Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11528 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8700 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2278 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1679 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1511 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1469 okuma)
· AĞIT
(1226 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1088 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(994 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(964 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Geçim sıkıntısı




Geçim sıkıntısı, son haddinde:


Araplar, yiyecek bulamıyor.


Kıtlık arttıkça artmakta...


İşte; tam o sırada herkesin, açlıktan bir bir ölüp
gideceği düşünülürken, bir mucize oldu; bir bolluk, bir zenginlik... kumlardan
nimet fışkırıyor gibi.


Kıtlığı, bolluğa çeviren bu mucizeye sebeb, Muhammedi
nur'un anneye geçmesi. Muhammedi nur'un anneler annesine geçmesi ile de kavruk
çölde muazzam değişiklik ve bereket.


Ticaret canlı, piyasa hareketli. Abdullah da bir Kureyş
kervanı ile taşraya alış verişe gidiyor. Ama Abdullah; on sekiz yaşındaki o
güzelim delikanlı bunun son yolculuğu olduğunu; geri dönerek hanımı ile doğacak
çocuğunu göremeyeceğini nerede bilebilirdi... Alınan alındı, satılan satıldı ve
kervan dönüşe geçti. Medine'ye gelmişlerdi ki, o genç ve dinç Abdullah,
birdenbire hastalandı... kısa bir rahatsızlık ve dayılarının evinde bu dünyaya
veda...


Melekler, hayrette...


-Ya Rab! Resulün yetim kaldı!


Yüce Alalh, cevap verdi:


O'nun koruyucusu ve yardımcısı benim!...


......................


Acı haber Mekke'ye tez ulaştı. Amine ile baba
Abdülmuttalib ve kardeşlerde üzüntü derin ve büyük. Ağabey Haris, Medine'ye
vardığında Abdullah, Dar-ı Nabiga'da bir tümseğin altındadır.


Herşey fani ve boş...


Baki olan Allah; güzel olan, gelen sevgili...


Kederli Amine, hamileliğinin altıncı ayında bir rüya
görüyor. Rüya değil bir hal; bir hakikat. Bir adam, mübarek anneye nasihat
vermekte:


-"Ya Amine! Tereddütsüz inan ki sen insanların en
hayırlısına hamilesin. Doğduğunda ismini Ahmed veya Muhammed koy!"


Bu bir ilahi müjde.


Amine, rüyada kendisine söylenene sadık...


Zaman akıyor...


Nihayet vakit tamam.


Ayı ve günü ile eksiksiz ve kusursuz an...


Hicretten elliüç sene evvel, Nuşirevan hükümetininin
kırk ikinci yılı, fil vak'asından iki ay kadar sonra Rabiulevvel ayının onikisi
ve miladi 571 tarihih yirmi nisanı... nisan ki mevsimlerin en güzeli, baharın en
gözde ayı.


Nisan'ın 20'si; zamanın olgun bir çağı ve tabiatın renk
ve koku çağlayanına dönüşmesi...


Sabaha karşı.


Güneş, henüz doğmamıştı; tan yeri ahenk ve ihtişamla
ağrıyor...


Günlerden Pazartesi. Pazartesi, hayatlarında dalma
dönüm noktası... doğumları, Hacerül Esved taşını yerine koymaları, Peygamberlik
gelişi, Hicretleri, Medine'ye varışları, vefatlır hep Pazartesi günleri... Ani
bir ses yankılanması. annede korku. Korku ile beraber beyaz bir kuş ortaya
çıkıyor ve şefkatli kanatları ile Hazret-i Amine'nin sıtını sıvazlıyor. O dakika
korkunun yerini kalb huzuru ve gönül rahatlığı alıyor. Ama susamamak mümkün
değil; dili damağına yapışıyor; gaipden beyaz bir kab ile süt gibi ak bir şerbet
uzatılıyor. Baldan daha tatlı bu soğuk şerbeti içtiği an susuzluğu diniyor ve
kendisi ile birlikte evi bir nur kaplıyor. Nasibli mekana gök delinmişcesine
sağnak sağnak nur yağmakta.


Allah'ın Sevgilisi'nin doğumu ile dünyayı
şereflendirdiği mübarek ve muhteşem an.


Amine'de hamilelik ve doğumdan dolayı ne bir ağrı, ne
sızı var.


Meşhur Abdi Menaf kızları gibi hurma misali uzun boylu,
narin yapılı, güneş yüzlü huriler odayı doldurmuş, genç anne ve biricik bebeğe
hizmet veriyor.


Mübarek Peygamberimiz, doğar doğmaz başı secdede:


-Lailahe illallah, inni Resulullah / Allah'dan başka
ilah yokdur ve ben O'nun resulüyüm.


Alnı secdede ve şehadet parmağı havada...


Ve udaklarında bir cümle.


-Ümmetim, ümmetim!


Bebek, melekler tarafından sünnet edilmiş, göbeği
kesilmiş ve tertemiz.


Bu esnada göklerden yere perde gibi upuzun bir kumaş
sarkıyor.


... ve bir ses:


-O'nu insanlardan gizleyin!


Annenin etrafında melekler. Anne terliyor. Fakat
cildinden ter değil, miskten rayihalar yükselmekte.


Ve bir sürü kuş. Zümrüt gagalı, yakut kanatlı bu
kuşlar, bir yere konmadan havada duruyor ve; gümüş ibrikler taşıyorlar.


Amine'nin gözünden perde kaldırılmış. Bir uçtan bir uca
kainat nurla dolu; ta Busra köşkleri görünüyor. Ve üç bayrak; Biri doğuda, biri
batıda, biri Kabe'nin üzerinde. Annelerin en azizi, görüyor bunları. Sonra
nurdan bir beyaz bulut, yavruyu alıp gözden kayboluyor.


Bulut giderken bir ses:


-O'nu doğudan batıya kadar gezdirin. Paygamberlerin
doğduğu yerleregötürün ki bereket hasıl olsun ve dualarını alsın. Atası İbrahim
aleyhisselam'a arz etmeyi unutmayın. Ayrıca denizlerde de dolaştırın. Bütün alem
ismi ve cismi ile kendisini tanısın!


Bir zaman sonra, Peygamber efendimizi kundaklı halde
geri getirdiler. Elinde üç tane analtar var:


Peygamberlik,


Zafer ve


Şeref sembolü üç anahtar.


Az bir zaman geçmişti ki öncekilerden de büyük, yine
bulut şeklinde bir nur daha yere indi. Buluttan kuşların kanat çırpışı ve at
kişnemeleri işitiliyor.


Nur, aziz bebeği alıp uzaklaşırken bir nida:


-Muhammed aleyhisselam'a cin ve insanları takdim edin;
ve O'nu peygamberlerin ahlak denizinde yıkayın. Az bir zaman sonra onsekizbin
alamin sultanını, saf ve tatlı zülal suyu damlayan bir ipeğe sarılı olarak geri
getirdiler. Adem aleyhisselam'ın temizliği, Nuh aleyhisselamın inceliği, İbrahim
aleyhisselam'ın dostluğu, İsmail aleyhisselam'ın lisanı, Yusuf aleyhisselam'ın
güzelliği, Yakub aleyhisselam'ın müjdesi, Eyyub aleyhisselam'ın sabrı, Yahya
aleyhisselam'ın zühdü, İsa aleyhisselam'ın cömertliği O'na verilmişti.


Gün yüzlü üç kişi göründü. Birinin elinde misk dolu
gümüş bir ibrik, brinde yeşil zümrütten bir leğen, üçüncüsünde ipek bir kumaş
vardı. Bunlar evin dört köşesine birer sancak diktiler ve:


İşte dünyanın dört bucağına misal! O, hangi tarafa
gitse bu sancak elinde olacaktır, dediler. Sonra da mübareğin baş ve ayaklarını
zümrüt leğende yıkadılar. Bir ses duyuldu:


-O'nu Kabe'ye götürün; Kabe'yi O'na kıble yapacağım! Ve
O'nu ipek bir kumaşa sararak güzel bir kundak yaptılar. Üçüncü kişi, kundağı
kısa bir müddet kolunun altında tuttu.


...Cennetin hazinedarı Rıdvan ismindeki melek olan bu
üçüncü şahıs, daha sonra efendimize:


-Ya Muhammed! Bütün Peygamberlerin ilmi sana verildi.
Şecaat meş'alesi senin üzerinde yükseldi, zaferin anahtarı eline tutuşturuldu.
Senin heybet ve azametin göklerden duyuldu. Müjdeler olsun! Her kim adını yüreği
titrer ve kalbine korku düşer. Sana müjdeler olsun! Müjdeler olsun ki yüce
Allah, bütün iyi huyları ve güzel ahları sana verdi, dedi ve başına güzel koku
sürdü, saçını taradı, gözlerini sürmeledi ve bebekle birlikte gözden kayboldu.


...aradan üç gün geçmiştir. Bebek görünürlerde yok; bir
kaç yardımcı hanımın dışında Amine'nin akrabalarından da kimse görünmüyor.


Anne merak ve endişe dolu...


O merak ve endişe ile çocuğunu düşünürken Rıdvan,
Sevgili Paygamberimizi geri getirdi. Yüzü, ayın ondördü gibi parlak ve misk
kokuyor. Melek:


-Bütün yeryüzünü O'na arzettim. Adem aleyhisselam'a
götürdüğümde insanların babası, bebeği bağrına basarak "sana müjdeler olsun!
Sen, senden önce ve sonra yaradılmışların efendisisin" dedi, diyerek olanları
anlattı ve bir an kayolduktan sonra, tekrar görünüp bebekle konuştu:


-Ey dünya ve ahiretin en makbulü! Yolların en güzeli
senin yolun! Ümmetin kıyamet günü seninle haşrolunacaktır! müjdesini verdi ve
uzaklaşıp gitti...


Allahümme salli ala seyyidina Muhammed...


Yerde Gökte Övülen


ismi söylenecek dillerde ebed


muhammed mustafa, mahmud ahmed


(Muallim m. Receb efendi)


Büyükbaba Abdülmuttalip, doğum sırasında Kabe-i
şerif'te Allahü teala'ya dua ile meşguldür. Kabe'nin birden bire makam-ı
İbrahim'e doğru secde edip doğrulduktan sonra düzgün bir lisan ile:


-Allahü ekber! Muhammed, beni putlardan temizliyecektir!
dediğine ve bu konuşmadan sonra da Hübel ismindeki en iri putun yüzüstü yere
düştüğüne şahid oldu.


Kulağına hafiften bir ses geliyor:


-Bu gece Amine'nin oğlu oldu. Çocuğun üzerine rahmet
bulutları indi. Kudüs'ten bir leğen getirerek O'nu yıkadılar. Muhammed,
insanları inkar kanlığından hidayet aydınlığına kavuşturacaktır. Hak teala,
O'nu, alemlere rahmet olarak gönderdi. Ey melekler! Şahid olun ki, O'na bütün
hazinelerin anahtarı verildi. Doğduğu günü unutmayın.O gün, kıyamete kadar
bayramınız olsun!


Görüp, işttiklerinden şaşkınn dönen Abdülmuttalib,
kendini bir an uykuda sanır ama; değildir. Bir süre dili tutulur. Derhal dışarı
fırlar. Safa'dadır. Safa tepesini yükselmiş, Merve tepesini hareketli olarak
görür. Bir ses duyuyor:


-Ey Kureyş'in efendisi, neden korkuyorsun?


Ama cevap verecek mecal nerede? O şaşkınlıkla yola
koyulur. Eve yaklaştığında damda kanatları ile çatıyı örtmüş bir beyaz kuş
görür. öyle beyaz ki, nurundan Mekke dağları parlıyor.


Garip olaylar... gariplik üstüne geriplik. Kapıda ise
bir beyaz bulut. Bulutta kim bilir ne var? Abdülmuttalib içeri giremiyor.
Çaresiz bir müddet oturup bekleyecektir. Yakıcı bir güzel koku genzine dolmakta.
Ancak bu bekleme nereye kadar? Kapıya yönelir ve bir kaç kere hızla vurur:


-Çabuk aç Amine! olanlardan aklımı kaybedeceğim! Kapı
açılır! Abdülmuttalib, Aminenin alnında nuru göremeyince sorar!


-Nura ne oldu kızım?


-Doğum yaptım; nur, oğluma geçti babacığım. Ve doğum
esnasında çok tuhaf şeyler yaşadım.


-Ama sende doğum yapmış bir kadın hali yok ki!!.


-Evet doğru. Baştan başa inanılmaz hadiseler içindeyim.
Mesela damda gördüğün o beyaz kuş, bebeğe süt vermek için benimle mücadele
etti...


-Öyleyse torunumu getir göreyim!..


-Şimdilik imkansız!.. Demin biri gelerek O'nu zümrüt
bir leğende yıkadı ve "Üç gün kimseye gösterme" diye emir verdi...


Yaşadıkları ve duydukları ile Abdülmuttalib, kendini
kaybetmiş gibi idi; kılıcına davrandı.


-Çabuk çocuğu göster yoksa ya seni ya kendimi helak
edeceğim, diye hiddetlendi.


Amine, kayınpederinin ısrarı üzerine çocuğunun
götürüldüğü evi tarif etti. Abdülmuttalib, elinde kılıç ve heybetli biri
duruyodu; niyetini anlayınca Abdülmuttalib'in üzerine yürüdü ve:


-Çabuk buradan savuş! Hiç kimse üç günden önce O'nu
göremez. Çünkü bütün meleklerin ziyaret etmesi lazım, diiyerek büyükbabayı
geldiği gibi geri çevirdi.


Abdülmuttalib'i; o cesur insanı korku ve titreme
kapladı ve hatta kılıç, elinden kayıp yere düştü. Hemen Kureyş'e gidip başından
geçenleri nakletmek istedi ise de yedi gün dili tutuldu ve tek kelime
konuşamadı. Aynı şekilde bu yedi gün içinde dünyanın diğer idarecileri de lal
olacak ve onlar da konuşamayacaktır.


........................






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.03 Saniye