Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Bunun üzerine Ebubekr




Bunun üzerine Ebubekr, Peygamberimizin elini tutarak
hiç tereddüt etmeden, kalbinin bütün hüçreleri ile Kelime-i şehadet getirip
Müsliman oldu... Onun yeni dini seçişi İslamiyete destek ve kuvvet
kazandırıyordu.


Her Mü'minin gönlünde iman nuru yanınca ebedi
hakikatler meşalesini başka yerlere ve başka insanlara da taşımaya başlıyor.
Ebubekr EFendimizin daveti ile Osman İbni Affan, Abdurrahman İbni Avf, Sa'd İbni
Ebi Vakkas, Talha İbni Ubeydullah iman ederek Hazreti Ebubekr ile birlikte O
peygamberler Peygamberinin; cin ve insan ve herşeyin Resulünün; Dünya ve
ahiretin efendisi, Sallallahü aleyhi ve sellemin yüksek huzuruna gelip namaza
durdular... saflar oluşmaya başlıyor.


Hadice validemizden sonra islamiyeti kabul eden bu
sekiz kişiye ünvanlarının tekrarlanması nasip oldu: İlk müslümanlar, ilk ulvi
kıymetler...


 


BÜYÜK DAVET


-Sana emrolunan şeyi açıkla, baş


Ağrıtırcasına anlat, müşriklere aldırma


Hicr/94


Sabikun-u İslam denilen ilk müminlerden sonra müsliman
olanlar... Ebu Ubeyde bin Cerrah, Ebu Seleme Abdullah bin Abdülesed Erkam bin
Ebil Erkam, Osman bin Mazun ve kardeşleri Kudame ile Abdullah, Ubeyde bin Haris
bin Abdulmuttalib, Said bin Zeyd ve eşi Hazreti Fatıma binti Hattab... her biri
bir güneş. O'nun yolunun öncüleri, yardımcıları, fedaileri olan üstün idrak ve
muazzam basiret timsalleri...


İlk devirde İslamı seçenler topu topu otuz kişi...
bunların da çoğu gençler, fakirler, zayıflar ve kadınlar. İnkarcı bedbahtların
gözünde "Ebu Talib'in yetimi ve ciddiye alınmaya değmez bir avuç garip olarak
görülen bu ilkler, az zaman sonra öyle bir nur infalakını gerçekleştirecekler ki
dünya, bir uçdan bir uca zifiri karanlıktan apaydınlık bir gündüze geçecek zaman
bu istihalenin sancılarını yaşamanın eşiğinde.


Bir ağaçtan öbür ağaca hayat taşıyan berrak su
akıntısındaki sükunet misali, tebliğ, ilk üç yılında bir gönülden bir gönüle
sessizce akıp durdu... namazda bile sureler yüksek sesle okunamıyor. Fakat
müminlere ilişen de yok. Çünkü müşriklerin putlarına, Ama söylenecek.


Bi'set denen mukaddes vazifenin bildirilmesinin
dördüncü senesinde Şura suresinin ikiyüz ondördüncü ayeti kerimesi:


-Yakın akrabanı ahiret azabı ile korkutarak onları hak
dine çağır.


Efendimiz, mesele üzerinde uzunca düşünüp bütün
çetinliklerini gözden geçirdiği günlerde Cebrail, emri bir an evvel yapmaya
başlamasına dair vahyi indirdi...


Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Ali'yi
yollayarak yakınlarını Ebu Talib'in evinde topladılar. Gelen kırbeş kişinin
ikisi kadın, diğerleri erkek. Halası Hazreti-i Safiye'nin tavsiyesine uyarak Ebu
Leheb'i davet etmediler. Ama O da hazır gelmiş. Allah'ın Resulü, misafirlere
ancak bir kişiye yetecek miktarda bir kab yemek ile bir tas süt çıkartıp onlar
sofraya buyur ettiler, ve besmele çekerek önce kendileri başladılar... hayret
verici bir şey oluyordu. Herkes yediği halde ne yemek eksiliyordu, ne süt...
tamamı karnını doyurdu ama yemek de süt de ilk andaki şekliyle olduğu gibi
kaldı.


Bu mucize, akrabaları şaşkına çevirdi.


Yemekten sonra Hakikat Sultanı sallallahü aleyhi ve
sellem, onları tam İslamiyeti kabule çağıracaktı ki Ebu Leheb:


-Sihrin de böylesini hiç görmemiştik; sizi güzel
büyüledi, iftirasını atarak Hak Resul'e döndü ve yılan ıslığını andıran sesi ile
bir sürü hakaret yağdırdı.


...gelenler dağıldılar.


Sevgili Peygamberimiz, Rabbinin emrini yerine
getirememenin üzüntüsü ile mükedder oldu. Ebu Leheb'in sözleri O'na çok giran
gelmişti... günlerce müsait bir anı beklediler. Cebrail aleyhisselam gelerek
kendisini teselli edip cesaret verdi. Ve açık davete başlamakta daha fazla geç
kalmamasına dair ilahi arzuyu bildirdi.


Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Ali'ye seslendiler....


-Ebu Leheb'in sözlerini duydun. Hakaretleri ile bana
fırsat tanımadı. Gelenlerle konuşmama imkan kalmadan yağıldılar. Yine önceki
gibi yemek hazırla ve onları buraya topla.


Çağrılanlar, bir bir geldi. Herkes hazır olunca yemek
çıkarıldı... Ebu Leheb yine mecliste bir diken gibi göze batıyor.


Peygamberlerin önderi, ayağa kalktılar. Gözler
üzerinde... acaba ne diyecek? Geçen defa konuşmamıştı. Ebu Leheb, mani
olduğundan geliş sebeplerini bile anlayamadan çıkmışlardı. Şimdi herşey
anlaşılacaktı. Kendilerini böyle üst üste toplamasının mutlaka mühim bir sebebi
vardı...


Herkes hazır olunca konuşmaya başladılar. İnci gibi bir
Arapça, güzel mi güzel bir ses ve mükemmel ahenk. Daha evvel bilmedikleri,
duymadıkları şeylerin belagatin en harikası ile takdimi:


-Hamd, ancak Allah'a mahsustur. Ben, O'na hamd eder;
sadece O'ndan yardım isterim. O'na inanır ve O'na dayanırım. Şüphesiz iman eder
ve size de bildiririm ki, Allah'tan başka mabud yoktur. Allah bildir ve
eşi-ortağı mevcut değildir. Size asla hilaf bir şey söylemiyor ve en mutlak
hakikatı tebliğ ediyorum. Gelin bir olan Allah'a iman edin. Ben, Allah'ın size
ve tekmil insanlığa gönderdiği Peygamberim. Yeminle söylüyorum ki, siz uykuya
daldığınız gibi ölecek ve ondan uyandığınız dirilecek ve hayatınız boyu
yaptıklarınızdan hesba çekileceksiniz. İyiliklerinizden mükafat
kötülüklerinizden ceza göreceksiniz. Böylece yeriniz cennet ve cehennem
olacaktır. İnsanlardan ahiret azabı ile ilk korkuttuğum kimseler sizlersiniz.


Ebu Talib:


-En makbul iş sana yardımcı olmaktır. Ben seni himayeye
devamedeceğim.


Ama nefsime bakıyorum; eski dininde kalmaya ısrarlı.


Yine Ebu Leheb atıldı:


-Abdülmuttalib oğulları! Bunun yaptığı doğru değil...
Bari başkaları durdurmadan biz karşı çıkalım. Yoksa Muhammed yüzümden hepimiz
ağır hakarete maruz kalacak ve belki de çoğumuz öleceğiz.


Ebu Leheb'in sözleri, Hazret-i Safiyye'yi harekete
geçirdi. Sevgili hala, dayanamamıştı:


-Ben hey kardeşim! Yeğenimizi ve dinini desteklememek;
hor görmek, küçültmeye çalışmak sana yakışıyor mu? Alimler, Abdülmuttalib'in
soyundan bir Peygamber geleceğini bildiriyor; sen O'nu kötülüyorsun. Bu ne taze
böyle? Vallahi O Peygamber işte karşımızda bulunuyor!!!


Ebu Leheb, inat mı inat. Öfke iele bağırdı:


-Seninki ham hayal! Zaten kadın değil misin; ne
anlarsın bu işlerden? Bütün işiniz erkeklere ayak bağı olmak! Yarın millet,
İsyan ederse biz ne yapabiliriz?


Ebu Talip, hışımla Ebu Leheb'e döndü:


-Korkak!... Son nefesine kadar O'na yardımcıyım;
anladın mı? Dedi. peygamberimize:


-İnsanları imana çağıracağın zamanı bildir. Silahlanıp
seninle beraber gelelim.


Hava iyice gerginleşmişti.


Yüce Peygamber, söze kaldıkları yerden devam ettiler:


-Ey Abdülmuttalib nesli. Vallahi, benim size getirdiğim
bu dinden daha üstün ve daha hayırlısını tebliğ eden olmamıştır. Sizi söylenmesi
kolay fakat mizanda sevabı çok yüksek olan iki kelimeyi söylemeye davet
ediyorum. İşte:" Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed abdühü ve
Resuluhu" Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü
olduğuna inanır ve şahid olurum, demek. Yüce Allah, size bunu bildirmemi
buyurdu. Bazı mucizeleri de gördünüz. Öyleyse hanginiz çağrıma uyup benimle
oluyor?


Resuller Resulünün, hitabeti bitince ortalığı bir
sessizlik tuttu. Sanki herşey donmuştu. Çıt yok... başlar önde, kimbilir ne veya
neler düşünüyorlar.


Sevgili Peygamberimiz, sözlerini üç defa arka arkaya
tekrarlayıp muhataplarını aradılar. Ama nafile... Her üçünde de cevap hep
Hazret-i Ali'den geliyor:


-Bunların en küçük ve en zayıfı benim.Ama ben sana
yardımcı olmaya hazırım...


İlk iki cevapta efendimiz, Ali kerremallahü vechehi
yerine oturtarak öbürlerinden bir ses çıkmasını beklediler. Fakat sözleri üçüncü
kere cevapsız kalıp yine Hazret-i Ali aynı şeyi söyleyince elinden tutup
akrabalarından uzaklaştılar....


Onlar, ayrılınca kalabalık, Peygamberimizin dedikleri
ile alay edip gülüşerek dağıldı...


Herşeyin Peygamberi, hak bildiği yolda yürümeye devam
ediyor. Nasibi olanlar bir mbir hidayete ermekte.


Cebrail aleyhisselam ile yeni bir vahiy nazil oldu.
Şimdi sadece yakın akrabalar değil; herkes Müslüman olmaya davet edilecek...


İşte Hicr Sure-i Şerif'in doksandördüncü ayet-i
kerimesi:


-Sana emrolunan şeyi açıkla. Baş ağrıtırcasına anlat,
müşriklere aldırma...


Şanlı Peygamber, Safa tepesindeler. Yüksekçe bir taşın
üzerine çıkmış olarak mübarek parmaklarını kulaklarına koyup gür ve billur bir
sesle Mekke'ye doğru seslendiler:


-Eyy Kureyş! Koşun. Buraya gelin! Size mühim bir
haberim var. Koşun!


Aşağıda sualler:


-Kim mbu seslenen öyle?


-Muhammed'ül Emin.Safa tepesine çıkmış bizler
çağırıyor.


-Gitsek mi acaba?


-Bir bakalım. Mühim haberi ne? Belki düşman baskını
falan vardır. O, emin insandır. Doğruyu haber verir.


-Hadi öyleyse!


Az sonra nefes nefese bir kalabalık, fahri kainatın
karşısına dizilmişti.


-Hayırdır, Ya Muhammed bizi merakta kodun?


Gözler, hep O'nda,Muhakkak önemli bir şey varki bu
tepeye çıkarak ahaliyi yanına çağırdı...


Tane tane konuşuyor.Ve İslama gelmeyen bu insanların
akıl, vicdan, idrak ve basiretlerindeki pası sökmeye uğraşıyorlar:


-Şu dağın ardından veya şu vadinin içinden düşman
atlılarının çıkacağını veya sabah akşam baskına uğrayacağımızı söylesem bana
inanır mısınız?


-Elbette, elbette,.. sesleri.


-Sen,hep doğru söyledin. Senden doğruluktan gayrı bir
şey ummayız...


Habib-i Ekrem istediği cevabı almıştı... bunun üzerine
Kureyş'in bütün ailelerini isim isim sayarak onları tevhide çağırdılar.


-Sizleri kıyamet gününün azabı ile korkutmaya memurum.
Sizi "La ilahe illallah vahdehu la şerike leh"/ Allah, tekdir ve kendisinden
başka yaratıcı yoktur. diyerek iman etmeye davet ediyorum. Ben, Allah'ın kulu ve
Resulüyüm. Eğer dediklerime inanırsanız yeriniz cennet olacaktır. "La ilahe
illallah" demezseniz size ne dünyada bir yarar, ne de öte alemde bir imkan temin
edemem


Kalabalık şok oldu...


Ebu Leheb...


İlk atılan, ilk söze karışan, kin kusan yine O.Gözleri
dışarı fırlamış; Öfkeden yanakları al al; kudurmuş gibi bir taşa sarılıp o
güzeller güzeli Efendimize fırlattı. Bir taraftan da bağırıyordu:


-Bizi bunun için mi topladın?!!






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye