Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Gözü dönmüş kâfirler




Gözü dönmüş kâfirler, Peygamber Efendimiz yerine
Hazreti Ali'yi bulunca her tarafı didik didik aramaya başladılar...ellerinden
gelse kuş uçurtmayacaklar.Çünkü korkuyorlar; hem de çok korkuyorlar. Ya
ellerinden kurtulur da Medine'yi arkasına alarak kendilerinden, yaptıklarının
hesabını sorarsa?


....


Bu korkunun sevki ile girip çıkmadıkları yer kalmadı.
Hazreti Ebu Bekr'in evine de geldiler. Kapıyı yumrukluyorlar:


-Ya Eba Bekr! Ya Eba Bekr! Peygamberin nerede? Ya Eba
Bekr Peygamberin nerede?


Sese Esma, radıyallahü anha, geldi. Kapıyı açtı.
Müşriklerin karşısında dimdik. "Ne istiyorsunuz?" Dercesine onlara bakıyor.
Vakur ve heybetli. Soruyor:


-Efendim?


Müşrikler, Eba Ber efendimizi bulacakları zannı ile
gelmişler; başka bir sürpizle sarşılaşıyorlardı. Şimdi Ebu Bekr de yoktu.
Hakaret edercesine sordular:


-Baban nerede?


Sualin üzerinden kurşun gibi ağır bir-iki saniye geçti:


-Bilmiyorum.


der demez Esmacığın gül yüzüne şiddetli bir tokat ve
sert tokatın sarsması ile küpesi yere uçtu...


.....


Vaziyet anlaşılmıştı. Ebül Kasım, Ebu Bekr'i de alarak
gitmişti. İz takibinde şöhretli Ebu Kürz'ü buldular. Bir kâfir konuşuyor:


-Ya Eba Kürz. Muhammedle Eba Bekr kaçmışlar!


Diğeri lafı kaptı.


-İstikbal iyi görünmüyor. Onları mutlaka bulup geri
getirmemiz lâzım.


Üçüncü müşrik diş gıcırdattı:


-Ne getirmesi! Gördüğümüz yerde işlerini bitireceğiz.


Ebu Kürz, kafasından boca edilen bu haberlerle
aptallaşmıştı. Bir ona bir diğerine bakıyordu.


Azgın bir müşrik, hançeresini yırtarcasına Ebu Kürz'e
bağırdı:


-Bre ahmak ne duruyorsun kımıldasana!


-He, he, hemen. Hemen yola çıkalım, haydi...


Sevr mağarasına yaklaştıklarında Peygamberimizin nalini
parçalanmış mubarek ayağı kanıyordu. Hazreti Ebu Bekr, Kâinatın Sultanını
sırtına alarak mağaranın kapısına kadar getirdi.


Ay, her tarafı gündüz gibi aydınlatıyordu.


Aziz dost, Efendimizden müsaade rica ederek mağaraya
önce kendisi girdi. Maksadı, yılan, çiyan gibi haşerat varsa onları zararsız
hale getirmekti.


Mağaranın içinde her hangi bir haşerat görünmemekle
beraber duvarlarda yılan delikleri vardı. Ebu Bekr, radıyallahü anh, gayet
pahalı bir kumaştan dikilmiş olan gömleğini hemen üstünden çıkartıp parçalayarak
bu delikleri tıkamaya başladı. Az sonra bütün delikleri tıkamış fakat yere yakın
noktadaki birine çaput yetmemişti.


Bu son deliği de ayak tabanı ile kapattıktan sonra
Resulullahı içeriye davet etti. Çok yorgun düşmüş olan Sevgili Peygamberimiz,
arkadaşının dizine başını koyarak uyumaya başladı. Serveri âlem böylece uyurken
bir nice zamandır Peygamberimizi görme arzusuyla bu mağarada bekleyen bir yılan,
dışarıya çıkacak başka hiçbir delik bulamayınca içeriden Hazreti Ebu Bekr'in
ayağını soktu. Ebu Bekr'in canı öylesine yandı ki kendini ne kadar sıktıysa da
zehirin etkisinden göz yaşlarını tutamadı. Gayri ihtiyari akan damlalardan bir
ikisi de Efendimizin mubarek yüzünü ıslattı....hemen uyandılar ve yarı-ı ğara/mağara
arkadaşına niçin ağladığını sordular.


-Yılan dedi, Hazreti Ebu Bekr, ayağımı yılan soktu ya
Resulallah...


Sevgili Peygamberimiz, yaraya mubarek tükrüklerinden
birazcık sürdüler; acı derhal dindi.


.....


Bu esnada Ebu Kürz ve peşindeki müşrik gurubu Sevr'e
çıkan izleri tesbit etmiş geliyorlardı...


-Ey Ebu Kürz nerde kaldı senin hünerin? Hâlâ bulamadık.


-Yanılıyor olmayasın. Bu izlerin yeni olduğundan emin
misin?


-Şüpheniz mi var?


-Eminsin yani.


-Evet, eminim. İşte bakın mağaraya doğru çıkıyor.
Yukarı tırmanıyoruz. Takip edin beni. Ben, demedim mi, "kimse elimden
kurtulamaz" diye.


.....


Mekke müşrikleri, Resulullah'la arkadaşı Ebu Bekr'in
saklandıkaları Sevr mağarasına tehlikeli şekilde yaklaşırken Vahiy Meleği
Cebrail aleyhisselam, Allahü Teâlâ'ya bir dileğini sundu:


-Ya İlâhî. Şayet müsaade buyurursan mağaranın ağzını
kunutlarımla kapatmak istiyorum. Düşmanları Habibinle Ebubekr'e iyice
yaklaştılar.


Rabbimizden nida geldi ki:


-Ya Cebrail! Saklamak/settarlık bana mahsusdur. Ben,
sevdiklerimi küçücük bir örümcekle düşmanlarının gözünden saklayacağım.


.....


Mağara ağzına gelen bir örümcek, çok kısa bir zamanda
kapıyı ağları ile tamamen örttü. Sonra bir güvercin, bu ağlara hemen bir yuva
yaptı; yuvaya yumurtladı ve üzerine yattı. Ve kapının önünde âniden "Mugilan"
isminde bir ağaç yükseldi...


...derken, Allah düşmanları, yirmi metre kadar
yaklaştıklarında sesleri işitilmeye başlandı...


-İşte aradıklarınız bu mağarada olmalı. Daha öteye
gidemezler.


-Aferin Ebu Kürz. Sözlerin doğru çıkarsa mükafatı
fazlası ile hakettin demektir. Ama orada da yoklarsa.


-Canım ne yapayım. Ben saklamadım ya...


Sesler yaklaşıyordu.


.....


İkinin ikincisi çok üzüldü ve göz yaşlarını zaptedemez
oldu.


-Niçin ağlıyorsun kardeşim?


 


-Ya Resulallah, korkum kendim için değil. Şayet
hazretinize bir zarar gelirse İslâm dîni mahvolur. Bu müteesser oluyorum.


Efendimiz Sıddık'ı tesseli buyurdular.


-Hayır, üzülme. Allahü teâlâ bizimle beraberdir.


-İşte mağaranın ağzına dayandılar; eğilseler bizi
görecekler...


En kritik ân. Ancak, tevekkülde de zirve nokta.
Peygamberimiz Rabbinin himayesinden en ufak bir ümidsizliğe düşmeden arkadaşına
cesaret telkin ediyor. İşte tarihe altın harflerle geçen unutulmaz cümle:


-Üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez..


Ebu Kürz Bin Alkame, şaşkın ve neş'esi kaçmış halde
konuşuyor:


-İzler buraya kadar...Ya yere girdiler; ya göğe
uçtular. Garip; çok garip!...


-Ee, belki içerdelir...diye fikir yürütenlere


Ümeyye bin Halef,cevap verdi:


-Dediğin söze bak! Güvercin, biz yaklaşırken uçtu.
Yumurtaları da yuvada sapasağlam. Bu örümcek ağı, belki Ebul Kasım'ın doğumundan
evvel bile vardı. Şayet mağaraya girmiş olsalardı ağ bozulmuş, yumurtalar yere
düşmüş olurdu...


...Bunlar cereyan ederken insan gözünün ötesinde de bir
mücadele oluyordu. İblis, kâfirlere yardım etmek isteyince, Cebrail, kanadı ile
O4na öy le bir darbe indirdi ki yerin dibini boyladı. Son nefeste, Şeytan,
mü'münin kalbinden imanı almak isterken de benzeri akıbete uğrayacaktır. İşte o
akıbeti önce burada tattı...


.....


-Hadi hadi! Bırakın şimdi ağı, kuşu, yumurtayı. Ebul
Kürz biz de sin bir adam bilirdik....


-Neyim ya?


-Adam olsan izlerini bulurdun.


-Ne yapayım? İzler buraya kadar...


-Kolundan tutarsam aşağı fırlatırım seni Ebu Kürz sus
bari...


.....


Ayaklarının altında yuvarlanan taşlarla birlikte çekip
gittiler...


Kâfirlerin bütün ümidleri kırılsın ve aramaktan
vazgeçsinler diye mağarada üç gün üç gece kaldılar. Abdullah, tanbih edildiği
gibi gündüz Mekke kâfirlerinin arasına girip çıkarak bilgi topluyor; akşamları
gelip bunları haber veriyordu. Hazreti Ebu Bekr'in çobanı da sürüyü otlata
otlata akşamdan sonra mağaraya yaklaşıyor ve koyunlardan süt sağarak iki mağara
arkadaşına ikram ediyordu. Sütü çöl güneşinde kavrulmuş taşların çukurunda
ısıtıyorlar...


.....


Ve iki seçilmişin ikincisine Efendimizin ince İslâmi
bilgileri talim ettirmeleri... Ebu Bekr, diz üstünde; dil damakta; Yüce Allah
zikredililyor.


....






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye