Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Zilkade ayında Yemenli bir tacir




Zilkade ayında Yemenli bir tacir, ticaret için bir deve
yüklü mal getirmişti. Mekke'nin tünınmışlarından As bin Va'il, tacirden malları
aldı fakat bedelini ödemedi. Üzüntüden perişen olan yabancı, söz sahibi bazı
ailelere müracaat ettiyse de buralardan terslenerek döndü. Derin üzüntüye düşen
Yemenli, Ebu Kubeys dağına çıkarak feryatlar edip manzum bir ifade maruz kaldığı
zulmü yüksek sesle anlatmaya başladı.


Böyle feryatlarla şiir okurken Kureyş büyükleri de
kabe'yi şerif etrafında kümelenmiş sohbet ediyorlardı....


Bu haksızlık bardağı taşıran son damla oldu. İlk
harekete geçen ve başkalarını da harekete geçiren Sevgili efendimizin amcaları
Zübeyr oldu.


Meşhur ailelerin temsilcileri Mekke eşrafının önde
gelenlerinden Abdullah bin Ced'a'nın evinde toplandılar. Yemekten sonra
asayişsizliği ve yapılan zulümleri aralarında konuştular. Şehirde yerli-yabancı
kimsnin haksızlığa uğramaması, mazlumların hakları alınıncaya kadar onlarla
birlikte hareket edilmesi, zulme mani olunması kararlaştırıldı; ve buna dair
yemin edildi. Yeryüzüne adelet ve huzuru getirecek olan efendimizin de fal
şekilde rol aldığı o toplantıda alınan karara, "Hılf-ul-Fudul Andlaşması" dendi.
Gerçekten bu andlaşma, zulme mani olarak Mekke'de tekrar asayişi getirmiştir.
Peygamberimiz daha sonraki senelerde bir vesile ile eshabına bu bahse dair
şunları ifade buyurmuşlardı:


-Abdullah bin Ced'anın evinde yapılan andlaşmada ben de
bulundum. Bence o yemin, kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha kıymetlidir,
Şimdi de böyle bir meclise davet edilsem giderim.


Bu sözler adalete ne kadar değer verdiklerine en güzel
misal....


Evet, insanların, cinlerin ve Peygamberlerin en üstünü
o sıralar yirmi yaşlarındalar. Kendilerine meleklerin ilk görünmeye başlaması da
bu günlere denk geliyor.


Melekler, sevgili Peygamberimizi birbirlerine
göstererek:


-İşte bütün alemin hidayetine sebep olacak Peygamber.
Ama henüz davet zamanı gelmedi, diyor ve gözden kayboluyorlardı.


Peygamberimiz yine yirmi yaşlarında bulundukları bu
sıralarda Mekke'ye bir kahin kadın geldi... Bir Mekkeli nereden aklına düştüyse
kahineye:


-Söyle bakalım hangimizin ayağı makam-ı İbrahimdekine
benziyor? diye sordu. Adam, İbrahim aleyhisselamın Kabenin duvarlarını inşa
ederken iskele olarak kullandığı ve iki mübarek ayağının izi bulunan makamı
kastediyordu.


Kahine:


-Şu ince kum olan yere bir örtü sererek üzerinde
yürürseniz söylerim.


Denilen yapılıd ve çıplak ayakla örtünün üzerinden
geçilmeye başlandı. Gecenin, örtü üzerinde ayak izi kalıyordu. Kadın dikkatle
izlere bakıyor... nihayet efendimiz yürüyünce:


-İşte, dedi. Makamı İbrahimdeki ayak izlerine benzeyen
izler....


..................


Hiç bir okula, hocaya gitmediği; üstelik
annesiz-babasız büyüdüğü halde efendimizin sahip olduğu üstün ahlak ve meziyet
herkesi hayrete düşürüyor... Sakin, yumuşak sabırlı, güler yüzlü, herkese karşı
iyi, dürüst, cömert ve sayılamayacak kadar iyi huylar.... yirmi yaşındaki bir
insan bunları nereden öğrenmiş olabilir ki? Kimse bunu araştırmıyor.


Fakat herkes O'ndaki benzersiz ahlaka hayran; bu yüzden
O'na "el emin" lakabını vermişler. İsminden çok "inanılır ve güvenilir doğru
insan" demek olan el emin deniyor ve bu şekilde hitap ediliyor.


 


MUHAMMED'ÜL EMİN


MÜRAAT-İ EDEP ŞARTIYLA GİR NABİ, BU DERGAHA


METAF-İ KUDSİYANDIR, BÜSEGAH-I ENBİYADIR BU Nabi


Annelerin annesi; annemiz... Hadice anne radıyallahü
anha... ilerde Peygamberimize zevce olarak seçilmişlerin seçilmişi.


Emsalsiz bir güzellik ve bu güzelliğin nurlandırdığı
üstün akıl, erişilmez iffet, gıptalar ötesi haya ve engin edeb.


Arabın en soylularından ve "tahire" temizlerin temizi
ünvanlı zengin bir kadın... beyi vefat etmiş. İsteyeni çok. Fakat bu üstün insan
tevazu içinde yaşıyor ve incil, Tevrat gibi ilahi kitabları tedkik ediyor.


Hadice radıyallahü anha annemiz, bu günlerde bir rüya
görüyor... ay gökyüzünden inerek göğsünden giriyor ve nuru kollarından dışarı
çıkıyor... bütün yeryüzü bu nurla ışıl ışıl. Cihan nurla yıkanıyor. Hayran
kalınacak, aklı alacak bir güzellik... manzara hiç bitmese...


Ama; seyrine doyulmayan manzara annemiz uyanırken
bitecek ve istikbalde hakikatine kavuşmak üzere rüyayı yorumlatmak için Varaka
bin Nevfel ile görüşecektir.


Varaka, Hadice validemizin amcasının oğlu... Putlara
tapmayan bir alim kimse.


Yaşlı adam, rüyayı ilminin rehberliğinde isabetli bir
şekilde tabir etti.


-Şunu bilin ki ahir zaman Peygamberi dünyaya gelmiştir.
Kureyş kabilesinin Beni Haşim kolundan biri. Ya Hadice; sen bu Peygamberle
evleneceksin. Evliliğinizde ona vahiy gelecektir. İlk iman eden de sen
olacaksın. Bu dinin nuru bütün alemi dolduracaktır... İşte rüyan!


Hazret-i Hadice aldığı cevaba çok memnun oldu. Demek ki
taçların en yücesi kendi başına konacaktı. Şimdi dikkatle ama kimseye bir şey
belli etmeden varaka Bin Nevfel'in anlattıklarının aslına ereceği günleri
gözlüyordu.


Acaba kimdi bu müstakbel Peygamber... kimdi saadetinin
sultanı olacak insan?


Bu sıra Hazret-i Hadice'nin zihnini en fazla buna
benzer sualler meşgul etmeliydi...


Rüyaların görüldüğü varaka bin Nevfel'in kendisinden
söz ettiği o günlerde insanların en hayırlısı aziz ve sevgili Peygamberimiz
yarmibeş yaşına gelmişlerdi.


Bir gün halaları Atike hanım, Ebu Talib'e gelerek
yeğenlerinin evlenme yaşına girdiğini; bir çaresine bakmak lazım geldiğini
hatırlattı.


Ebu Talib, kardeşine hak verdi:


-Doğru diyorsun. Zihnim hep yeğenimizin evlenme
meselesi ile meşgul ama bu sırada elimiz de bir hayli sıkışık...


-Hadice Hatun'un Şam'a kervan yollayacağını; ve kervanı
emanet edeceği emin bir insan aradığını işittim. Bu insan yeğenimiz olabilir.
Zaten ona herkes "Muhammed'ül Emin" demiyor mu? O'ndan daha emin, daha dürüs
kimse yok ki... böylece biraz para kazanır. Eğer fikrimi isabetli buluyorsan
Hadice ile konuşabilirim.


Ebu Talib, razı oldu ama gönlü şanlı yeğenine bu işi
layık görmüyordu. Bir de işin ucunda O'nun için Şam yahudilerinin vereceği
tehlike vardı... fakat çare de yoktu. Zira düğün yapacak imkandan mahrumdu.


Hakikaten Hadice annemiz Şam'a gidecek kervanla
satılmak üzere yüklüce bir mal gönderecekti. Bu maksatla kendisini temsil edcek
hakka hukuka riayet eder dürüst birini arıyordu...


O, bu evsafta birini ararken bir gün kapısı çalındı.


Gelen Atike hanımdı. Hadice anne, onu kabulden sonra,


-Ey arabın hanımefendisi gerçi gelişin canıma minnet
ama; bir emrin mi var? diye ziyaretinin sebebini anlamak istedi.


-Bilmiyorum duymuşluğun var mı benim bir yeğenim var,
ismi Muhammed bin Abdullah'dır. Babam Abdülmuttalib, kardeşim Abdullah vefat
edince torununun yetişmesini bizzat kendi üzerine aldı ve dünyasını
değiştirmeden evvel O'nu oğullarından Ebu Talib'e emanet etti ve hakkında bir
çok dikkat çekici güzel şeyler söyledi. Bambaşka bir insan olan yeğenim şimdi
yirmibeşinde. Evlenme çağı. Gel gör ki Ebu Talib'in düğün yapmaya kudreti yok.
Şam'a kervan göndereceğin kulağıma geldi. Eğer yeğenime bu işi imanet edersen
bir mikdar para kazanmış olur. Sana minnettar kalırız.


Zeki Hadice anne anlatılanlarla rüyası arasında bir
mana bağı gördü. Çok sevindi. Her halde son Peygambere; nuru ile cihanı
parlatacak olana dair izleri bulmuştu...


-Muhammed'i duydum. Doğru ve emin bir insan olduğunu
işitiyorum.Böyle bir insana başkasına takdir ettiğim ücretin çok daha fazlasını
severek veririm. Ama yine de O'nu bir kere görmem lazım. Zira bildiğiniz gibi
ticari bir kervanın idaresi zor bir meslektir. Bu sebeple bu çetin işi başarıp
başaramayacağını kendisini görerek kanaat sahibi olmak istiyorum.


Aslında Hazret-i Hadice'nin maksadı başkaydı. Tevrat ve
İncil'de son peygamber anlatılıyordu. Bu kitaplarda yazılı olan belirtiler acaba
Atike'nin yeğeninde var mıydı; yok muydu? Hadice radıyallahü anha bunu bilmek
istiyordu.


Atike hanım yeğenini alıp götürmek için veda ederek
ayrıldı. Hadice validemiz, çok değerli bir misafir ağırlayacağı için zaten çiçek
gibi olan evine biraz daha tertip ve çeki düzen verdi ve hizmetçilerine mübarek
efendimizden bahsederek biraz sonra geleceklerini; onların teşrifinde büyük bir
saygı ile karşılamalarını ve hizmeteleri en ağırından yapmalarını tenbih ederek
kendisi tekrar Tevratı alıp en büyük Peygambere ait müjdeleri incelemeye
başladı...


Bir müddet sonra Atike ile El Emin ünvanlı emsalsiz
genç, İslamiyetten önce de sonra da "Tahire" lakabını hakkıyla taşıyan sevgili
annemizin evinde ve O'nun karşısında idiler.


Yüksek misafirlere en itinalı hizmetler, en içten
sevgilerle sunulurken hazret-i Hadice, Tevratta ahir zaman Peygamberi için
verilen bilgilerle Habibullah arasında mukayese yapıyordu.


Netice'de Hadice anne, bu genci istikbalin/ muhteşem
Peygamberi olacağına kesin olarak kanaat getirdi. Ve rüyasında Muhammed'ül
Emin'le alakalı olduğunu açık-seçik anladı... her şey gün gibi ortadaydı.


Bir çok insanın evlenmek için her fedakarlığa razı
olduğu Hadice, Kureyş'in bu fakir, fakat üstün ahlak ve yaradılışdaki
delikanlısı ile evlenecek ve bu genç, ilan edeceği dinle batıl namına ne varsa
yerle bir ederek yepyeni bir dünyanın kapısını aralayacaktı.


Fakat Hadice anne, hiç renk vermedi ve sezip
anladıklarından tek kelime anlatmadı. Üstelik düşündüklerini bir sır olarak
sakladı. Akıllı kadın tedbiri elden bırakmıyordu. Eğer bildiklerini açıklarsa
bir çok zengin ve itibarlı kimse kızını O'na vermeye kalkışabilirdi. Bu sebeple
evleneceği zamana kadar O'nu hep gözden gizlemeye çalıştı.


Atike ile ücret meselesini de görüştükten sonra
kervanın sefere çıkacağı günü tesbit ettiler, ve Efendimizle Atike oradan
ayrıldı. Ev sahibesi Peygamberimize seferde giymesi için bir elbise vermişti...


Hazret-i Hadice, efendimize önce hediye ettiğinden
başka kıymetli bir elbise daha kaldırdı, gösterişli bir deveyi süsleyip
donatarak kölesi Meysere'ye şunu tenbih etti:


-Kervan Mekke'den uzaklaşıncaya kadar Muhammedül Emin
yol elbisesini giyecek ve basit bir deveyi kendi sürerek gidecektir. Ama
şehirden iyice uzaklaşınca O'na şu elbiseleri hediye ettiğimi söyleyerek
giymesini rica et ve bu süslediğimiz deveye bindir ve yularını da kendin çek;
O'nun emrindesin ve hizmet karısın. İzni olmadan hiç bir iş yapma ve kendisini
tahlikelere karşı korumaya çalış. Ayıca işleri bir an evvel bitirip çabuk
gelmenizi bekliyorum. Gecikmeniz Kureyş ve Beni Haşim nezdinde mahçup olmamıza
sebep olur. Şayet bu söylediklerimi yapabilirsen seni bol mali ile memnun
edeceğim.


Hareket günü meydan, seyir ve vedalaşmaya gelenlerle
dolmuştu. Efendimizin halası Atike hanım, o asil yeğenini elinde deve yuları ile
görünce katlanılan bu mecburiyetten dolayı çok üzüldü ve ağlayarak:


-Ey Abdülmuttalib, ey zemzem kuyusunu bulan ve ey
Abdullah; yattığınız yerden başınızı kaldırın da evladınızı görün.


Ebu Talib fanalaştı. Hatta Sevgili Peygamberimiz de
üzüldüler...


Hiçbiri Hazret-i Hadice'nin halkın nazarından saklamak
için O'nu böyle giydirdiğini ve kısa bir zaman sonra sultanlar gibi giyinerek
gözalıcı bir deveye bineceğini bilmiyorlardı...


Hatta üzülenler sadece efendimiz ve akrabaları değildi.
Melerler dahi ağlayarak:


-Ya Rabbi! Bu Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem ki
sen O'nu kendine sevgili seçtin, dediler.


Allahü tealadan hitap geldi:


-Evet O benim habibimdir. Ama siz muhabbet sırrımı
bilmez ve seven ve sevilenin arasındaki esrara vakif olamazsın. Bu makamı kimse
bilmez. Bu gizli işten kimse birşey anlamaz.


Ve kervan hareket etti; kalabalık yavaş yavaş dağlıyor.


Kervan, tamamen şehirden uzaklaşınca, Meysere,efendimize
gelerek emrinde olduğunu söylidi ve Hadice validemizin aldığı kıymetli elbiseyi
takdim ile giymesine yardımcı olduktan sonra bu iş için ayrılmış deveyi getirdi
ve:


Efendimiz üzerinde olduğu halde hayvanın yularını
kendisi çekmeye başladı. Sevgili Peygamberimize yapılan bu imtiyazlı muamele
aynı seferde bulunan Ebu Cehil vee Şeybe'yi hasetten çatlattı...


Meysere'yi sıkıştırmaya başladılar:


-Şu yetime nedir bu iltifat! Üzerindekini al eskileri
giydir. O'na ağır işler ver. İşlerin altından kalkmasın ezilsin.


-Alemlere rahmet olarak gelen bu genç ne yapmıştı ki
onlara? Hiçbir şey. Hasetler Efendimizdeki iyiliği çekemiyorlar.


Meysere bu densizliğe dayanamadı:


-N'oluyor size? Sizin köleniz değilim herhalde! Hadice
hanımın kölesi olduğuma göre bana niçin karaşırsınız. Hanımefendinin emir ve
talimatı böyle; anladınız mı?


Dünyada sadece kötüler yaşamıyorlar ki!.... Aynı
seferde bir de kadir bilir bir yolcu var. İsmi Huzeyme bin Hakim Sülemi. Huzeyme
aynı zamanda Hadice anneye akraba.. Az evvelki nadanların yetim diye
horladıkları iki cihanın sultanını öyle kalbden sevdi ki az zamanda, O'nunla
dost olma bahtiyarlığına kavuştu ve hep birlikte oldular.


Ebu Cehil'le Şeybe adlı zalimlerin o habis sözlerinden
sonra Huzeyme bin Hakim Süleminin Efendimize dostluk elini uzatması
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem kalbini ne kadar ferahlandırmıştır...


Huzeyme de Meysere de bir çok harikulade hallere şahid
oldular. İşte biri:


İki deve ani felc gibi bir rahatsızlık geçirdi. Kervan
gitmesine rağmen zavallı hayvanlar yürüyemiyor. Meysere, bu sırada orada olmayan
sevgililer sevgili Peygamberimize koşuyor ve durumu naklederek:


-Ne yapacağız, diyor.


Güzel efendimiz, sultani tvrı ile gelerek elleri ile
develerin ayaklarını sığayarak dua ettiler...


Hayvanlar birşey olmamış gibi ayakta.


Evet; O deminki mecalsiz develer, şimdi kervanın en
önünde yol alıyor:


Ya Rabbi, O mübarek eller bizleri de sığasın; Allahım
gül kokulu o elleri öpmemizi nasip et.


Hasta hayvanlardaki bu ani iyileşme Meysere ile
Huzeyme'yi hayrete düşürdü ve:


-Bu gencin namı ve şanı çok yüksek olacak, kanaatine
vardılar.


............


Kervan, Basraya geldiğinde Rahip Bahira'nın manastırına
yakın bir yerde mola verdi... Geçen zaman içinde Bahira vefat etmiş ve yerine
Nestura rahip olmuştu.


Peygamberimiz, dinlenmek için bir kuru ağacın altında
oturdular, ağaç hemen yeşerdi, çiçek açtı ve meyve verdi. Çevrede bulunan diğer
ağaçlar da yapraklarla donandı.


Bu inanılmaz hadiseye pencereden bakarken gözleri ile
şahid olan Nestura, bir hızla aşağı inerek elinde bir sayfa olduğu halde bu
farkı yolcunun yanına geldi ve soluk soluğa:


-Lat ve Uzza hakkı için ismini söyle, dedi...


-Bana bundan daha ağır bir söz söylenmemiştir. Nestura,
diğerleri gibi efendimizin de bahsettiği putları kabul ettiğini zannederek böyle
konuşmuştu. Veya yabancıyı sınamak istiyordu.


Rahip aldığı cevap üzerine bir elindeki kağıda, bir
yabancının yüzüne baktı ve sonunda meysere ile Huzeyme'ye dönerek:


-İsa aleyhisselama İncili gönderen Allah hakkı için
söylüyorum ki bu son Peygamberdir... dedi ve iç geçirerek:


-Ah, keşke ben de O'na vahiy nazil olacak zamana
erseydim ve kendisine iman etseydim, diyerek Meysere ve Huzeymeyi şiddetle
sarsan sözlerini tamamladı.


Sonra Nestura, Huzeyme ve Meysere efendimizin yanından
uzaklaştılar. Sevgili Peygamberimize dair sohbet ediyorlardı.


Meysere, kızgın güneşte iki kurşun efendimizin başı
üstünde uçarak gölge yapmasını, ayaklarının altından su fışkırmasını, alnındaki
nuru, elini sürdüğü yemeklerin çoğalmasını ve hasta develerin iyileşmesini
anlattı.


Rahip


-Uzun zamandır Allah'ın Sevgilisi ile konuşma devletine
kavuşmayı gözlüyordum. Elhamdülillah işmdi bu şerefe nail oldum. size dost
nasihatim şudur: Bu sayfada yazılı olduğuna göre gerçi O, herkese galip
gelecektir. Lakin yine de düşmanlarından sakınmak lazım. En can dünşmanı
Yahudiler... Bu sebeple yanından fazla ayrımayın ve beni dinlerseniz Şam'a
gitmeyin. Zira orada Yahudiler çoktur; kötülük yapmalarından korkuyorum.


Akıllı Meysere ve Huzeyme, Rahip Nestura'yı dinleyerek
getidikleri malları Busra pazarına satışa çıkardılar.


Malları, bereket sebebi Sevgili Peygamberimiz hürmetine
güzel karlarla satılıyordu. Efendimiz de bizzat satış yapıyorlar.


Böyle mal satarken bir müşteri, Peygamberimizin
söylediği fiyatın doğruluğuna inanmayarak:


-Lat ve Uzza'ya yemin et! dedi.


Efendimiz:


-Benim alemdeki tek düşmanım o bahsettiklerinrin.
Yanlarından geçerken başımı, görmemek için başka tarafa çeviririm. Nasıl onlar
için yemin ederim?


Cevaptan irkilen müşteri:


-Sen Mekkelisin galiba?!


-Evet


-Doğru söz, bu söylediklerindir, dedi.


-Meysere ile Huzeyme'ye döndü:


-Vallahi, son peygamber bu arkadaşınız olacaktır. O
mevcudatın özüdür. bu alem ve öte alem Onun yüzüsuyu hatırına halkedilmiştir,
dedi ve malı satın alarak gitti...


Efendimiz, Meysere ve Huzeyme Hazret-i Hadice'nin
mallarını Busra'da dolgun karla satarak Şam'a gitmediler.


Huzeyme, sevgili arkadaşına:


-Bu gördüklerimle senin ahirzaman peygamberi olacağına
iman ettim. Dostun dostum, düşmanın düşmanımdır. Şimdi müsaadenle memleketime
gitmek istiyorum. peygamberliğini ilan edince yanına gelecek; sana tabi ve
hizmetkar olacağım, dedi ve hakikaten Mekke'nin fethinden sonra gelerek müslüman
oldu...


...........


Meysere ile Efendimiz dönüşe geçtiler.Bir konak


lama yerine geldiklerinde Hazreti Ebubekr de
kendilerine katıldı.


Ebu Bekir radıyallahü anh Meysere'ye:


-Kervanın gelmekte olduğu haberini Hadice hanıma
bildirmek lazım; bunu da Muhammed'ül Emin'nin yapması en münasibdir; ne dersin
diye bir teklifte bulundu.


-Peygamberimizle Meysere fikri yerinde buldular.
Meysere, hemen efendimizin develerini kıymetli örtülerle donatmaya başladı.


Ebu Bekir radıyallahü enh sebebini sorunca Meysere:


-Hanımefendi haberi götürene deveyi üstündekilerle
hediye eder; bunu bildiğim için aziz arkadaşımızın iyi bir hediyeye kavuşmasını
arzu ediyorum diye cevap verdi.


tam bu sırada Ebu Cehil de yanlarına gelmişti.


Konuşulanları işitince lafa karıştı:


-Muhammed henüz çocuktur daha evvel sefere çıkmadığı
için yolları da iyi bilmiyor başkasını gönderin...


Meysere'den önce Ebubekr radayallahü enh atıldı. Kısa
fakat manalı cevap verdi:


-Bütün alem onun çocuğu sayılır.


Meysere bir mektup yazarak Hadice anneye verilmek üzere
Peygamberimize teslim etti.


Efendimiz yola çıktılar. Bir zaman gittikten sonra uyku
bastırdı.


Bu sırada deve yolu kaybetti. Yüce Allah, hemen Cebrail
aleyhisselamı göndererek deveyi tekrar yoluna çektirdi ve üç günlük mesafeyi bir
anda kat ettirerek Tayyi mekanla Mekkeye ulaştırdı...






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye