Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Abdullah




Abdullah, ormanın içlerinde olan bitenden habersiz
avlanırken Veheb bin Menaf, düşüncelere dalmış olarak Mekke'ye dönüyordu. Bunda
bir hikmet olmalıydı. Eşsiz bir güzellik, eşsiz güzel ahlak ve her bakımdan
seçkin bir genç insan. Bu insanın tehlike anında korunması. Hem de nasıl ve
kimler tarafından? Gök dehşetli bir gümbürtüyle sanki parçalanmış ve
ademoğullarına benzemeyen yağız atlı yiğitler bir anda ortaya çıkarak suikast
peşindeki yahudileri göz açıp kapayıncaya kadar yere sermiş, sonradan sırlara
karışıp kaybolmuşlardı.


Veheb, şahidi olduğu bu kadar olayın tesadüf
olmayacğını bilecek kadar zeki ve akıllıydı.


Zihninde bir fikir doğmaya başladı. Kızı Amine'yi bu
gence verseydi?Kızına denk bir insan Abdullah'tan başka kim olabilirdi ki? Hiç
kimse! tereddütsüz hiç kimse!..


Eve vardığında başından geçenleri ve niyetini hanımına
açtı. Aminenin annesi de Veheb'in görüşündeydi. Abdullah bir tane ve Abdullah
başkaydı.


Kız tarafı vakit geçirmeden tekliflerini
Abdülmuttalib'e götürdüler.


Abdülmuttalib, Amine'nin kusursuz güzelliğini, yüksek
ahlak ve iffetini başta kendi hanımı olmak üzere bir çok kimseden işitmişti.
Devrinin her bakımdan en seçkin kızıydı... hanımı ile görüşüp, oğlu ile
konuştuktan sonra Amine'yi Abdullah'a almaya karar verdi.


Nikah, Ebu Talib'in evinde yapıldı; iki genç
evlendiler. Peygamber efendimize ait nur, artık Amine hatundaydı.


Abdullah, nikah akdinin yapılması için ağabeyi Ebu
Talibin evine giderken yoluna Ümmül Kital isminde bir kız çıktı. Çok güzel, çok
zengin ve alim bir hanımdı. Son Resul'e ait işeretleri kitaplardan okumuştu.
Peygamberimizin babasının alnında ışıl ışıl yanan parıltıyı görünce bunun
Muhammedi nur olduğunu derhal anladı ve Abdullah'tan kendisini zevceliğe kabul
etmesini istedi ve şöyle bir teklifte bulundu:


-"Evet" dersen sana yüz deve hediye edeceğime söz
veriyorum.


Bütün maksadı sevgili Peygamberimiz'e "ana" olma eşsiz
şerefine kavuşmaktı. Ama civan delikanlı, Amine ile evlenmiş; nur, şimdi O'nun
alnında parlamaya başlamıştı


Şam Valisinin Fatıma, ismide bir kızı vardı. Bu
kızcağız da çok okumuş, ilim sahibi biriyidi.


İşaretlerden en son peygamberin gelişinin yakın
olduğunu anladı. Bu yüzden Şam'dan Mekke'ye gitti ve Abdullah'ın alnında
Muhammedi nuru görünce O'nunla dünya evine gitmeye niyetlendi. Abdullah Amine
ile evlenmişti. Fatıma Abdullah'la karşılaşınca:


-Ey Abdullah! Teptiğim bunca yol ve çektiğim onca
zahmet, Muhammedi nura sahip olmak içindi. Fakat kader böyle takdir edilmiş.
İsteğime kavuşamadım. Şimdi Şam'a avdet ediyorum. Dilerim belalardan ırak mes'ud
bir hayat süresin, dedi ve üzüntü ile Mekke'yi terkederek yine geldiği yollara
düştü.


Abdullah'la evlenmediği için kedere kapılan sadece bu
iki kızdan ibaret değildi. O'nun evlendiğini haber alan iki yüz kızın kahrından
öldüğü, bir o kadarının da hastalanıp yataklara düştüğü söylenir.


Abdullah'ın, düğün günü hem arefeye hem de Perşembe'yi
Cuma'ya bağlayan geceye isabet ediyordu. Düğün sebebi ile melekler göklerde
şenlikler yaptı. Cebrail aleyhisselam, yeryüzüne inerek Kabe üzerine yeşil bir
bayrak dikti. Ve:


-İnsanların en hayırlısı ve peygamberlerin efendisine
ait nur, Amine Hatuna geçti. O, yakında doğacaktır, diye dört bir yana seslendi.


Melekler düğünü şenlikle karşılar, kurtlar, kuşlar
birbirine müjde verip tebrikleşirken üzülen biri vardı; lanetlenmiş bir
mahluk... İblis. Peygamberimiz anne karnına düşünce İblis, öyle üzüldü öyle
üzüldü ki gamdan simsiyah olan yüzü ile dağ, deniz demeden dolaştı durdu.
Nihayet bitkin ve ümitsiz bir halde Ebu Kubeys dağının dibine çöktü ve
feryatlarla evlatlarını yanına çağırdı:


-Ey oğullarım, dedi. Biz, bundan sonra iflah olmayız.
Sonumuz geldi. Zira canlı-cansız her şeyin Peygamberi olan Abdullahın oğlu
Muhammed, anne rahmine düştü. O, Peygamber olunca putları kırarak, zulmü yıkıp,
adaleti getirecek, dünyayı mescidlerle donatıp imanı yayacak, küfrü yok edecek,
hayırlı işler yapacak, iyiliği emredecek, yolunda gidenler saadete erecektir.


İblis, hüngür hüngür ağlayarak şeytanlara anlatmaya
devam ediyordu:


-O'nun ümmeti yiyip içmeye besmele ile başlar ve
bitirirler. Birbirlerine nasihat eder, emri maruf ve nehyi münkeri bırakmazlar.
Bu şartlarda onları doğru yoldan saptırma şansımız kalmamıştır, diyerek saçını
başını yolmaya başladı.


Bir şaytan:


-Ey efendimiz, kendinizi bu kadar hırpalamayın. Vaziyet
o kadar ümitsiz değil. Adem Peygamberden bu güne kadar insanları nasıl
aldattıksa yine öyle çalışır ve Ümmeti Muhammedi de yoldan çıkarırız diye görüş
belirtti.


Baş şeytan İblis:


-Hayır! dedi, az evvel saydığım meziyetleri sebebi ile
siz onlara yaklaşamaz kendilerini aldatamazsınız. Çünkü bu ümmetin mensupları
kendi dindaşlarını herhangi bir yalnış hareketlerini gördüklerinde ikaz eder ve
doğru yola çekerler.


Az evvelki şeytan:


-Fakat efendimiz, diye tekrar söza başladı. Fakat biz,
onlara cimrilik çekememezlik, birbirlerinin malına mülküne sahdırma ve benzeri
kötü duydu ve arzular aşılarız. Böylece onlar da bizim avcumuzda istediğimiz
gibi hareket ederler...


Bu sözler, İblisi rahatlattı. Oğullarına teşekkür etti.
Ümitle dağıldılar.


Abdullah'la Amine'nin düğünlerinin olduğu ertesi sabah
bütün putların yüz üstü yere düştüğü; tahtların devrildiği görüldü...


 


gelen


Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır.


Bu gelen tevhid ü irfan kanudur.


(Mevlid'den)


O, kitap kitap övülmüştür.


Büyük, küçük hiçbir ilahi kitap yoktur ki, O'nu
methetmesin. Vahiyle onun müjdesini getirir.


İşte ilk insan ve ilk Peygamber Adem aleyhisselam'a
gelen kitapçıktan satırlar.


-O yer ve gök ehlinin en doğrusudur. Cömertlikte en
üstündür. Kalbi ipekten daha yumuşaktır. Çok zaman hüzünlü ve çok zaman
oruçludur. Hak tealanın korkusu ile doludur. Hep Rabbine yalvarır. Gündüzleri de
ibadet eder. İnsanlarla birliktderi. Fakat dünya sevgisi gönlüne giremez. Sır
saklar ve dostluklara vefa gösterir.


İşte İdris Peygamber'in kitapçığı;


-O, insanlarla beraber olur. Onları ağırlar. O, Allahın
vaadinden asla şüphe etmez. Yüce mevlaya pek çok ibadet eder. Kulların suzlarını
bağışlar. Allah'ın "dostum" dediği büyük peygamber İbrahim aleyhisselam'ın
kitapçığı;


-O, öyle bir kimsedir ki, insanları şehvet uçurumuna
düşmekten korur. Kendisine yapılan kötülükleri affeder, günahları örter.


İşte Tavrat! Yüce Allah'la konuştuğu için "Kelimullah"
sıfatlı Musa Peygamber'in kitabı:


-O, gönlü çok zengin olan bir mübarek zattır. Yoksul,
kimsesiz ve düşkünlerin sevgilisi ve koruyucusudur. Zenginlerin hasta kalplerini
tedavi eden bir manevi tabibtir. Yaşlılara hürmet eder. Çocuklara acır ve
şefkatle davranır. O güzellerin en güzeli, temizlerin en temizidir. Sohbetinin
lezzetine doyum olmaz. Yumuşak bir ses tonu ve güler yüz-tatlı dille anlatır.
Gaflet dolu kahkahalar yerine pırlanta tebessümleri tercih. O, hükmederken çok
adildir. Haksız bir iş yaptığı görülmez. Sabrı şaşılacak kadar çoktur. Derdlere,
belalara, sıkıntılara sabreder ve yine şükreder. Fakat, Allah ve Resulüne
inanmayan din düşmanları ile en amansız şekilde cenk eden bir bahadırdır.


Savaş sonrasında hürriyetini kaybeden esirlere kötülük
yapmaz. Onlara hoş davranır. O, suratını asmayan yüzü güleç bir insandır. Öyle
bir Peygamberdir ki, hiç bir kitap, kalem ve mektebe lüzum kalmadan bütün
ilimler; bilgisi, gizli, açık her ilmi kucaklamış olan ilim sıfatlı Allahü teala
tarafından her tafsilatı ile kendisine öğretilmiştir.


Yine Tevrat'tan:


-O, Allahü teala'nın Resulüdür. Kalbi katı ve huyu kötü
değildir. Aşağı şeyleri beğenmez ve onlara iltifat etmez. Her yerde ve her zaman
ölçülü konuşur. Suçları affeder. Ümmeti güzel ahlaklıdır. Minarelerden namaza
davet eden müezzinleri işitince abdest alıp camiye koşar, düzgün saf yapar, bir
hizada dururlar. O'nun ümmeti, geceleri de zikreder ve ibadet yapar. Örtünmeye
dikkat ederler... Mekke'de dünyaya gelecek, bütün insanları Hakka davet
edecektir. O benim ismi Muhammed olan Peygamberimdir. O'nun varlığı yüzsuyu
hürmetine gözlerden perde kalkar, kulaklar işitir, kalp gözleri açılır. O, bozuk
dinleri ortadan kaldırıp hak olan islamiyeti yeryüzüne iyice yerleştirmedikten
sonra ömrüne son vermem.


Bu da sesi güzel Peygamber Davut aleyhisselam'a inen
Zebur:


-O'nun eli açıktır. Hiç kızmaz. Yüzü güzel, boyu güzel,
huyu güzel, sözü güzeldir. Sözleri gönülleri rahatlatır; ruhları huzura
kavuşturur. Nur yüzlü bu peygamber nefsi eve kalbi hasta insanların hakiki
tabibidir. O, ölüm anını, mezarı, mahşeri ve cehennemi düşünerek çok ağlar, çok
düşünür, az konuşur, az uyur, az güler, gülüşü tebessüm şeklindedir.


Bu övgüler de göğe çekilen büyük Peygamber İsa
aleyhisselam'ın kitabı İncil'den:


-O, az yemek yer. Cimrilikten hoşlanmaz. Kimseyi
çekiştirmez. Aceleci değildir. Hile yapmaz. Kötü söz konuşmaz. Kendisi için
intikam almaz. Tembel değildir. Aza kanaat edip, çoğu ihsan eder. O'nun işleri
ve tercihleri aşırılıklardan uzak ve bunların ortası üzeredir. Yerde ve gökte
yaşayanların medarı iftiharıdır. O, günaha batmış olanların şefaatçısı,
onsekizbin alemin rahmetidir. Cennette kıymetli kevser suyunu o dağıtacaktır.
Daima doğruluk üzre ve daima ihlaslıdır. Dili her an Kur'an-ı anar. O öyle üstün
vasıflarla yaratılmıştır ki, gözleri uyusa kalbi uyanık kalır. İnsanlardın gelen
eza ve cefaya katlanır da yine şefaati bırakmaz.


Kıyamet vakti herkes, o ana baba gününün dehşetinden
adeta akıl ve şuurunu kaybetmiş halde "Allahım beni koru" diye inlerken O, "Ya
Rabbi, ümmetimi koru" niyazında bulunacaktır. İsrafil'in "sur" ismi verilen
borusu O'nun ümmeti sebebi ile çalacak; ölmüşler böylece yeniden dirilecektir.
Kıyamet gününde herkes, O'nun şefaat etmesi için eteğine yapışacaktır. Ey İsa,
Muhammed Mustafa'nın Peygamberliğini tasdik ve O'na iman et. Ben azimüşşan
Adem'i cennet ve cehennemi O'nun sevigsi uğruna yaratdım. Eğer onu halk
etmeseydim, hiçbir şeyi yaratmazdım!


Veheb bin Münebbih hazretleri Allahü tealanın
buyurduklarını semavi bir kitaptan naklediyor:


-Hak ve adalet O'nun şiarıdır. O'nun dini islamdır.
Onun bereketiyle dargın gönülleri barıştırır, ayrı tabiattaki insanları
birleştiririm.. O'nun ümmetini ihlas ve ibadet yönünden öbür ümmetlerden üstün
tutarım. Benim hoşnudluğumu kazanmak için evlerini barklarını, çoluk çocuklarını
terk edip cihada gider, kafirlerle savaşır ve Allah yolunda seve seve canlarını
verirler. Onlar namazda ve cihadda saflarını düz tutarlar.


Namazlarını acele etmeden sakin sakin ve şartlarına
uygun kılarlar. Her yerde beni anar, uzun gecelerde namaza kalkkar, gündüzleri
din düşmanlarına meydan okur, arslanlar gibi döğüşürler. Bütün bu hasletler
O'nun hatırı için ümmetine ihsan ve nimetlerimdir. Ben her şeye kadirimdir...


Gelen işte böyle bir Peygamberdi. Her cephesi ile örnek
ve üstün insan. Melekler ve Peygamberler bu gelişi müjdeliyordu.


Nitekim o büyük insanın doğumundan beşyüzaltmış sene
önce Ka'b bin Lüey de ilahi kitaplarda okuduklarından duygulanır ve O'nu şiirler
okuyarak müjdeler:


İnsanlar gafletteyken gelir yüce Peygamber,


Muhammeddir, doğrudur, O'ndadır doğru haber.


 


EN İLK ve EN ÜSTÜN


Sen Ahmed ü Mahmud ü Muhammedsin efendim


Hak'dan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim.


(Şeyh Galip)


 


Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, anlatıyor:


-Hazret-i Allah, beni yarattı. Onsekizbin yıl arz
altında kaldım...


-Ey Cebrail seni kim yarattı?


-Sen yarattın yara Rabbi. Her şey senin ve sen her şeyi
yaratansın... Bense... ben, güçsüz ve ihtiyaç sahibi bir mahlukum.


Konuşmadan sonra bir onsekizbin yıl daha geçti... Yüce
Allah yine sordu:


-Seni kim yarattı?


-Ya Rabbi, beni yaratan; öldürmeye ve diriltmeye
kudreti olan sensin. Bense kuvveti hiç bir şeye yetmez biçarayim.


Üçüncü onsekizbin yıl da geçti...


-Ey Cebrail, ben kimim, sen kimsin?...


-Allahım sen her şeyin yaratıcası ve sahibi; bense bir
kulcağızım.


Bu cevabımın peşinden bir merakımı dile getirdim:


-Ya Rabbi benden üstün bir varlık halkettin mi?


-Karşına bak, buyurdu...


Yüce emre uyarak gösterilen yere baktığımda mbir nur
gördüm. Ama nasıl bir nur? Güzelliğine hayran kaldım. Dört tarafında da dört
ayrı nur?


-Allahım, gözlerimi alan bu harika aydınlık da ne?


-Seni, ne kadar melek varsa hepsini ve bütün her şeyi
aşkına yarattığım nur!... O, en aziz kulum ve Peygamberimdir. O, canlı cansız
her şeyin en üstünü ve en hayırlısı olan Muhammed Mustafa'dır "sallallahü
aleyhhi ve sellem"


Sordum:


-Ya çevresindeki nurlar?


-Sağındaki Ebu Bekir Sıddik, solundaki Ömer ibni Hattab,
önündeki Osman bin Affan, ardındaki Ali İbni Ebi Talib'dir. "Radıyallahü teala
aleyhim".


-Ya Rabbi; bu beş kişinin diğer insanlardan üstün bir
tarafı olmalı!


-Bu beşi kendime dost seçtim. Onları seven beni sevmiş,
düşmanlık eden bana düşman olmmuş olur. Bunları sevenleri cennete, sevmeyenleri
cehenneme koyacağım.


Hak yarattı alemi, aşkına Muhammed'in


Ay ü günü yarattı, şevkine Muhammed'in


 


İlk insan Adem Peygamber, arş üzerinde "La ilahe
illallah Muhammedün Resulullah" yazısını görünce ismin sahibinin erişilmezliğini
anladı. Ancak O'nun ismi sadece göklerin en yükseğini mahyalandırmamıştı.
Kelime-i tevhid cennette her sarayda, her yaprakta, her çiçekte, her bucakta
okunuyordu.


Adem aleyhisselam, bu hali oğlu Şit Peygambere
anlatıyor:


-Cennette O'nun ismi ile güzelleşmemiş bir tek köşe
bile görmedim. Her yan ve her yön o şerefli ismin pırıltılarını aksettiriyor.


-Peki, babacığım hanginiz daha kıymetlisiniz?


Şit aleyhisselamın sualine Adem Peygamber cevap vermek
istememiş olacak ki sükutu tercih etti. Ne var ki aynı sual üçüncü kere
tekrarlanınca ezeli hakikat daha o günden açıklandı.


Alemlerin Rabbi buyurdu:


-Ya Adem! Her şeyi senin için yarattım, seni ise o
seçilmiş için!!! Cenneti o'nunla ve o'nun ümmetiyle dolduracağım. Kendisine arap
dili ile Kur'an-ı kerim indireceğim. Bu kitabın emir ve hükümleri, hiç
değişmeyerek dünyanın sonnuna kadar devam edecektir. Bu peygamber, benim en
sevgili kulumdur. İyiliği her insana ulaşacaktır. O'na uyanlar seçkin
kullarımdan olur. Büyük şefaat sahibidir. İsmi yer yüzünde "Muhammed" göklerde "Ahmed"dir.
O'nu dünyanın sonuna yakın göndereceğim. Hiç bir Peygamber O'ndan üstün olmadığı
gibi, hiç bir ümmet de O'nun ümmetinin sayısına varamayacaktır. Ümmeti abdestli
gezer. Öyle ki bunların yerdeki nurları yıldızların gökteki aydınlığı gibidir.


Ol dedi oldu alem, yazıldı levh ü kalem,


Okundu hatm-i kelam, şannına Muhammed'in


Adem babamız, cennetten çıkarılınca, üç yüz sene göz
yaşı döktü. Çok üzgün ve çok pişmandı. Gaibden gelen bir sesin de hatırlatması
ile el açıp-cennette iken Cebrail aleyhisselamdan öğrendiği bazı isimleri araya
koyarak-dua etti:


-Ya Adem, kıyamete kadar gelecek evladının günahlarının
bağışlanmasını isteseydin bu isimlerin sahiplerinin sevgisi için yine kabul
ederdin...


Hep erenler geldiler, dergaha yüz sürdüler


Zikr-ü tevhid ettiler, nuruna Muhammed'in


O, müthiş tufandan önce Nuh aleyhisselama bir gemi
yapması buyurulunca yüzyirmi dörtbin dört tane tahta hazırladı. Ve Cebrail'in
tenbihi ile her tahtaya bir Peygamberin mübarek adını yazdı. Ancak ertesi gün
tahtalardan isimler silinmişti. Olaya çok üzüldü. İsimleri tekrar yazdı. Devrisi
sabah yazılar yine silindi. Bir daha yazdı ama bir sonraki gün tahtalar
bomboştu... çok müteessir oldu... bir tuhaflık vardı bu işte. Sır, gelen vahiyle
çözüldü.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye