Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Yeni Sayfa 7




-Kadın ve çocukları hisarlara yerleştirdikten sonra
biz, şehir meydanında düşmanı bekleyelim. Mekkeliler içeri girince her taraftan
üzerlerine saldıralım.


...


Buna mukabil Sevgili Peygamberimizin sevgili amcası
Hamza bin Abdülmuttalib radıyallahü anh, Sa'd bin Ubade radıyallahü anh, Numan
bin Melik radıyallahü anh ile Evs ve Hazreç kabilelerinden bir çok kimseler ise
genç sahabilerin içtihadındaydılar.


Emsalsiz yiğit Hazreti Hamza, Mekke dışına çıkarak
düşmanla dişe diş bir mücadelenin en ısrarlı taraftarıydı:


-Ya Resulallah! Şayet biz, Medine kalesinden harice
çıkmazsak; kâfirler, bu hareketimizi acz ve korkaklık sanarak cesaret
kazanabilirler. Halbuki Allahü teâlâ, sana Bedr meydanında bir avuç müslümanla
muhteşem bir zafer lutfeyledi. Üstelik biz, bugün Bedr'e nazaran hem insan; hem
techizat bakımından daha kuvvetliyiz.


Gençler, Hazreti Hamza'yı desteklediler:


-Evet ya Resulallah! Biz Bedr'den mahrum kalanlar
olarak nice zamandır böyle bir fırsatı gözlüyorduk; şehrin dışına çıkıp Allah ve
Resulünün düşmanları ile göğüs göğüse vuruşalım..


İnsanlığın zirvesi; sabırda da cesarette de zirve Büyük
Peygamber, Malik bin Sinan'dan görüşünü sordular:


-Senin fikrin nedir; ya Malik bin Sinan?


İhtiyar mü'min, derin bir edeble cevap verdi:


-Ey Allah'ın Resulü! Her iki yol da güzel. Hangi yolu
tensip buyurursanız; seçtiğiniz yolu cana minnet sayarız. Umarız ki mü'minler,
zafer kazanır; biz de inşâallah şehid oluruz.


Hazreti Hamza, yalçın gri kayalık zirveler kendisine
dar gelen bir heybetli kartal gibiydi. Bir kere daha söz aldı:


-Ya Resulallah! Sana Kur'an gönderen Allah hakkı için
söylüyorum; küffara kılıç vurmadıkça orucumu açmayacağım!


Mubarek, bir ân evvel çarpışmak için bu kadar
istekliydi. Hazreti Hayseme, Hazreti Hamza'yı destekledi.


-Hamza doğru söyler ya Resulallah! Kureyş kabilelerden
asker toplayarak üstümüze gelir ve biz de onlara karşı müdafaada kalırsak; yarın
daha başka kâfirler de bundan cesaret alarak Medine'yi basmaya teşebbüs ederler.
Ben düşmandan çekinmiyorum. Öldüreceklerim mü'minler için kârdır; ölmem kendim
için. Bedr'e kur'a kendisine çıktığı için oğlum gitti ve şehid oldu; bu defa da
inşâallah ben şehid olurum.


...vaziyet anlaşılmıştı. Çoğunluk, Medine-i Münevvere
dışında düşmanla savaşılmasından yanaydı. Efendimiz, bu fikirde olmamakla
birlikte ekseriyetin görüşüne uydular.


......


Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, o
gün Cuma hutbesinde eshabına buyurdular ki:


-Düşman karşısında şartlara sabr eder ve bulunduğunuz
yerden ayrılmazsanız zafer sizindir.


Evet, Resulullah Efendimiz mücahidlere zaferin
şartlarını sayıyorlardı: Sabır ve emre itaat.


......


O gün ikindi namazını da kendileri kıldırdıktan sonra
odalarına geçtiler. Hazreti Ebubekr ve Hazreti Ömer de yanlarında idi.
Efendimiz, iki yakın dostunun da yardımı ile üzerine zırhını, başına imamesini
giydi:


...bu sırada mü'minler dışarıda bekliyorlar.


Evs kabilesinin reisi ve Ensar'ın büyüğü Sa'd bin Muaz
ve Usseyid bin Hudayr radıyallahü anhüma kalabalığa seslendiler:


-Sabırlı olup mübalağalı isteklerden sakınınız. O
sallallahü aleyhi ve sellem, vahiyle hareket etmektedir. Size yakışan şu ki,
iradesine müdahele etmeden Resulullah'a kayıtsız şartsız itaat etmektir.


Bu sözler, dinleyenlerin kalbini şöyle bir sızlatıp
geçti. Herkesin vicdanı bir suale cevap arıyordu. "sakın ola ki haddi aşmış
olmayalım! O'nu incitmiş olmayalım!!" Eshab, bu duyguların sancısında iken iki
cihan güneşi kapıda göründüler. Üzerlerinde zırhları, sırtlarında kalkanları,
bellerinde meşin kuşağı ve ellerinde kılıçları zülfikâr vardı.


Müslümanlar, Resul aleyhisselamı böyle görünce
pişmanlık hissi kalblerine bir taş gibi oturdu...


-Keşke Medine haricine çıkalım demeseydik!


Diye mırıldandılar. Bir sahabi söz aldı:


-Ey Allah'ın Resulü! Sizin istemediğiniz bir şeyi
yapmak bizim ne haddimize! Yüksek ve şerefli tercihiniz her ne ise biz ona
uyarız...


...ama geç kalınmıştı. Efendimiz, buyurdular ki:


-Ben burada; Medine'de kalalım dedim. Fakat ekseriyet
aksi kanaatte ısrarlı oldular!.. Ve ardından bir muazzam hakikati dile
getirdiler:


-Bir Peygamber, zırhını giyip, silahını kuşandıktan
sonra düşmanla cihad etmeden onları üzerinden çıkarması layık mıdır? Allahü
teâlâ'nın hükmü her ne ise o zuhur eder.


...ve bir kere daha nasihat ettiler. Eshabdan çıt
çıkmıyordu:


-Eğer sözümü dinler ve sabreder ve birbirinizden
ayrılmazsanız zafer sizindir.


Ve sonra üç sancaktan Evs sancağını Sa'd bin Ubeyde'ye,
Hazreç Sancağını, Hubbab bin Münzir'e, Muhacirlerin sancağını da Ali bin Ebi
Talib'e verdiler. Ve....


Evet ve Cuma günü ikindiden sonra yerlerine Abdullah
bin Ümmü Mektum'u vekil bırakarak Uhud Dağı'na doğru hareket ettiler. Nescin
denilen yere vasıl olunca Kahraman Peygamber, orduyu teftiş ettiler. Yaşı küçük
olanlar vardı. Bunların Medine'ye dönmelerini buyurdular.


"Çocuk" denilecek kadar küçük bu mücahidler, şunlardı:
Abdullah bin Ömer, Zeyd bin Sabit, Üsame bin Zeyd, Bera bin Azib, Es'ad bin
Zübeyr, Avane bin Evs, Ebu Said-i Hudri, Rafi bin Malik ve Semürret bin Cündeb.


Bunlardan Rafi, ayak parmakları ucuna kalkarak uzun
boylu görünmeye çalıştıysa da, yine de gitmeyeceklerin arasına ayrıldı.


Zübeyr radıyallahü anh, bu durumu farkettiği için:


-Ya Resulallah! Rafi küçük sayılmaz; düşmanla mücadele
edebilir. Güzel de ok atar. Gazaya iştirakini arz ediyorum.


Diyerek yaşı küçük, yüreği mangal gibi olan bu gence
yardımcı oldu. Bir sahabi bir başka sahabiye himmet ve şefaat eder de
Peygamberimiz "hayır" derler mi? Kabul buyurdular. Rafi muradına kavuştu...ama
bu defa başka bir şey daha çıktı ortaya. Semüret bin Cündeb, Rafi'ye müsaade
edildiğini görünce kendisine de izin alması için üvey babası Meri radıyallahü
anha yalvardı:


-Babacığım, güreşsek ben O'nu yenerim. Fakat Rafi,
cihada gidiyor; ben Medine'ye dönüyorum. N'olursun lütfen Resulullah'a bu
gerçeği arz et..


Meri, vaziyeti arz etti. Efendimiz, gençlerin
güreşmelerini irade buyurdular. Rafi ve Semüret tutuştular. Rafi onüç; diğeri de
belki onbeş yaşında. Efendimiz ve eshab, güleç yüzlerle iki gencin güreşini
seyrediyorlar. Hakikaten Semürret, dediği gibi rakibini yendi. Ve tabii savaşa
katılma hakkına kavuştu...diğer gençlerse, yaşlı, kadın ve çocukları korumak
işinde vazife almak için Medine'ye geri gönderildiler...


...


Peygamberimiz, asker, binek ve techizat mikdarını
saydırdılar: İslam ordusu bin kişiydi.. Yüz kişi zırhlıydı. İki at vardı.
Atlardan biri Resulullah'a aitti, biri Ebu Bürdeye. Hepsi bu kadar.


...


Sa'd bin Muaz ve Sa'd bin Ubade hazretleri
Peygamberimizin atı önünde gidiyorlardı. Yolda islam ordusuna altıyüz kişilik
bir yahudi birliği de katılmak istedi. Bunlar Abdullah bin Übey'in
müttefikleriydi. Yahudilerden gelen haber Peygamberimize sunulunca buyurdular
ki:


-Onlar müslüman oldular mı?


-Hayır ya Resulallah!


-Öyleyse geri dönsünler. Çünkü biz müşriklere karşı
kâfirlerin yardımını kabul etmeyiz.


...


...akşam namazı Şeyhayn'da kılındı ve gecenin burada
geçirilmesine karar verildi.


Yatsı namazının edasından sonra da ordu istirahate
çekildi...dinlenmekte olan Sevgili Peygamberimizin muhafızı Zekfan bin Abdilkays
radıyallahü anhtı. Orduyu da elli kişilik bir muhafız bölüğü koruyordu;
Efendimiz, bu birliğin kumandanlığına Muhammed bin Mesleme radıyallahü anhı
tayin etmişlerdi.


......


Nitekim müşrikler, Zülhuleyfe'ye geldiklerinde
müslümanların Şeyhayn'da gecelediklerini haber alınca İkrime bin Ebu Cehil
kumandasında bir vurucu öncü kuvveti müslümanların üzerine
gönderildiler...düşman fedaileri Harre'ye kadar sokuldularsa da, gerek o yerin
sarplığından ve gerekse islâm muhafız bölüğünden dolayı baskına teşebbüs
edemeden geri döndüler.


......


Ordu-yı Hümayûn, Cumartesi sabahı namazdan önce Uhud'a
geldi.


Sevgili Peygamberimiz, Medine'de kalıp kalmama
hususunda çevresindekilerle istişare edip de çoğunluk, "düşmanı şehir dışında
karşılayalım" deyince bu fikre itibar etmişlerdi. Halbuki bizzat kendileri
Medine kalesinden çıkılmamasını tercih ediyorlardı. Abdullah bin Übey de görüş
olarak Kureyşlilerin kale içinde karşılanmalarının doğru olacağını
söylemişti...ama bu konuda yüce Allah'dan vahiy gelmediği için Efendimiz,
mü'minlerin çoğunluk kararına uymuşlar; fakat Abdullah bin Übey bu bağlayıcı ve
üstelik Peygamber tasvibi ile tasdikli kararı bir türlü içine sindirememişti. Bu
sebeple Uhud'a kadar geldiyse de burada zehrini kustu ve münafıklığını/dışı
müslüman içi kâfir olan gerçek yüzünü belli etti ve kavminden kendisine tam
bağlılarla diğer münafık ve şüphe içinde olanları ayarttı.


Abdullah bin Übey diyordu ki:


-Ey arkadaşlar! Muhammed bu kadar ciddi ve hayati bir
meselede bizim değil; hatta kendisinin de değil; hiç bir savaş tecrübesi
olmayan; hevesleri, akıllarını örtmüş tıfılların dediklerine kıymet verdi. Şimdi
burada yanlış bir karar uğruna boşu boşuna ölmemizin bir manası var mı? Hayır
yok! Hayatımızı ortada mı bulduk?


Yardakçıları O'nu desteklediler:


-Yaa doğru diyor tabii. Niye Medine'yi terk ettik?


-Evet yanlış iş yapılıyor.


Ve Abdullah bin Übey, kendisine "baş münafık"
dedirtecek cür'eti gösterdi:


-Medine'ye dönüyoruz. Haydi yürüyün.


...tam üçyüz kişi Medine'ye döndüler. Sureta Medine'ye,
aslında cehenneme...


Evs kabilesinden Hariseoğulları ile Hazreç kabilesinden
Selimeoğulları liderlerinin bu davranışı ile bir an sarsıldılarsa da Cenab-ı Hak
kalblerine kuvvet vererek onları ebedi felaketten korudu.


Bu hareketle islâm ordusu bir ânda bin kişiden yediyüz
kişiye düştü..


Evet ordumuz; üçte bir kuvvetini kaybetmişti ama;
aslında bu bir kayıp değil arınmaydı. Allah'ın dinine hizmet her kula nasip
olmayacağına göre çürükler aradan ayıklanmış, geriye halis müslümanlardan kurulu
bir iman ordusu kalmıştı.


Buna rağmen Selimeoğullarından Abdullah bin Amr,
Medine'ye geri gidenlerin arkalarından koşarak onları caydırmaya çalıştı:


-Ey kavmim! Geri dönün! Size çocuk ve kadınlarımızı
nasıl korursak Peygamberi de öyle koruyacağımıza dair Akabe'de verdiğimiz sözü
hatırlatırım.


Başmünafık, bu sözler karşısında yalana sığındı:


-Kureyş'le Muhammed arasında bir muharebe olacağına
inanmıyorum.


...


Abdullah bin Amr ne kadar uğraştıysa da bir şey
yapamadı ve mücahidlerin yanına geldi. Sevgili Peygamberimiz, buyurdular ki:


-Ateş gümüşün kirini-pasını nasıl temizlerse; Medine de
muhakkak ki bütün kötülükleri öylece temizleyecektir.


...mü'minlerle münafıklar böylece ayrılmış oluyorlardı.
İnen ayetler de bunu açıklıyordu.


Bilal-i Habeşî, ezan ve kamet okudu. Mü'minler, Sevgili
Peygamberimizin arkasında silahları üzerinde olduğu halde cemaatle sabah
namazlarını kıldılar. Resulullah imamesinin üzerine bir tolga ve zırhının
üzerine bir zırh daha giyindi.


Ordu, Efendimizin emri ile sırtını Uhud Dağı'na verdi.


Peygamberimiz Orduyu harp nizamına soktular: Sağ kanat
komutasını Ukaşe bin Muhsan'a, sol kanat komutasını Ebu Seleme bin Abdil Esed'e
ileri hat komutasını Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Sa'd bin Ebi Vakkas'a, ardçı
komutanlığını da Mıkdat bin Amr'a verdiler. Mubarek Peygamberimiz, islâm
sancağını da kendi elleri ile Mus'ab bin Umeyr'e teslim ettiler. Parola "öldür"
kelimesiydi.


...tam bu sırada Medine tarafından birinin koşarak
gelmekte olduğu görüldü. Yaklaştığında gelenin bir gece önce Abdullan bin
Ubey'in kızı Cemile ile evlenen Hanzala bin Ebu Süfyan olduğu anlaşıldı.
Cumartesi sabah orduya katılmak için Peygamberimiz'den müsaade alan aziz sahabi,
bu sebeple kan-ter içinde cihada yetişmişti...


Mücahidlerin yüzü Medine'ye bakıyordu. Ordunun solunda
bulunan Uneyn Tepesinde bir geçit vardı. Küffar buradan bir çevirme hareketi
yapabilir endişesi ile Resulullah Efendimiz, Abdullah bin Cübeyr komutasında
elli kemankeş/okçu neferi geçidi beklemek için vazifelendirdiler ve sıkı sıkıya
talimat verdiler:


-Ey mücahidler! Sizin vazifeniz bu geçidi bekleyerek
düşmanın bizi arkadan vurmalarına mani olmaktır. Eğer müşrik atlıları geçidi
aşmak isterlerse; üzerlerine ok yağdırınız. Oklara karşı at süremezler. Biz
aşağıda galip de gelsek; mağlub da olsak yerinizden kıpırdamayınız. Hatta
yırtıcı kuşların cesetlerimizi parça parça ettiklerini görseniz bile buradan
asla ayrılmayınız. Müşrikleri bozguna uğratıp ayaklarımızın altında ezdiğimizi
görseniz dahi size bir haberci göndermedikçe burayı terketmeyiniz.


......






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye