Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Ebu Talib




Ebu Talib:


-Onun yetiştirmek için ben herkesten daha fazla
arzuluyum. Ama ağabeylerim dururken onların önünne geçemezdim. Gerçi malım,
mülküm az. Yoksul sayılırım. Lakin sevgi ve ilgim herkesten ileridir.


-Bu değerli hizmet senin olmalı. Bununla beraber, her
işimde O'nunla istişare eder ve işaretine göre hareket ederim. Bu usule hep
doğru sonuçlara vardım.Şimdi de kendisi ile meşveret edeceğim. Kimi seçeceğini
bizat tayin etmeli, dedi ve Resulullah'a döndü:


-Ey varlık hikmetim! İçim sevginle dolu olarak ahiret
yolundayım... Artık senden mahrum kalıyorum. Amcalarından hangisinin manevi
babalığını tercih edersin?


Dalgalı siyah saçlı, karakaşlı, karagözlü, kırmızının
güzelleştirdiği beyaz yüzlü çocuk, bir anda koşup kollarını Ebu Talib'in boynuna
doladı. Efendimiz, babası Hazret-i Abdullah'la anne bir kardeş olan Ebu Talib'i
seçmişti.


Abdülmüttalib memnun...


-Allah'a hamdolsun! Netice isteğime uygun tecelli etti,
dedi ve devamla:


-İyi dinle Ebu Talib! Bu narin yavru, ana-baba
şefkatinden mahrum kalmıştır. O'na göre davran. Seni kardeşlerinden üstün
tuttuğum için, yüksek emaneti ihtimamına bırakıyorum.O'nun babası ile sen, aynı
anadan doğdunuz. Öz canın kadar aziz bil ve sıkı koruyup kolla. Yeğeninin
Peygamberlik günlerini idrak edersen, alemşümül da'vetine mutlaka tabi ol!
Bunlar sana baba vasiyetidir. Kabul ediyor musun?


Kabul ettim. Allah, gizli ve aşikar her şeyi bilir.


-Elini uzat, dedi Abdülmuttalib. Elini uzat ki bu yüce
emaneti sana bizzat teslim etmiş olayım. Sonra Ebu Talib'in elini sıktı ve
torununu yanına alarak, kainatın en güzel başını ve en güzel gözlerini öpüp
kokladı:


-Şahid olun ki, ben cihanda bundan daha güzel bir koku
ve bundan daha güzel bir yüz görmedim!...dedi ve kızlarını etrafına cağırdı:


-Öldüğümde benim için nası bir mersiye okuyacağınızı
merak ediyorum. Haydi şimdiden söyleyin ben de işitmiş olayım!...


Sevgili Peygamberimizin altı halası bir ağızdan fasih
arapçaları ile şu anlamda dokunaklı bir ağıt yaktılar:


-Cömert, hürmete ve itaate layık / Edebli, nazik ve
güzel ahlaklı /Cesur, adil, iyiliksever / Asil soylu, heybetli, tatlı sözlü,
şerefli /En şerefli şüphesiz/ Şeref bir inasanın dünyada ebedi kalmasına
yetseydi / O elbette yüksek şerefiyle yaşayıp gidecekti.


Ve dede de öldü.


Kızlarının bahar rüzgarı gibi hafif ve yumuşak sesleri,
kulaklarına dola taşa bu fani alemden çekilip gitti. Ve Sevgili Peygamberimiz,
sallallahü ve sellem, bir daha öksüz kaldı.


Abdülmuttalib'in vefat haberi, Mekke'yi şöyle bir
dalgalandırdı. Alışveriş bile durdu ve çarşı günlerce kapalı kaldı.


O güne kadar kimseye gösterilmeyen bir hürmetle ceset
sidre yaprağının suyu ile yıkandı ve Yemen kumaşından iki parça kefene sarılarak
misk sürüldü.


Kureyş ahalisi, engin hürmet ve bağlılıklarından dolayı
emirlerinin tabutunu eller üzerinde uzun uzun taşıdıktan sonra, kabristan yoluna
girdile. Tabutun hemen arkasındakilerin arasında azizler azizi de var. Buğulu
bakışları ayak ucunda yumuşak adımlarla yürüyor.


Tabutunu el üstünde, sevgisini kalblerde taşıyan
kalabalık, Hacun mezarlığında.Abdülmuttalib, büyük dedesi Kuseyy'in yanına
defnedildikten sonra alay, Mekke'ye dönüyor.


O, kabirde meleklere ömrünün hesabını vere dursun. Biz
gelelim bu er kişiyi nasıl bildiğimize:


Meşhur ismi ile Abdülmuttalib denen Şeyb'de kızlarının
okuduğu şiirdeki bütün iyi haller fazlası ile mevcuttu...


Uzun boylu, heybetli, iri başlı, yakışıklı bir vücut...
Vücudu akıl, terbiye, sabır, dürüstlük, misafirperverlik, mertlik ve anlayışla
süsleyen bir güzel ahlak.


Ve cömert.


Sedece fakir fukaraya değil, dağda ovada, aç-susuz
kalan kurdu kuşu bile aratıp bulduran ve onları doyuran bir tabiat.


İsmail aleyhisselamın dini üzre ibadet eden takva
sahibi bir mü'min. Üç aylara hürmet gösteriyor. Ramazan ayı gelince Hira dağında
inzivaya çekilen ilk insan.


...akraba ve milleti ile yakından alakalı; kimsesiz ve
düşkünlerin sahibi, zulüm ve haksızlığın hasmı.


Abdülmuttalib'in bütün bu güzel huylarından dolayı
Kureyş kabilesindeki lakabı "İkinci İbrahim"...


İkinci İbrahim. Yani Allah dostu İbrahim aleyhisselam
halkatinde biri. Bir insana rütbe olarak bundan başka ne lazım gelir ki?


 


Onunla Gelen Bereket


"ÜMMETİM" DEDİ SANA GÜN MUSTAFA


VER SELEVAT SEN DE O'NA BUL SAFA


Dar Mekke sokaklarında iki kişi. Ebu Talib, bir çocuğun
elinden tutmuş olarak evnrin yolunda..


Bu çocuk, önce babası, sonra annesi, sonra dedesi ölen;
ve şimdi, amcası Ebu Talib'e kalan kainatın varlık sebebi...


Amca, bir fakir adam.


Bütün serveti, üç beş deve olmasına mukabil, kalabalık
sayıda çoluk çocuğu var. Dürüst bir insan. Geçim sıkıntısında ama cömert.
Cahiliyet zamanın çirkin adeklerine bulaşmamış güzel huylu biri. O da babası
gibi ağzına içki koymamış.


Yoksulluğuna rağmen de kavminin reisi Böyle bir şeye o
güne kadar tesadüf edilmiş değil. Bir insanın milletinin başına geçebilmesi
zengin olma şartına bağlı.


Ebu Talib, babasının vasiyetine tam tabi. Sözünün eri,
Yeğenin gözü gibi koruyor. O'nu öz çocuklarından dahi çok seviyor. Öyle bir
sevgi ki, gıpta etmemek mümkün değil.


O, elini uzatmadan yemeğe başlamıyor.


O, Gelmeden sofra kurulsa:


-Durun, iyor; oğlum gelsin! Sofraya uzanan eller, geri
çekiliyor ve herkese beklemeye başlıyor.


Onu yanına almadan uyumuyor:


Sevgili Peygamberimiz:


-Sen hayırlı ve mübareksin, diyerek iltifat ediyor.


Ne doğru... Hem hayırlı, hem mübarek. Eğer sofraya ilk
el uzatan bu mübarek çocuk olmamışsa, yemek kifayet etmiyor ve hane halkı aç
kalkıyor. Ama ilk başlayan o ise; yemek artıyor bile. Bir kase sütten mbiraz
içse, kase, herkese yetene kadar tükenmiyor.


Efendimiz, her yaşta edeb timsali; sofra kurulduğunda
Ebu Talib'in çocukları, hemen yemeğe başladıkları halde; O, vaktini bekleyerek
sofra adabına dikket ediyor. Bu sebeple Ebu Talib, yeğenine bazen de ayrı sofra
kurduruyor.


İşte bu fakir evde O, sallallahü aleyhi ve sellem,
geldikten sonra mala mülke bereket düştü. Her şey artıyor, her şey çoğalıyor.


Ebu Talib'in evinde yokluk, yerini bolluğa terkederken;
Mekke başka mbir hali yaşıyor. Kuraklık ve kıtlık, bir salgın hastalık gibi
hurmaları solduruyor, derelerin suyunu çekiyor, yeşil tarlaları sarartıyor ve
nihayet kilerleri, mutffakları tamtakır ediyor. Dağlar ve ovalar, "su" diye
inliyor gibi.


Bu arada her kafadan mbir ses geliyor. Her Mekkeli,
aklının erdiği kadar bir şeyler söylüyor:


-Hayır, Lat olur mu? Ancak Uzza, bu kuraklığa çare
bulur.


-Hayır hayır! En iyisi Menat'ın önünde diz çökelim.


Konuşmaları dinleyen bir ihtiyar, kalabalığı titreten
gür sesle:


-Yazıklar olsun! Aranızda İbrahim Peygamber evladları
varken; siz hala nelerden medet umuyorsunuz?


İhtiyarın hakim sesi ahaliyi toparladı.Ne demek
istediği belliydi.Doğru Ebu Talib'in kapısına geliyorlar:


-Ey Ebu Talip!Kıtlığı görüyorsun.Çöl bile yağmura
hasret...Bir damla su yok.Çocuklarımız ölmeye,hayvanlarımız kırılmaya yüz
tuttu.Gel,yağmur duasına gidelim.Neslinin bereketine belki yağmur yağar.,..


Ebu Talip,evden çıkıyor.Yanında güneş yüzlü yeğeni.Önde
Ebu Talip ve Sevgili Peygamberimiz,arkada kalabalık,Beytullah yolundalar.Hava
müthiş sıcak.Gök cilalanmış gibi dupduru.Bulut namına birşey yok.


Ebu Talib,sırtını Kabe duvarına dayadı.Mübarek çocuk da
bir eliyle Kabe'nin örtüsünü tutarken,öbür elinin şahadet parmağını cilalı mavi
göğe doğru uzatıyor...Hayret,hayret,hayret.


O süpürülmüş gibi bulutsuz olan göğü,bulutlar,yeme
koşan kocaman kuşlar gibi bir anda dolduruyor.Ve şimşekler,yıldırımlar.Peşinden
de şakır,şakır,şakır yağan yağmur.Öldüren hasret bitip,dağ-taş suya
kavuşuyor.Her taraftan derecikler koşturuyor.


...............


Ebu Talib'in çocukları,sabahları kalktığında,saçları
dağınık,gözleri çapaklı olduğu halde,Sevgili Peygamberimizin cennet kokan
saçları taranmış,mübarek gözleri sürmelenmiş olarak pırıl pırıl bir yüzle
uyanıyor.


Ebu Talib'le aziz yeğeni bir sahradalar.Amca,bir ara
susuzluktan mecalsiz kalıyor ve dudaklarından gayri ihtiyari:


-Su,susadım diye kelimeler dökülüyor.


Bunu işiten merhamet sultanına bir mucize.


Ebu Talib,anlatıyor:


-Susadım,deyince yeğenim,hemen dizleri üstüne yere
oturdu.Oturur oturmaz,topuklarının,kumlara değdiği noktadan bir pınar kaynamaya
başladı.Cenab-ı kibriya kenara çekiliyor,Ebu Talib,kana kana içerek susuzluğunu
dindiriyor...


Devrin adetine göre,zaman zaman Mekke'ye "kaif" denen
kimseler geliyor.Bu kaifler,ensanların görünüşlerinden manalar çıkarıp
istikballerine dair tahminlerde bulunuyorlar.Her gelişlerinde fakir-zengin,bütün
tabakalardan halk,çocuklarını getirerek onların önündeki uzun zamanı
bilmek,meçhul istikamet perdesini aralamak istiyorlar.


Bakın yine şehrin meydanlık yerinde bir kalabalık
var.Bir adamın başına toplanmış olanlar,ondan çocuklarına dair sırları
soruyorlar:


Bu adam,Ezd-i Şenue kabilesinden bir kaiftir.Oraya
gelmiş bütün herkese cevaplar veriyor.


Fakat kaif,birden değişiyor.Önündekilerin üstünden
aşağı bakışları,dinleyenlerin en dışında kendisini seyreden bir çocuğa
takılıyor.


"Kaif"haberini duyan Ebu Talib de sair Mekke seçkinleri
gibi,yeğenini alarak adama gidiyor. Vardıklarında etrafı çevrilmiş; adam haratle
anlatıyor. Amca-yeğen kalabalığın dışından manzarayı seyrediyorlar. İşte tam bu
sırada, Sevgili Peygamberimizi görüyor.


Kaif, bir an baktığı noktayı dikkat ve nüfuzla
süzdükten sonra hareketlerinde değişikilik başladı. Telaşla başındakileri
savıyor. Belliki bir heyecana yapılmış. Durum, Ebu Talib'in nazarından kaçmıyor.
Ve sebebi de anlıyor. Amca, bir tedbirli adam; ne olur ne olmaz? Hiç kimseye
belli etmeden yeğeni ile usulcacık oradan ayrılıyorlar.


Biraz sonra önündekilerden başını kaldıran yabancı
şaşırdı; Efendimizi soruyor. Cevap menfidir. Sorduğu çocuk biraz önce gitmiştir.


Bunun üzerine kaif, konuşuyor; hazır olanlar şahid...


-Vallahi O çocuğun şanı yüce olacaktır.


.......................


Sevgili Peygamberimizin on yaşında iken, diğer baba bir
amcaları Zübeyr ile seferdeler.Kervan bir dere kıyısına geldiğinde azgın bir
deve ile karşılaşırlar: Hayvan, mümkün değil, dereden kimseyi geçirmiyor. Her
teşebbüs neticesiz kalınca, bazıları geri dönme fikrini ortaya attılar. Karşı
kıyıya geçme ümidlerinin yavaş yavaş kırılmaya başladığı bu anda efendimiz
imdada yetişiyorlar. Develerinden inerek yol kesici hırçın deveye biniyorlar.


Devecik, yumuşak, uysal, itaatli.


Peygamberimiz, deminki huysuz devenin üstünde oldukları
halde önde, kervan arkada suyu geçiyorlar. Çümle yaratılmışların Peygamberi,
burada o deveden inerek hayvanı serbest bırakıyor ve tekrar kendi devesine binip
hep beraber yola devam ediyorlar.


..................


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, on-onbir
yaşlarında iken şakkı sadr-göğüs yarılması olayını bir kere daha yaşadılar.


İki melek, Peygamberimize gelerek, O'nu incitmeden yere
uzatıp mübarek göğüzlerrini yardılar. Efendimiz, hiç bir ağrı ve sızı
duymuyorlar.


Melekler, en makbul bedenden kin ve hasedi temizleyerek
yerini rahmet ve rahmetle doldurdular.


Kin ve hasetten sonra bir de siyah bir kan parçasını
çıkaran melekller, bunun yerini nurla doldurup, mübarek çocuğu ayağa
kaldırdılar.


O anı şöyle tasvir buyuruyorlar:


-Baktım, kendimde küçük-büyük bütün mahlukata karşı
şefkat ve rahmet buldum.


Şakkı sadrın üçüncüsü ise vahiy ineceği zaman Hira
dağındaki mağarada vuku bulacaktır.


....................


O'nun seçilmişlern seçilmişi, üstünlerin en üstünü
olduğunu haber veren vak'alardan birine yine Ümmü Eymen delalet ediyor.


....................


....Mekke'de bir koca put var. İsmi "Bevane". Müşkirler,
senede bir gün, bu putun karşısında sabahtan akşama kadar saygı ile dururlardı.


Ebu Talib, Peygamberimizi de bu ayine getirmek istiyor.
Ama, daha küçük yaşlarında böyle bir batıl ibadeti reddediyorlar. Amca va akraba
ları, inciniyor. Israrlılar. Israr ve ricalar yüzünden şöyle bir görünüp,
kaybolmak üzere Bevane'nin yanına kadar geliyorlar. Gelmeleri ile ortadan
kaybolmaları bir oluyor. Bir zaman sonra göründüğünde şaşkın halde soruyorlar:


-Ne oldun, nereye gittin?


Bütün putları yerle bir edecek dinin Peygamberi her zor
ve tehlikeli anda olduğu gibi yine korunmaktadır. Kendileri buyuruyorlar:


-Ben puta yaklaşınca uzun boylu biri geldi "Ya
Muhammed, sakın bu puta elini bile sürme ve bunların merasiminde bulunma"


Sevgili Peygamberimize o yetimlik günlerinde hizmetle
şereflenenlerden biri de Ebu Talib'in zevcesi Fatıma Hatun.


Yengesi, yetim ve öksüz inciye evlerine geldiği ilk
andan itibaren, bir anne şefkati iele sahip çıkmış ve onu o kırık kalbli
günlerinde yalnız ve sahnipsiz bırakmamıştır.


Yüce Peygamber, sonraki yıllarda bu asil ve müşfik
kadını hiç unutmamış ve yengesini ihtiyar yaşında daima arayıp sorarak gönlünü
hoş tutmuştur.


Efendimiz bir gün yengesinin vefat haberini alınca
üzüntülerini şu kısa fakat derin muhabbet dolu kelimelerle dile getirdiler...


-Bugün annem öldü.


...bu sözler sana ne devlet ey Fatıma anne! Kainatın
seyyidinin seni annelik tahtına oturmalarından büyük şans ne olabilir ki...


Peygamberimiz, daha sonra gömleklerini çıkartarak
yengelerine kefen olarak sardılar.


Aziz kadın, kabristana getirildiğinde Peygamber
efendimiz de orada hazırlar. Ölü, kabre konmadan önce Resulullah mezara inerek
yan tarafları üzerine biraz uzandıktan sonrra dışarı çıktılar ve n'aş
defnedildi.


Eshab, hayrette. Her hal ve davranışlarına dikkat
ettikleri Peygamberimizde o ana kadar böyle bir hareket görülmemiştir.


Ey Allah'ın Resulü! Şimdi gördüklerimizi bir başkası
için yaptığına rastlamadık, diye meraklarını arz ediyorlar.


-O, benim annemdi. Çocukları açken önce beni doyurur,
saçlarımı tarardı. O, benim annemdi.


...ve devam buyuruyorlar:


-Ebu Talib'den sonra bu kadıncağız kadar bana iyilik
eden olmamıştır. Ahirette cennet elbiselerinden elbise giymesi için gömleğime
sardırdım. Kabre ısınması, kendini yalnız zannetmemesi maksadıyla oraya uzandı,
mahşer gününe kadar beni hep yanında yatıyor görecek...


-----------------------------------------------------


Tamamı............................tutacak olan "Sevgili
Peygamberim" ismindeki bu eserin ilk cildinde Efendimizin dünyayı
nurlandırmalarından doğumlarına kadar haber ve işaret mahiyetinde olan hadiseler
anlatılmıştı.


İkinci cildde doğumlarını, bebeklik ve ilk çocukluk
devrelerini ve bu arada anneleri; can annemiz Amine Hatun'un vefatını; dedeleri
ve son olarak kendilerine öz anne şefkati ile sahip çıkan ve Peygamber
Efendimizin "annem"diye iltifat buyurdukları Ebu Talib'in hanımı Fatıma Hatun'u
kaybetmelerini okuyoruz.


Ramazan-I Şerif ayında kavuşacağımız üçüncü cildde ise
ikinci çocukluk dönemleri, gençlik zamanları; ve bu arada yaptıkları seyahetler
ile evlenmeleri , Cebrail Aleyhisselamın, Peygamber Efendimize gelmeye
başladıkları günleri bulacağız.


Her cildi ayrıca radyo tiyatrosu tekniği ile banda
alınan bu eserin her iki kitabı da teyb bandı haline getirilmiş olup
bürolarımızdan temini mümkündür






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye