Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Mağaradan sağ salim çıkabilecekleri kanaati hasıl olunca




Mağaradan sağ salim çıkabilecekleri kanaati hasıl
olunca, Efendimizin talimatı ile amir Bin Fuhre ve Abdullah bin Üreyket develeri
getirdiler. Bir deveye bu ikisi binerek yol göstermek için öne düştüler;
diğerine de Peygamberimiz bindi ve terkisine Hazreti Ebu bekr'i aldı...


Mekke kapır kıpır. Herkes aynı şeyi konuşuyor.


-Hiç bir yerde bulamamışlar.


-Hayret. İzler Sevr mağarasına kadar gidip
kayboluyormuş..


-Herhalde Muhammedin sihirlerinden biridir..


-Ebu Kürz bin Alkame de bulamadğına göre; başka izahı
olamaz.


-Ebu Kürz tazı gibidir. Müthiş iz sürer ama bu defa hiç
bir şey yapamamış.


-Bu yüzden bizimkiler bayağı tartaklamışlar.


-Eh ne yaparsın. Herkesin canı burnunda. Şu gelen Ebu
Cehil değil mi?


-Evet o; hâlâ mağrur...


-Merhaba, kolay gelsin...


-Buyur ya eba Cehil, şöyle gel. Meclisimiz şenlensin..


-Ağzımızda tad mı kaldı ki şenlik olsun. Bir cemiyet
altüst oldu...


Şimdi de bulunamıyor. Fakat bulunacak.


-Çok eminsin.


-Çünkü bugün yeni bir karar aldık. Bulana yüz deve
ilaveten mal ve para verilecek.


-Ooo, büyük servet...


.....


Muhterem ve muhteşem yolcular, gece boyunca dağ
yolundan gittiler. Hacfe denilen yerde sahile indiler. Artık müşrik tehlikesi
kalmamıştı...


Şimdi, çocukluk, gençlik, olgunluk yıllarının geçtiği;
bin türlü hatıranın yetiştiği bir vatan arkada bırakılarak yeni ufuklara, yeni
yurdlara doğru gidiyorlardı...


Sevgili Peygamberimiz, Mekke, iştiyakı ile derinden bir
"ah" çektiler.


-Ey Mekke! Vallahi sen, Allahü teâlânın yarattığı
yerlerin en hayırlısı; indi ilahide en sevgili şehirsin. Eğer beni senden zorla
çıkarmasalardı; imkânı yok ayrılmazdık. Benim için en güzel, en makbul vatan
sensin. İnsan, hiç kendi iradesiyle senden ayrılıp yeni yurdlar edinir mi? Ah
Mekke, ah güzel belde...


Cebrail aleyhisselam geldi...


-Ya Resulallah Mekke'yi mi özledin?


-Evet..


Vahiy Meleği, Mekke'nin İslâm orduları tarafından
fethedileceğine dair Kasas Suresi seksenbeşinci ayeti kerimesini müjdeleyerek
Resulullah'ın mahzun gönlüne serin sulan serpti...


.....


Kudeyd'e vardıklarında erzakları tükenmişti. Hazreti
Ebu Bekr:


-Ya Üreyket! Yiyeceğimiz, içeceğimiz kalmadı. Bak şu
ileride bir çadır var.


-Evet, hemen önümüzde sayılır.


-Kapısında da bir ihtiyar hatun görünüyor.


-Ha o mu? O'na Ümmü Mabed derler.


-Sor bakalım! Et, hurma içecek ne varmış...bedelini
vermeyi ihmal etme...


-Peki, hemen geliyorum; diyen Üreyket devesi ile ileri
atıldı.


.....


-Ana, merhaba!


-O, Üreyket yine mi sen? Buraları su yolu yaptın
bakıyorum.


-Ee, ne yaparsın ekmek parası...


-İyi iyi; hiç değilse sayende biz de arada bir insan
yüzü görüyoruz..


-Ama bu defaki insanların benzerini görmedin ve
göremezsin...Yiyecek içecek ne var ana, hurma , et, süt? Ama parasını alman
şartıyla kabul edebilirim.


Ümmü Mabed sitem etti:


-Deliye bak! Hem kıymetli kimseler; hem para; Onlar
benim misafirim sayılır; ama....dedi ve derin bir iç geçirdi:


-Ohh...Şu sıra buralar yer demir, gök bakır. Ne Süt, ne
et- ne hurma var.


-Sahi mi diyorsun ana...


-Ne yazık ki sahi.. Eli hep vermeye alışmış bir insana
"Yok" demek ne kadar ağır geliyor bilir misin?


Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem ile yol
arkadaşları da yanlarına gelmişlerdi...


Ebu Bekr:


-Merhaba Hatun. N'oldu Üreyket ne aldın?


Ümmü Mabed:


-Hoşgeldiniz bey. Maalesef hiç bir şek ikram edemedim.
Şu aralar buralar kavruluyor. Bir şeycik yok.


-Hurma da mı yok?


-Üreyket:


-Bu çevrede kıtlık hüküm sürüyormuş. Ümmü Mabed, çok
cömert bir hanımdır, ikramlık bir şey olsaydı bizi yedirip içirmeden, imkânsız,
göndermezdi...


Efendimizin gözüne çadırın yanında bağlı olan sıska bir
koyun çalındı...Sordular:


-Ey Ümmü Mabed. O koyun niçin şurada bağlı?


-Çok hasta ve zayıf, sürüyle gidemedi...


-Sağmama müsaade eder misin?


-Feda olsun ama; hiç sütü yok ki!


-Olsun. Bir kab rica ediyorum...


Sevgili Peygamberimiz, hayvanın yanına gelerek bereket
vermesi için Allahü Teâlâya dua ettiler. Koyunun memeleri bir anda sütle doldu.
Besmele çekerek sağmaya başladılar; dolan kabı önce Ümmü Mabede, sonra Ebu Bekr
ve öbürlerine ikram ettiler; en son kendileri içti... Herkes kana kana
içmişti...


Sonra:


-Ey Ümmü Mabed! Çadırdaki en büyük kabı getirir misin?


Buyurdular.


Şaşkınlıklar içinde kalan kadıncağız, denileni yaparak;
Resulullah'a koca bir güğüm uzattı. Peygamberimiz bunu da doldurarak sahibine
teslim ettiler...


Efendimiz ve arkadaşları, içtikleri sütün bedelini Ümmü
Mabedin ısrarlarına rağmen ödeyerek yola devam ettiler.


Ebu Bekr:


-Allahaısmarladık Ümmü Mabed. Allah, cömertleri mahrum
bırakmaz.


-Güle güle. Bu işde bir hikmet var. Güle güle...


Yolcular uzaklaşırken güngörmüş kadıncağız hâlâ
hayretteydi "Beşer kudretini aşan bir taraf var bu işde". Evet, Ümmü Mabed,
haklı. Hakikaten inasn kudretinin üstünde bir hadisenin şahidi olmuş; bir
mucizeyi görmüştü.


Aradan çok geçmeden Ebu Mabed geldi ve sıhhat bulmuş
koyunla süt dolu göğümü görünce hanımına sordu:


-Bir fevkaladelik görüyorum. Bu hasta koyun nasıl
iyileşti? Bu sün ne?


Ümmü Mabed, olup biten ne varsa her şeyi bütün
tafsilatı ile anlattı...


Ebu Mabed, çok heyecanlandı:


-Nasıl biriydi, şekli şemali nasıldı?


Ümmü Mabed:


-Aydınlık yüzlü ve kibar bir insandı. Halinde bir
başkalık var. Menkıbelerini dinlediğimiz geçmiş Peygamberlere benzer bir hâli
var sanki...kimbilir belki de bana öyle geldi...


Anlaşıldı... O, Kureyş'den çıkan Peygamber. Burada
olsam O'na tabi olurdum. Keşke daha evvel gelseydim. Dedi ve devam etti:


-...devem nerede?.. Onları muhakkak bulacak ve
getirdiği dine gireceğim....sen bir mucizeyi yaşamışsın ama farkında değilsin..


...Allahın hikmeti bazıları O'nu katletmek hırsıyla
izine düşerken bazıları da Müslüman olmak için ardınca koşturuyordu. Nitekim,
Ebu Mabed, Rim denilen mevkide Efendimize yetişti; hurmetlerini arz ederek
kendini tanıttı; ve eshan-ı kiram'dan olmakla şereflendi...


Döndüğünde Ümmü Mabed de kocasından İslamiyeti
öğrenerek hidayete erdi.


.....


Resulullaha süt veren o eski sıska koyun mu?


Ta Hazreti Ömer'in Hilafeti zamanında vuku bulan
kuraklık gönlerine kadar yaşadı. Sütü hiç bir zaman kesilmedi.... Hep süt verdi
durdu...


.....


-Hey Süraka! Haberin olsun bu salı toplantımız var.
Herkes iştirak edecek. Sen bilhassa gelmesilin..


-Neymiş o herkesin katılacağı mühim toplantı?


-Hani şu Kureyş kabilesinden çıkan biri var ya.
Peygamber olduğunu söylüyormuş...


-İşittim...


-Bütün taraftarı Medine'ye geçtikten sonra kendisi de
ortadan kaybolmuş.


-N'olacaktı ya? "İşte ben geldim. Düşündüğünüz ceza
neyse verin" mi diyecekti? Bunu mu bekliyorlarmış?


-Bırak şimdi eğlenmeyi. Kureyş bulana veya bulanlara
yüz deve ve bir sürü mal ve nakdî mükafat vaad ediyor.


-Tabii vaad eder. "Medine yarın İslam Devleti olursa"
diye yürekleri küt küt atıyor.


-Bütün Müdlicoğulları gelecekler. İhmal etmemelisin.


-Etmem etmem. Hadi bana müsaade...


.....


Süraka bin Malik, Müdlicoğulları aşiretindendi. Yaman
at sürerdi. Kudey'de ikamet ediyordu. Toplantı bu kasabada yapılacağına göre
niçin iştirak etmesindi...


Ancak, İlahi cilve O'nu yolda karşılaştığı bir
Müdlicoğlunun ısrarla "gel" diye tenbih ettiği Salı meclisine gitmekten
alıkoydu...


Süraka, oradan ayrıldıktan sonra bir kaç dostuna
rastladı. Oturmuş şuradan buradan konuşuyorlardı ki...bir Kureyşli çıkageldi:


-Hey Süraka! Ben az evvel sahil yolunda deve ile giden
bir kaç insan karaltısı gördüm. Mamafih aramız bayağı uzaktı ama öyle tahmin
ediyorum ki onlar Muhammed ve adamları...


-Hayır dedi, Süraka, ben şimdi o taraftan geliyorum.
Dediğin yolcuları gördüm. Alâkasız insanlar.


-Emin misin?


-Canım gördüm, diyorum. Ötesi var mı?


Süraka, ne o tarafa gitmiş, ne de onları görmüştü. Bu
Kureyşlinin haberi, birden zihninde bir fikrin çakmasına sebep olmuştu: "O
yüzden bu lafları uydurmuştu. Nitekim orada biraz oyalandıktan sonra bir bahane
ile kalkıp evinin yolunu tuttu.


Hemen hizmetçisine atını hazırlattı ve O'nunla vadinin
arkasına gitmesini söyledi. Kendisi de mızrağını yanına alarak başka bir yola
çıktı. Mızrağın temreni parlayıp dikkat çekmesin diye yere doğru tutuyordu.
Biraz sonra hizmetkârının olduğu yere geldi; ve sür'atle atına binerek derhal
gözden kayboldu...Atı o kadar hızlı sürüyordu ki, adamcağızın ağzı açıkta kaldı;
efendisine n'olmuştu böyle...


.....


Hadi kızım, hadi daha hızlı. Hadi...yüz deve biliyor
musun, yüz deve. Müthiş servet. Yüz deve paralar...mallar!


Süraka, çatlatırcasına koşturuyordu. Sanki rüzgârla
yarışa çıkmıştı...


-Hadi, kimseler ayıkmadan biz onları yakalayalım, hadi,
hadi, hadi....


.....


-İşte izleri. Şimdi geçmişler belli. Hadi kızım ter
içinde kaldın ama, sen cins arap atısın. Bu mesafeler sana vız gelir. Yaklaşmış
olmalıyız. Hadi....Ha...İşte oradalar!


.....






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.03 Saniye