Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11471 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8647 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2231 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1619 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1461 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1419 okuma)
· AĞIT
(1178 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1037 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(943 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(918 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı
Egitim Portali Köşe Yazıları Bölümüne Hoşgeldiniz!..

KAYGILI MI YOKSA KAYGISIZ MI OLMALI?



Yazar Adı: İsmail KARAYILAN

Yazar İletişim: ikryln@hotmail.com


Bireyinin, başarılı ya da başarısız olmasında “kaygı”nın etkisi var mıdır? Sorusu karşısında insan bir anda karar veremiyor ve ne “evet” deyebiliyor, ne de “hayır”... Bu kararsızlığımızı gidermek için öncelikle; “kaygı”, “kaygının belirtileri”, “kaygıyı oluşturan nedenler” ve “önleme yolları” üzerinde kısaca durmamız gerekiyor gibi geliyor bana...

Kaygıyı; sosyal ilişkiler çerçevesinde oluşan duygusal bir ifade biçiminde tanımlayabiliriz. Eş deyişle, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında, yaşadığı bedensel, duygusal ve bilişsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur da deyebiliriz...

Elbette birey; dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmek zorunda olduğu birçok durumla karşı karşıya olduğu bir süreç içinde yaşamını sürdürebilir. Çünkü bireyin sosyal, ekonomik ve kültürel varlığı, yaşamı süresince edindiği bilgi, beceri ve eylemlerine bağlıdır. Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini) oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansını(başarısını) gösterir. Bireyin birikiminin en iyi olduğu durum, onun o alanda var olan birikiminin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak, çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek birikiminin başarıya dönüşmesi bazen güçleşir. Bu etkenlerden biri de yoğun olarak yaşanan “kaygı”dır.

Öyleyse; herhangi bir alanda başarılı olabilmek için hiç kaygılanmamak gerekir mi yargısına varabilir miyiz? Sorusuna “hayır” yanıtını rahatlıkla verebiliriz! Her duygusal durumlar gibi “kaygı” da kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum alabilmesi için gereklidir. Önemli olan kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmeden ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutmak suretiyle kendi yararımıza kullanmaktır. Normal düzeydeki bir kaygı; bireyin, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjinin verdiği güçle başarısını yükseltme eylemlerini gerçekleştirmesine neden olur. Hiç kaygı yaşamadığımız durumlarda ise; yapılan çalışmaya karşı bir isteksizlik doğar ve sonuçta olumsuz olur. Zaten bir miktar kaygı duymasak ne ders çalışır, ne de işe gideriz. Kısaca, birey için normal bir kaygı yaşamsal öneme taşırken, yoğun olanı birikimini yeterince kullanamamasına neden olur. Azı karar, çoğu zarar da deyebiliriz...

Konuyu birazcık açtığımızda, yaşanan kaygının yoğunluğu; kişinin, enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engellediğini söyleyebiliriz. Bunun anlamı ise; yoğun kaygı yaşayan kişi, birikimini yeterince kullanamaz ve istenen başarıyı elde edemez demektir. Kim başarılı olmak itemez ki? Elbette herkes başarılı olmak ister. Doğal olarak sizin çocuğunuz da başarılı olmayı yürekten arzu eder. Çocuğun en çok “yoğun kaygıyı” yaşadığı ortam da sınavlardır. Zaten sınavlar, başarısız olma riski taşıyan durumlardır. Yerkürede; insanın var oluşundan itibaren korku ve kaygı duyacağı durumlarla her zaman karşı karşıya kalmış ve bu duyguyu şöyle veya böyle yaşamıştır. Kaygı insanın en temel duygularından birisi olarak yaşamı çeşitli şekillerde etkileyen bir durumdur. Bütün insanlarda ve çocuklarda az veya çok yoğunlukta kaygılanma durumu mevcuttur. Sınav kaygısı ise bunun en yoğun yaşananlarındadır. Öyle ki; 1985-1986 eğitim öğretim yılında sınavlara hazırlanan 5212 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırmada “öğrencilerin kaygı düzeyinin, ameliyat olacak hastaların kaygı düzeyinden yüksek olduğu” sonucu elde edilmiştir...

Kaygının çocuklardaki belirtileri:
Aslında kaygılı çocuklar oldukça sevecendirler. Acıma duygusu gelişmiş, kendisi için üzülmesi yanında ailesi için de üzülürler. Bunların çoğunlukla arkadaş ilişkileri iyidir ve sevilen kişilerdir. Kurallar sanki onlar içinmiş gibi uyum içinde yaşarlar ve beğenilmek için de aşırı çaba gösterirler. Bunlar biraz da eleştiriye kapalı kişilerdir...

Kaygılı çocukları, içinde bulunduğu yaşantı karşısındaki davranışlarından da tanımak mümkündür. Şöyle ki;
*Kaygı yüksekliği onlarda bazı belirtileri ön plana çıkarır. Bu çocuklar; huzursuz ve endişeli bir yüz ifadesine sahip olurlar. Gözlerinde daima korku ile karışık ürkeklik görülebilir. Ayrıca, kalp atışında hızlanma, terleme ya da üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, titreme, mide ağrısı, baş ağrısı bunlardan bazılarıdır. Hatta aşırı kaygının mide ve sindirim sistemi üzerindeki etkisi nedeniyle kusabilirler dahi...
*Her an doğacak tehlikeye karşı savunmaya hazır gerilmiş bir yay gibi, gergin bir adale yapısına sahiptirler. Gevşek ve rahat değillerdir. Olmayacak şeylerden endişelenen telaşlı bir yaşam sürdürürler...
*Bu endişeleri sonucu herhangi bir tehlikeden korunacakmış gibi daima hareket halindedirler. Yani, yerinde duramaz bir durum sergilerler. Hatta kendini koruma endişesi içinde saldırgan dahi olabilirler...
*Eşya veya vücutlarının belirli bir bölgesini çiğner veya ısırırlar...
*Konuşmalarında akıcılık yoktur ve sesi titreşimli çıkar. Yani düzgün konuşamazlar...
*Kaygılı çocuklar gece yalnız kalmaktan korktukları için uyuma güçlüğü çekerler. Bazen korkuyla uyandıkları, karanlıkta gördüğü bir dolabı kendine saldırmak üzere pusuya yatmış düşmanlar olarak gördükleri dahi olabilir...
*Özgüven eksikliği nedeniyle, çoğu zaman yanlarında güvenebileceği birinin olmasını isterler...
*Kaygılı çocuklar sınavlarda dikkatlerini toplamakta, sorulara yoğunlaşmakta ve anlamakta güçlük çekerler. Bildiği bir soruda dahi hata yapma korkusuna bağlı endişelenmekten kendilerini alamazlar. Bunlarda; kötü not alacağı beklentisi içinde öfke, düşünememe, sınavın kötü geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi, zor gelen sorularda paniğe kapılma gibi bir takım belirtiler görülebilir...
Kızların erkeklerden daha fazla kaygılandığı da uzmanlarca ifade edilmektedir...

Kaygının nedenleri:
Kendine güvensizlik, karamsarlık, daha önce yaşanmış başarısızlıkların tekrar edebileceği endişesi, yüksek beklentiler, olanaksızlık ve bilgisizlik olarak sıralayabiliriz.
Ama kaygının gerçek nedeni ise yanlış eğitimdir denilebilir. Bunları da şu şekilde açıklayabiliriz:
*Çocuktaki enerjiyi yanlış değerlendiren ve onları istediği gibi eğitemeyen anne-baba ve yetişkinlerin onu; “cin”, “şeytan”, “cadı” gibi hayali yaratıklarla korkutup terbiye edeceğini düşünmeleri ve uygulamalarıdır...
*Çocuğa kendi kendini koruma ve kollama olanağı vermeden aşırı korumacı bir tutum sergilemeleridir... Bu tutum nedeniyle çocukta “ben hiçbir şey yapamam” inancı gelişmekte ve daima yanında birini görmek istemektedir.
*Çocuğa, geleceği hakkında yanlış telkinlerde bulunmak suretiyle onun endişeye kapılmasına neden olmalarıdır... Örneğin; Anne-baba ve yetişkinlerin çocuğa; “eğer çok çalışmaz başarılı olmazsan biz ölünce sokakta kalırsın, bir lokma ekmeğe muhtaç olursun. İşte şu sokakta gördüğün çocuklar zamanında çalışmamışlar ve anne-babaları ölünce sokakta kalmışlar” şeklinde telkinlerle çocukları endişeye düşürmeleridir.
*Çocuğa, açıklamayacakları korkunç yaşantıları örnek göstererek onun özümseyemeyeceği durumlar yaratmalarıdır... Örneğin; seyrek de olsa görsel ve yazılı basında yer alan olumsuz olayların sık sık gündeme getirerek evde yalnız bırakılan çocukların “kaçırılma”, “yangın” ve “ölüm” gibi tehlikelerle karşılaşabileceği imajının verilmesi kaygının nedeni olabilmektedir.
*Ailenin, çocuğun gücü ve yetenekleri üstünde beklentiye girmeleridir... Örneğin; onun farklı zekaya sahip olmasına karşın ondan Matematiksel-Mantıksal Zekaya sahip bireyin başarısını beklemeleri, onda, aile sevgisini kaybedeceği inancını geliştirmektedir.

Çocuğu kaygılı olmaktan korumanın yolları:
Çocuğu kaygıdan korumanın yolu doğru eğitim vermekten geçer. Gerçi kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmanın yerkürede reçetesi henüz yazılmamıştır. Ama yine de bir takım uygulamaların, çocuğun yoğun kaygı yaşamasının önüne geçebilir. Şöyle ki;
*Yetişkinler olarak çocukta endişe, korku ve kaygı yaratacak telkinlerde bulunmayınız. Bilhassa olmayacak şeylerle onları korkutup genç zihinlerini yararsız malzeme deposu haline getirmeyiniz...
*Çocukları küçük yaşta yalnız bırakıp ve uzun süreli ayrılıklarla korkulu yaşantılar edinmesine meydan vermeyiniz. Belli bir çağa kadar anne-baba ve yetişkinler olarak onları yalnız bırakmayınız. Karşılaştığı olumsuz yaşantıları da onların anlayabileceği sözcüklerle açıklayıp ikna ediniz...
*Özgüven geliştirebilmesi için gelişim durumu düzeyinde başarılı olabileceği durumlar yaratınız ve bazı sorunları kendi kendine çözebilmesi için ona zaman tanıyınız...
*Çocuğu korkutan, ürküten, kaygıya düşüren sorunları en açık bir şekilde açıklayınız. Her insanın karşılaştığı sorulara sakin bir şekilde yaklaştığı, güvenle üzerine gittiği zaman çözebildiği bilinci geliştirilmesi için örneklerle telkinde bulununuz...
Buraya kadar yaptığımız açıklamaların yoğun kaygının bireyin tüm aktivitelerinde ne denli etkili olduğunu incelmiş olduk. Ancak, kısada olsa sınav kaygısını da ayrıca irdelemek istiyorum.

Sınav kaygısı nedir?
Kendi kendinize düşünmenizi istiyorum. Yarın şu anda yaptığınız işinizle ilgili sınava gireceğinizi düşününüz. Ev hanımı iseniz, bir heyetin gelip evdeki uygulamalarınızı değerlendireceğini ve size not takdir edeceğini varsayınız. Nasıl bir duygu içindesiniz. Elbette kaygılanır ve telaşla bir takım hazırlık yapmaya girişirsiniz. Sakin olun sınava siz girmeyeceksiniz, çocuğunuz girecek. Ona anlayışla yaklaşın ve telaşlanarak onu da telaşa sürüklemeyiniz. Çünkü kaygı bulaşıcı bir duygudur. Çocuktan daha fazla kaygı yaşayan anne-babalar farkında olmadan çocuklarında kaygılanmalarına neden olabilirler. Aslında anne-babanın çocuktan yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu acımasızca eleştirmesi, ceza ile eğitmeye çalışması, “tembel, sorumsuz, haylaz” sıfatlamalarıyla nitelemesi çocuğun güvenini sarsan tutumlardır. Zaten kendi hakkında olumsuz veya düşük benlik algısına sahip olan çocuk, kendisi hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunur ve dikkatini kendi üzerinde yoğunlaştırır bu tutumu nedeniyle de başarısızlığa sürüklenir.
Sınav kaygısı; daha önce öğrenilen bilgilerin, sınav anında etkili bir biçimde çözüme yönelik düşünülmesine ve kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan psikolojik durumlardır. Sınav kaygısı iki ayrı boyutta ele alınabilir. “Endişe” ve “yoğun duygulanım”. Endişe performansa(başarıya) yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun Duygulanım ise; yukarda da açıkladığımız gibi kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir. Aşağıdaki bölümde sınav kaygısı yaşayan kişilerin, kaygının, endişe ve duygulanım boyutlarını nasıl dile getirdiklerini gösteren bazı ifadeler bulacaksınız.

Endişe:
Çocuğun; “eyvah yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim.” “Bu sınavda başarılı olmam mümkün değil.” “Bu nedenle de her şey çok kötü olacak.” “Bu durumda benim için her türlü özveride bulunan ailemin yüzüne nasıl bakacağım.” “Sınıf arkadaşlarımın hepsi benden daha zeki gibi görünüyor.” “Zaten kendimi bu konularda yetersiz görüyorum.” “Zayıf alırsam da bir daha notlarımı düzeltemem.” “Bu durumda arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım?” “İyi hazırlandım gibi ama sınavda ya bildiklerimi unutursam, bildiklerimi biri birine karıştırırsam” gibi birçok yersiz kurgu onun endişelenmesine neden olur.

Yoğun duygulanım:
Çocuğun; “çok perişan durumdayım.” “Kafamı toplayamıyorum, okuduklarımı da anlayamıyorum.” “Zaten zamanda çok kısaldı ve ben hiçbir şey bilmiyorum.” “Adeta kalbim yerinden fırlayacak gibi ve midem altüst durumda.” “Aman Allah ım hiçbir şey hatırlamıyor, elim ayağım bir birine dolaşıyor ve kendimi bir boşlukta hissediyorum.” “Bana bir şeyler oluyor.” “Midem bulanıyor, gözlerim kararıyor ve beni bir ter basıyor” şeklinde bir takım duygular içinde kendini bulur.

Kaygının giderilmesi:
Aslında birey; sınav gününe kadar edindiği birikimlerini, kalıtımsal yeteneklerini, gelecek için beklentilerini, aile ve toplumsal olanaklarını gerçekçi olarak algılayıp değerlendirebilse, zaten neleri başarıp, neleri başaramayacağını bilir ve bu inanç içinde sınava girer mevcut durumunu da tam olarak yansıtır. Ve hiçbir sorunla da karşılaşmaz. Ama nasıl olacak? Söylemesi kolay...

Öncelikle kendine özgü program dahilinde çalışmanın ön planda tutulması gerekir. Zaten çocuk, programını uygulama başarısı gösterdikçe kendine güveni artar ve iş yapabilme becerisi gelişir. Çalışmalarını bir program çerçevesinde yürütürse; konu atlama gibi bir sorunla karşılaşmayacak, konuların üst üste yığılması ve altından kalkılamayacak boyutlara gelmesi gerçeği ile de karşılaşmayacaktır.

Kendine güven duygusu geliştikçe kaygının yoğunluğu da azalacaktır. Bu nedenle ailenin çocuğu, başarılı olduğu etkinliklere yönlendirilerek onun karşılaştığı sorunları çözebileceği bilinci geliştirilmelidir. Aile gerçekçi bir tutum içinde yetersizliği açık olarak belli olan çocuğunu gücünün dışındaki çalışmalara yönlendirmemesi için gerekli önlemleri almalıdır. Çocuk kapasitesi çerçevesinde mücadele etmelidir. Çocuğun ümidini kıracak abartılı düşüncelerden uzak durmasına “ben elimden geleni yaptım, bundan sonrası benim dışımda gelişen durumlardır” şeklinde düşünmesi için teşvik edilmelidir. Aslında sınav her şey değildir ve abartılı anlam da yüklenmemelidir. Kazanmak kadar kaybetmekte normaldir...

Önemli olan çocuğun düşüncesinde oluşturduğu olumsuz ve yıkıcı inançlarını olumlu ve yapıcı inanç şekline dönüştürmek gerekir. Örneğin; “sınav gününe çok az kaldı benim başarılı olmam olanaksız. Herkes aptal olduğumu düşünecek” ifadesi yerine “kalan zamanı verimli kullanmak ve başarılı olmak benim elimde. Zamanımı planlı olarak, iyi ve gereken konularda kullanmak suretiyle başarılı olabilirim. Gerçi başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez” şeklindeki bir inanç, duruma daha gerçekçi bakılmasını sağlamaktadır. Bu ve buna benzer olumsuz düşünceleri; gerçek dışı değil, gerçekçi inançlara dönüştürmek yeterli olacaktır. Esasında başarıya ulaşmanın ilk aşaması, kişinin kendi birikimini doğru değerlendirmesidir. Nelerin eksik olduğuna ve neyi, ne kadar öğrenmesi gerektiğine ancak gerçekçi bir değerlendirme sonucunda karar verebilir. Bireyin duyguları, düşünceleri ve bedeni arasında insanı şaşırtacak düzeyde bir etkileşim vardır. Çocuktaki bu etkileşimin olumlu veya olumsuz olması onun başarılı ya da başarısız olmasında büyük etkendir. Bu nedenle çocuğun; kaygının zihinsel süreci olan “endişe” ile başa çıkması için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini benimsemesi, bedensel süreci olan “yoğun uyarılma” ile başa çıkması için de gevşeme egzersizleri yapması sağlanabilir...

Bu kadar ifadeden sonra sınava girecek öğrencilerin sınav anında dikkat etmeleri gereken birkaç hususa değinmeden geçemeyeceğim. Sevgili öğrenciler:
*Sınav sorularını hazırlık döneminizde nasıl bir sırayla çözüyorsanız yine aynı yöntemi kullanınız.
*Zamana karşı yarıştığınız için sürekli saate bakma gereksinmesi duyabilirsiniz. Sadece bölüm aralarında saate bakmanız yeterlidir. Zamanınızı buna göre ayarlayabilirsiniz.
*Yapamadığınız soruyu hemen atlayınız, ancak yanına dikkatinizi çekecek şekilde bir soru işareti koyunuz.
*Soruyu çok dikkatli okuyun. Parantez içine alınmış ve olumsuz altı çizilmiş ifadeleri kesinlikle gözden kaçırmayınız.
*Tüm soruları mutlaka okuyunuz. Çünkü sizde var olan bir bilgi kırıntısı dahi o soruyu kolayca çözmenizi sağlayabilir.
*Seçeneklerin hepsini kesinlikle okuyunuz. Çeldiriciler cevaba yakın olduğunu aklınızdan çıkarmayınız.
*Soruları sözel de olsa kalem kullanarak çözmeye çalışınız.
*İşlemleri yazarak ve sağlama yaparak çözünüz. Dört işlemde dahi bariz hatalar yapabilirsiniz.
*Sonuca ulaştığınız her sorunun sonucunu cevap kağıdına kesinlikle işaretleyiniz. Toplu işaretlemeden kaçınınız.
*Sınav süresini sonuna kadar kullanınız. Erken ayrılmanın bir getirisi yoktur.
*Son kontrolü yaparken kalemi bırakınız. Yüzde yüz emin olmadığınız yanıtları değiştirmeye götürebilir. İlk verdiğiniz cevabın yanlışlığından kesinlikle eminseniz değiştiriniz.

Çocuklarınızın, kendi zihinlerinin ürettiği olumsuz düşüncelerden kurtulmaları dileğiyle...


İsmail KARAYILAN
Okunma: 243 Eklenme Tarihi: 25.09.2008 Saat: 00:23
 
En Çok Okunan
İsmail KARAYILAN: En çok okunan yazısı
BAŞARININ PAYDAŞLARI


Seçenekler

   Çıktısını Al

   Arkadaşına Yolla

   Köşe Yazılarına Dön

Bu Yazıyı Oylayın
Oy Ortalaması: 0
Toplam Oy Sayısı: 0

Sizce Bu Yazı Nasıl ?

Çok İyi
İyi
Normal
Kötü
Çok Kötü


Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız

Site Ziyaretçileri yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
Kose Yazilari ©

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye