Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11528 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8700 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2278 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1679 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1511 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1469 okuma)
· AĞIT
(1226 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1088 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(994 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(964 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Burada Allah




Burada Allah'ın Resulü'na dinliyor. Yeni dinin
mahiyetini öğreniyor ve müslüman oluyor. Kuş gibi hafif. Bütün iç huzursuzluk ve
sıkıntılar süngerler silinmiş gibi.


Şimdi Mus'ab radıyallahü anh, bir kat daha... hayır bir
kat değil; bin kat daha güzeldir, bin kat daha kibardır, bin kat daha zarifdir.
Sadece zahiri değil, batını da süslenmiştir.


Darül Erkam'a gizli ziyaretleri devam ediyor.


... kelime-i şehadeti söyledikten sonra büyük borç
namaz. Mü'minin ömrünün sonuna kadar şerele ifa ettiği; ifa etmeye mecbur olduğu
büyük yükümlülük. Müslümanı namazsız düşünmek nne kadar zor.


-Mus'ab, Muhammed'in dininne girmiş; namaz kılarken
gözümle gördüm; haberiniz olsun!


İhbar, evde bir bomba gibi infilak etti. Hazret-i
Mus'ab'ı bularak aile divanını kurdular. Ve derin bir sorgulama başladı.


Nasihatleri;


Tehditleri hep boş... Belliki hiç bir tedbir O'nu,
yüzünü döndüğü yönden çeviremeyecek. Tek yol geriye kalıyor; Şiddet, zulüm ve
baskı.


Anne-babasının emri ile mahzene attılar. Burada
günlerce aç susuz bırakıldıktan sonra bir gün en kızgın saatlerde, güneşin
altına çıkarılarak dayak ve eziyete başladı.


Oğulları ile haklı olarak iftihar eden ve üzerine
titreyen anne-babası şimdi O'na bir tercih hürriyetini çok görüyor ve insafsızca
işkenceler yapıyorlardı. Öz anne-baba, öz evladına nbunu eder mi? Bu ne
taassuptur böyle?


Ama ne hepis ne işkence...


-İslamiyetten dön!


Talimatları hep red cevabı alıyor. Büyük sahibinin aile
efradı, öfke ve üzüntü içindeler. Bu nasıl iştir, ne beladır başlarına gelen!!!


Baskılara kahramanca direnen Mus'ab hazretleri:


-Muhammed'i inkar et, onun haber verdiği Allah'ı inkar
et, cahillik etme, sana ne oldu, sen ki şu beldenin en akıllı genciydin. Deli
olma! Sana mutlaka büyü yapılmıştır. Zaten senin Peygamber dediğin de sahir!..


...Bu ve benzeri sözlere kainıtın değişmez mutlak
hakikatı kelime-i şehadet ile cevap veriyor...


-Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden
abdühu ve Resuluhü!...


Yeniden zından; tekrar işkence, bir daha zından ve
netice alınamayanıca hep zından.


.......


Büyük mazlum, bir gün serbest bırakıldı.


Nereye gitse? Onların yanına mı; yani ailesine?


Aile mi kaldı? Anne annelikten çıktı, baba
babalıktan... Şimdi en yakınları ile arasında kapanmaz uçurumlar var. Yollar
ayrıldı. Maksatlar farklı. Fikirler, duygular, heyecanlar uyuşmuyor. Ve aynı
kanı taşıdıklarından çektiklerini, yabancılardan görmüyor.


Mus'ab rıdayallahü anh; ailesinin gözbebeği Mus'ab;
tiril tiril kıyafeti, aşılmaz kibarlığı ile bütün hayranlıkları etrafına bir
hale gibi çekmiş olan Mus'ab, bu şehire yabancılaşmıştır artık. Artık, bu
insanlarla ortak tarafı yok. Onun kalbi, onun; efendisinin etrafında mum
alevinde dönen pervaneler misali aşkla uçuşan yeni dinin salikleri ile aynı
frekansta atıyor.


Şimdiden sonra anne onun için yok, baba onun için yok,
aile onun için yok, akraba yok, komşu yok, şu şehir dolduranlar yok. Bunların
hepsi onun yolunda ve onun uğrunda ölmüştür... efendisi Muhammed, sallallahü
aleyhi ve sellem için.


Bütün bunlar yok ama; Allah var.


Allah'ın habibi var...


Öyle ise O, ne sonu gelmez sıcak kum deryalarında; ne
de yalnızlığın insanı bir bıçak gibi kestiği buz ummanlarında.


Allah var gam yok.


Bu, hakikatın, ta kemiğe kadar, iliğe kadar işlediği
iman...


Muminler, efendimizin emirleri ile birazcık nefes
alabilmek için Habeşistan'a hicret ediyorlar. İşkencelerden yakayı kurtarmak
başka türlü mümkün değil. Mus'ab radıyallahü anh da aralarında... Bu öncü sahabi,
Habeş diyarında bir zaman kalıyorsa da Peygamber aleyhisselamın aşkına daha
fazla dayanamayarak, yeniden Mekke yollarına düşüyor...


O, Mekke'den içeri girdiği sırada kainatın efendisi,
aleyhisselatü vesselam, Hazret-i Ali Keremmallahü vecheh, iele bir kenarda
oturmuş sohbet ediyorlar... Uzaktan bir gelen var. Gelen, yaklaşınca Resuller
şahının gözleri yaşla doldu. Zira dünün o en pahalı ve en güzel giyinen gencinin
üzerinde eski püskü ve yamalı bir entariden başka bir şey yoktur.


Hey gidi hey!... Şıklık ve zarafetinden yürüdüğü
sokaklarda insanların pencerelere dökülüp ardınca baktığı Mus'ab bin Umeyr! Bu
ne kahramanca fedakarlıktı böyle?.. İşte Sevgili Peygamberimiz nemli gözlerle,
bunu ifade buyuruyorlar:


-Kalbini Allahü teala'nın nurlandırdığı şu kimseye
bakın... Allah ve Resulünün muhabbeti onu bu hale getirmiştir.


 


YEMENE SIÇRAYAN NUR KIVILCIMI


RESULULLAH'IN BÜTÜN HARPLERİNDE BULUNAN; HAZRET-İ EBU
BEKR DEVRİNDE İSLAMİYETİ TERKEDEN BEDBAHT MÜRTEDLERLE YİĞİTÇE VURUŞURKEN ŞEHİD
OLAN O KAHRAMAN SAHABİNİN YÜKSEK RUHUNA OKYANUSLARA KOŞAN COŞKUN IRMAKLARIN
BERRAK SULARI KADAR SELAMLAR OLSUN.


Peygamberimizi dinleyen biri şayet peşin hükümlü
değilse mutlaka müslüman oluyor... insanların böyle tek tek müslüman olmaları
putperest Mekkelileri son derece rahatsız etmekte. Bu yüzden etrafını uzaktan
uzağa görünmez duvarlarla çevirerek insanlardan tecrid etmeye çalışıyorlar.. bu
duvarlar; yalan, iftira ve dedikodu aşağılığı tarafdan kuşatıp aynı sözleri
belki bin kere tekrarlayarak alabildiğine bir menfi propaganda ile beyin
yıkıyorlar...


Tufeyl bin Amr'ı bile bu korkunç söz taarruzu ile
kandırabildiler. O Tufeyl ki Yemen'in en iyi kabilesine mensup seviyeli bir
insan. Aynı zamanda şair. Arapça lisanının ustalarından. Buna rağmen. O'nu da
şaşırttılar. Tufeyl, duyduklarından ürktü ve tedirgin oldu.


...İslam güneşinin dünya ufkunda karanlıklar ıyırta
yırta ağır ama emin bir yükselişle doğduğu günlerdi.. Kafirler, müminlere
sadestçe zulmediyorlar. İşte bu hengamede Tufeyl bir Amr, Mekke'den içeri girdi.
Ticaret yaptığı için bu şehre zaman zaman gelir; hem alış veriş yapacak hem de
Kabe'yi ziyaret edecektir. çünkü hac mevsimi. Niyeti ve geliş sebebi bu... Ya
kendisini bekleyen istikbal? Orası esrarlı bir perde ile örtülü.


Tufeyl'in geldiğini gören islam düşmanları, yanına
gelerek hoş-beşten sonra konuşmaya başladılar. Sözü biri bırakıp biri
kapıyordu...


-Aman dikkatli ol! Abdülmüttalib'in yetimi vardı ya;
hatırlar mısın? Evet canım Muhammed! Şimdi büyük iddialar peşinde; Peygamber
olduğunu söylüyor. Güya kendisine Kur'an isminde bir kitap geliyormuş. Şaşırdın
değil mi? Büyülü sözleri ile aramıza ikilik soktu. Bir çok kimse de kandı ona
Baba ile oğulu, karı ile kocayı birbirine düşürdü; kardeşi kardeşe düşman
etti... aman ha semtine uğrama! O'nunla karşılaşsan bile tek kelime konuşma!
Sözlerinin sihrine kapılırsın! Bizim başımıza gelen bu felaketin uğursuzluğu
sizi de sarmasın. Onun için en iyisi burada fazla kalmayarak memleketine dönmen.


Bunları söyleyenler sıradan kimseler de değil. Şehrin
en tanınmışları. Hatır sahibi insanlar... O yüzden Tufeyl şaşkın ve tedirgin.
Buraya ne için gelmiş; karşısına nasıl bir hadise çıkmıştır... Kader'in
kendisini o mübarek hadiseye taraf yapacağını Tufeyl nasıl bilsinki...


Bu azametle yürüyen ve kendilireni imtiyazlı gören
adamların ettiği laflar o kadar çok tekrarlandı ki Tufeyl'de söylenenlerin
doğruluğundan en ufak şüphe kalmadı... tamamen müşriklerin etkisindeydi;
kararını verdi: Şayet O'nunla rastlaşırsa asla konuşmayacak; bir şeye söylerse
cevap vermeyecekti... Şanlı-şöhretli şu kadar aklı başında insan yalan
söylemiyordu ya!


Geldiğinin ikinci sabahında Kabe'ye giderken
kulaklarını pamukla tıkadı. Olur ki karşılaşırlarsasözlerini duyarak ona
inanabilir. Gençi zayıf iradeli değildir ama; yine de ne olur ne olmaz!..


Gerçekten Tufeyl bir Amr, Kabe-i Şerif'e vardığında
Resulullah, sallallahü aleyhi vesellem, namaz kılıyordu. Tufeyl, sözlerinden
kortuğu, kendisinden kaçtığı insanın her nedense gidip yakınında durdu. Hayret!
O kadar yer varken efendimize yakın durması!... Asıl heyret edilecek olansa daha
sonra vuku buldu. Kulağını sıkıca kapatan pamuğa rağmen yabancı adam,
Peygamberimizin okduğu Kur'an-ı kerimden bazı parçaları işitti.


Ve işitmesiyle derin bir hayranlığa kapılması bir oldu.
Neye uğradığına şaşırdı. Bu ne tatlı sözlerdi böyle! Ve o an aklını başına
devşirdi. Ne diye şuna buna kanarak çocukça hallere giriyordu? Kendinden utandı
ve yaptıklarını kınadı. "Ben dedi, kendi kendine mırıldanarak, iyi ile kötüyü
ayırdedemeyecek birimiyim? Üstelik de şairim? Öyle ise bu korku niye,
dediklerini beğenirsem, O'nu kabul eder, yoksa reddederim." Pamukları
kulaklarından aldı ve bir kenara saklanarak çıt çıkarmadan kainatın baştacının
anlatılmaz güzellikteki bir huşu ile okuduğu "Kur'an" buydu. Bu ne sihir ne de
şiir. Bu sözler, beşeri değil. Bunlarda ilahi bir koku var. İlahi bir renk,
ilahi bir ahenk taşıyor. Tufeyl, olduğu yere çakılmış gibiydi.


Zevk ve huzurdan, çevresinden kopmuştu. O şimdi sade
bir çift göz olmuş iki cihan sultanını seyrediyor ve büyük rehberin
dudaklarından kanatlanıp uçuşan surelerin sonsuz lezzetini yudumluyordu.


Nihayet Sevgili Peygamberimiz, namazını tamamlayarak
evlerine dönmek üzere yola koyuldular. Ama; yalnız değiller. Bir gölgenin de
mahcup adımlarla yüce sulatının ardısıra gelmekte olduğunu görüyoruz. "O da
kim?" diye sormamıza hacet yok. Çünkü tahmin ettiğiniz gibi bu Tufeyl bin Amr ed
Devsi'nin ta kendisidir. Çünkü...


...çünkü O'nu namazda gördüğü ve billur sesinden Kur'an-ı
kerim'i ilk iştiği an içinde nurdan yanar dağlar indifa etmeye başlamış ve
sana'tkar sezişi ile doğru bulmuştur... daha doğrusu ezelde takdir edilen vuku
bulmuştur.


Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, Hane-i
Saadetlerine dahil olunca peşindeki aşık da mukaddes eşikten adımınnı atıyor:


Boynu bükük olarak halini arz ediyor:


-Milletin, hakkında kötü konuşuyor. Seni bir ağızdan
bana çok fena karaladılar. Öylesine ürktüm ve o kadar çekindim ki ne olur ne
olmaz sözlerin kulağıma çalınır da kanarım diye Kabe'ye gelirken kulaklarımı
pamukla tıkadım.


Ama hikmete bakın ki, okudukların, hem kulaklarımın hem
kalbimin pasını sildi!.. Allahın Resulü bana islamiyeti anlat! Kabule, müslüman
olmaya hazırım.


Efendimiz, bu nasipli kula biraz kelamı kadim
okudular...


Tufeyl, bundan daha güzel sözü ömründe işitmediğini
söyleyerek kelime-i şahadet getirip müslüman oldu. Ve müslüman olarak
Peygamberden sonra en üstün insanlar sınıfı eshab-ı kiram'a dahil oldu,
radıyallahü anh...


Müslüman olanın ilk düşündüğü ailesine, kabilesine
kavmine koşmak...


Evinde yangın olduğunu öğrenen insanın ilk yapacağı iş,
yakınlarını kurtarmaktır. Az daha gecikse sevdikleri cayır cayır yanailir.
Sokakları yıldırım hızı ile aşıp merdivenlerden üçer beşer atlayarak kapıdan
içeri dalarken bu adamın kafasında sevdiklerini alevlerin canavar ağzandan
almaktan başka fikir yoktur. Sevgili Peygamberimiz'den islamiyeti öğrenip de
insanların şu halleri ile dolu dizgin cehenneme koştuklarını anlayan her yeni
Mü'min'in ilk aklına gelen en yakınından başlayarak beşeriyeti kurtarmak. Maksat
memleketler fethi, ünvan ve tahtlar değil.


Eshab-ı Kiram'ın en namüsait şartlarda kıtalar ve
denizler aşarak yedi iklim dört bucağa at koşturmasının hikmeti bu. Onların
atlarının izninin kölesi olalım. Onlar sırtlarında sade bir entari ellerinde
çıplak bir kılıçla kızgın güneşleri, donduran soğukları yenerek islamiyet
müjdesini topraklarımıza kadar taşımasalardı acaba şimdi kimdik ve ne idik?


Kalbine yüce dinimizin güneşi doğana Tufeyl bin Amr,
radıyallahü anh, Peygamber-i Ekber, sallallahü aleyhi vesellem'den aldığı feyz
ve ilhamla islam meşalesini ailesine ve milletine taşıdı.


Ebedi kurtuluşun nurdan kıvılcımları şimdi Yemen'e
sıçramıştı.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye