Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Câbir bin Abdullah radıyallahü anh da bu sefere katılmayı çok arzu <br /> ediyordu




Câbir bin Abdullah radıyallahü anh da bu sefere
katılmayı çok arzu ediyordu. Ancak, "Uhud'a gitmiş olanlar bu sefere
alınacaktır" şartı, O'nun bu isteğine sed çekiyordu. Halbuki Hazreti Cabir, Uhud
harbine çok istemesine rağmen gidememişti. Bu sebeple ikinci kere bir büyük
mânevi rızıktan mahrum kalmak istemeyen bu genç ve yiğit sahabi, derhal yüksek
huzura çıktı ve vaziyetini arz etti:


-Yâ Resûlallah! Bu sefere müsaadenizle ben de gelmek
istiyorum. Gerçi Uhud'da yoktum; ama o benim şahsi kararımla olmadı. Babamın
sözüne muhalefet etmemek ve O'nun cihad etme arzusuna mani olmamak için
gelemedim. Yedi tane kızkardeşim var. Babam "yâ Câbir, bacılarını emanet
edeceğimiz bir yakınımız olmadığı için bu gazaya ikimiz birden gidemeyiz. Sen
gençsin, inşâllah daha çok cihada iştirak edersin. Bense yaşlıyım. Sen
kardeşlerinin başında kal da ben Allah'ın Resûlü ile gideyim. Bakarsın şehid
olurum. Veya şehid olamazsam da hiç değilse gazi olurum" dedi. Baba sözü
dinledim yâ Resûlallah. Herhalde beni mazeretli sayar, istisnai olarak orduya
dahil buyurursunuz?


Sevgili Peygamberimiz, meşru mazeretli genç sahabi
Câbir bin Abdullah'ı kabul ettiler.


Bir kişi daha bu sefere katılmak istedi; bâş münafık
Abdullah bin Übey. Abdullah, Peygamberimize geldi:


-Ben de hayvanıma binerek ordunla takibe gelebilir
miyim?


Efendimiz, derhal reddettiler:


-Hayır!


Münafıkın yüzünde sanki sert bir tokat patlamıştı.


...


Peygamberimiz'in atı mescidin kapısına getirilmişti.
Hazreti Talha radıyallahü anh da kapıda Sultanlar Sultanını bekliyordu.
Efendimiz dışarı çıkıp aziz sahabiyi görünce:


-Yâ Talha silahın nerede? buyurdular


Hazreti Talha:


-Yakında yâ Resûlallah, dedi ve koşarak zırhını giydi,
kılıcını eline aldı, kalkanını göğsüne astı.


Sevgili peygamberimiz, Hazreti Talha'ya sordular:


-Yâ Talha! Sence şu ân Kureyş ordusu nerede?


-Yâ Resûlallah! Tahmin ediyorum Seyale'deler.


-Ben de öyle tahmin ediyorum.


...dediler ve bir güzel haber verdiler:


-Yâ Talha, bil ki düşman artık bize gâlip gelemez.
Zafer Allahü teâlâ'nın izniyle bize nasip olacaktır.


İşte bu, müslümanları sevindiren en güzel haberdi.


......


Ordu-yı Hümâyun; Peygamber Ordusu, hazır olunca,
kâinatın bir tanesi Medine'ye kendi yerlerine İbni Ümmi Mektum radıyallahü anh'ı
vekil bırakarak yürüyüşü başlattılar. Bazı sahabiler atlı, bazıları develi,
bazısı da yaya idi... Şu var ki hemen tamamı yaralıydı. Hatta bizzat atıyla
ordunun başında bulunan Resûlullah bile yaralıydı. Sevgili Peygamberimiz'in
Uhud'daki çarpışmalardan aldığı darbelerle alnı ve dudağı yarılmış, yüzüne iki
miğfer halkası batmış, sağ alt çenenin ön kesici dişi kırılmış, sağ omuzu ve
dizleri örselenmişti.


...müslümanlar, yorgun ve yaralı, hatta hatta bazıları
ağır yaralı oldukları halde Peygamber çağrısına severek koşmuşlardı; şimdi de
büyük bir arzuyla, bir düğüne gider gibi düşmana doğru yol alıyorlardı. Zira,
baskın basanındır. Madem ki küffar Medine'yi rahatsız etme niyetini taşıyordu;
öyle ise onu ininde kıstırmak ve bu kötü maksadının hesabını sormak en akıllı
davranış olacaktı.


Bu arada Peygamberimiz, Selmoğullarından Salit bin
Süfyan ile Numan bin Süfyan ismindeki iki kardeşi keşif kolu olarak önden
gönderdiler. İki fedâkâr mücahid, Hamrâ'ül Esed'de kâfirlere yetişerek aralarına
katıldılar. Bu sırada düşman karargâhı, toplantı halindeydi. Tekrar Medine
üzerine dönüp baskın yapmayı tartışıyorlardı. Safvan, bu fikirde olanlara karşı
gelmekteydi. Böylece bir zaman geçti. Ancak o sırada iki sahabiyi tanıyanlar
çıktı. Mübarek sahabilerin üzerine atılarak şehid ettiler...bu sefer, ilk
şehidlerini vermişti; radıyallahü anhüma.


...


Müslümanlar, Medine'ye sekiz mil mesafede ve zül
Huleyfe'ye giderken yolun sol tarafında bulunan Hamrâ'ül Esed/Kızılaslan isimli
yerde ordugâh kurdular. Buraya kadar kılavuzluğu Hazrec kabilesinden Sâbit bin
Dahhak yaptı. O gece Resûlullah Efendimizin çadır nöbetçiliğini de Abbâd bin
Bişr yapmakla şereflendi.


...


...İslâm Ordu'sunun bütün erzakı, Sâ'd bin Ubâde'nin
otuz deve ile taşıdığı hurmadan ibaretti.


Ordu, Hamrâ'ül Esed'de iki şehidin cesetleri ile
karşılaştı. İki mücahid, kanlar içinde ıssız ve sakin çölde uzanmış, sanki az
sonra kalkacaklarmış gibi öylece yatıyorlardı. Efendimiz, iki kardeşi aynı kabre
defnettirdiler.


Sevgili Peygamberimizin emri ile Hamrâ'ül Esed'de her
gece ayrı ayrı beş yüz noktada ateş yakıldı. Yakılan bu ateşlerle bir koca çevre
ateş-duman ve alev şenliğine dönüşüyordu...tâ uzaklardan farkedilen bu muhteşem
manzara, düşmanda beklenen ilk tedirginliği uyandırdı. Müslümanların büyük bir
ordu ile gelmekte olduğunu sandılar. Ve içleri korku ile titredi.


...


Kureyş ordusu, Hamrâ'ül Esed'de bir gece konakladıktan
sonra sabah erkenden oradan ayrılmıştı. Onlar ayrıldıktan sonra aynı yere
müslümanlar geldiler. Bu sırada güneş haylice yükselmişti. Fakat buna rağmen
ordusundan geride kalan bir kâfir hâlâ derin uykulardaydı. Âsım bin Sabit, adamı
yakaladı. Şaşkınlıklar içinde uyanan düşman, başına gelenleri hemen kavradı.
Mü'minler de onu tanımışlardı. Bu, ordusunu kaçıran şahıs, şair Ebu Uzze'ydi.
Ebu Uzze, Bedr cenginde esir düşmüş; kendisinden bir daha müslümanlara karşı
hiçbir savaşa katılmayacağına dair kat'i söz alınarak fidye bile alınmadan
serbest bırakılmıştı...ama işte şimdi suçüstü yakalanmıştı. O, kendisine yapılan
bu büyük iyiliğe ve verilmiş sözüne rağmen Uhud'da mü'minlere karşı savaşmıştı.
Kâfir şairi, şimdi huzurda Allah Resulüne yalvarıyordu:


-Yâ Muhammed! Beni Uhud'a zorla götürdüler. Sizin
karşınıza isteyerek çıkmadım. Rica ediyorum; bana acıyın. Himayeye muhtaç
kızlarım var. Bana olmazsa bari onlara merhamet ediniz. Lutfedin bana bir şans
daha tanıyın. Yalvarıyorum acıyın...


Ebu Uzze, adeta kendini paralıyordu.


Efendimiz vakarla cevap verdiler:


-Hani bana verdiğin kat'i söz? Biz, seni bırakalım; sen
de Mekke'de elinle sakalını sıvazlaya sıvazlaya "Muhammedi ikinci kere aldattım"
diye arkamızdan alay et öyle mi? Mü'min, aynı yılan deliğinden iki kere
sokulmaz.


...dediler ve celâlli bir halde Hazreti Zübeyr'e
seslendiler:


-Vur şunun boynunu yâ Zübeyr!


...kadir-kıymet bilmez ahmak kâfir ebedi felakete
yollandı.


...


Tihame Bölgesi'nde yaşayan Huzaa Kabilesi' nin
müslümanları gibi müşrikleri de Resûlullah'a hürmetkâr ve bağlı idiler.


Bu kabilenin mensuplarından Mâ'bed bin Ebi Mâ'bed, bir
iş için bazı adamları ile Mekke'ye giderken yolları üzerinde bulunan Hamrâ'ül
Esed/Kızılaslan'a geldiğinde islâm ordugâhını gördü ve Uhud şehidlerinden dolayı
Sevgili Peygamberimiz'e taziyetlerini bildirmek için ziyaretlerine geldi. Mâ'bed
henüz imân etmemişti:


-Yâ Ebel Kâsım! Uhud sebebiyle emin ol ki biz de çok
üzüldük. Ancak dileriz ki bundan sonra Kureyş'e karşı galip gelirsin.


...dedi ve gitti.


Mâ'bed ve arkadaşları şirk ordusu ile de Revha'da
karşılaştılar. Onlar da burada konaklamışlardı. Bu sırada Kureyş'in önde
gelenleri hâlâ ısrarla aynı fikrin peşindeydiler:


-Nice Muhammedî bahadırı öldürdük. Bu işi neden yarına
bırakıyoruz. Köklerini kazımak varken bu ürkeklik neden? Hayır! Mekke'ye
dönmeyeceğiz. Medine'ye gidecek ve tarihi görevimizi yerine getireceğiz.


Böyle bir hareketin bir mağlubiyete sebep olabileceğini
ileri süren Safvan ibni Ümeyye ise Mekke yolundan dönmenin yanlış olacağını
anlatıyordu. Bu sırada Mâ'bed yanlarına vardı. Mâb'ed'i farkeden Ebu Süfyan
seslendi:


-Yâ Mâ'bed bin Ebi Mâ'bed! Geldiğin yollarda ne var-ne
yok?


-Sizin için iyi haberler yok yâ Eba Süfyan!


-Ne gibi?


-Müslümanlar, Uhud'a katılmış olanı olmayanı yekvücut
olmuş büyük bir ordu halinde üzerinize geliyorlar. Ben ömrümde böyle kalabalık
bir ordu görmedim.


-Nasıl olur? Müslümanlarda harp edecek kuvvet kalmadı
ki?


-Ben, onları Hamrâ'ül Esed'de gördüm; yakında siz de şu
ufuktan atlarının alınlarını görürsünüz.


-Eyvah yâ Mâ'bed sen ne diyorsun?


-Eğer bana inanmıyorsanız bekleyin ve bizzat görün.


Safvan ibni Ümeyye lafa karıştı:


-İşte ne kadar haklı olduğum anlaşılıyor. Haydi bir
kazaya uğramadan Mekke'ye dönelim.


Ebu Süfyan dahil müşrik önderlerini korku sardı. Bu
sebeple bir ân evvel toparlanarak Mekke yolunu tuttular. Onlar, mü'min olmayan
birinin müslümanları korumak için bu şekilde hareket edebileceğini hiç bir
şekilde düşünememişlerdi...aslında her şey Allah'dan. 'Allahü teâlâ, isterse bu
dine kâfirler ve fasıklarla da yardım eder' değişmez kaidesi bir kere daha
yaşanıyordu.


Mâ'bed, kendi adamlarından birini gizlice İslâm
ordugâhına göndererek Kureyş'in sıvışıp gittiği haberini Resûlullah Efendimize
ulaştırdı. Ebu Süfyan komutasındaki müşrik ordusu Mekke'ye dönerken, yolda
Medine'ye gıda almak için giden Abdülkaysoğulları'nın ticaret kervanı ile
karşılaştılar.


Ebu Süfyan:


-Yolunuz açık olsun! Ne yana böyle?


Kervan reisi cevap verdi:


-Medine'ye gidiyoruz.


-Yâ? Güzel. Sizden bir ricam var.


-Elbette yâ Ebâ Süfyan! Söyle lûtfen!


-Size bazı şeyler tenbih edeceğim. Eğer bu sözlerimi
Muhammed'e nakletmek için bize vekil olursanız, bunun bedelini Ukaz Panayırı'nda
kuru üzüm olarak karşılarım.


-Tabiî elbette yâ Ebâ Süfyan!


-Muhammed'e deyin ki: Şimdi gidiyoruz. Ama yakında
toplanarak yeniden öyle bir geleceğiz ki, kendisinin de, kendisine inanmış
olanların da köklerini kazıyacağız.


-Dediklerini aynen söyleyeceğiz.


...


Abdülkayslar, Hamrâ'ül Esed'den geçerken reisleri,
ısmarlanmış haberi Peygamberimize nakletti:


-Sevgili Peygamberimiz:


-Hasbunallâh ve ni'mel vekil/Allah bize yeter; O, ne
güzel vekildir, dediler.


Ve devamla buyurdular ki:


-Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki;
eğer, müşrikler, bizimle çarpışmak için tekrar gelirlerse taş kesilecekler ve
mazi olmuş dünkü gün gibi silinip gideceklerdir.


Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem
Efendimiz ve cesur ve fedakâr ordusu aleyhimürrıdvan, Hamrâ'ül Esed'de üç gün
kaldıktan sonra Medine'ye avdet ettiler. Hamrâ'ül Esed seferi üzerine, yol
gösteren, takdir eden ve müjdeleyen bir çok âyeti kerimeler geldi.


...


...diğer taraftan Ebu Süfyansa hâlâ koyu bir gaflet
içindeydi. Mekke'ye dönünce ilk iş olarak Hübel putuna gitti:


-Uhud'a gitmeden önce falımı buldurarak öcümü almama
imkân verdin. Kalbim soğudu, içim ferahladı. Teşekkürler ederim sana ey Hübel,
dedi ve gidip başını tıraş ettirdi.


......


Abdullah bin Übey, orası kendisine tapuluymuş gibi
Mescid'de hep aynı yere otururdu. Mevkiine ve sülalesinin hatırına binaen
münafıklığı anlaşılıncaya kadar bu hareketi hoş görülüyordu. İki Cihan Güneşi,
cum'a günleri minberde hutbe irad ettikten sonra aşağı inince Abdullah bin Ubey
her defasında ayağa kalkar ve cemaate hitaben:


-Ey insanlar! Allah'ın aranızda bulundurup sizi O'nunla
gâlip ve üstün kıldığı ve O'nunla şereflendirdiği Resulüne yardımcı ve O'na
hürmetkâr olunuz. Sözlerini dinleyerek kendisine itaat ediniz, der ve yerine
otururdu.


...tâ Uhud savaşına giderken kendisine uyanlarla
beraber yoldan geri döndüğü güne kadar ne oturduğu yer için, ne söyledikleri
için kimsenin bir itirazı olmadı. Ordu, Hamrâ'ül Esed'den döndükten sonraki ilk
cum'a hutbesinden sonra, başmünafık yine ayağa kalkarak yukarıdaki benzeri
sözlerle aslında hiç bir kalemin ve hiç bir kelamın övmeye gücünün yetmeyeceği
aziz ve üstün Peygamberi methetmeye kalkışınca, bazı mü'minler eteklerinden
aşağı çektiler:


-Otur yerine ey münafık! Sen en olmayacak şeyi yaptın!
Bugün iki yüzlülükle övmeye kalkıştığın Peygamberi düşman karşısında zayıf
bırakmak için adamlarınla cepheden kaçtın. Sen ne oturduğun bu yere; ne de bu
Mescid-i Nebi'ye layıksın! Defol!.


Ebu Eyyûb El Ensari Halid bin Zeyd radıyallahü anh,
sakalından çekiyor, Ubade bin Samit radıyallahü anh de O'nu dışarı itiyordu.
Sahabilerin elinden kurtulan münafık, kendini güçlükle kölelerin arasına
attı...bir taraftan da yüksek sesle söyleniyordu:


-Ne yaptım ben? O'nu övmekten başka ne yaptım?


Münafık, mescidin kapısında Muavviz bin Afra'yla
karşılaştı?


Hazreti Muavviz radıyallahü anh, Abdullah'ı bir telaş
içinde aniden karşısında bulunca sordu:


-N'oldu? Ne var?


-Hiç. Ben O'nu övdüm. Eshabıysa hakaret ederek beni
itip kaktılar. Kötü bir şey mi dedim?


Hazreti Muavviz, öfkenin sebebini anlamıştı. O da
münafıkı paylamadan edemedi:


-Senin yaptığını kim yaptı ki? Bari Resûlullah'a git de
senin için Allah'dan af ve mağfiret dilesin!.


İşte bir zavallılık misali:


-Kimse benim için af dilemesin.


Muavviz bin Afra radıyallahü anh, donup kaldı.


......


Bundan sonra Efendimiz, Zeyneb binti Huzeyme/Huzeyme
kızı Zeyneb ile evlendi. Hazreti Zeyneb radıyallahü anha, kocası Abdullah bin
Cahş radıyallahü anh'ın Uhud'da şehid olmasından sonra dul ve korumasız
kalmıştı. Üstün ve güzel özellikleri vardı. Çok ibadet eder daima fakir fukarayı
görüp gözetir; onların dertleri ile dertlenir; sıkıntılarına çare olurdu. Bu
yüzden insanlar, O'na "Ümmü'l Mesakin" mişkinlerin / yoksulların annesi lakabını
takmışlardı. İşte bu yoksullara annelik hasleti Hazreti Zeybeb'i bir hanımın
varabileceği en yüksek yere; Resulullah'a kadınlık ve dolayısıyla bütün ümmete
annelik makamına yükseltmişti.


Mubarek annemiz, Resûlullah ile evlenmesinden sadece
sekiz ay sonra hayata veda ettiler; radıyallahü anha.


......






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye