Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Kureyş




Kureyş'in çoğunluğu onlara katıldı. Kağıdı paramparça
ettikten sonra kuşatma hattına saldırarak çemberi yardılar... Kimse itiraz
edemedi. Zira itiraz, bir isyan; büyük bir iç kavgaya sebep olacak ve belki de
müminleri çoğaltacaktı.


Bisetin onuncu yılına girerken müslümanlar, üstün bir
sabır ve metanetle açlık ve yokluk imtihanını da vermiş oluyorlar...


 


ebu talib'in ölümü


O hüzünlü Peygambere


Selât ve Selam Olsun


 


Ebu Talib Hasta.


O'nun hastalğı, evde her şeyi değiştirmişti. Mekke
Reisinin cıvıl cıvıl konağında şimdi dudaklar kilitli gibi. Herkes suskun ve
düşünceli. Konuşan, dillerden çok gidip- gelen ayaklar, alıp-veren eller bakışıp
anlaşan gözlerdir. Evet; Ebu Talib hasta...


Seksenyedilik ihtiyar çınarın bu defa yenik düşeceği
belli....bir fazla söz, yüksekçe söylenecek bir kelime, sanki havanın tılsımını
bozacak ve sanki bu yüzden ölüm çabuklaşacaktır.


Varlığı, her şeye hakimiyet ve tesiri öyle tabiileşmiş
kihayatı O'nsuz düşünmek evdekileri korkulu ürpertilere itiyor...


Ebu Talib'den mahrum bir hayattan endişe eden sadece
oğlu, kızı, hanımı, gelini değil...daha başkaları da aynı kaygıyı yaşıyor.


...Hamza müslüman oldu. Ömer de müslüman oldu. Her gün
yeni yeni insanlar müslüman oluyor. Çoğalıyorlar, büyüyorlar, güçleniyorlar. Ebu
Talib'in yokluğu yarısı müslüman, öbür yarısı eski yolunda yürüyen toplumu
gırtlak gırtlağa getirebilir. Öyle görünüyor ki babanın evlada kılıç çekeceği
günler uzak değil. Şu ahled herkes yoluna gitmeli. Barış esas olsun ve herkes
dilediğince inanıp yaşasın. İki tarafı da bağlayıcı böyle bir sulhü kim
kurabilir? Ancak Ebu Talib. Aralarında Ebu Cehil'in de bulunduğu müşrik
mümessilleri hastanın evindeler:


-Geçmiş olsun ya Eba Talib! Sen bizim ulumuzsun. Ölüm
döşeğinde bulunman cümlemizi korkulara sevk ediyor. İstikbalden ürküyoruz.
Yeğeninle aramızdaki ihtilaf malum. Ölmeden evvel bu meseleyi çözmelisin. O'nu
da buraya çağır; hakem ol; aramızı bul. Kimse kimseye karışmasın. O kendi
yoluna, biz kendi yolumuza gidelim.


Başı yastığa gömülü olarak yer yatağında misafirleri
dikkatle dinleyen Ebu Talib, tane tane konuşarak şunları söyledi:


-Muhammed, emin insan. Hakikate muhalif bir şeyi O'nda
bulamazsınız. Benim size yapacağım bütün nasihatleri fazlası ile diyecek olan
O'dur. Muhammed'i inkar eden sadece lisandır. Vİcdanın reddiyse imkansız.
Söylediklerinin akla aykırı yanı yoktur. Şuna kesin olarak inanıyorum ki
milletimizin fakirleri, kimsesizleri, köylüleri sür'atle O'na bağlanacaklar.
Çevre ülke insanları da müslüman olacak. Kureyş'in O'na tabu olmayan kibarları,
seçkinleri, zenginleri rezil olup sürünecekler. Sağ kalırsam yeğenimi bütün
tehlikelerden korumayı sürdüreceğim. Tevsiyem o ki siz Muhammed'e sahip
çıkınız!...


...dedi ve bir yakının Sevgili Peygamberimize
yollayarak istetti.


Büyük Peygamber, içeri girince emcasına giderek
yanıbaşına oturdu. Müteessir olduğu mahzun yüzünden anlaşılıyordu. Bu kadar
iyiliğini gördüğü bir insanın imandan mahrum olarak beka alemine göçme ihtimali
O'nu elemlere gark ediyordu. Güzel ahlakı en büyük mucizelerinden biri olan
Allah Resulünün oturuşu, susuşu, bakışı bile kibar, ölçülü, vakurdu...


Ebu Talib, müşfik nazarlarla yeğenine bir müddet
baktıktan sonra doğrudan mezua girdi:


-Gördüğün gibi senin baş düşmanların ve kavmimizin
beyleri buradalar... Benden sonra vaziyetin daha da kötüleşeceğinden
endişeliler. Bu sebeple "Sen hayatta iken kardeşinin oğlu ile aramızı bul;
herkes kendi dininde kalsın; taraflar yekdiğerine müdahale etmesin" teklifini
yapıyorlar. "Hakem ol; vereceğimizi verelim, alacağımızı alalım" diyorlar...


Bütün dikkatler O'nda toplanmıştı. Ebu Talip, nefes ala
ala konuşurken her şey susmuş ve herkes beklemeye durmuştu.


"Peygamber, muahede teklifine acaba ne diyecek?";
kafalarındaki soru bu...


Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem:


-Mümkün, dedi. Onların benden almalarını istediğim
sadece bir cümle. Eğer bu cümleyi kabullenirlerse araba ve arap olmayana hakim
olurlar.


Ebu Talib hayretle sordu:


-Hepsi bir cümle mi?


-Evet bir cümle!


Ebu Cehil atıldı;


-Aman şunu söyle; biz ona on cümle daha ilave edelim.


Herkes merakla yeni dinin sahibine bakıyordu. Sevgili
Peygamberimiz, barış şartı olan tek maddeyi açıkladı:


-"La ilahe illallah" diyerek; Allah'a ibadet edecek,
putlardan vazgeçeceksiniz.


Müşriklerin başından bir kazan kaynar su dökülmüş gibi
oldu. Ellerini dizlerine veya birbirine vurarak:


-Ey Muhammed! Sen şu kadar tanrıyı bir tek ilah mı
yapacaksın? Şaşılacak şey!... Bir de ümid vadederek olmayacak bir teklifle bizi
oyalıyorsun, dediler.


Ebu Talib, sulhün akdedilmemesinden mahzun olmalı ki
bir süre sustu ve sonra Peygamberimize hitap etti:


-Şartın hak ve hakikate uygun. Kabulü mümkün şeyler
söyledin...


Amcasının bu konuşması Peygamber aleyhisselamı
sevindirdi.


-Amcacığım öyleyse sen "La ilahe illallah Muhammedün
Resulullah" de. Dedi ki kıyamet günü şefaatçin olabileyim, dedi ve ısrarla ayın
sözü tekrarladı.


Ebu Talib, bu ısrar karşısında:


-Eğer "Yaşlandı da bunayarak müslüman oldu" veya
"Ölümden korktuğu için Müslüman oldu" demeseler didine girerdim. Ama böyle
demelerinden korkarım. O'nun için Kelime-i tevhidi söylemiyeceğim, dedi.


Peygamberimiz, büyük yardım ve himayesini gördüğü
fedakarlıklarını hiç bir zaman unutamaycağı Ebu Talib'in ebedi felakete
düşmesinden son derece üzülüyordu. Bu yüzden telkine devam etti...hasta az sonra
daha da ağırlaşmıştı. Sevgili Peygamberimiz, ölüm döşeğindeki şu ahiret
yolcusunu bir kere daha imana çağırdı:


-Amcacığım "La ilahe illallah" de mahşerde mü'min
olduğuna şahid ve şefaatçi olayım.


Ebu Cehil ve Abdullah bin Ebu Umeyye araya girdi:


-Ey Ebu Talib yoksa milletinin dininden vaz mı
geçeceksin?


Cümleyi bir ihtar, kınama alay üslubu ile söyleyerek
Ebu Talib'in gururunu tahrik ettiler.


Buna rağmen mazdarip ve muazzez yeğeni çırpınıyor; ama,
diğerleri de Ebu Talib'in nefsini körüklemeye devam ediyorlar...


Bahtsız Ebu Talib yeğeni ile müşrikleri bir el hareketi
ile susturdu ve nihai kararını açıkladı:


-Boşuna yorulmayın! Ben eski dinim üzre öleceğim.
Millitemin yolundan ayrılamam. Muhammedi olursam Kureyş kadınlarının "elinde
büyüttüğü birine tabi oldu" diye arkamdan gülmelerine korkarım!... Şu var ki
seni ne kadar sevdiğimi bilirsin. İncinmeni istemem. Bunlar, benden sonra sana
eziyeti arttırabilirler. Bu sebeple Tai'e, dayın Neccaroğulları'na git...


Allah Resulü


-Ey amca şunu iyi bil ki, Allah tarafından men
olununcaya kadar affın için dua edeceğim, karşılığını verdi.


Az sonra Ebu Talib, bir şeyler mırıldanarak öldü. O,
bir şeyler mırıldanırken Abbas kulağını kardeşinin ağzına götürmüş ve Sevgili
Peygamberimiz'e "dediğin kelimeyi söyledi" haberini vermişti...ancak, Resulullah
bunu "ben işitmedim" diyerek reddetti. Üstelik Abbas henüz müslüman olmadığı
için şahadeti makbul değil...


O'nun seksenyedi yaşında göç ettiği gün, aziz
Peygamberimiz, kırkdokuz yaşından sekiz ay onbir gün almışlardı.


Amcasının böyle gayri müslim olarak dünyasını
değiştirmesi inceler incesi rahmeten lilalemin'i büyük kederlere sürükledi... Ve
evine kapanarak Rabbine yalvarmaya başladı...bunu gören eshabı kiram da
evlerinden çıkmayarak kendi geçmişlerinin affı için gözyaşı döker oldular.


Fakat, Cenab-ı Hak buna razı değil.


Önce Tevbe Suresi yüzonüçüncü ayeti kerimesi gelerek bu
hal yasaklandı:


-Peygambere ve diğer müminlere müşrikler için mağfiret
talep etmek yoktur.


Sonra da Allahü teala, Kasas Suresi ellialtıncı ayeti
kerimesi ile habibine seslendi:


-Muhakkak ki sen sevdiğin kimseye hidayet edemezsin;
ancak Allah, dilediğine hidayet eder.


Eshabı Kiram soruyor:


-Ya Resulallah! Ebu Talib'in zat-ı alinize şu kadar
hizmeti oldu. Bu hizmetlernin yararını hiç göremeyecek mi?


-Evet, faydasını gördü. Ben O'nu cehennemin derin
yerlerinde buldum; daha serin bir yere çıkardım, ateş, amcamın sadece topuğuna
kadar çıkabilmekte.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye