenmişti..


Abbas, Kâbe'yi tavaf ederken, Ebu Cehil de bir gurup
ahbabı ile ileride oturmuş Âtike'nin dedikosunu yapıyordu..


Abbas'a seslendi:


-Ya Ebel Fadl!! Tavafı bitirince yanımıza gel..


-Olur; geliyorum.


.....


Abbas, Ebu Cehil'in yanına gidince hiç beklemediği bir
sualle şaşırdı:


-Şimdi de Abdülmuttaliboğulları ortaya kadın peygamber
çıkardı öyle mi ya Abbas?


-Anlamadım! Bu ne demek? Açık konuş..


-Atike'nin şu malum rüya meselesi...


-Ne rüyası?


-Ne rüyasımış! Aranızdan bir erkek peygamber
çıkardığınız yetmezmiş gibi şimdi de kadın peygamber safsatası öyle mi?


-Hayır; iftira!


-Âtike, güya rüyada görmüş ki biri: "Ey Kureyş üç güne
kadar vurulup düşeceğiniz yerlere yetişin" diyormuş. Göreceğiz eğer doğru
söylüyorsa elbette şu günlerde bir şeyler ortaya çıkar. Fakat üç gün geçmesine
rağmen herhangi bir fevkaledelik olmazsa ne yapacağımızı biliyoruz...


 


-Ne yapacaksınız?


-Arablar arasında Abdülmuttalip kadınlarından daha
yalancı insan olmadığına dair bir yazı hazırlatarak bunu her tarafta
dolaştıracak ve sonra da götürüp Kâbe duvarına asacağız!!!


Abbas sertleşti:


-Yalancı sen ve kabilen Mahzumoğullarıdır! Aşağılanmaya
layık olan da sizlersiniz!..


-Ey Abbas şunu bilki şan ve şerefte biz sizinle
yarışıyoruz. Siz diyorsunuz ki "Kâbe'de zemzem dağıtma işi bizdedir." Biz de
diyoruz ki bu bir fazilet değildir. Siz diyorsunuz ki "Kâbe'nin kapıcılığı ve
perdedarlığı bizdedir." Bizim kabile de diyor ki bu övünülecek bir üstünlük
değildir. Siz diyorsunuz ki "Meclis toplama işi bizdedir." Biz de diyoruz ki
ahaliyi toplayıp yemek ve hurma yedirmek bir şeref değildir. Sonra iddia
ediyorsunuz ki "Kâbe ziyaretçilerine ziyafet vermek vazifesi bizimdir." Biz de
diyoruz ki biz de insanlara yemek yediriyoruz...


-Bitti mi?


-Şunu kafanıza koyun ki ey Abbas! Biz Abdimenafoğulları,
şan ve şerefte Abdülmuttalipoğulları ile aynı seviyeye gelinceye kadar hep
yarışacak ve peşinizi bırakmayacağız. Bunu anladığınız için "bizden bir
Peygamber çıktı diyorsunuz"...bu bozgunculuğu yapmanız yetmezmiş gibi şimdi de
"kabilemizden kadın peygamber de çıktı" demeye başladınız.. Hayır! Lat ve Uzzaya
ondulsun ki bunlar doğru değil. Abdülmuttalipoğulları bizi geçerek insanları
aldatamaz, onların yalanlarını herkese göstereceğiz!!!


.....


O akşam hadiseyi işiten Abdülmuttalip kabilesinin
kadınları Abbas'ın başına üşüştüler. Demediklerini bırakmıyorlar:


-O şeytan yüzlü adam, Abdülmuttalip erkeklerine
saldırırken sen sustun ha! Yazıklar olsun ey Abbas! Biz ki seni bahadır
bilirdik...


-Sadece erkeklere mi? Ebu Cehil mel'unu Abdülmuttalip
kadınlarına da hakaretler yağdırmış. Ama Abbas yine O'na birşey yapmamış..


-Yazıklar olsun! Bir şerefsiz sefil adam bizlere
demediğini bırakmayacak da kabilemizin erkekleri sus-pus olup çıt bile
çıkarmıyacak!... Vah başımıza.


-Ey ahirete göçmüş Abdülmuttalip oğulları! Mezarınızdan
kalkın da Ebu Cehile karşı bizi siz koruyun bari...


Kabile damarları kabaran kadınların sözleri gibi
gözleri de şimşek çakıyor; bazıları dizlerini dövüyor; bazıları saçlarını
yoluyor.


Beklemediği bir söz taarruzunun altında ezilen Abbas
bin Abdülmuttalip ancak şunu diyebildi:


-Ben, O'na yarın ne yapacağım göreceksiniz!... Yeter ki
aynı şeyleri bir kere daha desin!


Âtikenin rüyasının üçüncü günü sabahında Abbas kan
beynine sıçramış halde Mescid-i Harama gitti. Ebu Cehil oradaydı. Aynı sözleri
bir kere daha söylettikten sonra haddini bilmez bu azgına çullanarak esaslı bir
meydan dayağı atacaktı.


Abbas, Ebu Cehil'e doğru yürürken O, birdenbire bir
sesi dinliyormuş gibi yaparak Sehmoğulları Kapısı'na doğru fırlayarak Mescid-i
Haram'dan çıkıp gitti..


Abbas kendi kendine "vay saldırgan korkak vay!..
Niyetimi anlayınca nasıl da bir anda kaçıp kayboldu" diye düşündü..


Ebu Cehil suratsızı, kimseden kaçmıyordu. Abbas,
kendine doğru gelirken bir takım sesler işitmiş ve oraya doğru koşmuştu. Sesin
sahibini görünce olduğu yerde dona kaldı. İşte meşhur rüyada tasvir edilen adam
şurada bağırıp duruyordu.


Üstündeki gömleğin önünü ve arkasını yırtmış, devesinin
semerini ters vurmuş Zamzam, sanki o rüyadan ve rüyadaki adamdan haberliymiş ve
sanki onun taklidini yapıyormuş gibi aynı çılgın tavırlar ve aynı şaşırtan
manzara ile avaz avaz bağırıyor ortalığı mübalağalı bir şekilde velveleye
veriyordu...bunlar bir samimiyetin sıcak çığlıklarından çok avucuna sıkıştırılan
dinarların iki yüzlü bağırtısı idi.


-Heyy Kureyş! Şam kervanı tehlikede! Müslümanlar,
kervanı bastı basacak! Durmayın, çabuk Ebu Hanzala'nın imdadına yetişin!
Yetiştiniz yetiştiniz. Yetişemezseniz kervan, müslümanların eline geçecek!
İmdat! Durmayın! İmdaaat!!!...


.....


Zamzamın bağırışını işiten yanına koştu.


Hadisenin tafsilatını öğrenmek istiyorlardı.


Ebu Cehil, derhal Mekke'de seferberlik ilan etti. Eli
değnek tutan herkes, düşmanın üstüne yürüyecekti.


Süheyl ibni Amr, milletin şecaat damarlarını kabartan
şeyler söylemeye başlamıştı bile... Kureyş erkekleri, savaş için toplanmaya
başladılar....duracak zaman değildi. Daha evvel de Hadrami'nin kervanını
vurmuşlardı ama; şimdi buna izin vermeyeceklerine and içtiler...tabiî bu arada
araya büyük bir hadise girmiş olduğundan Abbas bin Abdülmuttalib de Ebu Cehil'i
unuttu...


İslâm düşmanları, kısa zamanda Mekke meydanına bir ordu
topladılar... Ebu Cehil, o yılan bakışlı kupkuru adam, mevcudu tek tek süzdü;
gelmeyenler varsa onları tesbite çalışıyordu...


Evet sefere iştirak etmeyenler vardı:


Ebu Leheb ve Umeyye bin Halef.


Kureyş'in bu iki çok namlı insanı nasıl olur da akından
geri kalırlardı?


Ebu Leheb, Atike'nin rüyasından korkmuştu. Sevgili
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'e karşı dinmez kinler beslemesine
rağmen; rüyanın kendileri için pek de iyi olmayan şeyleri haber verdiğini
sezdiğinden evinde kalmıştı.


Ebu Cehil ve diğer Kureyş reisleri yanına giderek çok
ısrar ettiler:


-Sen bu kavmin büyüğüsün! Sen gelmezsen bizim sözümüzü
kim dinler.


-Evet Ebu Cehil doğru söylüyor ya Eba Leheb! Sen
hepimizin büyüğüsün. Bu hesap gününde aramızda ve başımızda olmalısın..


-Hayır ben gelmeyeceğim siz gidin..


-Ya Eba Leheb senin bu sefere mutlaka katılmanı
istiyoruz. Söz almadan şu eşikten dışarı adım atmayız.


-Yemin olsun yerimizden kıpırdamayız.


-Evet günlerce burada kalır yine fikrimizden caymayız.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.08 Saniye