Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Beş mücahid




Beş mücahid, Kâ'b'ın hisarı önüne geldiler.


Sultan bin Selâme aşağıdan seslendi:


-Ya Kâ'b!!! Biz geldik, rehinler de yanımızda! İstersen
sen de buraya gel!


Şaşkın Kâ'b cevap verdi:


-Geliyorum!


Halbuki "siz yukarı gelin" diyebilirdi. Ama bu basit
teklifi yapamadı. Peygamber duası ile yola çıkmış müminler karşısında
şaşırmıştı...karısının ikaz ve itirazları da kâr etmedi:


-Gitme ya Kâ'b! Gecenin bu saatinde bilmedik insanların
arasında ne işin var? Sesleri sanki kan kokuyor!


-Korkma! Onlar öyle kimseler ki, beni uykuda görseler
uyandırmaya kıyamazlar.


-Bari dışarı çıkma; damdan konuş.


-Hayır; korkma dedim ya!


-Kâ'b söz dinle! Hiç değilse bir kaç adamla yanlarına
git..


-Kendime "korkak" dedirtmem.


...kadın ağlamaklı bir sesle bağırmaya başladı:


-Bu iş bana sıkıntı verdi. Sonu iyi değil!


Kâ'b sertleşti:


-N'olursa olsun gideceğim!


...ve gitti.


Sıcacık yatağından çıkarak, genç hanımının
çırpınışlarına zerrece aldırmadan ve yanına kimseyi de almadan kale kapısına
yürüdü; sürgüyü çekerek ağır kapıyı araladı ve müminlerin yanına vardı.


...


Hoş-beşten sonra bir saat kadar ödünç ve rehin
meselelerini görüştüler.


Muhammed bin Müslime birden farketmiş gibi:


-Bu gece ne güzel bir mehtab var, dedi.


Diğer arkadaşları O'nu doğruladılar:


-Sanki gündüz. Şu yıldızlara bakın; elini uzat da
topla.


-Haydi öyleyse Acuz vadisine doğru uzanalım. Ne öyle,
bir saattir kalakaldık şurada!..


Kâ'b bir ânda kendini misafirleri arasında yürüyor
buldu.


Böcek sesleri ile dolu, aydınlık güzel bir geceydi.
Sultan bin Selâme, Kâ'b'ın saçına eğilerek:


-Ya Kâ'b! Ne güzel koku sürünmüşsün!


-Elbette bu muhitin en güzel kadınları ile ben evliyim.


Muhammed bin Müslime de süt kardeşinin saçlarına
uzandı:


-Hakikaten güzel bir kokuymuş.


Kâ'b bin Eşref şişti.


Sultan, Kâ'b'a doğru uzanırken:


-Nadir ve bayıltıcı bir şey...


...derken kuvvetli pençeleri ile Kâ'b'ın örgülü
saçlarından öyle bir kavradı ki, yahudi'nin kurtulması artık imkânsızdı.


-Ahh! N'oluyor ya Sultan! Bırak saçlarımı! Kalleş!!
İmdaat! Bırakın beni! Ahhh!...


Sultan bin Selâme, can havliyle elinden kurtulmaya
çalışan düşmanı zaptetmeye uğraşırken bağırıyordu:


-Vurun Allah düşmanına! Müslümanlar aleyhine şiirler
yazarsın ha!


...kılıçlar inip kalkmaya başladı. Muhammed bin Müslime,
hançeri ile kâfirin karnını göğsüne kadar yardı; bir kılıç darbesi ile de kafası
gövdesinden ayrıldı.


Kâ'b, can verirken öyle müthiş bir çığlık kopardı ki,
bütün vadi yankılandı.


Gecenin sükûnetinde şaşkına dönen insanlar, pencerelere
üşüştüler.


Müminler, öyle bir hırsla kılıç vurmuşlardı ki,
arkadaşlarından Haris bin Evs de yaralanmıştı; O'nu ve Kâ'b'ın kanlı kafasını
alarak hızla Acuz Vadisini terkettiler.


Yahudiler, peşlerine düştülerse de, müslümanlar,
izlerini kaybettirmeyi başardılar.


Vur-kaç ekibi, tekbir sesleri ile gelirken sabaha
karşıydı. Tekbir seslerinden Kâ'b şirretinin kellesinin getirilmekte olduğunu
anlayan Sevgili Peygamberimiz, kalkıp namaza durdular.


Ve; namazdan sonra mücahidleri evin kapısında
karşılayarak kendilerini tebrik ettiler. Yaralı sahabinin yarasına mubarek
tükrüklerinden bir mikdar sürdüler, yara iyileşti.


...


Ertesi sabah Resulullah hazretleri buyurdular ki:


-Yahudi ricalinden öldürmeye muktedir olduklarınızı
öldürünüz. Zira onlar, aramızdaki anlaşmayı çiğnediler...


...


Biraz sonra da yahudiler geldi. Panikte idiler. Bir
yahudi:


-Adamların bu gece büyüklerimizden Kâ'b bin Eşref'i
kaçırıp öldürdüler.


Başka bir yahudi:


-Hem de sebepsiz yere öldürüldü!


Peygamberimiz, şamatacıları susturdular:


-Eğer yerinde rahat dursaydı kimse kılına bile
dokunmazdı. Ama o öyle yapmadı. Şiirleri ile bizleri çok incitti. Münkirleri
üzerimize kışkırttı. İçinizden başkaları da aynı hatayı işlerse, onlara da layık
oldukları ceza verilir! Haberiniz olsun!.


...


Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, bazı müminler ve
Medine yahudi liderleri, Remle binti Haris'in bahçesindeki hurma ağacının
altında bir araya gelerek bir barış andlaşması/sulhname yaptılar. Andlaşma
saklanmak üzere Hazreti Ali'ye verildi.


......


Kâ'b'ın katli yahudileri bir güzel hizaya getirdi;
sinmişlerdi. Peygamber Şairi Hasan bin Sabit, yazdığı bir şiirle Kâ'b'ın
öldürülmesindeki hüner ve ustalığı methü senâ eyledi...


İKİ GÜZEL DÜĞÜN: Eşi, Peygamber Efendimiz'in sevgili
kızı Rukayye radıyallahü anha'nın vefatı, kocası Hazreti Osman'ı çok
üzdü...ağlıyor, sık sık hanımının kabrine gidiyor ve uzun zaman kabrin başında
kalıyordu. Osman bin Affan radıyallahü anh'ın bu ağır üzüntüsü bütün dostları
gibi Hazreti Ömer radıyallahü anh'ı da üzüyordu...bu sebeple bu üstün kıymetteki
arkadaşının evine gitti:


-Ya Osman! Kabul edersen sana Ömer'in kızı Hafsa'yı
nikâhlayabilirim.


Hazreti Osman, bir baba olarak Hazreti Ömer'in kendisi
için gösterdiği takdire şayan bu fedakârlığa memnun oldu ve şükranlarını dile
getirdi:


-Teşekkür ederim. Ancak bana lütfen biraz
düşünebileceğim vakit ver.


......


Bu konuşmalarının üzerinden bir-iki gün geçtikten sonra
iki güzel arkadaş, yolda rastlaştılar. Hazreti Osman, Hazreti Ömer'in merakını
bildiği için selâmdan sonra mevzuu açtı:


-Beni düşündüğün için; böyle büyük bir fedakârlıkta
bulunduğun için tekrar şükranlarımı arz ediyorum...ancak lütfen bağışlayınız.
Bir zaman daha evlenme fikrinde değilim.


Hazreti Ömer, tabii ki bir şey demedi...ama kalbine
hüzün çiselerinin düşmesine mani olamadı.


......


Şimdi dul olan Hazreti Ömer'in kızı Hafsa radıyallahü
anha, Efendimize nebilik vazifesi gönderilmeden beş yıl önce dünyaya gelmişti.


...kocası Huneys bin Huzafe radıyallahü anh ile
birlikte Medine'ye hicret etmişti. Hazreti Huneys, Bedr Cenginde aldığı ağır bir
yara sebebi ile bilahare Medine'de vefat etti. O'nun vefatı Hafsa'yı genç yaşta
yalnız bıraktı.


Bu hal, her babayı düşündüreceği gibi, Ömer bin
Hattab'ı da kızına bir şey farkettirmese de düşündürüyordu...bu yüzden, dul
kızını, dul ve hâlâ eşini kaybetmenin acıları ile sarsılan Osman bin Affan'a
teklif etmişti.


...ama cevap malûm.


Bunun üzerine Hazreti Ömer, aynı teklifi müslümanların
gözbebeği Ebu Bekr radıyallahü anh'a yaptı. Şüphesiz ki koca mümin'in
yavrularından yana kalbi dağlıydı...cahiliyet zamanında küçücük kızını kendi
elleri ile diri diri nasıl toprağa gömdüğünü hatırlayalım. Nerede o islam öncesi
katı ve sert tavır; nerede bugün ciğerparesinin dul kalmasını bile kendine dert
edinen pamuk gibi yumuşak kalb? Sanki Hafsa'nın şahsında toprağa gömdüğü kızının
da gönlünü alıyordu.


Zaten gayet az konuşan Hazreti Ebubekr, sevgili
arkadaşının bu teklifine karşı birşey söylemedi.


Hazreti Osman, hiç olmazsa, olumsuz da olsa bir cevap
vermişti; Ebubekr'in Ömer'i bundan bile mahrum etmesi, iki kelime ile bir cevap
bile vermemesi Hazreti Ömer radıyallahü anh'ı haylice üzdü. O muhteşem insanın
narin kalbi örselenmişti.


Bir gün dayanamayıp derdini dertliler sığınağı O yüce
Resule açtı:


-Hafsa'yı zevce olarak almaları için önce Osman'a sonra
Ebubekr'e söyledim. İkisi de kabul etmedi. Halbuki Osman, şu ân dul..


Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, bu
seçilmişlerin seçkini can dostu ferahlandırdılar:


-Ya Ömer! Üzülme. Hak teâlâ, kızını Osman'dan hayırlı
bir kimseye nasib etti ve Osman'a da kızından hayırlı bir hanım müyesser eyledi.


Hazreti Ömer'in kalbinde bir ânda huzur papatyaları
açtı.


......


Bir gün Allah'ın Resulü, Hazreti Osman'ı yanlarına
davet ettiler ve sordular:


-Seni çok kederli görüyorum. Niçin?


-Ya Resulallah ben, hem hanımımı kaybettim; hem de
Peygambere damat olma nimetini..


Efendimiz, Hazreti Osman'ı da sevindirdiler.


-Ya Osman! Kardeşim Cebrail, yüce Allah'ın emrini
getirdi ki, bu emr-i ilahide diğer kızım Ümmü Gülsüm'ü de Rukayye'nin mehri ile
sana nikâhlamam buyuruluyor.


...tarifsiz sevinçler, Hazreti Osman'ın oldu. Bir kere
daha Resulullah'a damat olma şanına kavuşuyordu. Böyle bir saadet yeryüzünde
sadece O'na nasip oluyordu; evet sadece O'na. Yani Osman-ı Zinnureyn oldu; iki
nura kavuşan. Peygamberimiz, Ümmü Gülsümle Osman bin Affan'ın nikâhlarını Hicri
takvimle üçüncü yıl Rebiül evvel ayında yaptı...düğünse Cümadelahire ayında
oldu.


......






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye