Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Yeni Sayfa 5




-Amcam Ebu Talib'in üyük sakıntıda olduğunu biliyorsun.
Nüfusu kalabalık. Çocuklardan birini sen birini de ben kendi evlerimize alırsak
sanırım yükü hafifler. Fikrime ne dersin?


Hazret-i Abbas, radıyallahü anh teklifi isabetli buldu.
Birlikte Ebu Talib'in evine geldiler. Ve geliş maksatlarını O'na izah ettiler.


Ebu Talib, kendisinin düşünülmü olmasına ve gösterilen
vefa hissine memnun kalarak:


-Akil ile Talib'i bana bırakın; diğer ikisini siz
bilirsiniz, dedi.


Bunun üzerine Hazret-i Abbas Cafer radyallahü anh'ı
Efendimize Ali kerremallahü vecheh'i bakım ve himayelerine aldılar.


...böylece Ali radıyallahü anh efendimiz, küçük
yaşlarından itibaren önlerinde örnek ve taklid edilecek insan olarak kainatın
baştacını buldular... Bu iri siyah ifözlü buğday tenli, güler yüzlü güzel mi
güzel çocuk, hep ona özendi, hep O'na benzemeye uğraştı, O'nun yaptıklarını ölçü
aldı vöe daha on yaşındayken Müslüman oldu.


Peygamberimiz otuzdokuz yaşındalar... gündüz vukua
gelecek hadiseleri uyku ile uyanıklık arasında iken gece rüyü olarak kendisine
gösteriliyor.


Rüyalar aynen çıkıyor.


Böylece insanlığın kurtarıcısı, nübüvvetin kırkaltı
cüzünden bir cüz olan bu sadık ve salih rüyalarla pelygamberliğe hazırlanıyor.


Yine bu sıralar "Ya Muhammed" diye sesler duymaya devam
ediyorlar.


Büyük an'a; vahyin inzaline; peygamberlik gelmesine
altı ay var... bu günlerde yalnız kalmak istiyorlar. Yanlarına bir miktar
yiyecek alarak Mekke'ye bir saat uzaklıkta olan Hira Dağı'ndaki bir mağaraya
gidiyorlar.


Derin gökler, engin çöl ve ıssız ve sessiz Hira Dağı...
Burada İbrahim Aleyhisselamın buyurduğu tarzda Rablerine ibadet ve muazzam
tefekkür içindeler.. Bazan Mekke'ye inerek Kabe-i Şerifi ziyaret ve tavaf
ettikten sonra evlerine gelip bir müddet kalıp ekmek, zeytin gibi azık alarak
yine Hira dağı'na çekiliyorlar....


Bazı kadınlar da faaliyetteler. Hadice Radıyallahü
anha'nın kalbine fitne sokmaya çalışıyorlar. Dedikleri şu:


-Bak; sen mal-mülk neyin varsa O'na bağışladın. Kocansa
senden uzaklaşıyor. Herhalde seni sevmiyor!


Validemizin bu cahilce sözlere cevabı:


-bunlar benim ne aklıma ne hatırıma gelir.
Yanılıyorsunuz. O benle alakasını kesmez. kendisinde saadet nişanları ve
Peygamberlik işaretleri var. Yıllardır beklediklerimin yakında ortaya çıkacağını
tahmin ediyorum.


-Hadice annenin üstün bir idrak ve sezişle ortaya
koyduğu tesbit tamamen isabetlidir.


Ramazan ayının ortaları. Bir gece efendimiz, inzivada
bulundukları Hira'dan evlerine dönüyorlar. Safa ile Merve arasına geldiklerinde
bir ses ile derinden derine ürperdiler:


-Ya Muhammed, sen Allah'ın Resulüsün, ben de Cebrailim...


Ses gökten geliyordu. Başlarını kaldırdıklarında
Cebrail Aleyhisselamı gördüler... İnsan şeklindeydi. Allahın sevgilisi,
meleklerin en üstünü ilk defa gördüklerinden tanıyamıdı.


..........


Acaba gördüğü ilahi bir hadise mi idi yoksa cin veya
şeytanlar mı kendisiyle uğraşıyorlardı.


Cebrail kaybolana kadar bulundukları yerden
kıpırdayamadan hep ona bakakaldılar.


Evlerine doğru yürümeye başladılar. Yol boyunca
kendilerine selam verildiğini işitiyorlar. Her tarafa baktıkları halde, taş ve
ağaçlardan gayrı bir şey görülmüyor. Taş ve ağaçlar, ahir zaman Nebisine;


-Aleyke Ya resulallah, diyerek, selam veriyorlar.
Efendimiz başlarına gelen bu fevkalede halden bayağı endişeye düşmüşlerdi. Bu
halin sırrı, hakikatı aslı neydi?


Büyük düşünce ve ızdorapla eve girdiler...


Hemen kendilerini karşılayan zevceleri Hadice
radıyallahü anha;


-Yüzünde bu ana kadar şahid olmadığım bir nur müşahede
ediyor ve bgüne kadar rastlamadığım bir güzel koku alıyorum, deyince:


-Ey Hadice, bir takım seisler işitiyor ve ışıklar
görüyorum, dedikten sonra şimdiye kadar yaşamadıkları bazı haller içinde
olduklarını ifade ettiler ve şöyle buyurdular:


-Cinlerin musallat olarak beni kahin yapmalarından
korkuyorum. Halbuki ben, putlardan da kahinlerden de nefret ediyorum.


-Allah seni üzmez ve utandırmaz! Böyle deme ve
korkma... A llah senin başına böyle birşeyler vermez. Cinler semtine bile
gelmez. Çünkü sen, öyle güzel ahlaklısın ki, sözlerin hep doğru, emanete daima
riayet edersin. Akrabalarla bağını kesmezsin, misafiri seversin, düşkünlere
yardım edersin, başına felaket gelmişlerin imdadına koşarsın... Lütfen sabır ve
sebat göster. Bütün insanlığa Peygamber olacağına eminim. Korkma...


Bundan bir gün sonra; Miladi 611 tarihinin Şubatına
denk gelen Ramazan ayının 17.gecesi. Güneş henüz doğmamış. Ortalıkta çıt yok..
Dünya bir uçtan öbür uca kadar kalın bir sessizlik tabakası ile kaplanmış gibi.
O, Sallallahü aleyhi vessellem, bu ürpertici yalnızlıkla yine Hira Mağarasında
itikaf ve ibatdetle meşgulle...


Gece sehere doğru akıyor. İşte tam bu sırada mağarayı
bir ışık atomu en dip noktaları dahi aydınlatan bir nur doldurrdu. Sevgili
Peygamberimizin karşısında Cebrail Aleyhisselam. Çok güzel bir insan şeklinde.
Üzerinde sırmalı atlastan bir cübbe var. Güzel kokular sürünmüş.


Büyük melek konuşuyor. Konuşurken de semadan, dağlardan
ve ağaçlardan sesi geliyor Hayret verici bir hal.


Bu an kainatın yaşadığı en kıymetli zaman birimlerinden
biridir... Kırk beri tanıyan herkesin üstün ahlak ve yaradılışına tarifsiz bir
hayranlık duyduğu Muhammed'ül Emin, Alak Suresi'nin ilk beş ayeti ile Nebi
olmaktadır.


Melek , ilahi emri iletiyor:


-Oku / İkra!


Efendimiz şaşırıyorlar:


-Okumuşluğum yok. / Ma ena bi-kari!


Bu cevap üzerine vahiy meleği Peygamberimizi
kucaklayarak kuvvetle sıktı ve tekrar :


-Oku! dedi.


Cevap aynı:


-Okumuşluğum yok!


Cebrail, aleyhisselam, bir kere daha sıktı ve yine:
-Oku;


Cevap:


-Okumuşluğum yok.


Cebrail, Peygamberimizi üçüncü defa sıkıp bıraktı ve
O'nu kalbinde surenin silmeyecek tarzda yer edecek hale geldiğini anlayınca
ilahi fermanı nakletti.


-Oku! Bütün mevcudatı halkeden Rabbinin ismiyle ki; O,
insanı kap pıhtısından yarattı. Oku! Ki senin Rabbin kalemle yazı yazmayı
öğreten, insana bilmedeğini bildiren kerimlerin kerime ve ihsan sahibidir.
Peygamberimiz de ayetleri melekle birlikte okumuştu... Yirdmiüç yıl decam edecek
olan vahiy başlamış ve ebedi islam güneşi batmamak üzere bu gecenin seherinde
doğmuştu.


-Cebrailin görünmesi, O'nu üç kere sıkması ve sureyi
ezberlemesi hepsi an bile denmeyecek bir kısa zaman parçası içinde olmuş ve
büyük melek gözden kaybolmuştu...


Sevigili Peygamberimiz, gelen surenin mehabeti ile
ürpertilerle dolu olarak mağaradan çıkıp evinin yolunu tuttular. Eve varır
varmaz :


- Beni örtünüz! buyurarak heyacan ve ürpertileri geçene
kadar yatakta istirahat edip sakinleştikten sonra yaşadıklarını Hadice'ye
anlattılar. Hala karşılarına çıkan fevkaladeliğin rahmani mi şeytani mi
olduğundan emin değiller.


İşin hakikatını tahkik için Varaka Bin Nevfel'e
gittiler. Artık gözleri görmez olmuş bu çok yaşlı ve alim zat, işin doğrusunu
onlara anlatabilirdi.Varaka efendimizi dienledikten sonra:


-Bahsettiğin, Cenab-ı Hakkın Musa ve İsa Peygamberlere
gönderdiği dürüstlük timsali manasında "namus-u ekber" ünvanlı cebraildir. Yemin
ederim ki sen İsa Aleyhisselamın haber verdiği son Peygambersin. Yakında ilahi
emirleri tebliğ ve cihad buyurulur. Keşki ben de genç olsaydım da seni kavmin
Mekkeden Hicrete zorladıkları zaman yardımcı olabilseydim.


Mekke'den mi çıkarılacağım?


-Evet seni yalan söylemekle itham edecekler. Vahiy
tebliğ edip de milletinden düşmanlık görmemiş Peygamber yoktur, dedi. Ve iki
cihan güneşinin alnından öperek uğurladı.


Efendimizin böylece Peygamber olarak
vazifendirildiklerine şüpheleri kalmadıe... Ama ilk vahiyden sonra üç yıl vahiy
enmadi. Bu zaman içinde yine meleklerin büyüklerinden Mikail Aleyhisselam
gelerek Peygamberimize bazı bilgiler öğretiyordu.


Sevgili Peygamberimiz, bu devrede bazı vakitler üzüntü
ve tereddüte düşünce Cebrail Aleyhisselam görünerek:


-Ya Muhammed! Sen , Allah'ın Peygamberisin diyerek
O'ndaki üzüntüyü giderir ve huzurunu tazelerdi. Ancak Cebrail aleyhisselam bu
görünmelerde yüce Allah'tan vahiy getirmiyordu...


YA EYYÜHEL


MÜDDESSİR


Ey örtülere bürünüp yatan!


Kalk inzar eyle ve rabbini tekbir et


Müddessir


Ya Resulallah! Biz cahiliyet zamanında yaşamış
insanlarız. Putlara tapar, öz çocuklarımızı kendi ellerimizle öldürürdük... bir
küçük kızım vardı. Bir gün bunu yanıma çağırdım; oyununu bırakıp sevinerek
geldi. Yürümeye başladım; yavrucak da peşimdeydi. Hem cıvıl cıvıl konuşuyor;
hemde bana yetişmeye çalışıyordu. Evimizden epeyce uzakta olan kuyunun başına
kadar ben önde o arkada olarak yürüdük. Oraya varır varmaz çocuğun kolundan
tuttuğum gibi kuyuya fırlattım.


...Boğulmakta olan masumun çığlıklar dolu yalvarışı
dağı taşı inletir:


-Babacığım!!! Babacığım!!!


Ama babanın kalbi kalb değil taştır sanki.


Cahiliyet örfü, kalbleri taşlaştırmış, vicdanları
köreltmiştir.


Sevgili Peygamberimiz, feci hadiseyi dinleyince
teessürlerinden ağlamaya başladılar. İpek kalbleribu müthiş canavarlığı tahammül
etmemişti.


Huzurda bulunanlardan biri günahını dile getiren kişiye
kızarak:


-Yaptığını beğendin mi? Allah'ın Resulünü
hüzünlendirdin, diye çıkışmaktan kendini alamadı.


Efendimiz, dertli babaya:


-Bir daha anlat! buyurdular.


Baba olanları şerha şerha bir yürekle tekrar hikaye
edince yeniden ağladılar; göz yaşları süzülüp süzülüp mübarak sakalını
ıslatıyordu. Yaşları sildikten sonra pişmanlıktan kavrulan elem dolu adamı
teselli ettilery


-Allah, cahiliyet sebebi ile yaptıklarınzı bir daha
işlemedikce o zaman bırakır; bugüne getirmez...İslamiyetin vahyedildiği
zamanlarda Arabistan ve bütün dünya cahiliyet içinde yüzüyor, başı çeken Arap
diyarı... babasının peşinden acaba bir şey mi verecek diye koşan küçücük bir
kızı sırf dahi kıpırdamadan sulara atan, diri diri toprağa gömen insanların
asrı.


Peygamberimizin islamiyeti yaymalarından evvel esirler
canlı canlı yakılıyor, hasımlar işkence ile öldürülüyor, ahlaksızlığın her nev'i
işleniyor, içki , kumar, hırsızlık her devirden ilerde bulunuyor, dulların
yetimlerin, kimsesizlerin malları gasb edileyordu. Hiç bir ölçü hir bir kayıt
kalmamıştı...önceki Peygamberlerden gelen dine ve yüce Allaha iman etmiş. Hanif
denen müminlerin hepsi bir avuç... diğerleri, Allaha inanıp ahireti, ceza ve
mükafatı kabul etmiyenler, Allah'a ahiret ve cezaya inanıp Peygamberliği
reddedenller ve ekseriyette olan putperestler... kendi elleriyle yaptıkları ağaç
ve taş veya taş heykellere tanrı diye tapan zavallılar.


Ve islamiyet... O mübarek din, böylesine dehşet verici
bir mekana inmek üzere bulunuyordu. O hassasların hassası, incelerin incesi yüce
Resul işte bu insanları ve daha nice insaf ve merhametten habersizleri yola
getirerek onları insanlığa örnek birer yıldız yapacaktı.


Efendimiz tam kırk yaşında iken Cebrail aleyhisselam
Hira dağında O'na gelerek "oku!"diye başlayan ilahi emri bildirmiş; kendisinin
Peygamber olduğunu müjdelemiş ama bundan sonra bir daha vahiy getirmemişti...
Rabbinden haberin gecikmesi yüce Peygamberi endişeye üzüntülü düşüncelere
sevkediyordu... bir gün yine bu halde iken Hira mağarasına çıkmıştı; orada
ibadet ettikten sonra evine gitmek üzere dağdan inerken bir ses işittiler.
Başlarını kaldırıp baktıklarında Hira'da kendisine gelen melegi altıyşüz kanadı
açık olarak müthiş ürperdi veren bir manzara ile yerle gök arasındaki kürsüde
oturmuş olarak gördüler.


Efendimizin heyacandan mübarek kalbleri çarpmaya
başladı. Diz üstü şere düştüler. Ve derhal kalkarak acele evlerine gelip,


-Beni örtünüz! Beni örtünüz, buyurdular...


Ve örtündüler.Hadice validemiz etraflarında pervane.


Bu esnada kendilerine Cebrail göründü. Müddessir
suresinin ilk ayetlerini getirmişti:


Tarihi an; O'na sallallahü aleyhi ve sellem Allah'ın
emir ve yasaklarını bildirmesi için risalet vazifesi tebliğ ediliyor;


-Ey (elbisesine) bürünen Peygamber! Kalk da (kavmini
Allah'ın azabı ile) korkut. (İman etmezlerse azaba uğruyacaklarını kendilerine
haber ver) Rabbini tenzih et. Elbiseni de temiz tut. Azaba sebep olan şeyleri
terketmekde sebat et.


Ayet-i kerime nazil olduğu sırada Peygamberimiz "Allahü
Ekber" diyerek tekbir getirdiler ve gelenin cin ve şeytan değil de melek
olduğuna mutlak olarak inandılar. Cin ve şeytan tekbir getirilen yerde
duramazdı.


Vahiyler; insanlığı kurtaran ebedi güzellikteki
sözler... vahiy birkaç çeşit:


-Sadık rüyalar! uykuda görünenler aynen çıkıyor.Sevgili
efendimiz kırk yaşına girmeden önceki altı ayda rüyadaki bu vahiylere
Peygamberliğe hazırlandılar.


-Cebrail'in görünmeden vahyi Peygamberimizin nur menbaı
kalbine ilham yolu ile aktarması... "hiç bir nefs rızkını tamamlamadan ölmez"
şeklinde terennüm edilen hadisi şerifin kaynağı bu yoldaki vahye bir misal.


-Cebrail aleyhisselamın, insan kılığında ve mesala
anlatılmaz güzellikteki Dıhye, radıyallahü anh, suretinde herkese görünecek
şekilde gelerek vahyi sevigili Peygamberimize iletmesi.


Mübarek vahiy bazan korku veren şiddetli sesler
biçiminde gelirdi. Bu şekilde geliş vahyin en ağır şiddetli olanı Kış günü dahi
olsa Resulullah-ın alnından gül tomurcukları gibi terler dökülür ve yere
çökerdi. Mesela Maide suresi nazil olurken insanlığın rehberi bir deve
üzerindedir. Hasıl olan manevi ağırlıktan hayvan çöker ve ayakları ufalanır...
böyle zamanlarda sevgili Peygamberimiz melek sıfatına girerlerdi.


-Bazan da Cebrail kendi şekli ile; altıyüz kanadı açık
ve parıl parıl parlayarak gelip vahyi haber verirdi. İki kere olmuştur. İlki
müddessir suresini getirdiğinde. İkincisi de Mirac gecesi Sidretül müntehanın
yanında...


Mirac gecesi Allahü tealanın harfsiz, kelimesiz,
sessiz, yönsüz ve mekansız olarak ve arada hiç bir melek ve vasıta olmadan
efendimiz gökler üzerinde iken O'na vahyetmeleri... beş vakit namazın
emredilmesi'nin şekli.


-Bazı vahiyleri de Yüce Allah, arada perde olduğu halde
Resulüne doğrudan doğruya bildirmiştir.


... artık vahiyler peş peşe gelmektedir. Sevgili
Peygamberimiz ilk zamanlar ayetleri ezberleyip unutmamak için Cebrail, okurken O
da tekrarlardı.. fakat vahiy gelerek buna lüzum olmadığı ve" O'nu sana
ezberletmek, okutmak bize aiddir. Biz O'nu sana okuduğumuz zaman sen yalnız
dinle. Sonra onu anlatmak, öğretmek yine bize düşer" buyuruldu.


Emri ilahi üzerine Sevgili Peygamberimiz meleklerin en
üstününü yalnızca dinliyor ve melek gidince de gelen ayetleri hiç bir zorluk ve
sıkıntı duymadan aynen eshabına okuyordu.


..........


Sevgili Peygamberimiz o devir arabistanında
yaşıyanların çoğu gibi Ümmi... ne okumuşluğu var; ne de yazmışlığı. İşte kendi
lisanlarından bu gerçeğin ifadesi:


-Ben ümmi Peygamber Muhammedim. Bendensonra Peygamber
yoktur.


Yüce Allah Ankebut suresi kırksekinci ayetinde habibini
doğruluyor.


Sen, bu kitap, gelmeden evvel bir kitabı okumadın, yazı
yazmadın. Okur-yazar olsaydın "başkalarından öğrendin" diyebilirlerdi.


Evet; Efendimiz hiçbir mektebe gitmediler, tahsil
yapmadılar ve öyle esaslı bir seyahatları olmadı.Oniki yaşında Ebu Talip ile
Busra'ya onyedi yaşında amcası Zübeyr ile Yemen'e Yirmi yaşında Hazreti Ebubekr
ile Şam ve yirmibeş yaşında Hadice annenin mallarını satmak üzere yine Şam'a
olmak üzere hepsi hepsi dört defa dış seyahatlari oldu ki bunlarda öyle uzak
mesafeler değil.


Allah'ın emirlerini bildirmekle görevli bu asil insanın
ümmi olduğu, fazlaca seyahate igitmediği hakikatte bütün herkesce malum. Öyleki
müşriklerin arasında O'nun doğduğu günden Nebi olduğu kırk yaşına kadar geçen
ömrünü hatta gün gün bilen var. Ama buna rağmen şirkte inat ediyorlar.


Bakınız müşriklerin azgınlıkların Nadr bin Haris,
Mekke'lileri başına toplamış ne diyor:


-Ey kureyş! Size öyle birşey çattı ki ne yapsanız boş .
Çünkü Muhammed aranızda büyüdü. O, beğendiğiniz bir çocuk, sevip takdir
ettiğiniz bir gençti. Sözü en doğru olan O'ydu. En fazla O'na itimat ederdiniz.
Şu yaşına kadar kendisine "Muhammed-ül Emin" diyen biz değilmiydik?


...Anlatılanlar küfrün sonunun geldiğine bir ikrar ve
itiraftır.


-Kalk insanları irşad et, Azab ile korkut!


Mealindeki ayeti kerime üzerine Sevgili Peygamberimiz
en önce durumu muhterem zevceleri üstün insan Hazreti Hadice Radıyallahü anha'ya
açtılar. Ve kendisini İslamiyeti kabule davet ettiler.


Hadice annenin sevinçten aklı başından igitmişti Zevkle
Kelime-i Şehadet getirdiler:


Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abdühü ve resulüh.


O' nun Allah'ın Resulü olduğunu ilk defa bir kadın
kabul ediyor ve buna şahid oluyordu... kadınlara kıyamete kadar yetecek bir
iftihar sebebi.


Cenabı Hak, Habibine gösterdiği büyük bir yakınlık ve
tertemiz sevgiden dolayı Hazreti Hadice'ye bu şeref ve imtiyazı lütfetti.


Peygamberimiz memnun oldular. Ve imam olarak zevceleri
ile iki rekat namaz kıldılar.


Cebrail Aleyhisselam ilk gelişlerinden birinde Sevgili
Peygamberimize Yüce Allah'ın selamını bildirmiş ve dinin direği alan ibadeti
öğretmişti... Ayağını yere vurunca buradan su fışkırdı. Çıkan sudan önce Melek
abdest aldı, sonra Resulullah. Cebrail, imam olarak iki rekat namaza durdular...
kıyamete kadar gelecek müminlerin eda edeceği büyük ibadetin ilk ifası ve ilk
cemaat.


Peygamberimiz de, Cebrail'den gördüklerini Hadice
validemize öğreterek abdest almış ve kendisi imam olarak namaz kılmışlardır...
Henüz sadece sabah ve ikindi namazları emredilmiş.


Sevgili Peygamberimizle Hazreti Hadice'yi namazda gören
Hazreti Ali, efendimize bu yaptıklarının ne olduğunu sordu. Peygamberimiz Ona
İslamiyeti ve namazı anlatıp davetini yapınca henüz on yaşında bulunan ve hiçbir
günüha bulaşmamış olan Hazreti Ali, Kerremellahu vecheh, an bile geçirmeden son
Peygambere biat etti.


Böylece iman edenlerin ikincisi bir çocuk oluyordu...
İslamla şereflenen üçüncü insan Zeyd bin Harise. Azad edildiği halde yüce
insandaki yüksek ahlaka hayran kalıp yanından ayrılamayan eski köle. Dördüncü
Mümin ise Hazreti Ebubekir Radıyallahü anh... Kureyş'in en itibarlarından.
Herkesin büyük hürmet duyduğu, ihtilafları en adil bir şekilde halleden değerli
bir insan ve zengin bir tüccar. Hidayete ermeden önce de putlara tapmışllığı ve
içki içmişliği yok.


İslamiyetin açıklandığı günlerde iş icabı Yemen'de
bulunuyor.


Burada karşılaştığı yaşlı bir zat, kim olduğunu ve
nereden gelip nereye gittiğini araştırarak O' nu yakından tanıyınca:


-Şu günlerde sizin Mekke'de bir Peygamber, yeni bir
dini ilan ediyor olmalı. O'na bir genç ile olgun yaşta biri yardımcı
olacaklardır... Genç ve gayet cesur ve atılgandır; olgun yaştaki adam ise beyaz
tenli ve zayıf vücutludur, diyerek Ebubekir Efendimizi tarife başladı...


Ve Peygamberimizi öven şiirler okudu. Sonra bu
beyetleri bahsettiği Peygambere arz etmesini O'ndan rica etti.


Hazreti Ebubekr, Mekke'ye dönünce aralarında Ebu
Cehil'in olduğu müşriklerin seçkinlerinden bir gurup "Hoşgeldin" demek için
ziyaretine geldiler.


Ebubekr, radıyallahü anh:


-Şehirde mühimce bir şey var mı? diye sorunca, zaten
bunu kollayan münkirler:


-Şu senin kıymet verdiğin Muhammed-ül Emin var ya; Ebu
talibin yetimi. Peygamber olduğunu iddia etmeye başladı. Arada hatırın
olmasaydı, işini bitirecektik ama; şimdi sen gerekeni yaparsın..


Bunu işiten akıllı ve zeki insan onları münasip bir
şekilde savdıktan sonr:


-Ya Muhammed işittiğime göre sen atalarının dinini terk
etmişsin doğru mu?


-Ey Ebubekr! Ben, Allah'ın sana ve bütün insanlara
gönderdiği Peygamberim. Allah'ın birliğini ve benim Peygamberliğimi kabul et!...
--Resul olduğuna dair delilin var mı? - -Yemen'de konuştuğun zat...


-Yemen'de birkaç ihtiyar ile görüşüp konuştum Hangisini
kastediyaorsun?


-Sana şiir söyleyeni!


Hazreti Ebubekr çok sevinerek;


-Ey aziz dostum. Sana bu haberi veren kim?


-Önceki Peygamberlere gelmiş olan büyük melek.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye