Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Sabah olup da Ebu Talib




Sabah olup da Ebu Talib'den müsbet bir cevap alamayan
islam düşmanları, aralarında şu karara vardılar:


1- Müslümanlar, onları himaye eden Haşimoğulları ve
Abdülmuttalib soyundan bundan böyle kız alınmayacak ve onlara kız
verilmeyecektir.


2- Bunlara yiyecek, giyecek, kullanacak hiç bir mal
satılmayacak, hiç bir şey satın alınmayacak ve hediye dahi verilmeyecektir.


3- Yukarıda sayılanlar düşmanımızdır. Bunların, Kureyş
mahallelerinde bulunan akrabalarını ziyaret etmelerine müsaade edilmeyecektir.


4- Muhammedilerin yapacağı her türlü barış teklifi
reddedilecektir.


Bisetin yedinci senesi ve Muharrem ayının birinci
günüydü. Müşrikler, saydıkları şartları bağlayıcı bir ahdname haline getirerek
kağıda geçirdiler. Toplandı sekreterliğini Mansur bin İkrime Amir yaptı...
Kararı kırk aşiret reisi mühürleri ile tasdik ettikten sonra ahdname bir
muhafaza sarıldı ve Kabe duvarına asılarak yürülüğe kondu... Bundan böyle
kimsenin karar dışına çıkması mümkün değil.


Metni kaleme alan Mansur'un eline kısa bir zaman sonra
felç indi. Şartlar, müminler ve hatta Haşimilerle Abdülmuttalib oğulları için
fevkalade hassadı. Haberi alan Ebu Talib, derhal Müslümanlarla Haşimileri bir
araya toplayarak yardım istedi. Ebu Leheb'in dışında muhalefet eden yok. Ebu
Leheb, İslama olan düşmanlığından Ebu Talib tarafını terk ederek, Kureyş
kafirlerine katıldı. Mekke ikiye bölünmüştü... Peygamberimize destek olanlar Ebu
Talib mahallesine toplandılar. Hatta Kureyş mahhallesinde bulunan taraftar
aileler bile Haşimi kesime sığındı. Ebu Talib, eshab-ı kiramın yardımı ile
Resulullah'ı meçhul bir yere sakladı. Peygamberimiz, lüzum ettikçe izini
kaybettirmek için yer değiştiriyor.


Düşman, Şib-i Ebu Talib/Ebu Talib mahallesini kuşatma
altına aldı... Bölgenin dışına çıkan bir mümini yakalayınca O'na esir muamelesi
yaparak işkence ediyorlar. Abluka altındaki insanlar, Hac mevsimi dışında, şehre
inemiyor. Hac günlerinde de azgın din düşmanları, uzak yollara çıkarak gelen
kervanların önünü kesip "Muhammedilerle destekçilerine mal satan olursa
kervanını yağma ederiz ona göre" diye tehdit ederek korkutuyor; yine netice
alamayınca mallarına yüksek fiyatalar vererek rakamları şişriyorlardı...


Ebu Talib mahallesi yokluk ve açlık diyarı olmuştu...
Çocuk ağlamalarından durulmuyor...merhamete gelerek bir parça yiyecek getiren
bir kureyşli yakalanınca dayaktan geçiriliyor. Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i
Hadice annemiz, Hazret-i Ebu Bekr, bütün mallarını müminler için harcadılar.Başa
bir imkan kalmayınca bu kahraman müminler ot ve ağaç yaprağı bile yediler.
Peygamberimiz ve eshab-ı kiram açlıklarını bastırmak için karınlarına taş
bağlıyorlar.


Günler, aylar geçti kuşatma kaldırılmadı...


düşmandan çekinmeden serbestçe dolaşabilenler yalnızca
Hazret-i Hamza, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ebu Bekir. Bu mübarek insanlara da diş
gösteriyorlar ama ısırmaya güçleri yetmiyor. Hatta Ebu Bekir istediği yerde
namaz kılıyor ve müsait olanlarını gizlice imana çağırıyor. Bunların haricindeki
diğer müminlerin vaziyeti git gide kötüleşmekte. Bu yüzden Resulullah, sekseni
erkek, onu kadın doksan kişinin daha Habeşistan'a göçmelerine için verdi...


Bu doksan müslüman, bin bir tehlikeyi göze alarak gayet
gizli bir şekilde Mekke'den ayrılıp Habeşistan'a vardılar.. Bir gurup müminin
daha Arabistan'dan çıktığını öğrenen islam düşmanları öfkeden küplere bindi. Ne
varki güvercinler bir kere hür ufuklara kanat çırpmıştı; yılan istediği kadar
kıvranıp dursun.


Muhacirlerin emirliğini Cafer bin Ebi Talib,
radıyallahü anh, yapıyor. Kureyş kafirleri, Habeş Hükümdarı Necaşiye temsilci
yollayarak "asi"leri isteye karar verdiler. İki kişi gidecekti; Amr bin As ve
Abdullah bin Ebi Rebia. Necaşi ile devlet erkanı ve din adamlarına nadide
hediyeler hazırlayarak sefirlere teslim edildi ve:


-Önce din adamı ve yüsek dereceli memurlara
götürdüklerinizi takdim ediniz. Böylece Melik'le görüşme ve maruzatın
gerçekleşmesi hususunda yardımlarını rica edebilirsiniz; bilahere Hükümdara
hediyelerini takdim edeceksiniz. Necaşi ile mültecileri görüştürmemeye bilhassa
dikkat etmelisiniz, diye güngörmüş ihtiyarları akıl verdiler..


Amr bin As ve Abdullah bin Ebi Rebia Habeşistan'a
vardıklarında kendilerine tenbih edilenleri harfiyen uyguladılar. Evvela yüksek
dereceli memurlarla, sarayda görevli din adamları hediyelerle kendi yanlarına
çekildi. Sonra bunların yardımı ile Kureyş elçileri Necaşi tarafından huzura
kabul edildiler. Kureyşliler, secde ettikten sonra armağanları takdim ettiler ve
ziyaret maksatlarını die getirdiler:


-Aziz majesteleri.. Memleketimizden bir kısım kadın ve
erkeğin kaçarak devletinize geldiği yüksek malumlarınızdır. Bu asiler, bizim
dinimizden çıktıkları gibi sizin dininize de girmemişlerdir. Kendi aralarında
bir din uydurup ikilik çıkardılar. Bizi size arapların en seçkin insanları
yolladı. Ricaları suçluları iade etmenizdir. Devletinizden de nifak ve
huzursuzluk çıkarmalarından endişeliyiz. Bize yeter miktarda asker verirseniz
isyancıları alarak geri döneceğiz. Maruzatımız bundan ibarettir.


Necaşi, "Ne diyorsunuz" manasına patriklere baktı.
Onlar:


-İade etmelisiniz, dediler.


Hükümdar sinirlendi:


-Devletime sığınan insanlar, siyasi suçlulardır.
Onların da fikrini almak lazım. Buraya çağırıp iki tarafı da dinleyelim. Eğer
diplomatların bu iddia ve ithamlarına karşı inandırıcı bir müdafaa yapamazlarsa
ülkemde bocguncu meşrep insan tutamayacağımdan onları araplara geri veririz. Ama
üstlerine atılan şu suçlamaları çürütürlerse burada dilediklerigibi yaşarlar,
buna kimse mani olamaz, dedi ve arap elçilerine döndü:


-Siz muhterem sefir hazretleri söyler misiniz bu
uydurma dediğiniz dinin Peygamberi kimdir?


-Muhammed, dediler...


Zeki ve akıllı Hükümdar, durdu ve düşünmeye başladı.
Son bir dinin vahyedileceğini; ahir zaman nebisinin bu isimde olacağını,
milletinin onu yaşadığı beldeden hicret etme zorunda bırakacağını biliyordu..
demek ki son Peygamber zuhur etmişti.


Anladıklarını hiç belli etmedi.


-Evet az evvel dediğim gibi en güzeli onları da buraya
çağıralım; yüzleşin! Bakalım bizi kim ikna edecek?


Melikin emri ile çilekeş mümineri de huzura
getirdiler.. Her biri bir vakar timsali. Eğilmediler ve secde etmediler.
Hükümdarı sadece ve nazikçe Allah'ın selamı ile selamladılar.


Tahtında oturan Necaşi sordu:


-Şu elçiler huzuruma girdiklerinde yeri öperek
saygılarını sundukları halde siz sözle selam verdiniz bunun sebebi nedir?
Halbuki onlar da siz de aynı millettensiniz.


Cafer radıyallahü anh:


-Biz müslümanız! Bizim dinimizde insan, insanın önünde
eğilmez, insan insana secde edemez. İtikadımıza göre böyle mbir hareket
haramıdır.


Peygamberimiz "secde yalnız ve ancak Allah'a mahsustur"
ölçüsünü koymuştur. Biz bu ölçünün dışına çıkamayız. Ancak hareketimiz
hazretlerine saygısızlık şeklinde tefsir edilmemeli. Çünkü biz, zatı
devletilerini Allah'ın selamı ile selamladık. biz müminler birbirimizi de bu
kelimelerle selamlar ız.Cenne†tekilerin selamlaşmasınında bu şekilde olduğunu
Peygamber efendimiz haber veriyor.Bu bakımdan Allah'tan gayrısına secde etmekten
yine Allah'a sığınırız,dedi.


veciz konuşmayı Necaşi de divandakilerde büyük bir
dikkatle dinliyorlardı.Hükümdar:


-Pekala...sorduklarıma cevap veriniz.Buraya niçin
geldiniz;tüccar değilsiniz,bizden bir şey de istemiyorsunuz;bu elçiler sizi
neden geri götürmek istiyorlar?


-Devletlim,lütfen şu adamlara sorunuz.biz sahibinin
yanından firar etmiş kölelermiyiz ki bizi yakalayıp efendilerimize iade
edecekler...


Necaşi Amr bin As'a döndü:


-Bunlar köle mi,hür mü?


-Hür insanlar efendimiz!


Hazreti Cafer:


-Şu adamlara sorunuz;biz,herhangi bir kimsenin


kanını mı döktük bizi götürüp kan sahibine teslim
edecekler?


Necaşi:


-Bunlar katil mi?


-Hayır!


Cafer radıyallahü anh:


-Hükümdarım,şu adamlara sorunuz ki biz birinin


malını mı elinden aldık da bizi hak sahibine
götürecekler...


Necaşi:


-Ey Amr! Mülteciler, hırsızlık veya gasp veya talan
gibi bir cürüm ika ettiler mi? Şayet bunların bir borcu varsa miktarı ne olursa
olsun ben ödeyeceğim.


-Hayır; ne sayılan suçları ne borçları var...


Büyük kabul salonunda hiç bir şey kımıldamıyor, hiç bir
hareket yapılmıyor; en keskin dikkatlerle konuşmalar dinleniyor. Kelimeler
karanlık gecede uçuşan kıvılcımlar gibi havada savrulup diğer tarafa
düşüyordu...


Necaşi gürledi:


-Öyleyse, siz bu insanlardan ne istersiniz?


-Biz ve onlar aynnı dindeydik. Yolumuzu bırakarak
Muhammed'e tabi oldular, dinimize ve milletimize isyam ettiler. Bu yüzden
cezalandırılmaları lazım. Onlar suçlu. Kureyş onların cezasını verecek.


Necaşi:


-İnsanların ellerine kelepçe ayaklarına zincir
vurulabilir ama vicdanları nasıl kilitlenir, imanlarına nasıl hükmedilir. Zorla,
zorbalıkla insanları kendiniz gibi inandıramazsınız. Siz, mazlum kimselere
tahakküm etmek istiyorsunuz!!! Buna müsaade etemem!!! dedi.


Müşrikler feci bir meydan dayağı yemiş gibi oldular.
Hükümdar tebessüm ederek müminlere döndü.


-Ey Cafer, dininizi niçin terk ettiniz. Ecdadınızın
dininden ayrılmış fakat hıristiyan da olmamışsınız. Dininden ayrılmış fakat
hırıstiyan da olmamışsınız. İman ettiğiniz din nasıl bir şey?


-Hükümdarım. Biz cahil insanlardık. Heykellere tapar,
leş yer, elmas yüzlü çocuklarını zerer kadar acımadan diri diri toprağa gömer,
akrabalarımızla alakamızı keser, komşularımıza kötü davranı, kuvvetli
olanlarımız zayıfları ezer ve merhamet nedir bilemezdik... Peygamberimmizin
tebliğine kadar bu hal üzre devam ettik. Bu dinin ismi islamiyettir. Dinimizde
heykellere tapmak, yalan söylemek, adam öldürmek, yetim malı yemek, iftira atmak
haramdır. İslamiyet ana-babaya hürmetkar olmayı, akrabayla iyi geçinmeyi,
komşuya hürrmet etmeyi, evlatlar arasında kız-erkek farakı gözetmemeyi ve daha
nice güzel şeyleri emir buyurmaktadır. Mbunların hepsini şurada saymak uzun
zaman alacağından sıralamak oldukça zor.


Kısacası biz, kitabımız Kur'an-ı kerim'in ve yüce
Peygamberin yapınız dediklerini yapmaya, yapmayınız buyurduklarından uzak
durmaya başladık. Ve ibaedetlerin en büyüğü namazla şereflendik. Namazla kul ve
insan olma şuurunu idrak ettik. Bu sebeple bu putperestler, biz hak dini
mensuplarına düşman oldu ve akıl almaz kötülüklere başladılar. Bizleri
islamiyetten dördürmek için zalimce işkenceler yaptılar. Aç bırakmak için
müslümanları ablukaya alarak onların başka insanlarla görüşmelerini, alış veriş
yapmalarını yasakladılar. Şu gün bile yalnız yakaladıkları müminlere yine
gaddarca işkence yapıyorlar. Aç bırakarak dize getirmek için başlattıkları
kuşatma aylar geçtiği halde yine sürüyor.. Bir yolunu bularak dinimiz uğruna
yurdumuzu yuvamızı terk edip ülkene ve adaletine sığındık. Eğer bizi onlara
teslim ederseniz işkence ede ede öldürecekler!..


Mübarek sahabi terlemiş yanakları al al olmuştu.


-Pekala o bahsettiğin Kur'an'dan biraz okur musun?
Bakalım ne diyor...


Cafer, radıyallahü anh, hazretleri uhrevi bir hava ile
Meryem suresini okumaya başladı. Kudsi ve muhteşem ayetler ruhlarda yankılanıp
gönüllere akıyordu... Hükümdarın gözlerinden boşanan yaşların süzülüp sakalını
bulduğu görülüyor. Din adamları da sessizce ağlamaya başladılar.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye