Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Kıymetli Okuyucumuz




Kıymetli Okuyucumuz,


Elinizdeki bu seri ile Peygamberimiz Muhammed
aleyhisselamın mübarek hayatlarını anlatmaya çalışıyoruz.


Metin tekrar tekrar yazılıp gözden geçirilerek nihai
şeklini almıştır. Kitabı telifindeki bu titizliğe eş olarak teknik cephesi ile
de mükemmel hale getirmeye çalıştık.


Eser, çocuk, genç, yetişkin her yaştaki insanın zevkle
okuyup, rahatlıkla istifade edebilmesi için akıcı, berrak ve şiirli bir üslubla
yazıldıktan başka san'at eseri kıymetinde resimlerle süslenmiştir. Resimlerde
dini ölçülere aykırı bir tarf olmadığını hemen hatırlatmalıyım.


Asırlardan beri Sevgili Peygamberimizin hayatını mevzu
edinen birbirinden üstün siyer-i nebi'ler kaleme alınmıştır. Şüphesiz her mümin
için en ileri ideal, beşer kudreti nisbetinde O'nu en güzel şekilde anlatmaktır.


Kainatın baş tacının hayatını bugün de tafsilatı ile
bilmekte mutlak zaruret vardır.


O'na muhtaç ve O'na hasretiz.


Ebedi rahberimiz Sevgili Peygamberimizdir.


Varlığımızı ve kurtuluşumuzu O'na borçluyuz.


Allahü teala, bir hadisi kudside "Sen olmasaydın, Sen
olmasaydın hiç bir şeyi yaratmazdım" buyurmakta.


İslam uleması, "Muhammed aleyhisselam, dünya
yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar gelmiş ve gelecek bütün varlıkların
her bakımdan en üstünüdür" değişmez hükmünü koymuştur.


İmam-ı Rabbani Hazretleri de "Müjdeci Mektuplar" ismi
ile türkçeye tercüme edilen Mektubat'ın birinci cildi kırkdördüncü mektubunda şu
haberi veriyor: "Bütün insanlığın en üsütün olan böyle bir Peygambere inanan ve
O'nun yolunda giden kimse, elbette Ümmetlerin en iyisi olur. O'na inanmayan,
O'nu anlamayan, kendileri gibi sanan insanların en bedbahtıdır"


Hazırlayan ve okuyanların yüce Peygamberimizin
şefaatine kavuşmaları duası ile.


Enver Ören

Türkiye Gazetesi Sahibi


 


SEVGİLİ PEYGAMBERİM


 


Yemen, Habeşistan Krallığına bağlı bir valilikti. Kısa
boylu, şekilsiz, hilekar ve ihtiraslı biri olan vali Ebrehe, eyaletinde yaşayan
arapların her sene akın akın Kabe'yi ziyaret için Mekke'ye gitmelerine
sinirleniyordu. Bu sebeple, bu koyu hırıstiyan, San'a şehrinde devrin en namlı
mimar ve ustalarına gayet süslü gösterişli büyük bir kilise yaptırdı ve ismini "Kuleys"
koydu.


Bunun ardından da Habeş Kralı'na mektup yazarak
arapların şimdiden sonra hac için ancak "Kuleys"i ziyaret edebileceklerini;
Mekke'ye gitme maksadıyla hiç kimseye izin vermeyeceğni zira bu yüzden ülkesinin
büyük maddi zararlara uğrıdığını bildirdi... Böylece kralın da izin ve desteğini
almıştı...


Ebrehe'nin kararı, az zamanda her tarafa yayıldı...
Böyle bir engelleme niyeti Yemen'li arapları fena halde öfkelendirmişti. Nukayl
isminde bir yerli, Kuleys kilisesine girerek orada ibadet ediyormuş gibi üç
gün-üç gece kaldıktan sonra kimsenin olmadığı bir zamanda vurdu, kırdı, içeriyi
harabeye çevirdi ve ihtiyacına yaparak kirletti ve kayıplara karıştı. Ebrehe
ağır bir hakarete uğramıştı.


Bir grup arabın kaza sonucu çıkardığı yangınla
kilisenin tahta bölmeleri de yanınca vali, iyice küplere bindi.. Ebrehe'nin
intikam kararı işitilmemiş cinstendi..


Kabe'yi yıkıp yerle bir etmek, enkazı fillerle Yemen'e
taşımak ve Mekkelileri esir almak için dörtbin Fil ve üçyüzbin Habeşliden kurulu
ordusu ile harekete geçti.


Düşmanın, Mukaddes Kabe'yi yıkmak üzere gelmekte
olduğunu öğrenen Kureyşlilerin keyfi kaçmıştı. Bunun üzerine Mekke Emiri
Abdülmuttalib, içlere su serpici şu kısa konuşmayı yaptı:


-Ey Kureyş kabilesi; endişeye kapılıp, huzurunuzu
bozmayın!... Yemen ordusu gelip Kabe'yi yıkamaz; Kabe'nin sahibi vardır. Onu
koruyacağından şüpheniz olmasın. Ama ferman-ı ilahi böyle ise kim mani olabilir?


Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib, o günlerde
gördüğü bazı rüyaları kendine göre tabir ederek böyle diyordu; ama aslında O'nun
da kalbi rahat değildi...


Bir müddet sonra Mekke çevresine gelen düşman öncüleri,
arapların koyun ve develerini alıp götürdüler. Götürülenler arasında
Abdülmuttalib'in dörtyüz seçme devesi de bulunuyordu.


Abdülmuttalib, düşmana elikolu bağlı teslim olmak için
Kureyşli yiğitlerle beraber silahlanıp, pusatlanarak cins arap atlarına binip
vakit kaybetmeden Sebir dağana çıktılar.


Dağda insanı hayret ve hayranlığa düşüren bir olay
meydana gelid.


Adem aleyhisselam'dan beri aziz Peygamberimiz'in
atalarının birinden diğerine geçe geçe en sonunda dedelerine ulaşan "Muhammed
nur", Abdülmuttalib'in alnında ayın ondördü gibi parlayıp ışık saçmaya başladı.
Öye ki bu parlak ışık aşağılarda gecenin karanlığana bürünen Mekke'nin üzerine
kadar yayılıyordu. Nurun alnında yine bütün güzellği ile belirmesi üzerine,
Abdülmuttalib, silah arkadaşlarına:


-Dönün! dedi. Şehrimize gidiyoruz. Zafer bizimdir! Bu
nur ne zaman alnımda işımışsa o dem düşmana


galip gelmişizdir.


Mekke önlerine gelmelerinden az zaman sonra Ebrehe,
beldeyi teslim alıp, Kureyşlileri yerlerinden, yurtlarından sürüp atması için
yardımcılarından biri komutasında asker gönderdi. Kureyş emiri Abdülmuttalib'le
yaptığı görüşmede O'nun heybetinden komutanın aklı başından gitti, dili dolaştı
ve olduğu yere yığıldı. Boğazlanan bir dana gibi böğürüyordu.


Biraz sonra korkusu yatışan düşman komutanı, kendini
toparlayınca yeri öptü ve Abdülmuttalibe:


-Kureyş'in en üstünü olduğun besbelli. Buna bütün
kalbimle inanıyor ve şahid oluyorum, dedi...


"Mekke fatihi" olmak hayali ile gelen Ebrehe'nin adamı,
muhatabının nurlu yüzü ve ciddi halinden ürkmüştü. İşte şimdi yerlere kapanmış
vaziyette böyle konuşuyordu.. Hiç bir şey yapamadan askerleri ile beraber
yüzgeri edip oradan savuştular...


Abdülmuttalib, develeri istemek üzere Ebrehe'nin
konakladığı Taif'e gitti. Mağrur kumandana Kureyş reisinin geldiğini haber
verdiler. Ebrehe, Abdümuttalib'i görünce elinde olmayarak ayağa kalkıp baş
köşeye oturttu ve ne istediğini sordu. Abdülmuttalib:


-Adamların develerimi götürmüş; emir ver de iade
etsinler!..dedi. Ebrehe:


-Ben buraya Kabe'yi yıkmak için geldim!!! Bu mes'ele
üzerinde hiç durmuyorsun da develerini istiyorsun! şeklinde konuşunca
Abdülmuttalib, Valinin ne demek istediğini anlamıştı:


-Develer benim olduğu için istiyorum; Kabe ise
"Allah'ın evi"dir. Yüce Allah, O'nu düşmanın şerrinden muhafaza eder, dedi.


Bu konuşmalar olurken Ebrehe'nin "Mahmude" ismindeki ak
renkli, en gözde fili oraya getirilmişti. Diğer filler öğretildiği biçimde
Ebrehe'ye bir takım bağlılık hareketleri yaptıkları halde bu hayvan böyle
davranışlara hiç yanaşmadı.


Ak fil, Abdülmuttabib'i görünce deve gibi çöküp sevgi
gösterisi yapmaya başladı. Filin hareketi şaşkınlık uyandırmıştı. Bir müddet
herkes konuşmayı unutmuş gibi sustu. Allahü teala, dile gelmesine izin verince
fil, açık bir ifade ile, Kureyş liderinde gördüğü "Son Peygambere ait nur"a
selam verdiğini söyledi...


Ebrehe, develeri sahibine iade etti; fakat
Abdülmuttalib'in "Mekke mallarının üçte birini verelim bizlerle uğraşmaktan vaz
geçerek geri dönün" teklifini kabul etmedi.


Teklifi reddedilen Mekke emiri, şehrine dönerek,
Kabe'ye geldi ve kapının kulpundan tutarak yaklaşan tehlike için yana yana
Allah'a yalvarmaya başladı. Düşman, Ebrehe'nin komutasında en önde meşhur ak fil
olduğu halde sırtlarına süslü ve pahalı kumaşlar atılı filler, hücuma hazır
askerlerle iyice Mekke'ye yaklaştı... Şehirde rahatsızlık son noktadaydı.


Tam bu sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. "Mahmude"
Mekke üzerine yürümüyordu. Halbuki Ebrehe, her harpte olduğu gibi bu defa da
büyük işler başaracağını ümid etmişti. Hayvanı döğmelerine, üstünde değnekler
kırmalarına, her yolu denemelerine rağmen adım attırmadılar.


Yemen ordusu bu mücadelede iken gökyüzü "Ebabil"
denilen ve bu bölgede daha önce görülmemiş siyah renkli, yeşil boyunlu, ufak
gagalı, uzun ayaklı dağ kırlangıçları ile doldu. Kuşların gagaları ile
ayaklarında nohuttan küçük mercimekten büyük taşlar vardı ve her taştan bir
düşmanın ismi yazılışdı.


Kafileler halinde gelerek önce Kabe-i Şerif'in
etrafında uçup tavaf yaptılar, sonra düşmanı taş yağmuruna tutmaya başladılar.


Kuşlar, taşı yukarıdan bıraktıça isabet alan askerin
tepesinden girip ayağından çıkarak onu hemen öldürüyordu. Hatta süvari olanların
atları ile beraber canı çıkıyordu.


İstilacı orduda müthiş bir bocgun başladı. Etleri lime
lime dökülerek ölüyor; Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette
Yemen'e doğru kaçıyorlardı.


Fakat, düşmanı havadan takip ederek kovalayan bu minik
kuşlar, firarilerin de çoğunu öldürdü. Kaçanlardan bir kısmı yollarda telef
olmuş; kurtulanlar anca yemen'de nefe alabilmişti. Mağrur Ebrehe başşehir
San'a'ya varabildi ama cüzzam hastalığına yakalanmıştı. Parmak uçlarından kan ve
irin akıyordu. Parmakları çürüyüp düştü ve bir müddet sonra yüreği çatlayarak
feci şekilde öldü.


Ebrehe'nin yardımcısı ise kaça kaça ta Habeşistan'a
gelmiş, olanları bir bir krala hikaye ediyodu. Kral:


-Bunlar ne biçim kuşlarmış ki hep seçme askerleri
öldürmüş? diye hayretini açıklarken bir kuş vali muavininin başı üstünde dönmeye
başladı.


-İşte, dedi adam, bu kuşlardan, bu kuşlardan!.. Cümleyi
yeni bitirmişti ki, o da bir Ebabilin attığı taşla oracıkta öldü...


Binlerce asker ve Mahmude'den başka bütün filler
ölmüştü. Birkaç gün sonra insan ölüsü ve hayvan leşleri dayanılmaz bis bir koku
yaymaya başladı. Mekke yaşanmaz olmuştu. Bunun üzerine Abdülmuttalib, Kabe'ye
giderek Cenab-ı Hakka bu kokudan kurtulmak için dua etti.


Duanın peşinden öyle müthiş bir yağmur yağdı ki
ırmaklar gibi kabaran seller, ceset ve leşleri alıp götürdü.


Kureyş kabilesi, doğumuna iki ay kadar bir zaman kala
iki cihanın baş tacı Sevgili Peygamberimiz'in Allah katındaki eşsiz hatırından
dolayı büyük bir düşman tehlikesini atlattığı gibi, kaçan ordunun geride
bıraktığı mallara da ganimet olarak sahip olmuştu.


Ebrehe'den sonra iki oğlu yerine valilik yapmışsa da bu
saltanat, kısa sürmüş ve tacı tahtı batıp gitmiştir.


Araplar, bu vak'anın geçtiği tarihe "Fil yılı" ismini
vermiş ve Kureyş'in Allah indinde makbul olduğuna kanaat getirerek bu kabileye
ilişmemeye başlamıştı.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye