Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11








Yağmura rağmen gece vuruşmanın cereyan ettiği tepeye gelen kâfirler<br />




Yağmura rağmen gece vuruşmanın cereyan ettiği tepeye
gelen kâfirler, Âsım bin Sabit'in ölüsünü bulamayarak, ah-tühlerle geri
döndüler. Yüce Allah, Âsım bin Sabit'in duasını kabul ederek cesedinin
zalimlerin eline geçmesine izin vermemişti.


Çünkü:


Âsım bin Sabit radıyallahü teâlâ anh, Sevgili
Peygamberimizin eshabındandı. Efendimiz, O'nu Abdullah bin Cahş ile kardeş
yapmıştı. Peygamberimizin okçularındandı. Bedr'de müslümanların savaş şekli
O'nun teklif ettiği gibi cereyan etmişti. Şanlı Bedr'den başka Uhud'da da
bulunmuş ve bu müthiş mücadelede Resûlullah'ın etrafında pervane olmuş sayılı
kahramanlardan ve O'nun sadık dostlarındandı.


Lıhyanoğulları, Habib bin Adî ve Zeyd bin Desinne'yi
Mekke'ye götürerek sattılar:


Habib radıyallahü anh'ı, Huceyr bin Ebi İhab, Bedr'de
müslümanlar tarafından öldürülen kardeşi Haris yerine öldürülmek üzere seksen
miskal altın karşılığı; Zeyd radıyallahü anh'ı da Safvan bin Ümeyye yine Bedr'de
öldürülen Ümeyye bin Halef'e karşılık öldürülmek üzere elli deveye satın
aldılar.


Huceyr, esirini kölesi Maviye'nin evine, Safvan bin
Ümeyye ise kendi kölesi Nıstas'ın evine hapsetti. İki mübarek sahabinin içi
yanıyordu... Bir taraftan aldatılıp oyuna getirilmek, bir taraftan arkadaşlarını
şehid vermek, hür insanlarken düşmana esir olmak, köle gibi alınıp satılmak,
aile hasreti ve hepsinden daha ağırı Resûlullah ayrılığı...ama bu kadar
zorluklara rağmen onlar yine de sabırla dayanıyor ve her şeyi yüce Allah'dan
bilerek şükrediyorlar.


Nitekim Maviye anlatır:


-Habib benim evimde zincirlere bağlıydı. Birgün yanına
gittiğimde elinde gayet iri taneli bir üzüm salkımı gördüm. Halbuki ne üzüm
mevsimiydi, ne de çevrede veya evimde üzüm vardı. Hatta üzüm mevsimi olsa bile
Arabistan'da o irilikte üzüm yetişmezdi.


Belli ki mübarek esir, cennet nimetleri ile
mükafaatlandırılıyordu. Belki de bu hadiseye şahid olmak Maviye adlı hizmetçi
kadının daha sonra müslüman olmasına sebep oldu.


Maviye, Habib hazretlerine bir ihtiyacı olup olmadığını
sordu:


-Ya Habib bir ihtiyacın var mı? Yiyecek, içecek veya
başka bir şey?


-Bana putlar adına kesilmiş et getirme! Bir de beni
idam tarihini öğrendiğinde haber verirsen memnun olurum.


Habib, haram aylar boyunca hapiste kaldı. Maviye, idam
tarihini öğrenince bunu esire haber verdi. Bu ânı şöyle anlatır:


-Öldürüleceği günü haber verdiğimde zannettim ki O,
türlü taşkınlıklar yapacak. Tam aksine halinde hiç bir değişiklik olmadı. Haber,
kendisiyle değil de bir başkası ile alâkalıymış gibi soğukkanlıydı.


Maviye devam ediyor:


-Ölüm hazırlığı için bazı ricaları oldu. Onları küçük
çocuğumla gönderdim. Ancak oğlumu gönderdikten sonra korkuya kapıldım. Çünkü
çocukla esirin isteği üzre bir de ustura yollamıştım. Bir ân için "Esir, ya
çocuğu ustura ile öldürürse" diye bir endişeye kapıldım ve hemen korkuyla O'nun
hücresine koştum.


Habib hazretleri vaziyeti anlamıştı:


-Biz sebepsiz yere insan öldürmeyiz. Bu haramdır, dedi
ve gülerek ilave etti, hem benim öldürülmemi siz mi istiyorsunuz ki?


......


Zeyd bin Desinne ise zincirler içinde olduğu halde
geceleri teheccüd namazı kılıyor, gündüzleri oruç tutuyordu.


Zeyd radıyallahü anh'ın bütün gıdası sütten ibaret. Ne
et; ne de etli bir şey yiyor. Kitapsız kâfirlerin kestiği hayvan leş
olmakta...leş yemekse yasak; caiz değil.


......


Haram ayların üçüncüsü Ramazan-ı Şerif'ten sonra her
iki sahabi de hücrelerinden alınarak Mekke hareminin/yasak bölge dışında ve
şehre iki fersah uzaklıkta olan Ten'im'e getirildiler. İki çilekeş mücahid,
yolda birbirlerine sabır ve tevekkül tavsiye ediyorlar. İki darağacı daha
evvelden kurulmuş ve etrafları akrabaları müslümanlarla savaşırken öldürülmüş
kırk mızraklı gençle kadın, çoluk-çocuk ve halktan birçok meraklılar tarafından
doldurulmuştu.


Ayrıca Kureyş meşhurları İkrime bin Ebi Cehil, Sa'd bin
Abdullah, Ahnes bin Şerik, Ubeyde bin Hakim, Umeyye bin Ebi Utbe ve
Hadramioğulları da oradaydılar.


Habib bir darağacının dibine Zeyd ötekine götürüldü.


......


Habib Hazretleri sehbaya çıkartılmadan evvel iki rek'at
namaz kıldı.


İdam mahkûmlarının asılmadan önce iki rek'at namaz
kılma adetlerinin başlangıcı Habib radıyallahü anh'ın işte bu namazıdır. Hazreti
Habib namazdan sonra Rabbine el açarak derinden derine dua etti. Ayağa
kalktığında da mü'min olduğuna ve tek hak yolun da islâmiyet olduğuna dair
şiirler okudu ve yüreği kavrula kavrula Kureyş'e beddualar etti... Kureyşliler
başlarına yıldırım düşmüşe döndüler. Müşrikler, büyük mazlumu daha fazla
konuşturmayarak idam sehbasına çıkardılar. Ve önce mânevi işkenceye başladılar:


-Yâ Habib işte ölüyorsun. Gel İslâmiyetten dön canını
bağışlayalım!


-İslâmdan çıkmış Habibe can ne lâzım olur ki! Vallahi
şu dünyanın bütün zenginliklerini ayaklarımın dibine serseniz ben dinimden asla
vazgeçmem!


Müşrikler, bu defa O'nu Peygamberine karşı kışkırtmaya
niyetlendiler.


-Ama sen burada hayatını verirken Peygamberin evinde
rahat ve huzur içinde yaşıyor. Madem ki dininizin sahibi O, senin yerinde
Peygamberin olması lazım gelmez miydi?


-Sizler bakan ama görmeyen insanlarsınız. O'nu
tanıyabilseydiniz şimdi ne şu cinayeti işler ne de böyle konuşurdunuz!


-Biz cinayet işlemiyoruz.


-Siz cinayet işliyorsunuz. Hem en adi cinsinden. Nedir
şu kalabalık? Burada bir cana mı kıyılıyor; yoksa cambaz mı oynuyor?


Müşrikler yine sordular?


-Yâ Habib son kere ihtar ediyoruz! Müslüman olmadığını
söyle. Aksi takdirde Lat ve Uzza üzerine and olsun ki seni öldüreceğiz. Çünkü
siz de Bedr'de bizim yiğitlerimizi öldürdünüz.


-Ama biz böyle haysiyetsizce tuzaklar kurarak
öldürmedik. Müslüman, dostuna da düşmanına da mertçe davranır.


-Biz de mertiz.


-Bu nasıl mertlik ki yüzümü Kıbleye çevirmeme bile mani
oluyorsunuz? Ey Yüce Allahım! Şayet yanında makbul biri isem bari yüzümü sen
kıbleye çevir.


Muhteşem sahabi, bu sözlerden sonra kendini büsbütün
Allah'a verdi:


-Eyy herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allahım!
Şurada karşımda düşman simasından gayrı bir sima göremiyorum. Halimizi O'na
bildirecek hiç kimse yok. Yâ Rabbi! Sen Resûlünün risaletini bize tebliğ ettin;
bizim de selamımızı ve başımıza gelenleri kendisine tebliğ et.


......


Bedr'de babası, kocası kardeşi ölmüş kırk kişi,
mızraklarla darağacındaki garip ve mazlum müslümana saldırdılar. Mızraklar,
insafsızca inip kalkarken hazreti Habib'in yüzü kıbleye döndü. Sanki görünmez
eller, düşmana rağmen O'nu kıbleye çevirmişti. Mübarek sahabi, kan-revan içinde
iken bile şükrünü dile getiriyor:


-Elhamdülillah ki Rabbim, yüzümü kendisi, Peygamberi ve
mü'minler için seçtiği Kâbeye döndürdü.


Bir mızrak, aziz insanın göğsünden girip sırtından
çıktı...bir kelime-i şahadet Ten'im ufuklarını çınlattı.


Safvan bin Ümeyye'nin kölesi Tetaş idam ipini
çekti...bir müslüman ilk defa darağacında can veriyordu: Habib bin Adî
radıyallahü teâlâ anh.


...


Bu sırada Medine'de eshabıyla birlikte olan Sevgili
Peygamberimiz'i bir ân için uyku benzeri bir hâl kapladı; tıpkı vahiy geldiği
zamanlardaki gibi. Başlarını kaldırdılar ve:


-Ve aleyhisselâm, dediler.


Eshab merak edince buyurdular ki:


-Cebrail geldi; müşrikler, Habib bin Adî'yi
öldürmüşler. Bana selâmını ve ölüm haberini getirdi. Ben de "O'nun üzerine de
olsun" diyerek selâmını aldım.


......


Müşrikler, aziz şehid Habib bin Adî'nin cesedini öylece
ipte asılı bırakarak dağılıp gittiler...


Haber, her tarafta işitilsin istiyorlardı. Böylece bu
hareketle akıllarınca müşriklere cesaret; müslümanlara da gözdağı vereceklerdi.


Günler geçmesine rağmen Hazreti Habib'in hâlâ idam
sehbasında sallanıp durduğu haberi Medine'ye gelince ince kalbli merhametli
Peygamber, çok üzüldüler ve eshabına buyurdular ki:


-Kim, Habib'in cesedini darağacından indirirse cennet
onun nasibi olur.


Bu gayrı insani hareket, bütün Peygamber dostlarını
incitmişti. Bu bakımdan Efendimizin arzusu onları ferahlandıran bir emir oldu.
Zübeyr bin Avvam ve Mikdat bin Esved, bu canavarlığa son verme işini üzerlerine
aldılar. Ve gündüz saklanıp gece yürümek sureti ile Te'nim'e geldiler. Ne var ki
zâlimler, darağacının çevresine bekçiler koymuşlardı. İki sahabi, geldikleri
günün gece yarısına kadar bir yerde gizlenerek bekçileri gözetlediler. Onların
tahmin ettikleri gibi uykuya mağlup olmaları üzerine de mübarek cesedi sür'atle
darağacından alarak atlarına yüklediler ve yine sür'atle oradan uzaklaştılar.
Habib bin Adî, idamının üzerinden kırk gün geçmiş olmasına rağmen sanki yeni
şehid edilmiş gibiydi. Hâlâ yaralarından gül kırmızısı bir kan sızıp duruyordu.


Sabah olduğunda kâfirler, cesedin sehbadan alınmış
olduğunu görünce takipçiler çıkardılar. Yıldırım gibi at koşturan kalabalık
sayıdaki müşrik, ertesi gün öğleden sonra Zübeyr bin Avvam ile Mikdat bin
Esved'e yetiştiler.


Zübeyr radıyallahü anh, şehidin cesedini attan alıp
yere koydu...düşman karşısında rahat hareket edebilmesi lazımdı. Fakat O'nun
cesedi yere koyduğu ân müthiş bir şey oldu. Herkesin gözü önünde cereyan eden
hadise, görenleri iliklerine kadar ürpertti. Olan şuydu: Hazreti Zübeyr'in
mübarek cesedi yere koyduğu ân toprak, O'nu hemen içine aldı. Sanki yer hasretle
yarılmış ve nicedir özlediği şehidi kalbine gömmüştü.


Zübeyr, kendisini ve arkadaşı Mikdat'ı Kureyş
kâfirlerine aile mensuplarını sayarak tanıttı ve:


-İsterseniz karşılıklı ok atalım, isterseniz herkes
kendi yoluna gitsin, dedi.


O kalabalık insanlar, iki mücahide ilişmeden uzaklaşıp
gittiler.


......


 


Bitti...






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye