Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11469 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2214 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1616 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1458 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1416 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Yeni Sayfa 2




-Hata ettim!


-Evet hata ettin. Ama asıl hatan küfrde inat etmen.
Hataların menbaı küfrün. Sen inansan da inanmasan da mutlak hakikat değişmez. Bu
sebeple gel, Allah'dan gayrı ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü
olduğuna iman ve şehadet et.


Avres, şaşkınlıklar içindeydi. Hafif kekeleyerek
konuştu:


-Beni öldürebilirdin.


Efendimiz, tebessüm buyurdular. Yanakları goncagül
pembeliğinde:


-Biz, insanları öldürmek için gelmedik. Biz, ebedi
hayatın habercisiyiz...


...Avres'in kalbi yumuşadı; gözlerini ılık yaşlar
basmıştı. Yerinden doğrulurken Kelime-i şehadet getiriyordu:


-Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abdühu ve Resulühu.


Sevgili Peygamberimiz, kar renkli dişlerinin daha da
güzelleştirdiği tatlı bir gülüşle kılıcını Avres radıyallahü anh'a uzattılar.


...mahcup bir el, Peygamberler Peygamberinin verdiği
kılıca giderken, henüz mümin olmuş bu insan, hikmeti tâ canevinden yakalamıştı.


-Ya Resulallah! Sen insanların en hayırlısısın!..


......


Elbette ve muhakkak öyle...


O, insanların ve bütün mahlukatın en üstünü ve en
hayırlısı...


......


Efendimiz, Avres'i tekrar bölüğünün başına
gönderdiler...daha yaklaşırken düşman askerleri sormaya başladılar:


-Uzaktan seçebildiğimiz kadarı ile kılıcınla
Muhammed'in karşısına dikilmişken birden geriye savrulup yere düştün. Ne oldu
anlayamadık?


Hazreti Avres, yüksekçe bir taşa oturduktan sonra,
başlığını çıkartıp alnının terini sildi ve tane tane cevap verdi:


-Evet. Gördükleriniz doğru. Tam O'nun karşısına
dikilmiştim ki, birden nerden geldiğini anlayamadığım beyaz kıyafetli ve uzun
boylu biri göğsüme şiddetli bir yumruk vurdu. Bu öyle şiddetli bir darbe idi ki,
ben bir tarafa uçtum, kılıcım bir tarafa.


...askerler şaşırmışlardı. Biri sordu?


-Peki kimmiş o sana vuran?


-Peygamberimize vahiy getiren melek; Cebrail.


...askerleri bir kaynaşmadır sardı:


-Ya Avres! Demin dilin mi sürçtü? "Peygamberimiz"
dedin.


Hazreti Avres, oturduğu taşın üzerinde ayağa
kalktı...başı sanki bulutlara değiyordu...bir ân orda olanları süzdü ve
konuşmaya başladı:


-Ben, elhamdülillah, müslüman oldum. Siz de müslüman
olun..O ne diyorsa doğruyu söylüyor.


Hazreti Avres'in yüzü ışıl ışıl..


...


Salebeoğulları ve Muhariboğullarından nasibi olanlar
imana geldiler.. Böylece Efendimizin Hazreti Avres'i niçin tekrar müşriklerin
arasına gönderdiği anlaşılıyordu. İman etmeyenlerse O'na birşey diyemediler.
Zira acı kuvveti imanla nakışlanan bu müslümana şimdi hepten karşı duramazlardı.


NECRAN GAZASI: Enmar'ı Necran Gazası takip etti; veya
diğer ismi ile Beni Süleym Gazası.


Fer bölgesinin "Beni Süleym" mıntıkasında toplanan çok
sayıda müşrikin Medine'ye saldıracağı haberi Resulullah'a gelince; Efendimiz,
yerlerine İbni Ümmü Mektum Hazretlerini vekil bırakarak üçyüz kişilik bir
kuvvetle düşmanın üzerine yürüdü...ancak düşmanla karşılaşmak mümkün olmadı.
İslâm ordusunun Peygamberimiz kumandasında gelmekte olduğunu işitince kaçıp
kaybolmuşlardı... Bu sefer de oniki gün sürdü.


KARDE SERİYYESİ: Kureyş müşriklerinin esas kazanç
yolları ticaret. Ama Bedr hezimetinden sonra Şam'a ticaret kervanı yollayamaz
oldular. Mekke-Şam sahil yolu müslümanların hakimiyetindeydi. Bu sebeple
Kızıldeniz sahil şeridi ile Şam'a ne mal gönderebiliyor; ne mal
getirtebiliyorlardı. Sevgili Peygamberimiz, Mekke'yi iktisadi kuşatmaya almıştı.
Şimdi bu kuşatma yavaş yavaş neticelerini vermeye başlıyordu. Şam'la ticaretin
kopması müşrikleri sarsmaya başlamıştı...gidişat kendileri için iyi değildi ve
bu hale muhakkak bir çare bulmaları lâzımdı...


Bu sebeple bazı Kureyş büyükleri toplandılar.


Safvan bin Ümeyye ilk sızlanan oldu:


-Muhammed, ticaretimizi felç etti. Adamlarına karşı ne
yapacağımızı bilmiyoruz. Kıyı şeridi tamamen ellerinde. Şam'a gidip gelecek bir
yol, bir imkân bulmalıyız. Eğer böyle serbest gezen mahkûm gibi yaşamaya devam
edersek yakında sermayeleri de tüketeceğiz. İyiliğimizin karşılığını veriyorlar!
Biz, müslümanların ticaret için yazın Şam'a kışın Habeşistan'a gitmelerine izin
vermemişmiydik?


Hayır, izin vermemişlerdi. Böyle bir kolaylıkları
olmadığı gibi, Mekke'den göçe zorladıkları müslümanların yakınlık ve
akrabalıklarına bile aldırmadan geride kalan mal ve mülklerini talan ederek
mülkiyetlerine geçirmişlerdi.


Esved bin Muttalib:


-Evet; sahil yolu tehlikeli. Fakat tehlikesiz yol da
var.


Safvan:


Neresi, dedi, hangi yol?


Esved:


-Irak yolu. Gerçi daha uzun ve çöllerle dolu bir
güzergâh ama kış mevsimindeyiz. Bu mevsimde çölün mahzuru olmaz.


Konuşmayı dinleyenler neşelendiler:


-Hay aklınla çok yaşa Esved bin Muttalib. Şimdiye kadar
Irak yolunu neden düşünemedik?


Yine kendileri cevap verdiler:


-Herhalde hiç kullanmadığımız için. Bir de çöller
yüzünden. Ama şimdi nasıl olsa yaz değil; onun için iyi fikir.


Bir başkası yükü Safvan bin Ümeyye'nin üzerine yıkmanın
tam zamanını yakaladı:


-Evet evet bu iş bitmiştir artık. Safvan bin Ümeyye bir
Mekke kervanını Şam'a götürecek.


Safvan, kurtulmak istediyse de buna fırsat verilmedi:


Safvan:


-Ben o yolu bilmiyorum ki..


Esved:


-Senin bilmen şart değil.


-Kimin bilmesi şart ya?


-Sana öyle bir kılavuz vereceğiz ki, gözünü kapasan
menziline varacaksın.


-Kim o?


-Furat bin Hayyan.


......


Furat'ı çağırdılar ve meseleyi izah ettiler.


Adam:


-Hiç endişe etmeyin! Benim sizi götüreceğim yolları
Muhammediler asla bulamazlar!


Mesele kalmamıştı.


...develer hazırlandı ve bu yeni yolla Şam'a varmak
için hareket ettiler.


...kervan, satmak için Ebu Süfyan'ın külliyetli
mikdarda gümüşünü, Esved bin Muttalib'in üçyüz miskal altın ve gümüş külçesini,
Safvan bin Ümeyye'nin otuzbin dirhem kıymetindeki çeşitli mallarını,
gümüşlerini, kaplarını ve diğer Kureyşlilerin muhtelif ticaret eşyalarını
taşıyordu.


Ebu Süfyan, Abdullah bin Ebi Rebia ile Huvaytıb bin
Abdüluzza, Abdullah bin Ümeyye'ye refakat ediyorlardı.


...kervan zât-ı Irk'a doğru yol alıyordu.


Bu sırada Nuaym bin Mes'ud isminde bir müşrik,
Mekke'den Medine'ye gelerek Beni Nadr yahudilerinden Kinane bin Ebilhukayk'ın
evine misafir olmuştu.


O akşam, ev sahibi ile Mekkeli misafiri tas tas şarap
devirdiler. Söz ve iradelerine hakim olamayacak kadar sarhoş olmuşlardı. Onlar
bu haldeyken bir Mekkeli'nin izini tesbit eden Salit bin Numan radıyallahü anh
da geçerken "merhaba" demek için uğramış gibi yanlarına geldi.


Mekkeli çoktan hezeyana başlamıştı.


-Biliyor musun yahudi uşağı?


-Neyi bilecek mişim?


-Şam'a bir kervan yolladık.


-Sen sarhoşsun!


-Kim? Ben mi? Ben sarhoş olmam! Bir küp şarap bana vız
gelir.


-Canım madem öyle; Şam yolunun müslümanların elinde
olduğunu niçin unutuyorsun da hayalden Şam'a kervan-mervan yolluyorsun.


Salit bin Numan, dikkatle dinliyordu.


-Hıh! Hayalimmiş! Bu yeni bir yol yeni.


-Yeni bir yol mu?


-Tabii ya! Irak yolu.


-O koca çölü nasıl aşacaklar..


-Sen yahudisin aklın ermez. Uzza var ya, Uzza!


-Var var. Latınız da var.


-Evet; şey de Menat da.. Üff be bizim de ne çok
ilahımız var. Ne yapalım canım ben olsunlar demedim ki; işte öyle. İnanmış
gidiyoruz..


-Neyse şerefe!


-Şerefe. Kervan reisi Saffan bin Ümeyye'nin
şerefine...şeyin de şerefine.


Kinane, çıngıraklı bir kahkaha kopardı.


-Develerin..


-Bırak şimdi eğlenmeyi...şeyin de; kervan kılavuzu
Furak bin Hayyan'ın da şerefine..


......


Salit bin Numan, zihninden "ey ahmaklar! Olmayan
şerefinizi nelerle yaldızlıyorsunuz" dedi ve geldiği gibi bir bahane ile
yanlarından ayrıldı. Dışarı çıkar çıkmaz seri adımlarla Hâne-i Saadet'e doğru
yürüdü.


Gayet kıymetli bilgiler toplamıştı.


Peygamber Efendimiz, Salit radıyallahü anh'ı
dinledikten sonra Zeyd bin Harise radıyallahü anh'ın derhal düşman kervanını
vurmasını emrettiler.


Tarih, Hicri üçüncü yıl, Cümadelahire ayı başları;
mevsim kış.


Ve Hazreti Zeyd'in ilk seferi.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.09 Saniye