Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11519 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8693 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2275 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1668 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1503 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1462 okuma)
· AĞIT
(1220 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1081 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(985 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(955 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Egitim Portali Köşe Yazıları Bölümüne Hoşgeldiniz!..

YALAN NEDİR? ÖNLENEBİLİR Mİ?



Yazar Adı: İsmail KARAYILAN

Yazar İletişim: ikryln@hotmail.com


YALAN NEDİR? ÖNLENEBİLİR Mİ? Gönül ne istiyor biliyor musunuz? Çevremizde ilişki kurduğumuz tüm insanların, kamu ve özel kurumda çalışanların, bizi yönetenlerin ve evrensel boyutta ülkeleri yönetenlerin “yalan” söylememesini! Bu konuda hepsinin bir “kalite belgesine” sahip olmasını isterdim... Kısaca, yalansız bir dünyada yaşamak... Kim istemez ki! ... Ama gelin görün ki adeta yalan çemberiyle kuşatılmış; insanların insanlara, yönetilenlerin yönetene, ülkelerin ülkelere güveni kalmamış, dikenli bir fıçıda yaşar gibi hayatımız sıkıntılı bir biçime bürünmüş... Aslında, hiç yalan söylemeyen var mı? Diye sorduğumuzda; “evet ben!” diyorsa, bilin ki o yalancının tekidir...

Fakat yalanın da; karşılıklı güven duygularını yıkan, toplumu içten içe kemiren bir mikrop gibi toplumsal değerleri çürüten bir işlevi vardır. Yalanın kötülüklerini anlatmak yazmakla mümkün değildir. Ancak yaşanır ve hissedilir... Irak savaşı da; “kitle imha silahı vardır ve tehdit oluşturmaktadır...” Yalanıyla başlayıp bir ülkeyi ve tüm insanlığı acıya boğmadı mı? Bu nedenle yalanının ayrıntılı bir şekilde incelenerek gerekli önlemlerin alınmasında yarar vardır...

Yalan, başkalarını aldatmak maksadıyla kasıtlı ve düşünülerek uydurulmuş tahriflerdir.(Aslını bozma, değiştirme) Bir şeyin de yalan olabilmesi için; onun, daha önce başkalarını aldatmak amacıyla tasarlanması ve bu amaca ulaşmak için düşünülerek planlanması gerekir. Biz burada yalanın neden olduğu kötülüklere, ölümlere, savaşlara ve benzeri olumsuzluklara derinlemesine değinecek değiliz. Amacımız, çocuk yetiştirirken “eğitim problemi” olan bu konuyu nasıl değerlendireceğiz ve ne gibi önlemler alacağımız konularına değineceğiz...

6 yaş öncesinde çocuklar, “gerçek”lerle “hayal”i birbirinden ayıramazlar. Onlar için hayalle gerçeğin birbirinden farkı yoktur. Ancak, 6 yaş civarında “gerçeklik duygusu” yavaş yavaş oturmaya başlar. 6 yaşından sonra yalan söylediğinin bilincindedir. -Her zaman belirttiğim gibi, bu yaşı ortalama olarak değerlendirmelisiniz.- Bu nedenle çocuğun 6 yaşına kadar söylediğini yalan olarak değerlendirmemek gerekir. Bu durumu “yanlışÃ¢â‚¬Â olarak değerlendirmek daha doğru olur. Onun anlattığı abartılı gerçek dışı olayları “yalan söylüyorsun” şeklinde bir düzeltmeye gitmek yerine “yanlış hatırlıyorsun” şeklinde bir düzeltme yapmak daha doğru olur. Çünkü onda daha “kavramlar” oluşmamış ve zihninde gerçek değerlerine oturmamıştır...

Çocuklar genellikle; çeşitli şekillerde cezalandırılmaktan korktukları için hatalı davranışlarını gizlemek, olayları ve kendisini farklı göstererek başkasının övgü ve sempatisini kazanmak, çevresini örnek almak, dikkat çekmek, olmasını istediği fakat olması olanaksız duygularını tatmin için yalan söyleyebilirler...

Okulöncesi dönemde çocuk, gerçek ile hayali ayırt edemediği için garaz ve kinden uzak “hayali yalanlar” söyleyebilir. Doğaüstü olayları ve canlıları abartılı bir şekilde anlatabilir. Canlı ve cansız varlıkları konuşturmak suretiyle kendi ile onlar arasında bağ kurabilir... Bu durum abartılı bir şekil almadığı ve hayali bir dünyada yaşıyormuş gibi süreklilik arz etmediği sürece müdahale etmemek gerekir... Sizler; hayal ve gerçek arasındaki farkı, onu incitmeden ve mahcup duruma düşürmeden münasip bir dille anlatmalısınız. Fakat anlattıklarını da sonuna kadar ilgiyle dinlemek suretiyle açıklamalarda bulunmalısınız. Örneğin; bir masal anlatıldıktan sonra “olmayacak durumlara” dikkati çekilmek suretiyle düşünme yolları açılmalıdır...

Anne babaların; çocuğun ilgisini çekmek amacıyla onu eğlendireceğini düşünerek “taklit” yapmak suretiyle söylemiş oldukları yalanlar da vardır. Örneğin; salonun ortasında bir kiraz ağacı yetiştirir ve çocuğuyla kiraz toplar, bakımını yapar ve hatta çocuğun sevdiği oyuncağı dahi ağacın yetiştirdiğini söyleyerek onları bulmak suretiyle oyunlar yaratabilir. Ancak, çocuk gerçekle hayali ayır edecek olgunluğa gelmediği için bunu yaşamının parçası olarak algılamak suretiyle hayali dünyada yaşayabilir. Aileler; ellerinde olmadan ve durum gereği bu gibi durumlar yaratmaları halinde gerekli açıklamaları zamanında yapmaları gerekir...

Tehlikeli olan; yetişkinlerin söylediği ve çocuklara söylettikleri “sosyal yalanlardır.” Bu yalanı karşı taraf bilir fakat karşı çıkmaz. Daha doğrusu ortak yalanlardır. Karşı tarafın önerdiği yemek davetinden hoşnut kalmayan kişi “çok iyi olurdu birlikteliğimiz. Ben de uzun zamandır arzu ediyordum fakat o gün verilmiş sözüm var. Başka da çok önemli işlerim var...” Diyerek yalan söyler... Karşı kişi de; “şekerim büyük şehrin derdi bitmiyor ki, canız sağ olsun bir başka zaman buluşuruz...” Der ve ortak bir tutum içinde ikisi de yalan olduğunu bilerek durumu idare ederler. Esas tehlikeli olan çocuklar aracılığıyla; gelen bir telefona, kapıya gelen birine evde olmadığını çocuğu vasıtasıyla söyletilmesidir... Ve benzeri örnekler... Bunu örnek alan çocuk yerine göre yalan söylenebileceğini “birinci ağızdan” öğrenmiş olur. Bu durumda çocuğunuz okula gitmeyerek sinemaya gittiğinde ve eve döndüğünde de “bu gün hasta olduğum için okula gitmedim...” Derse ve siz de işin aslını öğrendikten sonra küplere binmenize gerek var mıdır? Hele bir de; yalanın kötülükleri hakkında nutuk atmaya kalktığınızda, çocuğun gözünde ne kadar komik duruma düştüğünüzün farkında mısınız? ...

Bazen de çocuk; anne-baba baskısı altında, aşırı yasak ve kuralların hakim olduğu, mükemmelin arandığı aile ortamlarında kendini savunmak amacıyla söylediği “savunma” yalanları vardır. Bu durumlarda; çocuğa karşı güvensizlik ve şüpheye kapılarak çocuğun her söylediğini yalan olarak kabul edip ve ithamda bulunmanız, onun, savunma yalanlarını alışkanlık haline getirmesine neden olacaktır. Ama çocuğu korkutmadan, sakin bir şekilde sevgiyle yaklaşarak hoşgörüyle karşılar ve onu mahcup duruma düşürmeyecek şekilde açıklamalarda bulunursanız, onun da açıklamada bulunabileceği ortam yaratırsanız bu tür yalanları önlemiş olursunuz...

Her insanda olduğu gibi; çocukta ailesi ve çevresince takdir edilme ve kabul görme isteği içindedir. Bu temel bir ihtiyaçtır da... Çocuğun “yüceltilmek” isteğinden doğan bu yalanlara; ailenin, çocuğun var olan gücünü ve gelişmişliğini göz önünde bulundurmadan kendisinden gücü dışında isteklerde bulunması ve onun uydurduğu yalanları tetkik etmeden kabul etmesi gibi durumlar neden olmaktadır... Çocuktan beklentilerinizi, onun olgunlaşma ve gelişim durumuna göre ayarlamanız isabetli bir karar olacaktır.

Çocuklar, olumsuz duygular beslediği ve nefret ettiği kişileri üzmek ve ondan intikam almak için de “zıddına” yalan söylerler. Sevmediği öğretmenine elektrikler kesilmediği halde “elektriklerimiz kesildi, ödevimi yapamadım”, ailesine; servis aracı bozulmadığı halde “servis aracımız bozuldu onun için geç kaldım...” Gibi zıddına yalanlar söylemek suretiyle onlardan intikam aldığını düşünür... Bu nedenle kişiler arasında olumsuz ilişkiler ve düşmanca duyguların gelişmemesi için sevgi ve saygıya dayalı güvenli yaşam alanları yaratılması gerekir...

Çocuklar bazen de sevmediği, hoşlanmadığı ve arzularını engelleyen kişileri üzmek, onları zarara sokmak, zor durumda bırakmak için planlı bir şekilde “intikam” almaya yönelik yalanlar söylerler. İntikam almak istediği kişi ya güçlüdür, ya da ona bağımlılığı söz konusudur... Bunlar anne, baba, büyük kardeş veya öğretmen olabilir... Örneğin; denize veya dereye girmek istediği zaman engellenen bir çocuk bir süre evden ayrı kaldığı zaman nerede olduğu sorulduğunda; “denize girmediği halde denize girdiğini söyleyebilir.” Sizin sinirlenmeniz ve bu duruma üzülmeniz ona haz verir... Bu tür yalanlara; anne babanın kardeşler arasında, öğretmenin öğrenciler arasında ayrıcalık yapması, kıskançlığı körükler ve kıskanılan kişiye karşı öyle yalanlar ortaya atar ki o masum kişi yaşamı süresince bu iftirayı üstünden atamaz ve mağdur olur... Bu tür yalanı alışkanlık haline getiren çocuk ve yetişkinler toplumda tamiri mümkün olmayan yaralar açabilir, masum kişilere iftiralar atmak suretiyle onları perişan edebilirler. Bu nedenledir ki; anne ve babalar ile öğretmenlerin baskıdan ve ayrımcılıktan uzak bir yaklaşım içinde olmaları, kıskançlığı körükleyecek davranışlardan kaçınmaları gerekir...

Bazı anne ve babalar; çok basit konularda başkalarının yanında “yarar, çıkar sağlamak” için söyledikleri yalanlara çocuklarını şahit göstererek destek sağlamak isterler. Hatta bu yalana ortak olduğu için çocuk ödüllendirilir de... Örneğin; en basitinden, akşama kadar dışarıda gezen anne, akşam baba eve geldiğinde “hayatım, bu gün neler yaptın, nasılsın?” sorusuna “hiç evden çıkamadım. Ev işleriyle uğraştım durdum canım. Öyle değimli mi kızım...” Der. Kızının da “evet” demesini ya da başıyla “onaylamasını” bekler. Nitekim bu cevap yüzde yüz alınmıştır da... Çünkü önceden bu mizansen hazırlanmıştır... İlerde, adaleti yanıltacak bir şahidi de böylece hazırlanmış oluruz. Çünkü, büyüdüğünde yargı veya inceleme araştırma kurumlarında söylemiş olduğu yalancılık hizmeti karşılığında ödülünü alacaktır. -Annesi için söylemiş olduğu yalanın karşılığını çikolata olarak aldığı gibi- Çocukluğu bu deneyimler içinde geçen bir yetişkinin yalancı şahitliğini kınayabilir miyiz? Onu ailesi ve çevresi değil mi bu günlere hazırlayan? Buradaki örneği anne üzerine vermemiz sizi yanıltmasın... Baba ve yetişkin çevresinin de; çocukları, hangi çıkarları için yalanlarına şahit gösterdiklerini düşünmeniz yeterlidir...

Tabii olarak bir de; bazı politikacılarımızın söylediği yalanlar vardır ki bu bir milleti kandırmaya yönelik “politik” yalanlardır. Bu da; o kitleyi içten içe çürüten, güven duygusunu sarsan, ülkenin kutuplaşmasına neden olan, insanları karamsarlık neticesinde intihara kadar götüren, birçok kötülüğü içinde barındıran yalanlardır. Yüce Türk Ulusu nun vatandaşları olarak; bu tutum içindeki politikacıları TBMM çatısı altında görmeyiz ve bu niyetteki kişiler de böyle bir yalanı halkımıza reva görmezler... İşin vahametinin bilincine varırlar... Vatandaş olarak bizlerin dileği, temenniden öteye gidemez...

Tabi olarak bu yalan çeşitlerine sizlerde birçok ilaveler yapabilirsiniz. Ancak bu marazi hastalığı önlemek için; yukarda da zaman zaman belirttiğimiz gibi, çocuğun çevresindeki anne babadan öğretmene kadar kimsenin yalan söylememesi ve çocuğa iyi örnek olması gerekir! ... Sizlerin yapabileceklerini ise kısaca şöyle sıralayabiliriz:
*Çocuğa baskı ve kardeşler/öğrenciler arasında ayrımcılık yapılmaması,
*Çocuğun; olumsuz ve hatalı isteklerinize alet edilmemesi,
*Gelişim düzeyi ve gücü üzerinde istekte bulunulmaması,
*Hayalle, gerçeği ayırt edemediği zamanlardaki konuşmalarının hoşgörü ile karşılanması ve doğru olan hususlara onu incitmeden dikkatinin çekilmesi,
* Olmayacak vaatlerde bulunulmaması ve kaygılarına ortak olunması,
*Başkalarıyla kıyaslamadan ilgi ve isteklerinin dikkate alınması olarak sıralayabiliriz...

Sizler bu durumu daha iyi değerlendirerek çok daha farklı ve yararlı önlemler alabilirsiniz... Bizimkisi sadece bu konuya dikkatinizi çekmektir...

Burada bir konuyu atlamak istemiyorum. Herhangi bir bireyin yalan söylendiğini nasıl anlayabiliriz. Bu konuya ilişkin olarak birçok araştırma yapılmış ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Şöyle ki;

Konuşan bir kişi konuşmasını güçlendirmek için elleriyle farkında olmadan bir takım hareketler yapar... Fakat ellerinin nasıl hareket ettiğini bilmez. Yalan söyleyen kişinin ellerinin kendisini ele vereceği korkusu ile ellerini cebine soktuğu veya bir eli ile diğer elini tuttuğu ileri sürülmektedir...

Yalan söyleyen bir kişinin; elini, yüzüne götürme ve yüz çevresine değdirme sayısının arttığı ifade edilmektedir. Özellikle de elinin burnuna götürmesinin sıklaşması, söylediklerinde samimi olmadığının ifadesi olarak değerlendirilmektedir...

Yalan söyleyen bir kişinin koltuk veya sandalyede çok sık pozisyon değiştirdiği ve “keşke başka yerde olsaydım” duygusu taşıdığı gibi bir izlenim verdiği ifade edilmektedir.

Yalan söyleyen bir kişinin jestleri azalırken, el sallama hareketlerinin arttığı, sanki bu sözlerin sorumluluğunun kendisine ait olmadığı gibi bir görünüm sergilediği belirtilmektedir.

Yalan söyleyen kişinin; yüz ifadesini titizlikle kontrol edebilmesine karşın, gözlerini hitap ettiği kişi veya kişilerden kaçırması, söylediğinin gerçeklik payını düşürdüğün ileri sürülmektedir.

Bunları mutlak doğrular olarak değil, kişinin bulunduğu duruma göre değerlendirmek gerekir. Başka bir deyişle; yalan söylediği değil yalan söyleme ihtimalinin olduğu şeklinde değerelendirilmelidir. Çünkü, bir konuşma sırasında haksız bir suçlamayla karşılaşmanız durumunda koltuğunuzda binlerce pozisyon değiştirebilir ve çok kez elinizi burnunuza götürebilirsiniz. Konuyu ortama göre değerlendirmek daha objektif olur...

Çocuklarınızı doğru, dürüst ve yalansız bir dünyaya hazırlamanız dileğiyle...


İsmail KARAYILAN
Okunma: 709 Eklenme Tarihi: 25.09.2008 Saat: 00:26
 
En Çok Okunan
İsmail KARAYILAN: En çok okunan yazısı
BAŞARININ PAYDAŞLARI


Seçenekler

   Çıktısını Al

   Arkadaşına Yolla

   Köşe Yazılarına Dön

Bu Yazıyı Oylayın
Oy Ortalaması: 4.11
Toplam Oy Sayısı: 9

İyi

Sizce Bu Yazı Nasıl ?

Çok İyi
İyi
Normal
Kötü
Çok Kötü


Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız

Site Ziyaretçileri yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
Kose Yazilari ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye