Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11528 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8700 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2278 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1679 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1511 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1469 okuma)
· AĞIT
(1226 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1088 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(994 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(964 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Efendimiz oniki yaşına girdikleri günler




Efendimiz oniki yaşına girdikleri günler...


Amca Ebu Talib, Şam tarafına mal götürecek olan bir
Kureyş Kervanına katılma niyetinde. Ebu Talib, yanına kardeşi Haris'i de alacak.
İki kardeşin de aralında olduğu ticaret kervanı sıcak çöl gündüzleri ve soğuk
çöl gecelerini aşa aşa günler sürecek bir sabır ve meşakkat seyahati ile Şam'a
varacak vu burada satacak ve alacaklar.


Amcasının Mekke'den ayrılarak uzun bir yolculuğa
çıkacağını anlayan Sevgili Peygamberimiz de Ebu Talib'le gitmek istiyor. Fakat
halaları ve amcaları böyle bir niyete muhalifler. Zira; mevcudatın hikmet nuru,
çocuk sayılacak günleri henüz arkada bırakmıştır. Ebu Talib, yeğenin arzusuna
uymak istemesine rağmen diğer sevenleri o narin vücudun uzun bir yolculuğu
kaldıramayacağı kanaatindeler. Onlara göre bu yaştaki bir çocuğun, eritici çöl
güneşinde günlerce yol alması mümkün olamaz. Güneşin düştü düşecek kadar yakın
hissedildiği nihayetsiz çöl ve sonu gelmez yolları geçip menzile varmak hiç de
kolay değil...


Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, ısrarlılar...
anne-baba mahrumluğumdan başka şimdi de uzun bir zaman koruyucu amca hasreti.
Öyleyse kendisi de amcası Ebu Talib'le gitmeli....


Seyahat hazırlakları, denkler bağlanıp, develer
yüklenerek, ihtiyaçlar tedarik edilerek devam ediyor.


Sevgili Peygamberimiz, hazırlıkları kol ve kanatları
kırık, mahzun takip ediyorlar.


Bir gün Ebu Talib, devesi ile bir yerden geçerken can
yeğenini görür... aa o da ne? Güzel çocuk, gözden saklı bu köşeye çekilmiş
ağlıyor... Ebu Talib, şaşkın ve müteessir bir halde yeğenine yönelir.


-Niçin ağlıyorsun gözümün nuru? Ayrılığıma mı
üzülüyorsun?


Ebu Talib'e gelen Peygamberimiz, devenin yularından
tutarak amcanın ciğerini yakan şu sözleri söyler:


-Evet amcacığım!... Beni burada kime bırakıp
gidiyorsun? Ne annem var, ne babam.


Yeğenin gözlerinden akan billur yaşlar, Ebu Talib'i çok
üzmüştü. Kat'i kararını verdi. kim karşı çıkarsa çıksın aldırmayacak ve O'nu da
yanına alacaktı. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Hatemül Enbiya'nın da
aralarında bulunduğu Şam kervanı yola koyuldu....


Kervan menzilden menzile varırken Kainatın Efendisini
bir bekleyen var...


Busra yakınındaki Küfre köyünün bütün ovayı görebilen
yamancındaki bir manastır eski devirlerden beri orada. Tarihi bir hıristiyan
mabedi.


Bu manastırın önce yahudi iken sonra hıristiyan olan
bir rahibi var. İsmi Bahira, künyesi Ebu İdas, Lakabı Cerciş, Alim ve Zahid bir
insan. Manastırda öteden beri mevcut olan kıymetli bir kitap, ahir zaman
Peygamberinden haber veriyor ve O'nun bir gün buradan geçeceğini anlatıyordu.


Bahira, bir zamandır sabah erkenden Manastır'ın damına
çıkarak ufuktan gelip ovadan geçen yolcuları dikkatle yokluyor ve birini
bekliyordu... bir, üç beş,on ... sabah bakıp usanmadan süren bir gözetleme...


Güneşin sıcaktan ortalığı kavurduğu bir gün ; Bahira,
yine damda ufukları tarıyor. İçi firak ateşi ile yanmakta. Ah, son Peygamberi
bir görebilse, O'nun ayak tozlarına yüzünü sürebilse, kendisini de ümmeti
arasına kabul etme dileğini arzedebilse...


Bir sabah ovanın öbür ucundan bir kervan karaltısı
belirdi. Bahira elini gözlerine siper ederek bütün dikkati ile o tarafa bakıyor.
Acaba bu kervan da aşağıdaki yoldan gelip geçenlerden biri mi, yoksa beklediği
yolcu mu geliyor?


Deve katarı yaklaştıkça Bahira'da dikkat daha
keskinleşiyor. Kitaplardan edindiği işaretler görünmeye başlaşmıştır. En mühimi
de güneşe perde olan şu bulut. Evet, evet!... Bir beyaz bulut, kervana kanat
germiş bir koca kuş gibi süzüle süzüle onları takip ediyor.


Şimdi bulutun altındaki bu esrarlı kervan, iyice
yaklaşmış olarak aşağıda mola veriyor... işte bir müjde daha! Kervanın
dinlendiği yerdeki kuru ağaç birden yeşiyor. Ağacın dalları, yere oturmuş
birinin üstüne eğiliyor. Bulut da akarak gelmiş ve yeşeren ağacın üstünde
durmuştur. Bahira dağların taşların efendimizi tesbih edişlerini duyuyor.


Beklediği insanın bu kevanda olduğuna şüphe kalmamıştı.
Hemen damdan inip kervana bir haberci yollayarak yolcuları ertesi gün yemeğe
davet etti. Ve büyük-küçük herkesin davetli olduğunu bilhassa tenbihledi. Yemek
saatinde herkes gelmişti. Bahira misafirleri ayrı ayrı gözden geçiriyor ama
aradığı zatı göremedikçe hayreti içten içe büyüyordu. Yemek devam ederken Rahip,
bir fırsatını bulup dama çıktı ve kervanın konakladığı noktaya baktı. Olacak şey
değil! Bulut yerinde olduğu gibi duruyor.


Tekrar davetlilerin yanına dönerek:


-Yemeğe hepinizin gelmesini rica etmiştim. Tahmin
ediyorum kalan biri var.


Bir misafir:


-Hayır, hepimiz buradayız. Sadece bir küçük çocuğu
eşyalarımızı beklemesi için bıraktık, dedi. -O'nu da yemeğe davet ediyorum.
Getirilmesini rica ederim. Lütfen gelsin...


Söze Resulullah'ın amcası Haris karıştı:


-Biz burada yemek yerken Muhammed'in aramızda olmaması
münasip değildir, dedi ve yeğenini getirmek için hemen dışarı çıktı.


Bahira, Peygamberimizin ismini işitince kulak kesildi
ve tekrar dama çıkarak çocuğun kulak kesildi ve tekrar dama çıkarak çocuğun
gelişini takip etti... Efendimiz, Manastıra doğru yürürken bulut da yakıcı
güneşten koruyarak O'nunla geliyordu.


Rahip Bahira, Sevgili Peygamberimiz, içeri girince O'nu
ayakta hürmetle karşıladı. Şimdi son Peygamber olduğunu tahmin ettiği çocuğu
yakında görme fırsatını bulmuştu.


Yemekten sonra Bahira, Ebu Talib'e bazı sualler sormak
istedi. Ebu Talib ile aziz misafir arasında bir yakınlık olduğunu farketmişti.


-Bu çocuk neyiniz olur?


Ebu Talib:


-Oğlum,


Cevaba şaşıran Rahip, mütereddid bir dille itiraz etti.


-Kitaplardan öğrendiğime göre bu çocuğun anne-babası
vefat etmiş olmalı.


Ebu Talib:


-Kardeşimin oğludur.


-Şimdi doğru söyledin, dedi. Bahira Sevgili
Peygamberimize dönerek:


-Soracaklarıma Lat hakkı için doğru cevap vermenizi
istiyorum, ricasında bulundu.


Nur çocuk ise:


-Onların ismiyle yemin verme. Dünyada bana onlardan
büyük düşman yoktur, hakikatini hatırlattılar.


Lat ve Uzza ismini misafirlerden işiten Bahira,
Efendimizi sınamak için bu şekilde yemin vermişti. Peygamberimizden bu karşığı
alınca bu defa Allah adına yemin verdi.


-Uyur musun?


-Gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.


Bahira, Peygamberimizin mübarek gözlerine bakarak Ebu
Talib'e sordu:


-Bu kırmızılık çocuğun gözlerinde devamlı bulunur mu?


-Evet! Gözlerindeki kırmızlığın kaybolduğunu hiç
görmedim.


+u ana kadarki bütün işaretler O'nun, sallallahü aleyhi
ve sellem, en son Peygamber olduğunu gösteriyordu. Sadece bir belirti kalmıştı.
Şayet bu da mevcutsa vakti eriştiğinde Peygamber olacağını kabul ve tasdik
edecekti:


Mührü nübüvveti görme arzusu ile efendimizden sırtını
açmalarını rica etti. Peygamberimiz edeplerinden göstermek istemediler. Ebu
Talib'in:


-Ricasını kırma gözümün nuru, demesi üzerine Resullerin
efendisi, Bahira'nın, mübarek sırtlarında iki kürek kemiği arasındaki
Peygamberlik mührünü görmesine müsaaede ettiler.


Mühür, kitaplardaki tarifini tıpkısıydı. Bahira
gözlerinden yaşlar boşanarak mührü öptü ve Kelime-i şehadet getirerek
Efendimizin Allah'ın resulü olduğuna şehadet etti... Kervan ahlinden orada hazır
olanlar olup bitenleri şaşkınlıkla takip ediyorlardı.


Şüphesiz hayatının en mes'ud dakikalarını idrak etmekte
olan Bahira, ihtiyar yanaklarından sevinç gözyaşları süzülürken Ebu Talib'e
şunları söyledi:


-İşte alemlerin efendisi! İşte Allah'ın Resulü! İşte
Allah'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği büyük Peygamber! Yeğenin son
Peygamberdir. Getirdiği din, önceki dinleri yürürlükten kaldırarak bütün
yeryüzüne yayılacaktır... Bu emsalsiz kıymeti Şam'a götürme; yahudilerin bir
zarar vermelerinden korkarım.


Ebu Talib, "Yahudiler zarar verir" sözünden çekindiği
için mallarını ucuz-pahalı demeden satarak yeğeni ile Mekke'ye gitmek üzere
oradan ayrıldılar.


Onlarrın ayrılmalarından mbir zaman sonra köye yedi
yahudi geldi. Efendimizin bir kafile ile oraya geleceğini ve yol kenarındaki
kuru ağıcın altında oturacağını kehaneti ilmi ile bilmişlerdi. Şimdi öldürmek
üzere köşe bucak Efendimizi arıyorlardı. Bahira'ya gelerk niyetlerini açıklayıp
yardımcı olmasını istediler.


Bahira, elleri kılıçlı bu yahudilere çeşitli deliller
getirerek öldürmek için peşinde bulundukları çocuğun son Peygamber olduğnu ve
Yüce Allah'ın kitabında haber verdiği böyle bir Peygamberi şehid etmeye
güzlerinin yetmeyeceğini, tamamen hatalı bir yolda bulunduklarını onlara kabul
ettirdi.


Yahudiler, ilmine hürmetkar oldukları Bahira'nın
anlattıkları ile ikna olarak tövbe edip kalan ömürlerini Manastır'da, O'na
hizmetle geçirdiler.


 


OLGUN GENÇ


ZAT-I PAK-I MUSTAFA'YA AŞIKIM


CAN İLE FAHR-ÜL VERA'YA AŞIKIM


3.Sultan Ahmed


Efendimiz, eshabı ile sohbet ederken bir defasında
şöyle buyurdular:


Koyun gütmeyen hiç bir Peygamber yoktur.


-Siz de güttünüz mü ya Resulallah?


Eshab-ı kiramın nbu sualine Sevgili Peygamberimizin
cevapları:


-Evet, ben de güttüm, olmuştur.


Peygamber efendimiz, gençlik çağlarında babasından
miras kalan bir kaç boyunla amcalrı Ebu Talib'in koyunlarını bazan yalnız
başlarına; bazan da yaşıtı olan gençlerle Mekke'nin güneyindeki Ciyad dağında
otlatmışlardır. Bütün nebilerin koyun gütmüş olmalarındaki sırrı İslam alimleri,
Peygamberlerdeki merhamet hissinin daha da çoğalması ve ümmetlerini daha çok
hatırlamalarına vesile olarak göstermişlerdir.


Nitekim Efendimiz, ilahi memuriyeti aldıktan sonra
mübarek hadislerinden birinde aile reislerini sürüsünden mes'ul çobana
benzetmişlerdir.


.....................


Ebu Talib, eşsiz yeğeni üzerinde titriyor. Maksadı
O'nun bozulan cemiyette sel gibi akan kötülüklere bulaşmaması. Ama, O'nu asıl
koruyan bizzat yüce Allah. Allahü teala, sevgilisini öyle bir üstünlükte
yaratmış ki cahiliyet devrinin meziyet zannedilen adetlerinden O, nefret ediyor.


Muhammed aleyhisselam, Peygamber olmadan evvel de hafif
ve habis fiilerden uzak durdular... ne içki içtikleri vaki ne puta taptıkları,
ne emanete hıyanet ettikleri. Zaten koyun gütmelerindeki bir sebep de bu.
İnsanlardan uzak durmak ve kırların tefekküre imkan veren zemininde Rabbini
düşünmek.


İşte bu mübarek genç hiçbir puta asla ve asla ibadet
etmedikleri gibi müşriklerin putları için yaptıkları şenliklere de katılmazdı...
Kureyşli bahtsızlar senede bir kere sabahtan gece yarınlarına kadar Buvane adlı
putlar ile olur; Buvanenin etrafına doluşarak saç kestirir, kurban keser ve
örflerine göre tapınırlardı.


O sene Buvane için yapılan törenlere Ebu Talib ve kız
kardeşleri de iştirak ediyorlardı. Bu sebeple Sevgili peygamberimizin de
kendileri ile gelmesini istediler. Efendimiz, teklifi kabul etmeyince çok
üzüldüler ve "İlahlarımızdan yüz çevirmek deek olan bu hareketinden dolayı bir
felakete uğramandan korkuyoruz" diyerek yeğenlerini karşı konulmaz bir ısrarla
ayine götürdüler. Ama putun yakınana vardıklarında ilahi himayedeki aziz gencin
aniden kaybolduğunu farkettiler. Asil ve üstün genci bir müddet sonrra
bulduklarında yüzü solgun ve korkmuştu.


Ebu Talib ve halaları şaşırdılar.


-Ne oldu sana ya Muhammed?


-Başıma bir felaket gelmesinden korkuyorum, buyurdular.
Fakat amca ve halalar bu kanaatte değildiler.


-Kötülükler sana dokunmaz. sen üstün ahlak ve müstesna
bir hilkate sahipsin... Ne gördün asıl onu söyle?


-Bu putun yanına yaklaştığım zaman beyazlar giymiş uzun
boylu biri peydah olarak "Ya Muhammed geri çekil ve sakın puta el sürme",
diyerek ikaz etti. Putları yerin dibine batıracak dinin tebliğcisi olacak olan
eşsiz insan, bir daha buna benzer merasimlere hiç yaklaşmamışlardır. Efendimiz "sallallahü
aleyhi ve sellem" sadece u şenliklere katılmaktan uzak durmamış; u vesile ile
kesilen hayvanların etlerini dahi kabul etmemiştir. O üstün yaradılışlı genç,
yaşadığı zamanın her türlü abes ve kötü hallerinden korunuyor. İslamiyetin
koyacağı ölçüye uygun şekilde giyinikler. Bilinmeden bu hudut birazcık aşılsa
nurdan mechul varlıklar hemen müdahele ediyorlar.


Efendimiz, bir gece Mekke yakınlarında bir arkadaşıyla
birlikte koyun güdüyorlar. Arkadaşına:


-Eğer koyunlarıma bakarsan ben de Mekke'ye gidip gece
masalları anlatılan toplantılara katılayım, diyorlar.


-Olur, diyor diğer genç.


Peygamberimiz, Mekke dışındaki ilk eve yaklaştıklarında
def çalgı, ıslık sesleri işitiyorlar. Düğün var. Bir kenara oturup seyre
başlıyorlar. Ama hemen göz kapaklarına bir ağırlık çöküyor ve uyuyorlar. Güneşin
sıcaklığı ile uyandıklarında düğün-dernek bitmiştir.


Bu hadisenin aynen benzerini bir kere daha yaşamış ve
yine derin bir uykuya dalması sebebi ile eğlencelere seyir şeklinde de olsa
katılmamışlardır.


İlahi irade eşsiz varlığı hep aynı hal ve aynı yol
üzere tutuyor. Ne eğlence, ne gece masalları toplantısı, ne müşriklerin
bayramı... Bütün haram ve faydasız işlerden alıkonuyor.


Efendimiz yirmi, Hazret-i Ebu Bekr "radıyallahü anh"
onsekiz yaşında bulundukları esnada iki arkadaş ticaret için Şam yoluna
koyuldular. Rahip Bahira'nın bulunduğu manastırın civarına varınca Sevgili
Peygamberimiz, bir gürgen ağacının altına oturdular. Hazret-i Ebu Bekr de bir
şey sormak üzere Bahira'ya gitti.


Bahira ağacın altında oturanı sordu. Ebu Bekr "radıyallahü
anh" efendimizden bahsedince Bahira:


-Vallahi o bir Peygamberdir. İsa aleyhisselam'dan beri
oraya kimse oturmamıştır, dedi.


Bahira'nın yeminle söylediği sözler bu ümmetin en
üstünü olan Ebu Bekr efendimizin kalbine işlemiş, Kainatın sultanı daha sonra
peygambeliğini açıklayınca bu güzel hatısanın da tesiriyle tereddütsüz iman
etmişlerdir.


Güzel efendimiz, yirmi yaşlarında bulundukları sırada
Mekke'de yabancılarla zayıflar için mal, can ve namus emniyeti kalmamış, anarşı
ve zulüm kol geziyor olmuştu.


Ecnebi türccarların malları gasbedilip paraları
verilmiyordu...






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye