Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Cebrail




Cebrail, Esved bin Muttalip, Abb-i Yağves, Haris bin
kays geçerken tek tek isimlerini sordu ve Allah'ın sevgilisinin onlara da kızgın
olduğunu anlayınca; birincinin gözünü, ikincinin başını, üçüncünün karnını
işaret ederek:


-Allahü teala, mbunların şerrinden seni kurtardı.
Yakındra her biri bir belaya duçar olacaktır, haberini verdi.


... gerçekten az zaman sonra bu amansız kafirlerin her
biri bir belaya uğrıdı... Velid'in bacağına bir demir parçası saplandı; her
tedbir çaresiz kaldı ve kan kaybından öldü, As bin Vail'in ayağına diken battı.
İlaçlar, hiç bir işe yaramadı. Ayak, deve boynu gibi şişti.


-Muhammed'in Allah'a beni öldürüyor! diyerek bağıra
bağıra can verdi.


Esved bin Muttalib'in iki gözü birden kör oldu. Cebrail
aleyhisselam, bunun kafasını bir ağaca çarparak canını cehenneme yolladı. Esved
bin Abdi Yağves'in yüzü ve bedeni aniden simsiyah oldu. dehşete kapılarak evine
koştu. Öz ailesi O'nu tanımayarak kovdular. kahrından, başını, yüzüne kapanan
kapıya vura vura intihar etti...


Haris bin Kays'ın ölümüne ise bir tabak tuzlu balık
yolaçtı. Sanki bir kaç tane balık yememiş de koca bir tu dağını yalayarak
bitirmiş gibi ne kadar su iştiyse kanmadı. Okyanusu içse susuzluğunun gitmesi
imkansızdı; ve bu sebeple suya kanamadan çatlayarak ölüp gitti.


Bunlar olurken ders alınmıyor muydu; ibret nazarı ile
bakan yok muydu? Nerede o basiret. Bilakis aksi yapılıyor.


Mesela:


Hakem isminde bir bahtsız, resululalh yolda yürürken
onun arkasında ağzını, gözünü, vücudunu oynatarak maymunluk yapıyor. Sevgili
Peygamberimiz, Hakem'in bu maskaralığını görünce hep öyle kalması için dua etti.
Gerçekten ömrünün sonuna kadar Hakem'in ağzı, yüzü, organları oynadı, durdu. hep
öyle kaldı yani. Eden bulur.


.....


İşte böyle...


Dağ dağ sıkıntılar göğüslenerek mesafeler aşılıyor. O,
bir sevgili olduğu, ne varsa uğruna halkedildiği halde yine de hakaretler,
öldürme teşebbüslerri, zulümler... her şey kendi kaidesi içinde cereyan ediyor.
yoksa yüce Allah, elbette beşerin en mükbulüne her imkanı verebilir...


Mesela:


Bir gün, yine, efendimizi üzmüşler. Bir kenarda oturmuş
tefekkür ediyorlar. Bu sırada Cebrail aleyhisselam geliyor. Efendimizi
selamlayarak O'na sözleri ile kuvvet ve destek veriyor. Aslında
Peygamberimizdeki kudretin kimsede olmadığını izaha çalışıyor:


-Şu karşıdaki ağacı yanına çağır, diyor.


Resulullah ağacı çağırıyor; ağaç önlerine kadar
geliyor.


-Gitmesini, söyle diyor Cebrail.


Ağaç Peygamberimizin emri üzerine yerine yürüyor.


............


İLK ŞEHİDLER


ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLERE ÖLÜ DEMEYİN! BİLAKİS ONLAR
DİRİDİR; FAKAT SİZ BUNU ANLAYAMAZSINIZ.


BAKARA 154


Feyz ve hidayet ocağının kapısında pençe pençe kan
lekeleri... Müşrikler, akla gelebilen ve gelemeyen her yolla insanlığın
rehberini yıldırmak istiyorlar. Saadet ocağının kapısındaki kanlı izler, bunun
son işareti. Kureyşli dinsizler, bir kaba doldurdukları kana ellerini batırıyor
ve kanlı pençelerini o kapıya vuruyorlar... Sabah olduğunda Resuller önderinin
kapısında pençe pençe kan izleri görülüyor. Aslında kendi ruhlarının
fotoğraflarını çıkarıyorlar. Yoksa böyle gariplikler yapmakla ne elde edilebilir
ki... ve bir şey elde edemiyorlar da. Bu sebeple bu safhada Sevgili
Peygamberimiz'in yakasından düşerek eshabı güzinden arkasız olanları seçip
onlara tasalluta başlıyorlar. Fakat kötü bir başlangıç. Küfür, azınlığın
azınlığı durumunda olan hak yolun yolcuları üzerine çok fena çullanmış ve
dehşetli bir terör estirmeye başlamışlar. Bu şiddetli baskı, yanardağ lavları
gibi coşkun imana sahip ilk müslümanları İslamiyetten alamamışsa da başka bir
çok insanın müslümanlığını geciktirmiş ve hak dini tercih cesaretlerini
kırmıştır.


Ağır ve geçmek bilmeyen günler. ne çileler. Allah'ım ne
büyük imtihanlar!... kıpkırmızı bir gonca gül tomurcuğu, çıplak kayayı zorlayıp
çatlatarak yol bulmaya çalışıyor. İlk müminler de cansız kayadan daha sert
putperest bir cemiyeti zorlayarak ebedi saadetin fenerini yakmaya uzanıyor...


...karanlık bir mağaradan farksız Arabistan; Arabistan
değil, bütün yer yüzü ışıl ışıl bir dünyaya çevrilecek. O bir avuç Peygamber
bağlısı, fısıltılarla konuşarak, gizlice buluşarak gözden saklı köşelerde bunun
imkanını araştırıyorlar. Bir yıldız kümeciği, ayın nurunu kapayan kalın bulut
tabakasını delmeye; zorlanıyor..


Ve, bu müslüman öncülerin bayraklaşan hayatları; dünya
durdukça söylenecek bir emsalsiz destan:


İsmi: Yasir İsmi: Abdullah


Dini: İslam Dini: İslam


Akıbeti: Şehid Yasir'in oğlu


.... Akıbeti: Şehid


 


İsmi: Sümeyye İsmi: Ammar


Dini: İslam Dini: İslam


Kocası: Yasir Yasir'in oğlu


Akıbeti: Şehid Akıbeti: Sonsuz


peygamber dostluğu.


 


Yasir, kimsesiz ve yoksul bir ademoğlu. Bir iş bulmak
ümidi ile yollara düşerek memleti Yemen'e elveda ediyor ve günler sonra vardığı
Mekke'de Ebu Huzeyfe bin Mugire'yi buluyor; hizmetkar olarak yanında çalışma
başlıyor. Efendisi, Yasir'den ziyadesiyle memnun. Bu sebeple cariyesi Sümeyye
ile evlendiriyor... Bunların Ammar ve Abdullah isminde iki erkek evlatları
dünyaya geliyor. İki nur topu. Çocuklar, büyüyüp yetişiyorlar. Ebu Huzeyfe ve
kabilesi Mahzumoğulları, Yasir'leri hep seviyorlar. Ama; bu temelsiz ve çürük
bir sevgi. Hangi maksatla olursa olsun nefretle yer değiştirebilen sevgiye sevgi
denemez! Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve Sellem, tevhidin ihtişamlı
sancağını yükseltince Yasir, zevcesi Sümeyye ve oğulları Ammar ve Abdullah bir
ağızdan "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" diyorlar.


Bu hem tasdik ve kabul ve hem de bir şeref sözüdür. Bu
söz, ciğerleri dolduran nefes ve kalbden yükselen aşkla hayrırıldıktan sonra
yeni bir dünyanın kapısı açılmış ve insanın varolma sebebi gayesini bulmuş
demektir. bundan dolayı "buyur" denilen bu saray kapısından giren hiç kimse ve
hiç bir sebep geri döndüremez...


Mahzumoğulları, daha nice şirk ehli ile birlikte bu
hakikatten habersizdir. Onlar, kibirlerinin ördüğü gurur ve nefslerinin
gafletinden olarak felaketlerine sebep olacak işlerin peşindeler.


Ramda adlı kayalık bir gölge. Güneşin en yakıcı olduğu
saatler. Isı belki yetmiş-seksen derece belki de daha fazla.


Mahzumoğulları, dört kişiyi kıskıvrak bağlamış, kızgın
sacdan farksız bu taşlarda türlü işkencelerle eziyet ederek İslamiyetten
vazgeçirmeye çalışıyor... Bunlar Yasir, hanımı Sümeyye ve oğulları Ammar ile
Abdulah.. dilleri damaklarına yapışıyor, yedikleri kırbaç izlerinden söken kan,
ayaklarına doğru yol arıyor, beyinleri sıcaktan fokur fokur kaynıyor, taşlar
ayaklarını pul pul yakıyor ama imandan küfre dönme tekliflerini onlar yine de:


-Derimizi yüzseniz, hatta etimizi dilim dilim kesseniz
biz yine İslam dininden dönmeyiz! diyerek nefretle reddediyorlar.


Bir direniş ki, tarihin ender vak'alarından... O gün
ölgün ve bitkin hale gelen Yasir ailesi bırakılıyor. Fakat sair günler Lat ve
Uzzaya taptırmak için yapılan işkenceler gaddarca sürüp gidiyor...


.......


Bu dört sahabiyi şimdi de Batha denilen yere
götürmüşler orada işkence yapıyorlar. Birden Resulullah görünüyor. Eshabına
yapılanlardan fevkalede müteessir olarak üç kere aynı şeyi buyuruyorlar:


-Sabredin ey Yasir ailesi, sebredin ve sevinin ki
mükafaatınız cennet olacaktır!!...


O'nu görmüş olmak; sesini duymak, zulüm altındaki bu
dört sahabiyi biraz ferahlandırıyor. Yasir, merakle soruyor:


-Ya Resulallah! Günler hep böyle mi geçecek?


Sevgili Peygamberimiz, suali bir dua ile
cvaplandırıyorlar:


-Allahım! Yasirailesine rahmet ve mağfiretini ihsan
eyle...


Hazret-i Resul'ün oradan ayrılmasından bir süre sonra
Yasir, radıyallahü anh, insanın tahammül kuderetini aşan, işkencelere
dayanamayarak ruhunu "rahmet ve mağfiret" sahibine teslim etti.


İlk şehid!...


İslam, ilk şehidini verdi...


Ebedi hakikat yoluna can feda edildi. Akın akın gelecek
şehidler ordusunun ilk neferi şahadet şerbeti içti. O şanlı şehide bin selam
olsun!


 


...Yasir, hanımı ve oğulları önünde işkence göre göre
can verdi. Ama zulüm durmadı. Kafirlerin gözleri kan çanağı. Terden sırılsıklam
olmuşlar, takatleri kesilmiş; fakat doymaz zalim hınçları ile diğer üç mümini
dövmeye devam ediyorlar. İşte atılan bir okla Abdullah da cennete kanat açıyor.


Baş kafir Ebu Cehil, Sümeyye, radıyallahü anha'ya hem
vuruyor; hem lisanla hakaret ediyor. Sümeyye hatun, bu çirkin hareketlerden
birine cevap verince hayasızca saldıran ebu Cehil kelbi mübarek kadının
ayaklarına ip taktırarak beklemekte olan iki deveye bağlatıyor ve hayvanlar,
sür'atle zıt istikametlere sürülüyor.


...ve dehşetli an! Tüyler diken diken havada. Sümeyye
latun parçalanırken çığlık çığlığa söylediği kelime-i Tevhid, çelik bir kırbaç
gibi Ebu Cehil'in yüzünde şaklıyor.


Bu da ilk kadın şehid? Bu alçak muameleye; bu fütursuz
kahpeliğe maruz kalan imanımızı borçlu olduğumuz o çilekeş büyük insanlar için
sicim gibi göz yaşı dökülse yeridir...


Şehadet mertebesini yaratana şükolsun.


Ölüm acısını duymayan, sorgu sual görmeyenlere rahmet;
cesedi çürümeyen, bilmediğimiz bir hayatla diri olanlara selam olsun!


Onlar ki şehid'dir.


Babası, kardeşi ve annesi gözleri önünde öldürülen
Ammar'ı hayatta tutan tek kuvvet imanı. Yoksa annesinin o feci ölüm şekline
yürek mi dayanır? kendisine yapılan eziyetlerse işkence ismindeki vahşetin tam
ifadesi. Bir zırh giydirilerek dehşetli güneşin altında tutuluyor. Sıcaktan kor
ateşteki demir gibi yanan zırh, Ammar radıyallahü anh'ı kavurdukça kavurdu ve
kemiklerinin içindeki iliği bile eritti... "Öldü!" diyerek çekip gittiler. Bu
büyük İslam kahramanı saatler sonra kendine geldiğinde bütün kuvvetini
toplayarak binbir zorlukla Resulullah'ın huzuruna çıktı. O dağ gibi babayiğit
insan çökmüştü..


-Ya Resulallah! Azabın her çeşidini tattık... dedi ve
ağlamaya başladı.


Sevgili peygamberimiz sabrın zirvesindeki bu çileli
insanın mübarek göz yaşlarını mübarek elleri ile silerek gönlünü aldıktan sonra
dua buyurdular:


-Allahım! Sen de Ammar sülalesinden hiç kimseye
cehennem azabını tattırma...


.......


Mü'minler, er an tehlikede. Müşriklerin ne zaman, hangi
köşebaşında saldıracakları meçhul. Öyle bir-iki eziyet yapıp bırakmak da yok.
Ellerine geçirdikleri yerde ısrar ve tehdiktlerle önce "dininden dön! Muhammede
uyma!" tehdidini savuruyorlar. İstekleri reddolununca da gelsin alçakça
işkenceler. bunlar, sadece kafir olsa neyse; aynı zamanda kör vicdanlı birer
zalim.


İşte yine Ammar radıyallahü anh'ı yakalamışlar. Mübarek
sahabi ateşle dağlanıyor.


-Lat ve Uzzaya inan! Muhammed'in Allah'ını inkar et!!!
Haydi söyle! İnkar ettiğini de; desene!!! Yoksa ölümlerden ölüm beğen Yemen
dilencisi!!!


Bu mümkün mü? O'na arkadaş O'na sahabi olma derecesine
kavuşan biri bundan döner mi?


-Hayır!!! Putperestliğe asla dönmeyeceğim! ben artık
hak yoladıyım. La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah!


Ucu pul kızarmış demir, vücuduna değdikçe "cazz" diye
bir ses; yanık bir et kokusu ve dişlerini birbirini öğütürcesine sıkıp yüzünü
buruşturan Ammar'ın "Allah!!!" diye yükselen feryadı. Feryat veya münkirlere
verilen en büyük cevap! Bir protesto; muazzam reddiye. Efendimiz, sulmün tam
üzerine geldiler. her şeyi çok büyük bir ızdırapla görüyorlar. Kadife gibi
yumuşak elleri ile büyük mazlumun başını okşadıktan sonra ateşe:


-Ey ateş! İbrahimi yakmadığın gibi Ammar'ı da yakma!
O'na da serin ve selamet ol, buyurdular.


Dua anında kabul edilmiş; işkence demiri buz gibi
olmuştu. müşrikler, hayrette; lakin gözleri ile gördükleri mucizeye rağmen imana
uzaklar. Bazan da bü yüksek sahabiyi boğulsun diye derin kuyulara atıyor veya
güneşin altına yatırarak koca kayaları göğsüne koyuyorlar. Niçin? Müslüman diye;
kendileri gibi inanmıyor diye? Bu hangi seviyededir! Bu nasıl insanlıktır?
Katmerli cahillik!


Bu sıkıntılar içinde dahi sabahlara kadar namaz kılıyor
ve ibadet ediyor... namazın en zor hatta imkansız şartlarda bile
terkedilemeyeceğine canlı, çarpıcı ve ibretli misal. Rahat yataklardan çıkıp
namaza kavuşmayanlar, hangi müdafaanın çürük gerekçesine sığınabilir?


İşkencelerden kalan yara izleri, ömrünün sonuna kadar
vücudundan silinmedi... en gerçek şeref madalyası.


Sevgili Peygamberimiz'e, sallallahü aleyhi ve sellem,
gelip içeri girmek için müsaade istediğinde ne hoş iltifatlara kavuşurdu:


-Hoş geldin, bütün kötülüklerden arınan, iyiliklerle
bezenen ve beğenilen insan!... Bırakın gelsin.


 


KÖLELİKTEN SULTANLIĞA


YA BİLAL, EZAN OKUYARAK BENİ FERAHLANDIR.


HADİS-İ ŞERİF


Bir Mekke gecesi...


Aydınlık ve duru duru bir gece.


Şuradan buradan duyulan böcek ve kuşlar, gecenin
derinliğinde eriyen doyulmaz sesleri le göğe kocaman gümüş bir madalyon gibi
asılmış dolunaya hangi sırrı fısıldıyor dersiniz.


Yıldızlar, yanıp sönen ışıkları ile uzaktan
çevreledikleri aya mı, ürpertili yalnızlığı siyah bir kadife gibi üstüne çekmiş
yeryüzüne mi, selam veriyorlar belli değil...


Belli olan o ki bir gölgenin duvar diplerine sine sine
yürüdüğü. Uzunca boylu olduğu anlaşılan tedirgin bir karaltı, etrafı iyice
dinleyerek bir tehlike bulunmadığına emin olduktan sonra önünde durduğu evin
kapısını usulca tıklattı:


-Bilal!


...çıt yok. Karaltı az dinledi. Kapıyı daha hızlı vurdu
ve deminkinden daha yüksek seslendi:


-Bilal! Bilal!


Susdu ve beklemeye başladı. Vakit eriyip eriyip
giderken içerden ayak sesleri işitildi.


Ohh nihayet geliyor.. Gelen, yaklaşırken, uykulu bir
sesle sordu:


-Kim o?!


Dışardaki duyulur duyulmaz bir tonda cevap veriyor:


-Benim! Ebu Bekr!


Bilal, kapıyı aralarken:


-Hayırdır! dedi, gecenin bu saatinde mühimce bir şey
olmalı.


-Seni İslam dinine davet için geldim!


Bilal şaşırdı. Bu da ne emek? hem de gece yarısı!
"İslam dini" ne demek? İçeri girerken sormaya devam ediyordu:


-Ya Eba Bekr! Bu dediklerini sabah konuşsaydık olmaz
mıydı?


-Olmazdı, çünkü efendinin bunu bilmemesi lazım..


Bir kenare iliştiler. İnsanlığın ikinci en üstünü
anlatmaya başladı:


-Beşeri; içinde bulunduğu şu zelil ve ahmak mevkiden
kurtularak tek ve hakiki mabud olan yüce Allah'a iman saadetine kavuşturacak
İslam dinini, diğer peygamberlere de gelmiş olan Cebrail ismindeki melek tebliğ
ediyor. Şimdi bu en kamil ve son dinin de bir Peygamberi var. Vahiy O'na
geliyor. Ben O'nun elinden tutarak kendisine iman ettim. Arkadaşım olduğun için
sana geldim. Senin de iman etmeni; senin de insanlık şuuruna ve mü'min olma
huzuruna ermeni arzuluyorum. Şu putlar ilah olur mu canım? Düşünmek lazım. Akıl
ve mantığımız var. Mesela kız çocukları niçin utanma sebebi kabul edilerek
toprağa gömülsün; hem de diri diri! Çığırında çıkmış bir devirde yaşıyoruz.
Halbuki, insan en üstün mahluk. Son dinin Peygamberi bozukluklarımızı ve bütün
cihanı düzeltecek ve insana kaybettiği şerefini iade edecek. Bu peygamber,
şimdi, aramızda. Gizli gizli dinini yayıyor.


-Kim? Ben tanıyor muyum?


-Tanıyorsun. Muhammed bin Abdulalh. Muhammed'ül Emin.
Bugüne kadar bir tek kötü hareketine şahid olmadığımız, hepimizden ve herkesten
üstün, asil ve dürüst zat...


Hazret-i Ebu Bekr, radıyallahü anh, Mekke'de doğmasına
rağmen aslı Habeşistanlı olduğu için "Habeşli Bilal" manasına Bilal-i Habeşi
ismindeki köleye bu öz ve buna yakın kelimelerle anlatıyor. Umeyye bin Halef'in
kölesi büyük bir dikkatle dinliyor.


-Zencisin diye seni aşağı görüyor ve köle olarak
tutuyorlar. Halbuki benim peygamberimin getirdiği dinde, kimsenin kimseye hiç
bir üstünlüğü yok. Herkes Allah'ın kulu ve eşit. Üstünlük sadece ihlas ve
takvada. Yani; kişi gayreti ile üstün olabiliyor. Paranın saltanıtı ile değil.
Üstünlüğün ölçüsü de Allah'a yakın olmak; servet değil. bu din her cins
haksızlığa en büyük darbe.


Bilal'de heyacan zirvede. Duymadığı, üzerinde belki de
hiç kafa yormadığı şeyler işitiyordu... sustu... ama ne güzel sözler bunlar.
Muhammed'ül Emin, yüksek ahlaklı insan. Ebu Bekr, yine kibar mbir kimse.
Bunlardan daha dürüst ve doğru sözlü biri yok ki! Ayın alaca ışığında disdize
konuşan bu iki adamdan köle olanı bakışlarını yerden kaldırdı ve:


-Şey, dedi. O'nun teklifini hemen mi kabul ettin?


Bir menfaat peşinde olmasın?!


-Evet; ben, tereddütsüz müslüman oldum. Bir çıkar
peşinde olması imkansız. buna ihtiyacı yok ki. Hanımının ne kadar varlıklı
olduğunu biliyorsun.


Bilal, bir müddet sessizce düşündükten sonra:


-Bana islamı öğret; nasıl müslüman olacağımı söyle,
dedi.


...Ve, aziz dostunun rehberliğinde kelime-i şehadeti
tekrarladı...






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye