Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11470 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2227 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1617 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1460 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1418 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Nübüvvetin beşinci yılı




Nübüvvetin beşinci yılı.


Zulme dur durak yok. Küfür, insafsız yangınlar, azgın
dalgalar gibi mü'minlerin ve bilhassa arkasız mü'minlerin üstüne geliyor. İnkar
cephesi için artık hayatın bir tek maksadı kalmamıştır; İslamiyeti yer yüzünden
silip süpürmek. Onlara göre bir kimse Muhammedi olmakla putperestleri karşısına
almış ve kendilerine harp ilan etmiş oluyor. birinin müslüman olduğunu öğrenmeye
görsünler; aman Allahım, o ne vahşi tablolar!Aç kurtlar misali saldırıyorlar.
Bütün mesele dayanmak, tahammül etmek... Ne kadar, nereye kadar, hangi güne
kadar? Azap, işkence, zulüm, zulüm, zulüm.


Buna bir çare bulmalı; bir çıkış yolu aramalı. Acaba
mir müddet için bile olsa Mekke'den gurbete mi göçseler?


Bir gurup mazlum sahabi, Resuller Resulünün muhteşem
huzurlarındalar. Çektiklerini edebin en yüksek hali ile arzediyor; Sevgili
Peygamberimiz, Sallallahü aleyhi ve sellem, birşeycik buyurmadan dinliyorlar...
Sızlanmalar, dert yanmalar kendilerine malum olmasına rağmen tekrar tekrar büyük
üzüntülerle anlatılıyor. Nihayet aziz arkadaşları, büyük; en büyük sahabi
Hazret-i Ebu Bekir, radıyallahü anh, devreye girme zaruretini duydular.


Ey Allah'ın Resulü! Kafirlerin, Hatib bin Amr bin Abd-i
Şems'e yaptığı işkenceleri görseydin bu arkadaşlarımızın dileklerini zarurete
binaen kabul ederdin...


Hazret-i Ebu Bekir'in bu ricası üzerine Resululalh
hicret izni verdiler.


Mekke'den, o ana-baba yurdundan sırf dinlerini korumak,
ibadetlerini yapabilmek için ayrılma zahmetine giren bu garip ama eşsiz
sahabiler, yine arz ettiler:


-Ya Resulallah! Hangi memlekete gidelim; nereyi tevsiye
buyurursunuz?


Mü'minler, sevinçle karışık bir keder içindeydiler. Bir
tarafta vahşi işkencelerden kurtulma ümidi, bir tarafta şanlı Peygambere hasret
ve gurbet çilesi... Mübarek elleri ile Habeşistan; yani bugünkü Etiyopya'yı,
Kızıldeniz'in batı tarafını gösterdiler... Eshab-i Kiram sevindi. Çünkü işaret
buyurulan yer hem yakın, hem de Mekke ile aynı iklim kuşağında. Gidenler intibak
zorluğu çekemiyecekler.


On erkek ve dört kadın, Habeşistan'a gitmek için
gizlice hazırlandı. bunlar:


Osman bin Affan ve Sevgili zevceleri peygamber kerimesi
Rukiyye binti Resulullah-ki Rukiyye radıyallahü anha'nın da hicret kafilesine
dahil edilmesini server-i alem, Osman radıyallahü anha'a emir buyurdular;


Ve Ebu Huzeyfe bin Utbe bin Rabia ve zevcesi Sühlet
binti Süheyl, Zübeyr bin Avvam, Mus'ab bin Amr, Abdurrahman bin Avf, Ebu Selem't-ibni
Abdülesad ve zevcesi Seleme binti Umeyye, Osaman bin maz'un, Amir bin Rebia ve
zevcesi Leyla binti Ebi Hayseme, Ebu Sabret't-ibni Ebi Rahim, Hatib bin Amr bin
Abd-i Şems, Haris bin Süheyl ve muhacirlerin sağlıkla menzile vardıkları
haberini getirmek için kendilerine refakat eden Esma binti Ebi Bekr, radıyallahü
anha...


Hazret-i Osman, radıyallahü anh, ve eşi Rukiyye, Lut
Peygamber'den bu tarafa küfrün elinden başka diyara göçen ilk aile. Bu sebeple
buyurulan Hadis-i Şerif:


-Osman ve benim kızım, Lut aleyhisselam'dan sonrra
hicret eden ilk karı-kocadır.


Muhacirler, kimsenin gözüne çarpmadan, kimseyi
şüphelendirmeden sağ salim Kızıldeniz sahiline vardılar. Gerileyip gerileyip
uysal bir at gibi ayaklarına kadar gelen dalgalar:


-"Çok çektiniz. Büyük imtihan verdiniz. Binin sırtımıza
sizi rahat günlere taşıyalım" diyordu; diyor gibiydi. Deniz, ufuklara kadar
çağırıyor insanı. Hür ve huzurlu zamanlar, bu ufkun hemen arkasında. Fakat bu
sırada bir aksilik oldu. Birden Nevfel binti Muaviye, devesi ile önlerine
dikildi... devedeki adam, soran gözlerle bakışlarını tek tek yüzlerde
gezdiriyor. Ciddi ve şüpheci. Mü'minlerin yüreği çarpınan bir kuş gibi. Ama
dıştan aldırışsız ve soğukkanlılar.


Adam, devesinde şöyle bir doğrulduktan sonrra sordu:


-Nereye gidiyorsunuz böyle?


Bu iki kelime, keskin bir nişancının ard arda fırlatıp
tahtaya kapladığı iki yaman bıçak gibi sessizliği ortasında kesmişti.


Düşmana hile caiz. Harp hiledir. Harpte düşmana yalan
yine o harbin taktiklerinden bir taktik. Hemen cevaplandırdılar:


-Denizde bir gemi parçalanmış onu satın almaya
niyetlendik.


Nevfel, pek tatmin olmadı. Tatmin olmadığı için de umre
niyeti ile gittiği Mekke'de şüphesini müşriklere açtı... Kureyş'in arasında
hemen mbir panik koptu.


-Aman, dediler, bir ekip hemen ardlarından yetişip
yakalasın. Gemi falan yalan. Onlar, bizden kaçan müslümanlardır.


Gerçekten silahlı bir gurup kureyşli, vakit kaybetmeden
Kızıldeniz sahiline vardılar.... muhacirleri yakalayacaklarına, onları bu defa
öyle beter işkencelerden geçireceklerine inanmışlardı ki kumasalı boş bulunca
beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Kıyı boyunca aşağı yukarı koşturdularsa da
görünen hiç bir şey yoktu. Sahile vuran dalgalar, "ahmaklar", "ahmaklar" der
gibi sert ve alaylı.


Allahü teala, kendi aşkı uğruna vatanlarından ayrılma
fedakarlığına katlanan mü'minlerin işlerinde kolaylık yaratmış, onlar, uygun
deniz ve uygun havayla sal üstünde kısa zamanda Afrika yakasını bulmuşlardı.
Kızıldeniz'in Asya sahillerinde tepinen kafir atlıları yumrukları ile boşluğu
döve döve öfke içinde Mekke'ye döndüler.


Bu sırada Habeş kralı, "Necaşi" isminde bir
hırıstiyandı. Mekke'den gelen bir kafile müslümanın, ülkesine sığındığını haber
alınca iltica sebeplerini araştırdıktan sonra emniyetlerinin sağlanması için
görevlilere emir verdi... Mü'minler, rahat ve huzur içinde hiç kimse karışmadan
ibadetlerini yapabiliyorlar...


Bu esnada Mekke'de Vennecm Suresi indi. kahraman
Peygamber, bu sureyi Kabe'de müşriklerin hazır olduğu bir zamanda okumaya
başladı. Ağır ağır, tek tek okuyordu. İki ayeti kerime arasında bir miktar
bekliyorlardı ki, anlamı zihinlere tam olarak yerleşsin. Yüce Allah, şöyle
buyuruyordu:


-Doğan ve batan yıldızlar hakkı için sizin sahibiniz
Muhammed aleyhisselam, asla dalalet ve hatada olmadı. O, kendi nefsinden söz
söylemez. Onun kelamı Kur'an-ı Kerim'dir. O'nun din işinde sözü ancak Allahü
teala'dan gelen vahiydir. bu vahyi O'na çok kuvvetli olan Cebrail aleyhisselam
getirmiştir ki, kanadıyla ve haykırmasıyla nice şehir ve milletleri yerle bir
etmiştir. Lat ve Uzza ve Menat ismindeki putlara ibadet edersiniz. bunların
kudretleri nedir ki Allahü tealayı bırakıp onlara taparsınız?


Surenin okunması bitince Sevgili Peygamberimiz, secdeye
vardılar.


Kafirler de secdede. Hatta kendini beğenmişleri bile
yerden bir miktar topratk alıp alınlarına sürerek güya secde etmiş oluyorlar...
Garip! Hem de çok garip. Kafirler can düşmanları ile birlikte secdeye varsınlar.
nasıl olur?


İzahı şöyle: Efendimiz, kafalara tam olarak yerleşsin
de unutulmasın diye ayet aralarında bir miktar durarak yavaş yavaş okuyordu ya?
İşte ütün sır burada. Şeytan; o lanetlenmiş mahluk, bu duraklardan yararlanarak
müşriklerin kulağına sanki Resulullah söylüyormuş gibi şu sözleri duyurdu:


-Putlar uludur. Onlardan şefaat beklenebilir...


Allah düşmanları, sözü efendimizin söylediğine inanarak
sevindier ve o yüzden yere kapandılar. Ve kendi aralarında toplanan kafirlerin
vardığı karar:


-Muhammed ilahlarımızı tanıdı ve dinimizi kabul etti.
Zaten biz de rızık verenin, öldürenin ve diriltecek olanın Allah olduğunu
biliyoruz. Lakin putlarımız da şefaatçidir. O, bugüne kadar bunu reddediyordu.
Bundan dolayı kendisine düşmandık, bu yüzden intikam alıyorduk. Ama madem ki
şimdi gerçeği kabul ediyor. Biz de bundan böyle ne o na, ne yolundakilere hiç
bir sıkıntı vermiyeceğiz. Artık sulh dönemi başlamıştır. Şimdiden sonra barış
içinde yaşayacağız.


Şeytanın hilesini müşrikler böyle ahmakça bir yoruma
bağlamışlardı. Ortalıkta şu asılsız söz dolaşmaya başladı: "Muhammed
aleyhisselamla, kafirler barış andlaşması yapmışlar!!!"


Velid bin Mugire, teminat vermek için Resulullah'a
geldi:


-İnandığın yolda selametle yürü. Bundan sonra sana
dokunmayacağız. Belki yardım bile edebiliriz.


Peygamberimiz, hayret ettiler. putperestler niçin
yumuşamışlardı ki?


Cebrail aleyhisselam, gelerek olup bitenleri
ayrıntıları ile nakletti: Sevgili Peygamberimiz, şeytanın kendi sözlerini ayeti
kerimenin arasına katmasına çok üzüldüler. Yüce Allah, Habibi üzülmesin diye
yine Cebrail aleyhisselamı yolladı:


-Senden önce gönderdiğimiz şeriat sahibi Resuller ve
onları takipçisi Nebiler, ayet-i kerime okumak veya bir şey konuşmak
arzuladıkları vakit şeytan, o Peygamberin sözüne de bir şeyle, katardı. Cenab-ı
Hak, ilahi kelamla Şeytani sözü birbirinden ayırır; sonra kendi ayetlerini hüküm
ve isbat eder. Allahü teala, insanların hallerini bilici ve hükmünü icra
edicidir...


Allah'ın Resulü, teselli bulup rrahatladılar ve bu defa
yeni gelen bu ayet-i kafirlere duyurdular. Putperestler, bunun üzerine:


-Demekki Muhammed, ilahlarımızın Allah yanında yüksek
dereceleri olduğunu ikrar ettiğine pişman oldu. Bu sulh andlaşmasını bozmak
demektir. Öyleyse biz de barıştan vazgeçtik. O ve yolundakiler yine
düşmanımızdır. Açıkça ilan ediyoruz!


Mekke'de bütün bunlar olup biterken Habeşistan'a göçen
müslümanlar ne yapıyor acaba? Onlar rahatlar. Necaşi iyi bir ev sahibi. Fakat bu
asılsız muahede söylentisi da oralara kadar uçtu. bunu işiten muhacirler:


Öyleyse dediler,biz de vatanımıza avdet edelim.Buraya
putperestlerin dayanılmaz eziyetlerinden kurtulmak için göçmüştük.Madem ki sebep
ortadan kalktı biz de gidelim.


Hakikaten döndüler.Ama şayianın yalan olduğunu ancak
Mekke'ye geldiklerinde öğrenebildiler...İş,işten geçmişti.


Varsın geçsin.


Allah'ın takdiri ne ise elbette o tecelli edecektir.


......






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye