Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







San




San'at, islâmın hizmetinde.


Seçilmişlerin en kıymetlisi Resulullah,
sallallahü aleyhi ve sellem, bu üç aziz dosta, radıyallahü anhüm:


-Mü'min kılıcıyla da, diliyle de cihad
eder. Diyerek yaptıklarından memnuniyetlerini ifade buyuruyorlar...


....Yesrib", "fesad" veya "ayıplanmış"
demek. Bir Peygamber beldesinin bu ismi taşıması hiç de güzel değil. Bu sebeple
Peygamber Efendimiz, hicret ettiği bu şehrin ismini "Medine" olarak değiştirdi
ve bundan sonra Yesrib denmesini yasakladı ve:


-Her kim, bir kere "Yesrib" derse on kere
"Medine" desin, buyurdular.


Ve yine buyurdular ki:


-Medine'ye "Yesrib" diyen Allah'dan af
dilesin...


...Hatta "Allah'dan af dilesin" cümlesini
tam üç kere ard arda tekrarladılar...


Bu sebeple Hicret'den sonra "iki kara
taşlık arasındaki yer" Son Peygamberin de orada bulunmasından dolayı "Medine-i
Münevvere" oldu... nurlu şehir.


İlk İslam Devletinin ilk Başşehrinin
hukuku korunuyordu..


Sıra geldi hududunun tayinine..


İki küçük dağ Medine'nin tabii sınırıydı.
Sevr ve Ayr.. Sevgili Peygamberimiz, bu iki dağın arasını harem/yasak bölge ilan
ettiler.


Efendimiz buyurdular ki:


-İbrahim aleyhisselam, Mekkeyi
haremleştirdiği gibi ben de Medine'nin Ayr ve Sevr dağları arasını
haremleştirdim. Her Peygamberin dokunulmaz ve seçkin bir yeri vardır.


Çevresi belli edilen bu bölgede silah
taşınması, ağaç kesilmesi, ot biçilmesi ve insana yakışmayan kötü bir fiilin
işlenmesi yasaklandı. Yasak Bölge'de her şey izne bağlanıyordu.


Böyle bir fiili işlemeye cesaret edecekler
için Resulullah en büyük mânevi müeyyideyi koydular:


-Böyle habis bir iş işleyen veya o
suçluları evlerinde saklayanlara Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti
olsun.


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi
ve sellem, daha sonra Medine'nin hudutlarının tesbit edilmesini emir buyurdular.
Kâ'b bin Malik, radıyallahü anh bu işle vazifelendirildi...


Tâ Nuh aleyhisselâmdan beri çeşitli
millet, kavim ve kabilenin kaynaştığı, birbiriyle çekiştiği "nurlu şehir" şimdi
tarih içindeki mânâsını buluyordu. Kabile ve aşiretlerin nefsî ve ırkî
sebeplerle kavgalaştıkları yerde şimdi İslâmiyet henüz açmış güller gibi renk
renk koku koku yeryüzüne yayılacaktı...


Bütün müminler, bu "harem" şartına
kayıtsız şartsız bağlılar. O kadar ki...bir çocuk bu bölgede bir serçe kuşu
avlasa; "burası harem, sen bilmiyor musun; o kuşu derhal olduğu yere bırak"
deniliyor ve çocuk da hakikaten bu ikaz üzerine elindeki avı usulcacık yere
bırakarak mahcup mahcup oradan ayrılıyordu.


Eğer bu mutlak teslimiyet olmasa bir avuç
insana o muhteşem zaferler nasip olur muydu?


Eshab-ı Kiram, her şeyleri ile örnek
insanlar...


Her mü'min için ebedi model işte onlar...


Ensar'dan imkânı olanlar, fazla olan arsa,
arazi veya hurmalıklarını muhacirlere verilmek üzere Sevgili Peygamberimize arz
ettiler...


Peygamberimiz, bağışlanan bu
gayrimenkullerden muhacirlere ev yerleri ayırdı ve ellerine tapuları verildi...


Ancak, Medine'de içecek su sıkıntısı
çekiliyor. Şehrin suyu içilebilen tek kaynağı Rume kuyusu.


Kuyu bir yahudinin elinde. Yahudi, bir
damla suyu bile parasız vermiyor. Mü'minlerin kuyuya şiddetle ihtiyaçları var...
bu ise neticede Yahudinin kesesine yarıyor.


Peygamberimiz:


-Rume kuyusunu müslümanların hizmetine
verecek olanın mükafaatı cennet olacaktır, buyurdular...


Suyun müminlerin tasarrufunda olmasının
arzu edildiği anlaşılınca Hazreti Osman, radıyallahü anh, yahudiye giderek
kuyuyu kendisine satmasını teklif etti. Ama yahudi, bütün ısrara rağmen Rume'nin
ancak yarısını elden çıkardı... O da onikibin dirhem gibi yüksek bir bedelle...


Kuyuyu birgün müslümanlar, bir gün bu
israiloğulları kullanacaktı...


öyle yapıldı.. Lakin su, müminlere yine
yetmiyordu...


Bir zaman sonra yahudi yüksek bir bedelle
diğer hissesini de satmaya razı edildi.Hazreti Osman ikinci hisseyi de satın
alınca müjdeyi Peygamber efendimize götürdü. Buyurdular ki:


-Allah rızası için vakfet. Zaten bu emri
bekleyen büyük ve cömert sahabi Rume kuyusunu derhal vakfetti...


Sonra Sevgili Peygamberimiz, vakıf kuyuya
kadar geldiler; suyundan çektirerek içtiler ve bu suyun tad ve lezzetini
methettiler.


-Tatlı ve soğuk bir su...


Çarşı-pazar yahudi hakimiyetinde.


Efendimiz, mü'minlerin aldatılmadan
alış-veriş yapacakları yerlerin olmasını arzu buyuruyorlar. Her şeyle yakından
alakadar olmaktalar.Evvela Nebit Çarşısı'nda inceleme yaptılar:


-Burası mü'minlere yaramaz, dediler. Sonra
başka bir çarşıyı tedkik ettiler.


-Burası da münasip değil, buyurdular.


Zübeyr, radıyallahü anh'ın arsasına bir
çadır kurdurarak ensar ve muhacirlere:


Ama bir musevi bu çadırın iplerini keserek
mü'minleri rahatsız edince; Efendimiz, Kaynuka yahudilerinin çarşısında
araştırma ve incelemeler yaptıktan sonra bir arsa beğenerek eshabın çarşı-pazarı
buraya kurmalarını emrettiler.


Müslümanlar, böylece yavaş yavaş
idari-siyasi istiklâlden sonra iktisadi istiklâle de kavuşuyorlardı...


Sevgili Peygamberimiz, buradaki ticari
hayatla çok yakından ilgileniyorlar. Satılanların uygun olup olmadığını,
satanların hal ve davranışlarını, alıcıların memnun kalıp kalmadıklarını
araştırıyorlar...


bir gün çarşıya uğradıklarında izinsiz
kurulmuş bir tezgâh gördüler ve derhal emir verdiler: Kaldırılsın!../Daha sonra
gelen Halifeler devrinde de çarşı-pazar disiplini aynen devam ettirildi.


Öyle ki çarşı girişine yine habersiz
olarak konan bir su testisini Hazreti Ömer, görür görmez oradan
kaldırttılar../Maksat bir kaç...


Hem mü'minleri ticarete alıştırmak, hem
onları başka dinden olan insanların ekonomik baskısından uzak tutmak, hem temiz
gıda ve giyecek temini. Ölçerken, biçerken, tartarken, yaşanan bu güzel ahlakla
alış-veriş eden kimseler ister istemez tanışıyor ve mutlaka tesirinde
kalıyorlar...


Ticaret ehline o devirde verilen isim
"simsar".Efendimiz, bu kelimeyi ticaret ehline yakıştıramadılar ve onlara
"tüccar" olarak değiştirdiler..


Ve dürüst tüccarın, ahirette peygamberler,
sıddıklar ve şehidlerle beraber olacağını müjdelediler...


Sonra da her müslümanı iliklerine kadar
titretecek olan sözü ifade buyurdular:


-Aldatan, bizden değildir.


Ve bir ölçü koydular:


-Alış-veriş ederken, alacağını ister veya
borç öderken kibar ve yumuşak hareket edenle kolaylık gösterene Allâh, rahmet
eylesin.Peygamber Efendimiz, bir yahudiye bir mikdar borçlu..


Paranın ödenmesi gereken tarihe daha bir
gün varken yahudi, Resulullah'ın mubarek saadethanelerine çıkageldi...


-Alacağımı istiyorum! Abdülmuttalib
oğulları, zaten aldığını zamanında iade etmez; uzatır durur... Bunun için
borcunu hemen bugün ödeyeceksin!...


Bu sırada Hazreti Ömer, radıyallahü anh,
da Peygamberimizde misafir... Yahudinin ağır sözleri büyük sahabiyi şiddetle
rahatsız etti...


Ey habis! Eğer Resulullahın evinde
olmasaydık vallahi senin gözünü patlatırdım!!! Bu nasıl ahlaktır böyle?


...Ömer, radıyallahü anh'ı çileden çıkaran
musevinin vadesinden birgün önce kapıya dayanıp param da param demesindeki
çiğlikti. Oysa o'nun parasının zerresine zarar gelmesi imkânsızdı. Çünkü borçlu
olan şu-bu kimse değil Muhammedül Emin, sallallahü aleyhi ve sellem...


Muhteşem sahabinin sert çıkışı yahudiyi
sindirdi ise de, Sevgili Peygamberimiz üzüldüler...


Allah, seni affetsin ya Ömer. Biz, senden
başka türlü davranmanı beklerdik... bana borcumu üzüntüye sebebiyet vermeden
ödememi; o'na da alacağını daha nazikçe istemesini söyleyebilirdin.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye