Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Ümmü Cemil radıyallahü anha




Ümmü Cemil radıyallahü anha, mü'mine hanımlardan biri.
Hattabın kızı; yani Hazret-i Ömer'e hemşire... Bir mümin basireti ile tedbirli
hareket ediyor ve Selma binti sahr'ın geliş sebebini belli etmeden anlamaya
çalışıyor. Çünkü, Selma, henüz müslüman değildir. Resulullah'a herhangi bir
kötülük yapabilir. Belki de bunun için ağzını arayarak bilgi topluyor. Bu
yüzden:


-Bilmiyorum, diyor. Ne oğlun ne de Peygamberinin nerede
ve nasıl oldukları hakkında bir şey bilmiyorum.


Selma, oğlunun başından geçenleri anlatınca Ümmü Cemil:


-Haydi öyleyse Ebu Bekr'e gidelim; durumunu merak
ettim, diyor.


Ümmü Cemil, radıyallahü anha, büyük sahabiyi ağır hasta
görünce:


-Allahü teala, o azgınların yaptıklarını karşılıksız
bırakmasın!...diye beddua etti...


Ebu Bekr, radıyallahü anh, Hattabın kızının dediği ile
belki de hiç alakadar olmadı. O'nun aklı ve gönlü başka yerde; aşık olduğu
insanda.


Ümmü Cemil'e sordu:


-Resulullah ne yapar; hali nicedir?


Misafir hanım, tedirgin ve alçak sesle cevap verdi.


-Anne burada; ya dediklerim duyarsa?


-Korkma! Ondan bir ziyan gelmez, sırrını söylemez!


Bunun üzerine bu yüksek mümine sahabi, Ebu Bekr
Efendimizi rahatlatan müjdeyi verdi:


-Çok şükür hayatta ve sıhhati yerinde...


Hazret-i Ebu Bekr, radıyallahü anh, sevindi ve bu güzel
haberle kuvvet buldu. Sordu:


-Nerede; kimin evinde?


-Efendimiz, şu an Erkam'ın hanesinde.


Hazret-i Ebu Bekr'in yüzünü bir huzur aydınlığı
doldurdu; rahatladı. Hoşnud oldu... Fakat yüksek aşkın söylettiğini dedi:


-Vallahi Resulullah'ı gidip görmedikçe ne yer, ne
içerim?


Ya ilahi bu nasıl sevgidir? önce canan sonra can. önce
Resulullah, sonra ben diyebilen ebedi misal...


-Sen şimdi kendini toparlamaya bak; istirahat et. El
ayak sokaklardan çekilsin. Herkes uykudayken gideriz.


Ve öyle yaptılar. evlerin pencereleri birer birer
karanlığa gömülürken büyük dost, annesi ve Ümmü Cemil'in desteği ile Erkam bin
Erkam radıyallahü anh'ın evinin yoluna düştü.


Ebu Bekr efendimiz, eve girince Resul aleyhisselam'a
sarılıp öptü. Mü'minlerle kucaklaştı.


Peygamberimiz, arkadaş bu büyük müslümana bir hayli
üçüldüler.


...her ne hal olursa olsun kainatın efendisi
üzülmemeli.


Ebu Bekr, ağır ağır konuşarak Habibullah'ı teselli etti
ve:


-Ey Allah'ın resulü, bu yanımda gördüğün dünyaya
gelmeme vesile olan annem Selma.Müslüman olmasını istiyorum.Dua buyurmanız
halinde sonsuz felaketten kurtulacağına inanıyorum.


Sevgili Peygamberimiz,sallallahü aleyhi ve sellem,
Selma binti Sahr'ın hidayeti için Allahü teala'ya yalvardı.Duanın nbereketi ile
Ebu Bekr efendimizin annesinin kalbi yumuşadı; imana geldi ve Cehennem ateşinden
kurtuldu. Böylece Selma radıyallahü anha da ilk müslümanlardan olma şerefine
nail oldu.


YARASALAR


BİZ, ONLARI KIYAMET GÜNÜ KÖRLER, DİLSİZLER VE SAĞIRLAR
OLARAK YÜZÜ KOYUN HAŞREDECEĞİZ. ONLARIN VARACAĞI YER CEHENNEMDİR Kİ ATEŞİ
YAVAŞLADIKÇA; BİZ, ONUN ALEVİNİ ARTIRIRIZ.


İşte böyle...


Önce dudak büktüler... az evveline kadar; "en emin, çok
dürüst, daima doğru sözlü, asla yalan söylemez", dedikleri insanı vahyi tebliğe
başlayınca dudak bükerek garipseyerek, söylediklerini gelip geçici bir hal
olarak karşıladılar. Cin falan mı zarar vermişti; bir hoş olmuştu bu genç
adam... tahminleri boşa çıktı... en sağlam mantık, en güçlü irade, en muhkem
akıl, en temiz şuur O'nda görülüyor... bu defa; "bir menfaat koparmak niyetinde
herhelde"diye düşünerek teklif üstüne teklif yağdırdılar... kadın, para, mal,
servet, liderlik, değer verdikleri ne varsa önüne sermek istediler. Yeterki
rahatları bozulmasın; karışanları olmasın, dünyaları değişmesin, sözlerinin
üstüne söz gelmesin.


...'ne de tuhaf şeyler oluyor. Veya olabilirmiş. Hele
şu Muhammed'e bakın. Bu ne cesaret, ne cür'et? Bu sayılanları da elinin tersiyle
şöle bir kenara itiyor ve dediklerini tavizsiz tekrarlıyor:'


Allah, sizin tapındığınız şu zavallı heykeller
değildir! Bunlar ne ki; basit bir eşya. İnsan eli ile şekillenmiş madde
parçaları... Allah birdir. Ne ortağı vardır, ne benzeri. Doğmamıştır,
doğurmamıştır, ölümsüzdür. Bildiğimiz ve bilmediğimiz; insan, hayvan, kuş,
sürüngen, deniz mahlukları, kara yaratığı ne varsa, hepsini o, doyurur.
Gördüğümüz ve göremediğimiz her şeyi o, yaratmıştır; yine o, öldürecektir.
öldükten sonra bir hayat daha vardır: Asıl ve ölümsüz dünya. Allah, istisnasız
herkesi hasaba çekecektir. Peygamberleri ile bildirdiği emir ve yasaklara
uyanları, mükafaatlandıcak, o emir ve yasakları çiğneyenler ceza görecektir.
Yüce Allah'ın hoşnud kaldıkları cennete, razı olmadıkları cehenneme; yani ateşe
atılacak ve azap görecektir... bu dünya fanidir; geçici, bitici ve sonlu...


Ben, işte O Allah'ın habercisiyim; size vahyini tebliğ
ediyorum. Uyarsanız kurtulursunuz, düşmanlık yaparsanız Rabbimin buğz ve
lanetine uğrarsınız. İnsan, bütün mahlukların en üstünü ve ne şereflisidir.
Dediklerimi içinde bulunduğunuz hal, tuttuğunuz yolla bir kıyaslayın. Çünkü akıl
denen nimet sadece insana mahsus. eğer vicdanlı davranırsanız yanıldığınızı siz
de anlarısınız.


'...kim inanır bunlara canım... asil dedelerimizden
beri, asırlardır sürüp gelen dinimizi, tanrılarımızı, alışkanlıklarımızı,
örfümüzü kim terk eder ki? Ama o da ne? Ebu Bekir gibi, zengin ve soylular da
müslüman oluyor. Bir aysbergin geldiğine şüphe yok. Öylese tehlike büyümeden
ateş söndürülmeli, bu ateşin dumanı tütmemeli. Bu ateşten alınan meş'aleler
dünyanın dört tarafına koşturulmamalı...'


Evet; ilkin dudak kıvırarak küçümsediler. Sonra halli
basit bir mesele olarak ele alıp efendimizin ayaklarına dünya nimetlerini
saçtılar. Sonra küçük gözdağları ile korkutmak istediler. O'nu yolundan çekip
alamayınca dozu giderek artan kötülüklere başladılar. Yoluna diken dökmeler,
kapısının önüne pislik atmalar ve evini taşlamalar:


...Sevgili Peygamberimiz'in devlethaneleri Ebu Leheb
ile Ukbe bin Ebu Muayt'tın evinin arasında iki yobaz adam, o mübarek, o öpülesi,
yüz sürülesi eşiğin önüne kendi manalarını ifade eden dışkı, leş vs. getirip
atıyorlar. Ebu Leheb, bununla da kalmıyor. Resul aleyhisselamın evini taşa
tutuyor... bir adi ve sadist tabiat... Hazret-i Hamza, bir gün bu bayağı
hareketin üzerine gelince pislik dolu kabı Ebu Leheb'in kopasıca kafasına
döküyor.


efendimizin dediği sadece şu:


-Ey Abd-i Menaf oğulları bu nasıl komşuluk böyle? Bunu
diyor ve kapısının önüne dökülenleri süpürüyor.


Ümid ve sabır üzreler...


Bir kişinin daha Muhammedi olduğu işitilince müşrikler,
Arabistan çölleri kendilerine mezar olmuş gibi; bunaltan, nefeslerini kesen
hislere kapılarak gözü dönmüşlüğün en vahşi nevilerine sarılmaktan imtina
etmiyorlar.


Mesela:


...bu, ne her tarafı granitlerle dolu yerleri kazmayla
yarmaya benziyor; ne de kumun, bütün sahrayı deniz dalgası gibi doldurduğu bir
vasatı zümrüt renkli yeşilliğe döndürmeye. İnsanın kalbini çevirmek, imanını
değiştirmek kayaları parçalamaktan; çölleri ormanlaştırmaktan çok daha zor. Bu
sorluğu aşmaktaki tek imkan, Allah'ın yardımı... efendimiz, gıtlağına kadar
batağa gömülmüş ve bazı hareketleri ile beşer üstünlüğünden uzaklaşıp hayvani
derekeye yuvarlanmış şu insanların islamla şereflenmeleri için Kabe'de namaza
durmuş... kendisi için hiç bir şey istemiyor... kolları ilerde; avuçları semaya
açılmış olarak Rabbine tazarru halinde... dolu dizgin cehenneme at koşturan şu
cahiller için yakarıyor.


Kendileri için namaz kılınan, af dilenilen, göz yaşı
dökülen yalvarılan, olmadık sıkıntılara katlanılan o insanlar ne yapıyor? İşte
bunlardan bir küme... ebu Cehil, Şeybe bin Rebia, Utbe binRebia, Ukbe bin Ebi
Muayt'ın da aralarında olduğu yedi kişi, Nebiler Sultanını ibadet halinde
görünce yılışık tavırlarla gelerek az ilerisinde yere oturdular. Onu
seyrediyorlar. Son Resul, namaz kılarken onlarkaş göz işaretleri, laf atmalarla
kendi aşağılıklarını karikatürize ediyorlar. Resulullah ve islamiyete karşı
dinmez kinlerin sahibi Ebu Cehil, arkadaşlarına dönerek:


-Kim bir deve işkembesi bularak şu adam, secdeye
gittiğinde omuzuna koyabilir? diye sordu ve cevap bekleyen bakışları ile
arkadaşlarının yüzlerini yokladı... Bir kaç saniyelik sükutu Ukbe'nin sesi
bozdu:


-Ben, dedi ve demesi ile yerinden fırlaması bir oldu.
Biraz sonra kanlı bir koca deve işkembesini sürüte sürüte Peygamberimizin yanına
vardı.


Ukbe, büyük Peygamber, secdeye gider gitmez işkembeyi
iki kürek kemiği arasına bıraktı... zavallı mahluklar, kahkahalardan kırılıyor.
Otuz iki dişleri sayılabilir. ne olacaktı; 'şimdi ne olacak; Muhammed nasıl bir
reaksiyon gösterebilir?' Attıkları kahkahanın şiddetinden gözlerinden yaşlar
akıyor.


Bunlar, kainatın en mümtazını ne zannediyorlar ki?
Habis hareketlerine kendi seviyelerinde bir aksül'amel bekliyorlar ama hiç
yorulmasınlar. O, İslam ahlakının en zirvesindeki muazzam insan, hep vakar ve
ciddiyet halinde... Bir şey olmamış gibi secdede... nurlu alnını sahibinin
huzuruna koymuş, başını kaldırmadan öylece bekliyor. Müşrikler, sanki bir zafer
elde etmiş gibi katıla katıla tepiniyorlar.


Bu sırada mü'minlerden Abdullah bin Mes'ud, radıyallahü
anh, oradan geçiyor... mübarek sahabi, birden çarpılmışa döndü... Olamaz; insan,
bu kadar süflileşmez, böyle adi bir hareketi yapacak kadar gözü kararamaz...
Fakat bunlar; o Ebu Cehiller, Ukbe bin Muaytlar, şeklen insan; sanki insan!
Aslında hayvandan daha beter kimseler... Abdullah bin Mes'ud efendimiz,
şaşkınlıktan donmuş gibi ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemiyor. Olduğu yere
mıhlanmış, canından çok sevdiği Peygamberimizi dehşetli bir kederle seyrediyor.
İşkembeyi, Sevgili Peygamberimizin omuzundan atmaya yeltense öldüresiye dayak
yiyecğine şüphe yok. Çünkü bu Sahabinin arkasında kavmi, kabilesi mevcut değil.
O yüzden bu rezilliği işleyenler, anında sırtlan gibi üstüne atılırlar.


Hadiseyi Hazret-i Fatıma işitti. Koşa koşa gelerek
mübarek babasının üstündeki necis şeyi fırlatıp attı ve o kötülerinş kötü
adamların yüzlerine haykıra haykıra bağırarak beddua ve hakaret etti...
Peygamberimiz, hayran kalınacak bir sakinlikle namazını ikmal ediyor; ve:


Bu düşmanlığı yapanları Allahü teala'ya ısmarladı. Hem
de üç defa tekrarlayarak.. Sanki yer gök titredi. Kafirler sırıtmayı bırakarak
endişelenmeye başladılar.


Dünya ve ahiretin en üstünü konuşuyor:


Allah'ım, Ebu Cehil Amr bin Hişam'ı sana havale
ediyorum! Allah'ım, Ukbe bin Rabia'yı sana havale ediyorum! Allah'ım, Şeybe bin
Rebia'yı sana havale ediyorum! Allah'ım, Ukbe bin Muayt'ı sana havale ediyorum!
Allah'ım, Umeyye bin Helef'i sana havale ediyorum!Allah'ım, Velid bin Utbe'yi
sana havale ediyorum! Allah'ım, Umare bin Velid'i sana havale ediyorum!


Bunlar; insanlıktan habersiz, imandan nasipsiz bu
zavallı bedbahtlar, Bedir muharebesinde layık oldukları akıbeti buldular...
ruhları cehennemi, güneşte kalarak kokan leşleri bir çukuru boyladı...


Peygamberimizin bedduası ile yüzlerinin kanı çekilmiş
ve kül gibi olmuşlardı. O mukaddes mekanda yapılan duanın reddolmayacağını
biliyorlardı. Lakin buna rağmen, kendilerini bekleyen feci akıbete rağmen
Seyyid'ül Mürselin'e sui kast ve sui muameleden geri durmadılar.


Mesela:


Resulullah Mescid-i Haram'da namaz kılıyor... Ebu Cehil
yemin eerek açıklıyor ki, "O, secdeye gittiğinde üzerine yürüyerek ayağım ile
ensesine basacak ve yüzünü yerlere süreceğim." Guya, düşmanını küçük düşürecek.
Orası belli olmaz! Efendimiz, secdeye varınca seyirtiyor. Ama hızı çabuk
kesiliyor. Aniden yere çakılmış gibi durup geri kaçmaya başlıyor... kim, o;
küçük düşen, mahcup olan, utanan; kim o? O iri iri laflar eden Ebu Cehil,
ummadığı bir şeyle karşılaşmıştı. muhammed aleyhisselamla arasında alevlerin
kaynaştığı derin bir uçurum görünce önce zınk diye durmuş; sonra da yüzgeri
ederek kaçmıştı:


-Ensesine basmaktan niye caydın? diye soranlara; korku
ve titreme ile:


-Siz, önümdeki ateş dolu uçurumu görmüyor musunuz?
diyerek zelil bir mevkie düştü... düştü ama; ibret alan nerede?


Yenilen bir türlü doymazmış. Ebu Cehil nam bu mağlup
adam da öyle. Yenik düşünce küfrü artıyor. Yine başından büyük laflar etmekte:


-Yemin olsun ki bu defa affetmeyeceğim! Kararım
kat'idir. Secdeye vardığı an kafasını taşla ezeceğim. Siz de şahid olun.


Şahid tuttuğu Kureyşli müşriklerdi. Gerçekten, onların
da hazır bulunduğu bir gün, efendimiz, yine namazda iken bir koca taşla üzerine
yürüdü. Bir kaç adım atmıştı ki kaşı kenara fırlatması ile geri kaçması bir
oldu. Bu defa üzerine azgın bir canavarın saldırmak üzere olduğunu görüyordu.


Gözleri görüyor ama kalb gözü kör olmuş. Arsızlığı
elden bırakmıyor.


Mesela:


Bir gün Ebu Cehil ve Velid bin Mugire'nin başı çektiği
bir küffar sürüsü Habibullah'ın canına kıymak üzere O'nu takip ediyor; iz
sürüyorlar. İşte kolladıkları fırsat: 'Muhammed namaza durdu; Kur'an okuyor'.
Önden Velid'i yolluyorlar. Velid elinde silahı koşuyor... Fakat o da ne? Ortada
kimse yok! Sesi geliyor ama kendisi mevcud değil. ne kadar uğraştıysa nafile.
Arkadaşlarını yardıma çağırdı. Topluca koştular. İşte ses şu tarafdan geliyor.
haydi öyleyse o yana. Vay neler oluyor öyle? Ses şimdi de aksi cihetten
duyuluyor. Haydi bu tarafa. Bir o tarafa, bir bu tarafa nereye dönseler
Peygamberimizin sesi, aksi tarafdan geliyor... Sıcakta ter topuklarından çıktı;
lakin O'nu, Sallallahü aleyhi ve sellem, bulamadılar...


Sevgili peygamberimizin dünyayı nurlandırmalarından
evvel başlayarak şu dakikaya kadar mucize üstüne mucize görülüyor:


Mesela:


İns ve Cinnin Peygamberi, bir gün Hacun Yokuşu'nun
dibinde oturmuş istirahat ediyorlar.. yanlarında kimse yok. Azgınlardan Nadr bin
Haris, Peygamberimizi böyle ıssız bir yerde görünce:


-Tamam, dedi. Şimdi yapacağımı biliyorum. O'nu
doğduğuna pişman edeceğim.


Efendimize yaklaşınca gözleri yuvalarından
fırlayacaktı. Mübarek insanın başı üstünde müthiş aslanlar, ağızlarını açmış
kuyruk sallayarak satılmak için Nadr'ın yaklaşmasını bekliyorlardı... Mahallenin
kabadayısı manzarayı görünce yiğitliği kaçmakta buldu. Hem de öyle bir hızla ki
ancak Ebu Cehel'in yanında soluklandı. başından geçenleri anlatınca; Ebu Cehil,
sözümona cesaret verdi:


-Aldırma; sihirlerinden biridir.


Kokuşmuş, mihverinden çıkmış dejener bir cemiyetin
azgın temsilcileri; batıl adına İslamın ocağını söndürmek için dört koldan
saldırmıyorlar. Hedef, doğru sözlülerin en doğrusu; en doğru haberci; muhbiri
Sadık, sallallahü aleyhi ve sellem! İslam dini, bir güneş gibi şafağı söke söke
Mekke ufuklarına ağarken küfür parasaları, gurubu olmayan bu güneşin habercisine
işte bu ve benzeri zulüm ve eziyetler yapıyor ve öldürmeye teşebbüs ediyorlar...
yarasalar, bu çabalar içindeyken Ebu Talib ne alemde acaba? Hani sözü vardı.
hayatta oldukça yeğenini koruyacaktı... elhak doğru. Ebu Talib, sözünün eri mert
bir Kureyşli. Yeğenine kötülük yapıldığını duyunca yerinde duramaz; hemen bunu
işleyenlerin peşine düşerdi:


Mesela:


Peygamber efendimiz, yine bir gün Allah'a ibadetle
meşgul namaz kılıyor. As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Muttalib, Velid bin
Mugire, Esved bin Abdi Yağves, bunu haber alınca çocuk ve kölelerini toplayarak
Sevgili Peygamberimizin namazda olduğu yere gelerek mübarek sırtına kanlı kanlı
pis bir işkembeyi çocuk ve köleler eliyle koyarak defolup gittiler. tam bir
festival şamatası yaşıyorlar.


...bu sırada Ebu Talib çıkageldi...


-Ne buhal yeğenim; kim yaptı bu kepazeliği; çabuk
söyle!..


Yüce Resul, bu işe karışanları tek tek saydı... amca,
derhal eve koşarak kılıcını ve kölesini aldı ve işkence yapanların arkasına
düştü. Kölesi işkembeyi taşıyordu... Şehrin sokaklarından birinde müşriklere
yetişti. Henüz dağılmamışlardı. Kılıcını çekti ve:


-Kimse konuşmasın; kellsinin uçmasını istemeyen gıkını
çıkarmasın, dedi ve kölesine, işkembeyi bu rezillerin suratlarına sür, hakaret
nasıl olurmuş görsünler!!! diye bağırdı.


kahraman çapulcularda şafak atmıştı. Ebu Talib'ten
zaten çekinirlerdi. Şah damarının hiddetden parmak gibi öne fırladığı; renginin
kızgınlıktan mosmor kesildiği şu ansa ödlerri kopmuştu. kölenin önünde
taptıkları heykeller gibi cansız; kımıldamadan durdular. Az sonrra suratları kan
ve pislik içinde kalmıştı. İşkembe, hepsinin yüzüne sürüldükten sonra Ebu Talib,
onları kovdu; ardlarına bakmadan uzaklaştılar.


......


Uzaklaştılar ama; inadlarından dönmediler. Bunlar ve
diğerleri; Sevgililer sevgilisi aziz Peygemberimizi nerede görseler;


-Bakın; Cebrailin kendine de geldiğini söyleyen
Muhammed işte burada... efendimiz, bu yılan dili adamların zehir zemberek
konuşmalarına çok müteessir oluyor ve iyilikler menbaı mübarek kalbi
kırılıyordu... Cebrail aleyhisselam, bu üzgün zamanlarından birinde
Peygamberimize gelerek En'am Suresi onuncu ayet-i kerimesini bildirdi:


-Andolsun ki (ey Resulüm) senden önce gönderilen
Peygamberlerle de alay edildi. Alay edenleri istihzalarının karşılığı olarak
bela ve azap çepeçevre kuşatıverdi.


Resullerin Resulü, teselli bulup, ferahladı. Ne varki
küfür, azgın dalgalar gibi üstüne üstüne geliyor. Takip eden günlerde de
alaylar, eğlenmeler, sataşmalar durmak bilmezken O, omuzlarında şereflerin en
yükseği; son Peygamberlik vazifesi olduğu halde samırla irşada devam ediyor.


Böyle üzgün bir gün tavaf yaparken Cebrail aleyhisselam,
geldi ve:


-Alay eenlerin hakkından gelmek için emir aldım, dedi.


Biraz sonra önlerinden Velid bin Mugire geçmez mi?
Büyük melek, büyük Peygambere:


-Bu nasıl bir insandır? dedi.


-Kulların en kütülerinden biri.


Cebrail; Velid'in bacağını göstererek:


-Bunun işi tamam, dedi.


As bin Vail göründü.


-Ya bu nasıl biri?


-Bu da kulların en kötülerinden.


Melek, As'ın karnını işaret ederek:


-Onun da cezası tamam, dedi.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye