Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11519 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8693 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2275 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1668 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1503 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1462 okuma)
· AĞIT
(1220 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1081 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(985 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(955 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Egitim Portali Köşe Yazıları Bölümüne Hoşgeldiniz!..

İlköğretim 1. Kademe



Yazar Adı: Mahmut TOPRAK

Yazar İletişim: rakursi@mynet.com


SINIF ÖĞRETMENLERİNE
Günümüz Türk eğitim Sisteminde, sürekli yenilikler ve gelişmeler için değişikliklerle, denemelerle çağdaş eğitim anlayışını yakalama gayretlerini görüyoruz. Merkezi yönetimler tarafından bazen sık sık değişikliklere gidilmiş olsa bile, öğretmenlerimizin bu konuda yeterince bilgilendirilmemesi bu çabaların sonucunu nasıl etkiliyor? Bu soru sık sık herkesin beyninde belirse de ne yazık ki realitede pek ortaya çıkmıyor gibi görünüyor.
Eğitimin temel taşı olan ilköğretim 1. kademe; çocuk devinim ve anlatım ihtiyacını karşılayan 4-6 yaş evresinin daha da pekiştiği, kişiliğe, toplumsallığa ve zekaya ilişkin belirtilerin yerli yerine oturduğu dönemdir. Çocukların duygusal zekalarının ön plana çıktığı bu yaşlarda, kendini ifade edebilmesi için fırsatların verilmesi olmazsa olmaz bir eğitim anlayışı içinde,kendine güvenmesi, içtenliğin ortamının sağlanması gerekir. Üzülerek söylemek gerekirse, bunun ülkemizde pek gerçekleştiğini söylemek güçtür. Okul öncesi eğitimde nispeten yapılmaya çalışılsa da, ilköğretim çağındaki çocukların kendilerini ifade edecekleri sanatsal etkinlikler içinde eğitim aldıklarını söylemek güç.
Daha ilköğretim 1. sınıftan başlayarak, öğrencilere yarış atı muamelesi yapılması, gelecek nesillerin ne kadar sağlıklı ve yaratıcı düşünceye sahip olacakları konusunda kaygıları taşımamıza neden olmaktadır.
Tüm öğretmenlerimizin de bildiği gibi, özellikle Resim, Müzik ve Beden eğitimi dersleri, “lüzumsuz dersler” olarak görülmekte, bu derslerin olduğu saatler, yetişmeyen konuların tamamlanmasına, ya da matematik, Fen Bilgisi veya Türkçe dersleri için adeta “egzersiz” saati gibi kullanılmasına devam edilmektedir… Bu duruma yine üzülerek söylemek gerekiyor, okul idarecileri tarafından da göz yumulmaktadır..
Peki bu sanatsal veya spor etkinliklerinin yapılması gereken ders saatleri, neden kültür dersleri dediğimiz diğer dersler için feda edilmektedir?.. Aslında bunun cevabını verecek birilerinin çıkacağını veya mantıklı bir açıklama yapacağını pek sanmıyorum. Çünkü sınıf öğretmeni yetiştiren Eğitim Fakültelerinde tüm derslerde olduğu gibi, Resim, Müzik, beden Eğitimi ve Drama derslerinin nasıl işleneceği konusunda öğretmen adaylarına eğitim verilmektedir…
Sanat etkinlikleri derslerinde sınıf öğretmenlerimiz öğrencilere ne gibi çalışmalar yaptırıyor? Elbette bu dersleri hakkıyla veren öğretmenlerimizin sayısı oldukça fazla, ancak genel olarak görülen tabloda varsa yoksa matematik veya diğer dersleri yetiştirme çabası var. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı hazırlarken, zamanlamayı da dikkate almaktadır. Buna rağmen sayısı azımsanmayacak eğitimci ders saatlerini birbirine aktarmayı alışkanlık haline getirmeye devam etmektedir. Yazılı evraklarda yani günlük planlarda tüm müfredat işlenmiş gibi gösterilirken, uygulamada buna ne kadar riayet ediliyor?
YETENEK ŞART MI?
Sanat Etkinlikleri derslerinde illaki öğrencilerin özel yeteneklere sahip olması gerekmiyor. Önemli olan çocuğu tanımak, ondaki yetenekleri ortaya çıkarmak veya var olan yetenekleri üst noktalara taşımak ya da en azından sanata duyarlı bireyler yetiştirmeyi hedeflemektir.
Her çocuk elbette resim veya müzik yeteneğine sahip yaratılmamıştır. Ne var ki, el becerilerinin gelişmesi, renklerle veya çizgilerle duygularını dışa vurması için yetenek aranmamalıdır. Öğrenciye farklı görmeyi, biçimsel ögeleri ve sesleri algılamayı, renkleri kavramayı öğretmek, her öğretmenin temel görevlerinden biridir. Bunları yaptırmak için öğretmenin illa ki sanata ilgili veya yetenekli olması düşünülemez. Fakat, eğitimci bunun temelini vermek durumundadır. Gerekirse özel yeteneklere sahip öğrencileri, diğer öğretmenlere anlatmalı, onun yeteneklerini nasıl geliştireceği veya yönlendireceği konusunda fikir alışverişinde bulunmalıdır. Özellikle Resim derslerinde yeteneği keşfedilen öğrencilerin çalışmalarının panoya veya okul içine asılması, müzik yeteneğine sahip öğrencinin topluluk karşısına çıkabilecek öz güvene kavuşturulması, spora meyilli öğrencilerin bu özelliklerinin geliştirilmesi için diğer öğretmenlerle işbirliğine gidilmesi, o çocuk üzerinde inanılmaz olumlu etkiler bırakacağının bilinmesi gerekir. Mantıksal zekanın gelişimini hedeflerken farkında olmadan ihmal ettiğimiz bir başka yön ise “ çocukların duygusal zekaları” olmuştur. Halbuki bilinmesi gereken; insanların meslekleri ve işleri ne olursa olsun duygusal zekası geliştirilmiş fertler, toplumsal değerlere sahip çıkan ve yönlendiren güçlü kişiliklerdir.
“HAYLAZ – YARAMAZ” ÇOCUK
Sınıflarda “haylaz” olarak nitelendirilen hareketli öğrenciler, kendilerine verilecek değer ile enerjisini “haylazlıkla” değil, kendini ifade edebilecek etkinlilerle pozitif hale getireceği unutulmamalıdır. Üstelik bazen Hiperaktiv diye değerlendirdiğimiz çocuklar Üstün ve Özel Yetenekli olma özellikleri de gösterebilmektedir. Bir çok eğitimci arkadaşında fark etmiş olacağı gibi, derslerine önem vermeyen, sürekli “yaramazlıklarıyla” kendini ön plana çıkaran çocukların yeteneklerinin keşfedilmesiyle birlikte beğenilmeyen olumsuz davranışları ortadan kalkacaktır.
Bu davranışlara kendi yaşadığım çok sayıda örnekten ikisini anlatmak istiyorum. Bir ilköğretim okulu 6. sınıfında, en arka köşede oturan şirin, sevimli ama bir o kadar da mahçup, başı sürekli önde, arkadaşları tarafından sürekli küçümsenen bir kız öğrenci dikkatimi çekti… Çocukara neden bu arkadaşlarını dışladıklarını sorduğumda okuma yazmasını bile bilmediğini söylediler. Resim dersinde bu kız çocuğuna iyice dikkat ettiğimde, küçücük elleriyle ha bire bir şeyler yapmaya ama bunu saklamaya çalıştığını fark etim. Yanına gittiğimde çok güzel çiçekler ve şekiller çizdiğini gördüm… Başını okşayıp aferin dediğimde diğer arkadaşlarının küçümseyici ve alaycı yüz ifadeleri beni çok üzdü. Ve o çocuğa çalışmasını bitirmesini istedim. Kıza zamanda bitirdi. Gerçekten güzeldi ve ben bu resmi alıp okul koridoruna astım. Daha sonra asılan resimlerin sayısı giderek arttı. O günden sonra, o mahçup, ezik sevimli çocuğun yerine gözleri ışıldayan, arkadaşlarıyla okul bahçesinde koşturan ve en önemlisi, öğretmenler odasında diğer branştaki öğretmenlerin dilinde “ ya bu kıza ne oldu böyle, birden okumaya ve yazmaya başladı” denilen, kendine güveni gelmiş, kazanılmış bir öğrenci gelmişti…
Diğer bir örnek ise;
Öğretmenliğimin ilk yıllarında Güneydoğu ‘da ki bir ilçenin sürekli olaylarıyla ünlü bir lisesinde görev yaptım. Daha okula ilk girişimde, okul bahçesindeki öğrencilerin disiplinsiz davranışları, okulun camlarındaki kırıklar ve kırılmayı önlemesi için tüm cephedeki pencerelerin önünü kaplayan tel kafesler, içeride nerdeyse tamamının defalarca kırılmış ve yama yapılmış sınıf kapıları, çocukların ellerinde bulunan türlü kesici aletler, üst koridorlarda boş bira kutuları beni hayrete düşürmüştü.
Yaklaşık bin beşyüz öğrencini olduğu okulda bir saat yoktu ki olaysız geçsin. Karnelerin bile polis denetiminde, pencerelerdeki parmaklıklar arasında dağıtıldığı bir okul hayal edebilirmisiniz? Böylesi bir ortamda çözüm imkanı da ilk bakışta umutsuz görünüyordu. Neden böyle sorusuna verilen tek cevap “bunlar böyle, bunlar adam olmaz” oluyordu. Bir gün genç öğretmen arkadaşlar toplanıp, bunların aslında çok iyi adam olabileceklerini ve bunun için her birimize bir görev düştüğünü konuştuk ve yapabileceğimiz görevleri denemek için paylaştık. Sonuç değişmese bile en azından denemiş olacaktık. Daha kötüsü ne olabilirdi ki?..
Ben kendi alanımda, resim çalışmaları, diğer arkadaşlar, müzik korosu, bağlama vb. grubu, spor grubu ve tiyatro grubu oluşturmaya karar verdik… Seçmeler yaptık ve çalışmalarımızı her birimiz 30 saatin üstünde derse girdiğimiz halde zamana sıkıştırdık.. Sonuç inanılmaz oldu. Daha aradan 2-3 hafta geçmemişti ki, okuldaki önü alınmaz olaylar bıçak keser gibi kesildi. Okul bahçesinde geçen öğretmene omuz atan, yüzüne sigara üfleyen gençler yok olmuş, yerine saygıda kusursuz, efendi, aklı başında çocuklar gelmişti. Artık hiçbir öğretmen ders anlatırken zorlanmıyor, güler yüzle gidilen okulda mutlu gençlerle iç içe oluyorduk.. Ama 3 yıl çabucak geçip gitti, her birimiz başka yerlerde yeni görevlerimize başladık.. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala o günlerin özlemini çekiyoruz. Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bu öğrencilerden hala güzel haberler alıyor, mesleklerinde ki başarılarını takip edebiliyoruz. Her insan bir takım meziyetlerle yaratılıyor.. Kimisi bunun farkında olup kendisine verilen yetenekler sayesinde hayatını yönlendiriyor, kimisi de hiç “keşfedilmeden” öyle veya böyle hayatını sürdürüyor. Her insan değerlidir, her insan değerlerle yaratılmıştır. Yeter ki onları ortaya çıkarabilme başarısını eğitimciler olarak gösterebilelim.
Yine bazı meslektaşlarımız, yetenek gerektiren derslerde iyi çalışmaya iyi not, yeteneği olmadığı halde bir şeyler yapmaya çalışanlara da kötü not vererek, yüksek not almak isteyen öğrencilerin başkalarından medet ummalarına, resmi iyi olan birine resim çizdirerek kendi çalışmasıymış gibi gösterip “iyi” not almalarına göz yumarken, çocukları şimdiden sahteciliğe ve başkalarının sırtından geçinmeye ittiğinin farkına varıyorlar mı acaba?
Bu çocukların geleceğini şekillendirmek, hayatlarına yön vermek kesinlikle eğitimcilerin işidir. Mesleğini sevmeyen birinin ne kadar iyi ürün ortaya koyacağı şüpheliyse, mesleğine gereken titizliği göstermeyen eğitimcinin de ne kadar iyi insan yetiştireceği şüphelidir. Eğitim camiasının diğer mesleklerden çok daha önemli iş yaptığını bilmeyen öğretmen yoktur. O halde, elimizdeki hammaddeyi doğru işlemeli, onun ne gibi özelliklere sahip olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Benim bu söylediklerim bazı öğretmenler için geçerlidir.. elbette ki çok dinamik, çağdaş ve insani yaklaşımla eğitim veren öğretmenlerimiz çok fazla. Onların sayesinde gençlerimiz doğru mesleklerini seçiyorlar, ülkemizin gelecekteki, yöneticisi, sanatçısı ve bilim adamı olma yolunda ilerliyorlar.
NOT: Gelecek yazıda Üstün Yetenekli öğrencileri fark etme, bilim ve sanat eğitiminde doğru yönlendirme konusu ele alınacaktır.

Okunma: 1241 Eklenme Tarihi: 14.05.2005 Saat: 20:03
 
En Çok Okunan
Mahmut TOPRAK: En çok okunan yazısı
SANAT KARIN DOYURUR MU?


Seçenekler

   Çıktısını Al

   Arkadaşına Yolla

   Köşe Yazılarına Dön

Bu Yazıyı Oylayın
Oy Ortalaması: 3.95
Toplam Oy Sayısı: 22

İyi

Sizce Bu Yazı Nasıl ?

Çok İyi
İyi
Normal
Kötü
Çok Kötü


Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız

Site Ziyaretçileri yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
Kose Yazilari ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye