Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11521 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8695 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2276 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1670 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1505 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1464 okuma)
· AĞIT
(1222 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1083 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(987 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(957 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







ENMAR GAZASI




ENMAR GAZASI: Bu sefere "Enmar Gazası" dendiği gibi "Zi-Emr
Gazası" ve "Gatafan Gazası" da denir.


Bedr'in intikam ve öfkesiyle kavrulan
Muhariboğullarından ve bu kabilenin en cesuru Avres bin Haris, halkı kışkırtarak
bir bölük asker topladı...düşman askeri, Necd'in Zi-Emr denilen bölgesinde
karargâh kurdu. Biraz sonra Avres bin Haris, bir taşın üzerine çıkarak
askerlerine seslendi:


-Ey kahramanlar! Bedr'i unutmadık ve unutamayız! O,
alnımızda silinmez bir kara leke!


Bazı askerler, mızraklarını yukarı doğru yükselte
yükselte haykırdılar:


-İntikam! İntikam!


-Lütfen sükûnet!


Dedi Avres ve devam etti:


-Elbette intikam! Ama nasıl bir intikam!


Bunu derken dişlerini sıkmış, yumruğu ile görünmez bir
cismi sıkıp ezer gibi bir hal almıştı.


-Öyle bir intikam alalım ki, Yesrib çevresinde ne
bulursak yağmalayalım. Taşıyabileceğimizi yanımıza alalım. Alamadığımızı vurup
kıralım, yakıp yıkalım.


Düşman bir ağızdan bağırdı.


-Vurup kıralım! Yakıp, yıkalım!


......


Hicretin üçüncü yılı, Rebiülevvel ayının onikisi idi.


...düşmanın yeri, sayısı ve niyeti derhal islâm
istihbarat elemanları tarafından Peygamber Efendimiz'e haber verildi. Sevgili
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, yerine Osman bin Affan'ı vekil
bırakarak derhal dörtyüzelli sahabi ile düşmanın bulunduğu mıntıkaya doğru
harekete geçtiler.


......


Bazı sahabiler, yolda Salebeoğullarından Cebbar ile
karşılaşınca O'nu tutup sorgulamaya başladılar:


-Dur bakalım ya Cebbar! Nereye?


-Yesrib'e..


-Kabilen, Medine üzerine baskın hazırlığındayken sen
salına salına Medine'ye gezmeye mi gidiyorsun böyle ya Cebbar?


-Hayır! Benim Salebeoğullarından haberim yok. Ama Avres
bin Haris'in bir sefer için ahaliyi toparlamaya çalıştığını işittim.


-Sonra?


-Sonrası o kadar! Başka birşey bilmiyorum.


......


Cebbar gayet sakindi ve her haliyle itimat telkin
ediyordu.


...kendisini yakalayan sahabiler, O'nu Resulullah
Efendimizin huzuruna çıkararak aralarında geçen konuşmayı arz ettiler. Cebbar,
belki de hayatından endişe ederken; bir teklifle şaşırdı...evet kelimenin bütün
mânâsı ile şaşırdı. Çünkü kabilesi, Medine üzerine gelirken O, bundan habersiz
de olsa müslümanların eline düşmüştü. Her türlü kötülüğü yapabilir; canına
kıyabilirlerdi..


...ama yapmadılar. Zira onlar müslümandı; Allah'ın
seçilmiş kulları. Cebbar, hayatından bile kaygılanırken en ufak bir taciz ve
hakaret görmediği gibi koskoca bir Peygamber O'nu muhatab almış hak dine davet
ediyordu...sıcacık; yumuşak, saran ve kucaklayan bir sesle. Cebbar, hiç
zorlanmadan içten gelen bir arzu ile hemen müslüman oldu; radıyallahü anh.


Ve şu bilgiyi verdi:


-Ya Resullallah! Onlar, sizinle karşılaşma cesaretini
gösteremezler. İslâm ordusunun üzerlerine gelişini haber alırlarsa muhtemelen
dağlara kaçacaklardır. Nerelere gizleneceklerini tahmin edebiliyorum. Eğer
müsaade ederseniz sizinle gelip saklanacakları yerleri haber vereyim...


...bir yerde cihad varsa, bu cihada iştirak her
müslümanın üzerine farzdı; ve farzdır. Cebbar radıyallahü anh da müslüman
olmakla bu yüksek mükellefiyete dahil olmuştu.


Efendimiz teklifi memnuniyetle kabul buyurdular; ve
Hazreti Cebbar'ı Bilal-i Habeşi radıyallahü anh'ın yanına verdiler.


......


Şanlı islâm ordusu, Zi Emr'e geldiğinde bulutlanan gök,
dökmeye başlamıştı bile.


...hakikaten Cebbar'ın dediği oldu. O kahraman edalı
şirk ordusu, varlıklarından haberdar olan islâm askerinin gelmekte olduğunu
öğrenince soluğu dağ duldalarında almışlardı.


...islâm ordusu, meydana doğru ilerlerken rahmet, bir
başka rahmeti müjdelercesine hızlandıkça hızlanıyordu...kalkanı olanlar
bunlarla, olmayanlar bulabildikleri ile korunmaya çalıştılarsa da sevgililer
sevgilisi aziz Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem dahil, müminler,
tepeden tırnağa su içinde kalmışlardı.


...yağmur, bir zaman olanca şiddeti ile devam etti ve
sonra sakinleşti, yavaşladı ve dindi...şimdi güneş açmış; kurşuni bulutlar
çekilmiş, her taraf aydınlığa boğulmuş; bir ebemkuşağı, ufka türlü renklerle
köprüsünü kurmuş; hava iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı...herkes bir tarafta
üstünü başını kurutuyordu.


Resulullah Efendimiz de vadinin tenhaca bir yerine
gittiler ve elbisesini çıkartarak bir bodur ağaca serdiler. Elbise kururken,
Efendimiz yağmur sonrası o güneş güzelliğinde yumuşak kumlara uzandılar...sağ
yanları üzerine idiler ve sağ avuçları sağ yanaklarının altındaydı.


......


Müminleri bulundukları dağ kovuklarından dikkatle
izleyenler, Avres'e koştular. Bir büyük işi başarmışcasına nefes nefese idiler:


-Ya Avres! Muhammed, kenarca bir yerde; bir ağaç
altında yalnız. Ne yapılabilirse şimdi yapılır. Haydi!


Avres:


-Siz burada kalın; O'nun işini ben bitireceğim.


...dedi ve kılıcını aldığı gibi gizlene gizlene
Peygamber Efendimizin istirahat buyurdukları ağaç dibine kadar sokularak
başuçlarında dimdik yükseldi. İşte kılıcı, kendisi ve düşmanı karşı karşıya
idiler. Heyecandan belli belirsiz titriyordu. Nice kimsenin öldürmek için
peşinde olduğu insan, önünde yapayalnız uyuyordu.


Efendimiz, birden mubarek gözlerini açtılar ve vaziyeti
farkederek derhal ayağa fırladılar; ancak kılıçlarına uzanma imkânını
bulamamışlardı.


Neticeden emin olan Avres gürledi. Sesi yırtıcı,
gözleri hırsla dolu, kılıçlı sağ eli havadaydı:


-Ya Muhammed! Şimdi seni elimden kim kurtaracak? Şurada
kılıçsız sen ve silahlı ben, yapayalnızız! Kim kurtaracak seni elimden kim?
Söyle!!!


Avres, hançeresini paralar; pazu ve kılıcına
güvenirken; karşısındaki muhteşem insanı dize getireceği zannındaydı. Zavallı ve
sefil bir zan.


Sevgili Peygamberimiz, Avres'i şaşırtan bir sakinlikle
cevap verdiler:


-Ya Avres! Allah, beni kurtarır; seni de mahcup eder...


Avres, kendisindeki kızgınlık ve şiddete mukabil
muhatabındaki sakinlik karşısında ürktü. Az fakat emin konuşmuştu. O, bu ruh
halindeyken yetişen Cebrail aleyhisselam, Avres'in göğsüne şiddetli bir yumruk
indirdi.


...ta gerilere savrulan Avres, sırtüstü yere
yuvarlanmış; elinden kurtulan kılıcı Efendimiz'in önüne düşmüştü. Kılıcı yerden
alan Kahraman Peygamber, bir sıçrayışta düşmanın yanına gelerek başucuna
dikildi. Avres kumların üzerinde bir böcek gibiyse, Sevgili Peygamberimiz elinde
kılıç ile heybetli bir dağ gibiydi. "Eyvah", dedi Avres içinden, "İşte sonum
geldi. Ben O'nu öldürecektim; halbuki şimdi O, beni öldürecek." Soğuk terler
döküyordu.


Kâinatın Sultanı, ayakları dibindeki adama sordular:


-Ya Avres! Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?


..."Benim" dediği öz kılıcı, yerdeki adamın boynunu
kesmek için güneşte yanıp dururken, sarı toprak, sarı kum ve Avres'in yüzü aynı
rengi almışlardı. Yüzünü yalayan bir rüzgar, alnına yapışan saçlarını yerinden
oynatamadı...gözlerine doluşan tuzlu terleri kolunun yeni ile sildi ve kuruyan
boğazını yutkuna yutkuna yumuşatmaya çalıştıktan sonra, en alt perdeden
yalvarmaya başladı:






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--

Sevgili Peygamberim ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye