Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Konuşmalardan sonra herkesi neş




Konuşmalardan sonra herkesi neş'e kapladı.
Peygamberimiz iki deve kestirip yemekler vererek velime cemiyeti yaptılar.


Nikahı, İslami usul ve esasa uygun olarak Varaka kıydı.


Efemdimiz yirmibeş, Hadice validemiz kırk yaşında
oldukları helde aynı gün Hadice radıyallahü anha ile evlendiler... Hadice
annemiz de bütün malını Sevgili Peygamberimize hediye etti ve kendisinin de O'na
muhtaç olduğnu arzetti.


Ebu Talib de evinde bir deve kestirerek, Kureyş
eşrafını çağırdı ve Sevgli Peygamberimizle hanımını davet etti... teşriflerinde
sevincinden ağlayarak bütün üzüntülerinin gitmiş olduğunu söyledi...


Evlilikleri, anlayışlı, müşfik, candan yardımcı
Hazret-i Hadice'nin vefatına kadar yirmidört yıl sürdü. O hayatta iken efendimiz
başka bir kadınla evlenmedi.


Sevgili Peygamberimiz'in İbrahim ismindeki
çocuklarından başka bütün evletları Hadice validemizden dünyaya gelmiştir. İlk
çocukları Kasım'dır. Bu sebeple Peygamberimize "Ebül Kasım" denir... diğer
çocukları: Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah'dır.


böylece Hadice annemizden ikisi erkek dördü kız olmak
üzere altı çocukları olmuştur. Kızların büyüğü Zeynep, küçüğü Fatıma'dır.
Babasının gözbebeği yavrusu Fatıma, Efendimiz kırk yaşında iken düyaya
gelmiştir.


Küçük Kasım'la Abdullah, Mekke'de olmak üzere bütün
çocukları kendileri hayatta iken vefat ettiler. Sadece göz nurları Fatıma
anneciğimiz hariç. Bu can yavruları kendilerinin büyük göçlerinden altı ay sona
ebediyet alemine yollandılar...


... İşte Sevgili Peygamberimizin bir bir yavrularını
kaybetmeleri, Onların böylesine zor bir imtiha tabi tutulmaları bazı müşrikleri
zevklendiriyor. Bunlardan As bin Vail ismindeki küstah, "Muhammed'in nesli
kurudu. Bundan böyle ebterdir. Soyu bitti" deme cür'etinde bulununca bu ağır
sözler yüce Allah'ı incitti ve Kevser suresini göndererek bu sefil söze cevap
verdi:


"-Asıl sana ebter diyenlerdir ki ebter olacaktır."


Elbette Rabbimizin buyurduğu oldu ve sevggilisine dil
uzatanlar kurumuş ağaçlara dönerken O'nun mübarek soyu Hazret-i Ali ve Hazeret-i
Fatıma evletları Hasan ve Hüseyin efendilerimizle devam etti. Hem de yüce Allah
bu soya öyle bir bereket verdi ki, başka hiç bir nesilde görülmeyen nve
görülmeyecek şekilde Hazret-i Hüseyin çocukları Seyyidler ve Hazret-i Hasan
çocukları Şerifler çoğala çoğala bütün yer yüzüne yayıldılar.


 


ASIL HÜRRİYET


AF EDİP YA RAB BAĞIŞLA CÜRM-Ü İSYANIM BENİM,


HIFZ İLE AHİR NEFESDE SIDK U İYMANIM BENİM


2. Sultan Mustafa Han (İkbali)


Sevgili peygamberimiz, Hadice validemizle evlendikten
sonra da ticaret yaptılar. Saib bin Abdullah'ı ortak almışlardı. Hisselerine
düşen kazançla fakir ve yetimlere yardım ediyorlardı.


Henüz vahiy gelmesine zaman var. Otuziki-otuüç
yaşlarındalar. Gözlerine nur görülüyor ve gaipten kendilerine isimleri ile hitap
eden sesler duyuyorlar. Bunları sadece sevgili zevcelerine açıyor; başka kimseye
söz etmiyorlar...


Hadice validemiz, bir gün yeğeni Hakim bin Hizam'dan
Şam'a gittiğinde kendisine bir köle satın almasını rica ettiler.


Genç, halasının isteğini Zeyd bin Harise'yi satın
alarak yerine getirdi.


Zeyd, sekiz yaşlarında güzel bir çocuktu... bir gün
annesi ile birlikte akrabalarında misafir olarak bulunurken ev basılmış ve pazar
yerine götürülüp köle olarak satılmıştı.


Efendimiz, Zeyd'i Hazret-i Hadice'nin yanında görünce
hanımından mbu köleyi kendisine vermesini rica etti.


Aziz kadının Zeyd'i O'na hediye etmesi üzerine alemlere
rahmet olarak gelmiş merhamet sultanı, sallallahü aleyhi ve sellem, Zeyd'i
derhal azad etti ve bundan böyle hür olduğnu, istediği yere gidebileceğini
müjdeledi.. ma; sevinçler içinde kalan yavrucak onları terk etmedi. Nasip ve
hikmet. Allah, öyle takdir etmiş ve o küçücük çocuk her hallerinden iyi insan
iyi insan oldukları anlaşılan bu aileden ayrılmamıştı...


Zeyd'in babası Haris'e yanık şiirler söyleyip ağlayarak
köşe bucak yavrucuğunu arıyordu.... annesi ise hasretten deli divane olmuştu...
Hac zamanı Zeyd'in kabilesinden bazı şahıslar Mekke'ye gelince Zeyd'i gördüler
ve O'na ana babasının yana yakıla kendisini aradığını haber verdiler.


Zeyd:


-Biliyorum, dedi. Ebeveynimin yokluğuma ağlayıp beni
aradığını biliyorum. Ama artık yorulmasınlar ve benim için oradan oraya deve
koşturarak aranmasınlar. Benim şimdi çok kıymetli insanların yanında
bulunuyorum, dedi.


Adamlar, memleketlerine dönünce Zeyd'i gördüklerini,
bulunduğu yeri ve konuşmalarını babasına anlattılar.


Harise, yavrusunun hala köle olduğunu zannederek yanına
fidye parası ve kardeşini alarak Mekke'nin yolunu tuttu.


Günler süren bir yolculuktan sonra Peygamber efendimizi
buldular ve yalvaran bir dille:


-Oğlumuz için kapına geldik. makul bir fidye-i necat
iste derhal bu kurtulma parasını sana takdim edelim ve can parçamızı alıp
yurdumuza gidelim...


Sevgili Peygamberimiz:


-Oğulunuz kim, diye sordular.


-Zeyd! Zeyd bin Harise.


-Paradan başka bir hal tarzı bulsak olmaz mı?


-Ne gibi?


-Zeyd'i çağırarak serbet iradesi ile karar vermesini
söyleyelim. Eğer sizinle dönmek isterse fidye-i necat vermenize ihtiyaç yok;
alıp götürebilirsiniz. Fakat beni tercih ederse Vallahi ben-beni tercih edene
kimseyi tercih etmem


Bu cevap Zeyd'in baba ve amcasını çok rahatlattı;
sevindiler ve:


-Adil ve güzel bir usül buldun, dediler...


Efendimiz Zeyd'i çağırttılar.


-Zeyd, bu misafirleri tanıyor musun?


-Evet efendim, şu babam, şu da amcam.


-Pekala... baban ve amcan seni almaya gelmişler.


Beni biliyorsun. sana olan şefkatimi de biliyorsun...
istersen beni tercih ederek burada kalırsın; istersen babanla gidersin, karar
senin?


Babası ve amcası heyecanla Zeyd'e döndüler:


Zeyd sakin ve yaşının üstünde bir olgunlukla:


-Benim anam da babam da sensin. Ben, kimseyi sana üstün
tutamam. Bu mümkün değil!...


Cevap, Harise ile kardeşi Ka'b'ı kalbinden vurmuştu.
Neye uğradıklarını anlamıdlar.


Ancak:


-Yazıklar, yazıklar olsun sana!... Demek ki sen
köleliği, hürriyete, bana, amcana, annene ve kardeşlerine tercih ediyorsun ha?
diyebildiler.


Renkleri kül gibi olmuştu, heyecandan titriyor ve
çaresizliğin pençesinde kıvranıyorlardı... son cevap büsbütün yaktı onları:


-Evet!... Hiç bir zaman, hiç bir yerde kimseyi bu zata
tercih edemem!...


Elbette Zeyd de ana-baba sevdiklerini üzdüğü için
üzülüyordu ama; ana-babaya tercih edilenler de var. Hele o, yakından tanıdığı bu
büyük insan olursa... nasıl bırakıp gitsin? Eğer kölelik buysa, hürriyet kaç
para eder!...


Allahım bizi de O dünya ve ahiretin; onsekizbin alemin
en yükseğine köle et. O'na köle olmak ki asıl hürlüktür...


............


Sevgili Peygamberimiz bir babayı üzerler mi... Kalbi
yaralı bir insan o büyük kapıya gelsin de yine aynı yara, aynı dertle geri
dönsün; efendimiz buna razı olur mu?


Zeyd'in bu vefasına çok memnun olmuşlardı. O'nu ve
babası ile amcasını alarak Kureyşliler'in yanına gittiler. Ve Harise ile Kab'ı
bir kere daha şaşırttılar:


-Ey hazır olanlar! Şahid olun ki bundan sonra Zeyd
benim oğlum ve mirascımdır.


efendimiz, böylece Zeyd'i evlat edndiler. Ve bu
muameleye hazır olan herkes şahid oldu... harise ve kab, bu hareketten çok razı
olarak, Peygamberimize teşekkür; evletlarına veda ederek Mekke'den ayrıldılar...


Ahzab Suresi nasil oluncaya kadar Zeyd; "Zeyd Bin
Muhammed" olarak anıldı... Bu sure-i şerifin kırkıncı ayeti, evletlıkların öz
babalarının ismi ile çağırılmasını emretmesi üzerine bu nasipli gence yeniden
"Harise Bin Zeyd" denilir olud...


O, öyle nasipli ki Hadice annemiz ve Hazret-i Ali'den
sonra islamiyeti kabul eden üçüncü insandır, radıyallahü anh.


Beyt-i Şerif... Şerefli ev; Kabe.


Kabe'nin duvarları, sel suları, içinde bulunan ve
hazine olarak kullanılan kuyudaki kazılar, şiddetli sıcak ve şiddetli soğuk gibi
tabiat şartları sebebiyle eskimiş.. yenilenmesi şart.


Ancak; yenilenme, duvarların İbrahim peygamberin
kurduğu temellere kadar yıkılarak tekrar inşası iele mümkün...


Kabile temsilcilerinin aralarındaki müzakerelerden
sonra vadıkları sonuç bu...


...ama, Kabe duvarlarını eskirmiş dahi olsa yıkmaya
cesaret edemiyorlar.Ya başlarına bir gelirse!!!


... kur'a çekerek duvarları paylaşmayı ve bu suretle
yıkım faaliyetine başlamayı bir sıkıntı ve hayır gelirse kimsenin bundan istisna
edilmemiş olmasını kararlaştırdılar.


...kur'alar çekildi. her kabilenin yeri belli oldu.


Ne var ki beklenmedik bir şey daha oldu. Kabe-i Şerifin
içindeki kuyuya yerleşmiş ve kafası oğlak başı kadar olan bir koca yılan, kim,
duvarlardan bir parça yıkmak istese süzülüp duvara çıkarak onu öldürmek
istiyordu...


Bu hal karşısında kabe'nin tamir edilmesi imkansızdı...


Duası makbul kimseler buldular. bunlar, yılanın
defedilmesi ve kendilerine mukaddes binayı imara izin verilmesi için Allahü
tealaya yalvardılar.


...Bu sırada yılan, öğle sıcağında duvarlardan birinin
üzerine çöreklenmiş uyuyordu.


Cenab-ı Hak, ağzı dualıların yalvarışını kabul etti...
aniden bir beyaz kuş görünerek, yılanı kaptığı gibi götürerek Ciyad Dağı'na
attı...


Sabileler, kendilerine ait yerleri İbrahim
aleyhisselam'ın attığı temele kadar yıkarak duvarları yenilemeye başladılar.


...duvarlar yükselip sıra Hacer-ül Esved taşını yerine
koymaya gelince her kabile bu şerefi kendisine mal etmek için diğerine müsaade
etmemeye başladı. Münakaşa çok şiddetlendi. Nerede ise kabileler bir birlerine
girecek ve şiddetli kan dökülecekti. Velid bin el Mugire yaşlı ve tecrübeli bir
ihtiyardı. Zorlukla havayı yumuşattı ve şu teklifte bulundu:


-Yarın Beni Şeybe kapısından ilk girecek olan şahıs, bu
ihtilafın hakemi olacak ve hal tarzı onun göstereceği şekil olacaktır.


Herkes teklifi yerinde bulundu.


Ertesi gün mlerakla beklemeye başladılar. Acaba Beni
Şeybe kapısı'ndan en önce kim girecekti. Gelecek olanın şahsiyeti çok mühimdi.
Böyle bir nizayı halledebilecek kabiliyette biri olcaktı; yoksa bu ieşin
altından kalkamayacaktı da kan gövdeyi mi götürecekti?


...herkes, bu ve benzeri kaygılar içindeyken gözlenen
kapıdan ilk geçip gelen Sevgili Peygamberimiz oldu...


Aaynı anda da bekleyenlerde büyük bir rahatlama ve yüz
hatlarında gevşeme izlenişordu. Zira O, Muhammed'ül Emindi, Ve en adil ve güzel
karar vereceğinden şüphe edilemezdi.


Problem, efendimize arzedildi ve çok vahim bir manzara
olduğu ilave edildi.


Peyşgamberimiz hemen misk kokukulu hırkalarını çıkarıp
yere serdiler ve Hacer-ül Esved taşını üzerine koydular. Sonra da her dört
kabileden birer kişi istediler... bui temsilciler Muhammed'ül Emin'in
talimetıyla hırkanın birer ucundan tutarak duvara kaldırdılar. Peygamberimiz,
mübarak cennet taşını kendi elleriyle alarak yerine koydular.


Resulullahın otuzbeş yaşında bulunduğu sırada cereyan
eden tamir işinde bulundukları bsu ince ve manalı çözüm ile Mekke'de bir iç
harbi önlenmiş oluyor ve hadise günlerce konuşuluyordu.


..........


Sevgili Peygaberimizin geleceğini müjdeleyenlerden biri
de Iyad Kabilesinden Kass İbni Saide. Devrin en iyi hatiblerinden. Arapçayı
billurdan kelimelerle çok mükemmel şekilde tasarruf ediyor. Şu an Ukaz
Panayırında. Çevresi dinliyenlerle sarılı. Dinliyicilerden bazıları da yine iyi
söz ustalarından.


Kass kızıl bir devenin üzerinde;yaşı, yüzü geçmiş.


Kelimeleri seçerek, meneyı ve maksadı en iyi ifade eden
kelimenin bütün tesir gücünü hesaplayarak konuşuyor:


-Ey insanlar! Geliniz! Dinlemeye, bellemeye ve ibret
almaya ihtiyacınız var!


Yaşayan ölür, ölen fena bulur, olmacak ollur . Yağmur
yağar, otllar biter. Çocuklar doğar; ana ve babalarının yerini alır. Sonra onlar
da gider, Vukuatın duru durağı yoktur. Birbirini takip eder. Kulak tutunuz;
dikkat ediniz. Haber var gökyüzünde, işaret var yeryüzündde. Yıldızlar yürür,
denizler durur.


Gelen durmaz, giden gelmez. Acaba gittikleri yerden
hoşnud kaldıkları için mi dönmüyorlar yoksa orada tutulup uykuya mı dalıyorlar.


Yemin ediyorum!...


Allah indinde öyle bir din var ki, şimdiki dininizden
daha aziz daha sevgili....


Yemin ediyorum!


Allah, bir Peygamber daha gönderecektir.


Yakında zuhur edecek... gölgesi üstümüze düşmeye
başladı.


O Pelgambere iman eden bahtılara ne saadet. O'nu inkar
edecek bahtsızlara yazıklar olsun.


Yazıklar olsun ömürleri gaflet ile geçen ümmetlere.


Ey insanlar!


Hani aba ve ecdat?


Hani süslü kaşhaneler?


Hani taş saraylar sahibi ad ve semud?


Hani tanrılık iddia eden Firavun; ya Nemrud nerede?


Onlar sizden zengin ve kalabalıktı.


Toprak onları değirmeninde öğüterek toz etti. Kemikleri
bile kalmadı. Evleri ıssız ve kimsesiz.Yerlerini ve yurdlarını şimdi köpekler
şenlendiriyor.


Aman, aman! Onlar gibi kafil olmayın ve onların izinde
gitmeyin.


Her şey ölümlüdür.


Baki olan yalnız ve yalnız Cenab-ı Hak'dır.


Tapılacak sadece Allah'dır.


Doğmamış ve doğurmamıştır.


Evvelkilerden nice nice hikmetler geriğe kald.


Unutmayın ki ölüm ırmağına girecek kıyı çok; fakat
kurtulcak yeri yoktur... ister yaşlı, ister küçük, vadesi dolan bir saniye
bekleyemeden göçüp gidiyor; bir daha geri gelmemek üzere gidiyor.


Bunlar şüphesiz benim de sizin de akibetiniz.. İyi
düşünün, nereden gelip nereye gidiyoruz; niçin varız ve ne olacağız?...


... Kass İbni Saide, Sevgili Peygamberimizi haber
veriyordu. Ama ne tuhaftır kendisini dinleyenler arasında ahir zaman
Peygamberinin bulunduğunu bilmeden konuşuyordu.


Bu sözlerden iki üç yıl gibi az bir zaman sonra
islamiyet bütün insanlığa tebliğ edilmeye başlandı. Yazık ki efendimiz insanlığı
hakikate davet ederken Kass'ın ömrü bu daveti almaya yetmedi. Ölmüştü...


Sevgili Peygamberimiz, İslamiyeti yaymaya başladığında,
Iyad kabilesinde Kass'ın yerini yine O'nun gibi bir muvahhid olan Carud
almıştı... Carud, bekledikleri son Peygamberin bir güneş gibi zuhur ettiği haber
alınca kabilesinin önde gelenlerini yanına alarak huzura çıkıp O'nun getirği
dini kabul ettiler.


Bir kabilenin bütünüyle müminler safına iltihakından
memnun olan Peygamberimiz:


-İçinizde Kass İbni Saide'yi bilen varmı? diye
sordular.


Carud:


- Ya Resulallah; cümlemiz biliriz . Bilhassa ben daha
iyi tanırım. Çünkü hep O'nun yolundayım


Efendimiz:


- Kass İbni Saide'nin Suku Ukaz'da kızıl tüylü bir
devenin üzerinde olduğu halde, yaşayan ölür, ölen fena bulur, Olacak olur, diye
hutbe vermelerini unutamıyorum... daha başka şeyler de söylemişti. Hepsi
hatırımda dağil.


Ebu Bekr radıyallahü anh:


- Ya Resulallah. O gün Suku Ukaz'da Kass'ı dinleyenler
arasında ben de vardım. Söylediklerinin tamamı aklımda dedi ve konuşmayı aynen
tekrarladı. Carud'un bir arkadaşı da izin alarak Kass'dan bir şiir okudu. Şiir
çok açık bir şekilde Sevgili Peygamberimizi haber veriyordu.


Peygamberimiz, kendilerini büyük bir aşkla insanlığa
duyurmaya çalışan Kass için şu müjdeyi vererek O'nun dostlarını sevindirdiler.


-Ümit ederim ki, Cenab-ı Hak, O'nu kıyamet günü tek
başına bir ümmet olarak diriltecek ve bana yolluyacaktır.


 


BATMAYAN GÜNEŞİN DOĞUŞU


OKU! BÜTÜN MEVCUDATI YARATAN RABBİNİN İSMİYLE Kİ;
O,İNSANI KAN PIHTISINDAN YARATTI, OKU Kİ SENİN RABBİN KALEMLE YAZI YAZMAYI
ÖĞRETEN, İNSANA BİLMEDİĞİNİ BİLDİREN KERİMLERİN KERİMİ VE İHSAN SAHİBİDİR.


Alak suresi / 1-5


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem,
ileride kendilerine damat ve yerlerine halife olacak Hazret-i Ali'yi henüz
ufacık bir çocukken yanlarına aldılar... doğduğu amdan beri onunla yakından
meşgul oluyoırlardı. Ama, çekilen şu kıtlık, himayelerine de almalarını
gerektirdi...


Öncekilerden daha büyük bir kıtlık, hali-vakti yerinde
olanları bile sarsmış ve herkesi geçim darlığına düşmüştü.


Sıkıntı içinde olanlardan biri de Ebu Talib; Hazret-i
Ali'nin babası... Mübarek Peygamberimiz amcasını düşünüyor. Çocukları çok
olduğundan eli darda. Bunca iyiliğini gördüğü insanın yükünü hafifletmek için
bir çare bulmalı.... Akri halde Ebu Talib yoklukla mücadele ederken O'nun rahat
olması mümkün değil.


Diğer amcalardan Abbas'a gidiyorlar:






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye