Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







İlahî bir işaret de bekliyor olabilirlerdi




İlahî bir işaret de bekliyor olabilirlerdi. Bu sebeple
yalancılar, daha bir kaç gün Âsım bin Sabit'lerde misafir kaldılar. Mübarek
sahabi, nereden bilsin ki ekmek yedirdiği bu insanlar, O'nun canına susamışlar.
Nihayet Peygamberimizden izin çıktı. Bu iş için eshabından on kişiyi
vazifelendirdiler...bunların yedisi tanınmış simalardı: Âsım bin Sabit, Mürsed
bin Ebi Mürsed, Habib bin Adi, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Tarık, Halid bin
Ebu Bekr, Mus'ab bin Abdullah. Emirleri, Efendimiz'in kararları ile Âsım bin
Sabit hazretleri oldu.


Savaş için değil, ilim için yola çıkan mü'minler,
yanlarına sadece kılıçlarıyla bir kaç ok ve mızrak almışlardı...davetçi
kâfirlerle birlikte yol alıyor ve fakat emniyet için gündüz gizlenip gece
gidiyorlardı. Çünkü asil sahabiler, yanlarındakileri de müslüman biliyorlardı.


Nihayet Nahide adlı yere varıldı. Hilebazlar,
içlerinden birini müslümanlara farkettirmeden Süfyan bin Halid'e yolladılar.
Merak ve heyecanla beklediği haberi alan Süfyan, hemen yanına yüzelli kişi
alarak yola çıktı. Onlar gelirken malûm yolcular, bir sabah Reci Suyu başına
kondular. Burada hurmayla azık yiyerek bir mikdar dinlendikten sonra
yanıbaşlarındaki dağdan yukarı doğru çıktılar. Onların su başından ayrılmasından
hemen sonra bir kadın çoban, suya geldi ve yerde Medine hurması çekirdekleri
gördü; korktu.


...yakınlarda Medinelilerin bulunduğunu anlamıştı.
Müslümanlar, kendilerine bir baskın verebilirlerdi. Bu sebeple kavmini
vaziyetten derhal haberdar etmek için oradan ayrıldı. O, daha yoldayken Süfyan
bin Halid kumandasındaki müşrikler de oraya yetiştiler...kadın, gördüklerini
anlattı. Kâfirler, Reci suyu boyunca iz sürerek Âsım bin Sabit ve arkadaşlarını
buldular. Müslümanlar, bir davetçinin küffar arasında olduğunu görünce o ân
tuzağa düştüklerini anladılar.


...manzara vahimdi. Kendileri birer çıplak kılıçla bir
kaç ok ve mızrağa sahip on garip; düşmansa kalabalık ve bütün imkânlara mâlik
gözü dönmüş bir güruh. Mü'minler, yukarıda dağın tepeye yakın noktasında;
müşriklerse aşağıda eteklerde dizilerek gergin bir şekilde beklemeye başladılar.
Sahabilerle birlikte gelen kâfirlerin tamamı karşı saflara geçmişlerdi. Her iki
tarafta da kılıçlar çekilmiş güneşte yanıp duruyordu. Âsım bin Sabit, kâfirler
de duyacak şekilde mü'min kardeşlerine hitap etti:


-Kardeşlerim! Kahpeye kahpelik yakışır! Günlerce
ekmeğimizi yiyenler; kendilerine hizmet için şu kadar meşakkate katlandığımız
kimseler, bizi tuzağa düşürmüş bulunuyorlar. Sayıları bizden fazla, silahları
çok. Ama biz de mücadeleyi elden bırakmayacağız. Aslında bu belki de hesapta
olmayan bir ânda şehidlik nimetine kavuşmamız demektir. Ben, sizlere haklarımı
helal ettim; ey Resûlullah'ın dostları siz de haklarınızı bana helal ediniz.


Birden dağlar yankılandı:


-Helal ettik.


Mü'minler kendi aralarında da helâlleştiler.


Tekrar Âsım radıyallahü anh konuştu:


-Şehidlikten nasibi olanlara şimdiden mübarek olsun;
esir düşeceklere sabır diliyorum. Allah, sabredenlerle beraberdir.


Bir avuç yiğidin ölüm karşısındaki bu soğukkanlı
tavırlarından bir ân hayrete düşerek öylece onlara bakakalan islâm düşmanları,
nihâyet toparlandılar. Süfyan bin Halid aşağıdan bağırdı:


-Yâ Âsım! Teslim olun! Bize karşı gelmeye yeltenmeyin!
Böyle bir şey hayatınıza malolur!


-Allah'ın verdiği canı kimse alamaz!


-Yâ Âsım! Bize âsi olursanız size acımayız.


-Biz size değil, Allah'a âsi olmaktan korkarız. Siz
kendi cehennemlik halinize acıyın.


-Yâ Âsım gelin teslim olun!


-Biz mü'miniz. Bir mü'min hainlerin merhametine
sığınmaz.


-Yâ Âsım! Bize gelirseniz hiç birinize dokunmayacağız.
Buna söz veriyoruz. Maksadımız sizi öldürmek değil. Size karşılık Mekkelilerden
bazı menfaatler koparmak istiyoruz. Hepsi bu kadar.


-Hayır yalan söylüyorsunuz. Biz kâfirlere inanmayız.
Hem niçin sizin menfaatlerinize âlet olalım?


Bunu diyen sahabi, aşağıdaki kâfirlere şimşek gibi bir
ok fırlattı. İlk taarruz müslümanlardan gelmişti. Zira en iyi müdafaa
taarruzdur. Ve mü'minler düşünüyordu ki "biz ölmeden öldüreceğimiz kadar kâfir
öldürelim. Onların noksanlığı müslümanlar için kazanç olur."


Âsım bin Sabit, ok atarken bir taraftan da ölümün hak,
bu dünyanın geçici ve kaderde olanın karşımıza çıkacağına dair şiirler
söylüyordu.


Hazreti Âsım, okları büyük bir ustalıkla düşmana
savuruyor ve her ok isabet kaydediyordu. Bu arada diğer müslümanlar da aynı
gayrette ok atıyorlardı...nerede yüzelli kişiden gelen ok sayısı, nerede on
mücahidin fırlattığı oklar? Küffara can kaybı verdiriyor ama kendileri de şehid
oluyorlardı. Âsım bin Sabit radıyallahü anh, ok tirkeşindeki yedi okun hepsini
tükettikten ve mızrağı kırıldıktan sonra kılıcını eline aldı ve yanık bir
yürekle dua etti:


-Allahım! Ben, senin dinini ta ilk zamandan beri
müdafaa ettim; sen de benim cesedimi düşmandan mahafaza eyle.


Zira kahraman sahabi, Talha ibni Ebi Talha'nın karısı
Sülafe'nin kendisi için beslediği zalim niyeti; yani başını getirene yüz deve
vermeyi vaadettiğini ve kafatasında şarap içmeye ahdettiğini işitmişti.


......


İki ayağından oklanan Âsım bin Sabit, şehid oldu. Bir
çok yaralar almıştı... O'nun şehid olmasıyla müşriklerin Âsım hazretlerine doğru
koşturmaları bir oldu...ancak, mübarek şehidin yanına varmışlardı ki tahmin
edilmedik bir şeyle karşılaştılar. Binlerce arı, Âsım radıyallahü teâlâ anh'ın
cesedinin etrafını sarmış çevresinde uçuşup duruyorlardı. Arılar şehidin başını
keserek Sülafe'ye götürmek için yaklaşmak isteyenlere arılar, öyle şiddetle
hucüm ettiler ki her defasında kaçıp uzaklaşmak zorunda kaldılar... Sonunda
"gece olsun o zaman kafasını keseriz" dediler. Gece karanlığında arı
olmayacağına kani idiler. Bu esnada çarpışma devam ediyordu. Müslümanlar,
Hazreti Âsım'dan başka altı şehid daha vermişlerdi. Geriye sadece üç mümin
kalmıştı. Bu üç yiğit insan da yaralar içinde ve bitkindi.


Süfyan bin Halid yine seslendi:


-Size eman veriyoruz. Dokunmayacak ve zarar da
yapmayacağız. Teslim olun.


-Sözünüz kat'i mi?


-Evet kat'i söz veriyoruz.


Habib bin Adi, Abdullah bin Tarık, Zeyd bin Desinne
aşağı indiler.


...ancak yalan söyleyen hainler hemen üzerlerine
saldırarak bu sahabileri kirişlerle bağladılar.


Abdullah bin Tarık, öfkeyle bağırdı:


-Hani eman vermiştiniz! Nerede sözünüz? Yalancı
sahtekârlar! Bizi hiç bir yere götüremezsiniz!!!


Müşriklerle onlara direnen Hazreti Abdullah arasında
şiddetli bir çekişme başladı...bu sırada Mekke'ye yakın Merr-üz Zahran'a
gelmişlerdi. Nasıl yaptıysa Abdullah radıyallahü anh ellerini kurtararak serbest
kaldı. Serbest kaldığı ân düşmana kılıçla hamle yaptıysa da aynı anda üzerine
atılan yağmur gibi taşlarla o da şahadet şerbetini içti.


Kâfirler, diğer iki müslüman ve mazlum esir Habib bin
Adi ve Zeyd bin Desinne'yi önlerine katarak ite kaka gittiler.


O akşam şiddetli bir yağmur yağdı ve çıkan seller bir
çok şey gibi Âsım bin Sabit hazretlerinin mübarek cesedini de alıp götürdü.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.02 Saniye