Egitim Portali

Egitim Portali

  Giriş / Kayıt Ol
::  ANA SAYFA   ::  HAKKIMDA   ::  YÖNETİM    ::  DİLEK KUTUSU   ::  ÜYE  GİRİŞİ   ::  SOHBET ODASI   ::  ILETISIM  ::
MODÜLLER

  Atatürk'ün Hayatı

  E-Devlet

  Gazeteler

  Sevgili Peygamberimiz

  Rüya Tabirleri

  Burçlar

  Tarihte Bugün

  Flaş Oyunlar

  Hosting

  Sudoku
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

  Kanunlar

  Yönetmelikler

  Tebligler Dergileri

  Resmi Gazete

ÇEŞİTLİ LİNKLER

  Çesitli Linkler

* Eğitim Siteleri

  Telefon Kodları

* Uluslararası Tlf. Kodu

* Şehirlerarası Tlf. Kodu

  Hava Durumu

  Trafik Yol Haritası

  Emeklilik Sorgulama
Bolgeler
· K A R A M A N (Türk Dilinin Baskenti)
· I S P A R T A (Gül Kenti)
TENEFFÜS
Yeni Sayfa 2

  Mizah Köşesi

  Oyunlar

  Zeka Testleri

  Sohbet Odası

  Eğlenceler

Uluslar Arası Saat
Namaz Vakitleri
Faydali Linkler
Haber

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasıyla, devlet olmanın temel özelliklerinden biri olan, devletlerarası ilişkiler dönemi başlar.

24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması sonrası antlaşma sağlanamayan ve ilerde çözülmek üzere aksayan yönlerin düzeltilmesi için bir dizi çalışmalar yapılır. Bu konuların başlıcaları;

Musul Sorunu

Mondros Mütarekesi gereğince savaşan birliklerin bulundukları yerlerde kalması hükmüne İngiliz birlikleri uymayarak ve mütareke kararlarını hiçe sayarak haksız bir şekilde Musul'u işgal ederler. İşgal sonrası Musul'da yaşayan taraflar dahi Ankara Hükümeti'ne destek vererek tutumlarını belirtmişlerdir.

İlk Başbakan İsmet İnönü
ile beraber

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 1920 tarihli Musul meselesi hakkında Meclis'te yapmış olduğu yukarıdaki konuşmayla konunun önemini şöyle belirtmiştir:

"Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz, İskenderun'un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul'u, Süleymaniye'yi, Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hudud-u millîmiz budur dedik!"

Lozan görüşmeleri çok çetin tartışmalarla geçmesine rağmen, bu konuda mutabakat sağlanamaz ve görüşmeler ileri bir tarihe ertelenir. Konunun Millet Meclisi'nde tartışılması da şiddetli olur ve Türkiye'nin içerisinde bulunduğu durum ve muhtemel bir İngiliz savaşı tehlikesine karşılık meselenin çözümüne erteleme kararı çıkar.

"Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sene sonraya talik etmek demek, ondan sarf-ı nazar etmek demek değildir. Belki, bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zamana intizardır... Musul meselesini bugünden halledeceğiz, ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek; bu mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u aldığımızı müteakip muharebenin hemen hitam bulacağına kani olamayız."

Türkiye'nin İngiltere tarafından itildiği çözümsüzlük problemi ve İngiltere'nin Milletler Cemiyeti üzerindeki etkisi sebebiyle, 5 Haziran 1926 yılında Misak-ı Milli sınırları içinde kabul edilen Musul'u çok istememize rağmen sınırlarımızın dışında bırakarak bugünkü sınırları kabul etmiş olduk.

 

Türk Yunan mübadelesi
 

Türk-Yunan İlişkileri

Bu ilişkilerin en önemli konusu Kurtuluş Savaşı sırasında her iki devlet sınırı içinde kalan karşılıklı azınlıkların mübadelesidir. Dönemin şartları ve Yunanistan'ın işi zora sokması neticesinde durum bir ara bozulur olsa da, Türkiye'nin haklı istekleri ve ortaya koyduğu kararlı tutum neticesinde Batı Trakya'daki Türklerle, İstanbul'daki Rumlar mübadelenin dışında tutularak 30 Ekim 1930 yılında yapılan antlaşmayla birlikte görüş birliğine varılır.

Boğazlar Sorunu

Karadeniz'e kıyısı bulunan ülkelerin dünya denizleri ile bağlantısını sağlayan İstanbul ve Çanakkale Boğazları önemli bir yer teşkil etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'nda yenilmesi sonucu Boğazlar düşman devletleri tarafından işgal edilir. Sevr Antlaşması hükümlerince Boğazlar silahsızlandırılacak, savaş sırasında diğer devletlerin savaş gemilerine açık olacak ve Boğazlar'ın yönetimi ise Osmanlı Devleti'nin içinde olmadığı bir devletler arası komisyona bırakılacaktı.

Lozan görüşmelerinde de dayattırılan ve Türkiye'nin aleyhine olacak şartlar sonucunda Boğazlar sorunu tam bir çözüme kavuşturulamaz.

Yaklaşan Dünya Savaşı yıllarında dünya siyasetinin içine girmiş olduğu tehlikeli hal Boğazlar sorununu tekrar gündeme getirir. 20 Temmuz 1936 yılında İsviçre'nin Montreux şehrinde yapılan antlaşmayla Lozan da Boğazlar için konulan bütün maddeler iptal edilerek, Boğazlar'ın savunma hakkı tamamen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne geçer. Bu şartlar kısaca; Türkiye'nin tarafsız kaldığı bir savaşta, savaşan tarafların savaş gemileri Boğazlar'ı kullanamayacak, eğer savaş tehlikesi varsa ya da savaş çıkarsa Boğazlar'ı istediği gibi kullanacaktır, şeklinde belirtilmiştir.

Hatay Sorunu

20 Ekim 1920 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması hükümleri gereğince Fransızlarla yapılan savaş sona ermiş, İskenderun ve Hatay'a özel statü verilerek sınır çizilmişti. Fakat Fransa'nın artan siyasi bunalım neticesinde Suriye ile bir antlaşma yapması, İskenderun ve Hatay'ın bağımsızlığı tehlikeye düşmüş oluyordu.

Türkiye'nin haklı ve ısrarlı tavırları neticesinde İngiltere'nin arabuluculuğu ile 24 Ekim 1937 yılında Fransa'yla imzalanan antlaşma ile Hatay'a Suriye'den ayrı yarı-bağımsız bir devlet statüsü tanınarak önü açılmış oldu. Fakat uygulama aşamasında Fransa işleri ağırdan alarak geciktirmeye çalıştı. Atatürk Fransızların bu gayri-siyasi hareketine karşılık güney sınırlarımıza bir seyahat düzenleyip, konuya olan hassasiyetini ve ilgisini göstererek ordumuzu denetlemesi Fransızların bu hareketlerine son verdirdi.

Başlayan siyasi bunalım ve savaş sebebiyle Fransa'nın Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek ve arttırmak istemesi neticesinde 23 Haziran 1939 yılında yapılan antlaşmayla Milli Misak sınırları içirisinde bulunan Hatay, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne katılarak, Atatürk'ün isteği gerçekleştirilmiş oldu.

Milletler Meclisi'ne Kabul:

Türkiye kurduğu yeni devlet ve yaptığı antlaşmalarla kendini dünya siyasetinde göstermeye başladı.

1930'lu yıllarda Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki gruplaşmaları yine kendi barışlarının tehlikeye girmesine neden oldu. Avrupalı devletler, kilit ülke durumuna yükselen Türkiye'yi kendi aralarında görmek istediler. Sonuçta Türkiye 6 Temmuz 1932 yılında yapılan bir antlaşmayla Milletler Meclisi'ne kabul edildi.

Yugoslavya Kralı ile birlikte

Balkan Antantı

Gerek Türkiye'nin gerek Türkiye'ye komşu ülkelerin güvenliğinin sağlanması amacıyla, söz konusu ülkeler olan Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya'nın katılımıyla 9 Şubat 1934 tarihinde Balkan Antantı imzalandı.

Sadabat Paktı

Yaklaşan savaş tehlikesine, özellikle de İtalya tehdidine karşı, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan tarafından, kendi sınırlarını koruma, ortak çıkarlarda ortak hareket etme ve saldırmazlık prensipleri göz önünde bulundurularak, 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda Sadabat Paktı imzalandı.

 
İnkılapcı Ve Reformcu Atatürk Atatürk Hayati Anasayfa Türkiye Cumhuriyeti Antlaşmaları (1923-1938)
Site içi Arama


Günün Sözü
User Info
Hoşgeldin,
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: halide
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 7478

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 63
Üye: 0
Toplam: 63
A N K E T
Sitemizin içeriğini nasıl buldunuz...?

Berbat
Olabilir
İyi
Çok İyi
Mükemmel



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 4
Yorum: 0
KATAGORiLERE
YAZI EKLE
· Anılarımız(6)
· Makaleler(19)
· Kültür-Sanat(2)
· Bilim Teknik(12)
· Edebiyat(9)
· Söyleşiler(4)
· iLgİnÇ NoTLaR(12)
· Deneme(3)
· Masal ve Hikayeler(1)
KÖSE YAZILARI
Hakan SOYLU
hakan.soylu@sizehizmet.com.tr

Site Reklam...
Mahmut TOPRAK
rakursi@mynet.com

SANAT EĞİTİMİNİN SORUNLARI ( Yeni )
Mehmet KIYAK
mkiyak70@hotmail.com

MEVLANA YI TANIMAK VE ANLAMAK
İsmail KARAYILAN
ikryln@hotmail.com

BAŞARININ PAYDAŞLARI
HAVA DURUMU
sizehimet.com.tr

Sayfa Üretimi: 0.02 Saniye