Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Arkadaşlarım




Arkadaşlarım, dostlarım, hısım ve akrabam ve kabilem!
Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resülullah / Ben, iman ediyorum ki Allah'dan başka
ilah yoktur ve Muhammed aleyhisselam, O'nun Peygamberidir. Puta tapmanız ise
batıl ve gülünç bir ibadet şekli.


-O nasıl laf öyle ey Cündeb? Sözünü geri al!
İlahlarımıza asla hakaret edemezsin! Yoksa sen de biz de onların gazabına
uğrarız. Çabuk pişmanlığını dile getir.


- ......?!


-Olmaz! Söyleyen kim olursa olsun! Biz, putlarımıza
hakaret ettirmeyiz. "Batıl" dediğin ibadet, atalarımızdan bize tevarüs etti...
bu patlara onlar taptılar; gözümüzü açtık bunu gördük; biz de tapıyoruz. Sen
şimdi hangi cesaretle ilahlarımıza saldırıyorsun?


Cündeb bin Cünabe, sevgililer sevglisi; can sevgili
aziz Peygamberimizin yüksek huzurlarında İslamla şereflendikten sonra alemlerin
efendisinin talimatı ile kavmini hidayete kavuşturmak için Gıfar kabilesine
dönmüş ve şimdi onları toplanmış olarak en son dini ve onun itikadını bildiriyor
ve çığırından çıkmış şu insanları sonsuz saadete davet ediyordu; Kitlenin
taşkınlığını Gıfar kabilesi'nin reisi Haffaf yatıştırdı:


-Susun!!! Susun! Önce anlatacaklarını anlatsın. Sonra
hükmümüzü veririz. Buyur ya Cündeb!


-... daha müslüman değildim. Bir gün Nuhem adlı putun
içmesi için bir tas süt götürüp önüne koydum. Az ayrılıp geriye baktığımda
manzara çok çarpıcıydı... bir köpek, sütün tamamını içtikden sonra bacağını
kaldırıp Nuhem'i iyi bir ıslattı.


Bu nasıl ilah ki, karnı acıkıyor ve ancak kulların
yardımı ile doyabiliyor? Bu nasıl ilah ki, bir köpekten bile sakınamıyor? Sizin
tanrı bildiğiniz aslında bir heykelden başka bir şey değil! Aklı olan kendi
eliyle yaptığına tapar mı?


Sözler, şimşek gibi çakıyordu. O az önceki kaynayan
cemaat yavaş yavaş durulmuş ve son cümleleri, başları önlerinde dinlemişlerdi.
Suç üstü yakalanmış insanlara benziyorlar...


Biri sordu:


-İyi de senin Peygamberin nediyor; neden bahsediyor?


-O mu? O, dünya durdukça eskimeyecek, devre geçmeyecek
ve her zaman ve her mekanda kıymetini koruyacak olan cihan şümul ve çağlar üstü
şeyleri bildiriyor.


Allah birdir... doğmamıştır, doğurmamıştır, yemez içmez
ve ölmez. Allah, herşeyin haliki ve sahibidir. Benim Peygamberim, rengi, ırkı,
mesleği, serveti, şeceresi ne olursa olsun bütün insanları işte bu Allah'a
kulluk etmeye davet ediyor. benim Peygamberim, insanları iyilik yapmaya, zinadan
kaçmaya, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten vazgeçmeye, köle, yetim ve
fakirlerin hukukuna riayet etmeye ve şurada sayamayacağım daha nice güzelliğe
çağırıyor... O, Resul olmadan önce de milleti nezdinde Muhammed'ül Emin olarak
şöhret bulmuştur. Emirdir ve doğrudur. Bütün ilahi kitaplar, bütün Peygamberler,
O'nun son nebi olarak kainatı şereflendireceğini haber verdiler. Size atalardan
da kalsa bozuk bir dini terkederek son ve en üstün din olan İslamiyeti kabule
gelin diyorum...


Kısa bir essizlik oldu. Sadece uçuşan kuşlar ve koşuşan
hayvanlar duyuluyordu.


Kim bu Cündeb? Veya tam ismi ile Cündeb bin Cünabe?
Cündeb, Sevgili Peygamberimizin, sallallahü aleyhi ve sellem müslüman olduktan
sonra kendisine "Ebu Zer" künyesini verdikleri büyük sahabi Ebu Zer GIfari
radıyallahü anh...


Gıfarlar, Mekke kervanının yolu zerindeki bir yeri yurt
ednmiş, gelip geçen ticaret kervanlarını, insanları yağmalayan, ellerinde
avuçlarında ne varsa alan putperest ve şerli bir dağlı kabile...


Cündeb, iri-yarı, güçlü-kuvvetli bir Gıfarlı. Cesur ve
atılgan biri.


Gücü-kuvveti ve cesareti ile kabilenin en namlı
yiğidi... işte bu yiğit adam, hilkatindeki saffet sebebi ile düşüne düşüne,
yapılan şu soygun ve çapulculuktan da, ilah zannedilen şu heykellerden de içten
içe soğuyarak nefrete başladı. Ve uzlete çekildi. Cündebe göre yaratıcı tek
olmalıydı. O yüzden sık sık "Lailahe illahllah diye bir cümleyi terarlıyor. Bu
münzevi hayatı üç sene sürdü... Allah'a götürecek rehberi arıyor.


O'nu böyle her şeyden habersiz olarak Allah'tan başka
ilah yoktur" dediği günlerde Efendimiz'e de Peygamber olduğu bildiriyor.
İslamiyet, nur çemberleri halinde halka halka genişleyerek yayılıyor.


Bir gün Mekke'den, biri, Gıfar kabilesine geldi ve bir
tesadüf eseri Cündeb bin Cünabeyi de gördü... Cündeb arada bir "la ilahe
illallah" diyor; misafir şaşkın:


-Mekke'de biri var; senin bu söylediğin cümleyi o da
söylüyor. Peygamber olduğu iddiasında.


Cündeb pürdikkat adama döndü:


-Hangi kabileden?


-Kureyş...


Şöhretli bir şair olan kardeşi Üneys'i buldu ve hemen
Mekke'ye giderek sağlıklı bir haber toplamasını istedi...


Üneys, Mekke'ye vardığında Sevgili Peygamberimizi
gördü, sohbetinde bulundu ve ihsanlarına nail oldu... hayranlığı çok büyük ama
henüz müslüman değil. Tekrar ağabeyine geldi:


-Neler öğrendin Üneys?


-Çok büyük bir zat. Hep iyilikleri emrediyor ve
kötülükleri yasaklıyor.


-İnsanlar O'nun hakkında ne diyor?


-Şair, kahin, sihirbaz gibi şeyler söylüyorlar... Ama
yalan; çünkü sözlerini bütün şairlerin mısraları ile mukayese ettim; hiç alakası
yok. Kahin ve sihirbaz benzetmeleri ise sadece iftira.Tebliği her sözünden
üstün. Ve hiç bir söze benzemiyor. Bana kalırsa dedikleri hep doğru...


Öyleyse bizzat gideyim... dedi ve eline değneğini alıp
bir çıkına bir miktar yiyecek koyarak yola çıkarken Üneys ikaz etti:


-Aman orada dikkatli davran. Çünkü düşmanları çok
azgın.


Gerçekten bu sırada müşrikler, garip, kimsesiz, ve
fakir mü'minlere tarihin görebildiği en amansız işkencelere başlamışlardı...


Bu yüzden Cündeb Mekke'ye geldiğinde kimseye birşey
soramadı. Kabeye gitti. ve orada beklemeye başladı. Ne yapacağını, O'nu nasıl
bulacağını bilmiyordu. Üç gün üç gece burada bekledi. Bu zaman içinde yiyeceği
bitmişti. Zemzem içmeye başladı. Hayret! Bu su kendisinin hem susuzluğunu
gideriyor hem de doyuruyor. Üçüncü gün Hazret-i Ali ile tanıştı. Ali radıyallahü
anh'a itimat edip zarar vermeyeceğini anlayınca geliş sebebini açıkladı...


Hazret-i Ali:


-Doğruyu buldun. Akıllı insanmışsın. Ben şimdi o zata
gidiyorum. Sen de beni arkadan takip et. Yolda zararı dokunacak bir kafir
görürsem pabucumu düzeltir gibi yapar ve bir duvar dibinde dururum. Sen yoluna
gidersin.


Sokağa çıktılar. Oh şükür ki kimsecikler yok.


İşte o an! Cündeb'in üç yıldır aradığı rehberi bulduğu
unutulmaz an. Devlethanede ve Allah'ın Resulünün huzurunda:


-Esselamü aleyküm!


...Bu, dinimizde ilk verilen selam ve Cündeb de ilk
selam veren insan.


Peygamberimiz:


-Allah'ın selamı senin de üzerine olsun, diyerek kim
olduğunu sual buyurdu.


-Gıfar kabilesinden efendim.


-Ne zamandan beri Mekkedesin?


-Üç gün üç gece...


-Ne yiyip ne içtin?


-Azığım bitince zemzemden gayrı bir şey bulamadım.
Ondan içtim, hem suya kandım hem karnım doydu.


-Zemzem mübarektir...


Daha sonra Cündeb bin Cünabe, Sevgili Peygamberimizden
nasıl Müslüman olacağını sordu. Resulullah, kelime-i şahedet'i okudular. Ebu Zer
Gifari de tekrar ederek mü'min ve sahabi olma yüce şerefine kavuştu... hiç bir
telkin, davet ve cebir olmadan kendiliğinden islamiyete koşmuştu. Ebu Zer
radıyallahü anh, Müslüman olunca da doğru Kabenin yanına vardı ve bağıra bağıra:


-Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammedün
Resulullah!!!


Arının deliğine çöp dürttü... müşrikler, aç kurtlar
gibi üzerine atılarak kainatın bir tanesini görmeye ve islamiyeti bulmanın
cezbesini yaşayan büyük kahramanı taş, sopa, kemik parçaları ile döve döve
kanlar içinde bıraktılar.


Ebu Zer radiyallahü anh'ı ellerinden Abbas güçlükle
kurtardı:


-Ne yapıyorsunuz siz? Bu adam, kervan yolumuzun
üzerinde bulunan bir kabileden. Bir daha oradan nasıl geçersiniz?


İçindeki aşk ateşi ile hiç bir şeyi görmüyordu. Bir
sonraki gün yine aynı yerde bağırarak ilayı kelimettullaha hizmet ediyordu.


Yine kafirlerin hücumuna uğrayıp ağır biçimde
hırpalandı... Bu defa da Abbas, imdadına koşmuştu.


....


Sevgili Peygamberimiz, Ebuzer radiyallahü annnh'ı
huzura kabul ederek kimseye bir şey belli etmeden artık yurduna dönmesini ve
islamiyeti orada yaymasını emrettiler.


Beşeri güç-kuvvet ve cesareti, İslamın aşkı ile hedefin
bulan mübarek sahabi Peygamberinden emir ve talimatı alınca doğru kendi diyarına
gelmiş ve kabilesini tolayarak onları müslüman olmaya çağırıyordu.


En seçkinlerinden biri olan Cündeb'i dinleyen
Gıfarlılar, çarpıcı misallerle dinlerinden ve taptıklarından utanmaya
başlamışlardı... bir köpekten bile hakaret gören tanrı! Öyle şey mi olur? En
evvel kabile reisi Haffaf, mümin olduğunu açıkladı, ardından Ebu Zer'in kardeşi
Üneys ve daha bir çoğu... Ebu Zer'de sevinç büyük, gözlerinin içi gülüyor.


Vurguncu, soyguncu, insan kıymeti bilmez mbir oymaktan
gök kubbenin en şahane yıldızları gibi muhteşem insanlara... Kalbe iman nurunu
düşmesi ile her şey, her şey değişiyor.


Büyük taktik...


Mekke'de ağır ağır gelişen İslamiyet, Sevgili
Peygamberimizin ince startejisi ile çevrede süratle yayılmaya başlıyordu.


LA İLAHE İLLALLAH


BU BİR KİTAPTIR Kİ AYETLERİ İLE EMİR VE YASAKLARI VA'D
VE VA'İDLERİ AYIRMIŞTIR. ARABİ LİSANLA ALLAHÜ TEALA'DAN İNDİĞİNE İNANAN
KAVİMLERE CENNETİ MÜJDELEYİCİ VE İNANMAYANLARI CEHENNEMLE KORKUTUCUDUR.
MÜŞRİKLERİN ÇOĞU O'NU KABULDEN KAÇINIP, CAN KULAĞI İLE DİNLEMEZLER.


FUSSİLET


Ukaz panayırı. Türlü türlü, renk renk mallar alıcıya
çıkarılmış. Pazarlık yapanlar, para ödeyenler, yeni mal getirenler... orta yaşta
bir insanın hakim ve cesur bir eda ile şöyle seslendiği duyuluyor:


-Ey insanlar! "La ilahe illallah" deyiniz ki
kurtulasınız.


Bütün bakışların kendisine çevrildiği bu kurtuluş
habercisi münadi Sevgili Peygamberimizden başkası değil... ama O, pazar yerini
böyle sokak-tezgah gezip vahyi tebliğ ederken biri de O'nun ardınca dolaşıp,


-Aman ha! Sakın inanmayın, diyor.


Efendimize musallat olmuş bu zulmet elçisi ise Ebu
Leheb.


Ebu Leheb; yani insanların ebedi saadete çıkan
yollarını kesip felakete sürükleyen bir cehennem hizmetçilerinden biri.


Çevre kabileler, Hacca geliyor. Beytullah'ı tavaf edip
yurtlarına dönüyorlar... ama dinlerinin hükümsüz ve batıl olduğundan haberleri
yok. Boşa zahmet içindeler. Çünkü; Allah, sevgilisine Kur'an-ı kerim'i indirerek
eski dinlerin hepsini fesh etmiş bulunuyor...


Bu sebeple Peygamber efendimiz, Mekke'ye gelen bu
ziyaretçileri karşılayarak onlara yumuşak, tatlı, cezbedici bir üslub'la
İslamiyeti anlatıyor.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye