Giriş Yap veya Üye Ol
Ana Sayfa      Yönetim      FORUM      Sohbet Odası      Yazılar      Şiirler      İletişim
HABERLER
MODÜLLER

 Atatürk'ün Hayatı

 E-Devlet

 Gazeteler

 Sevgili Peygamberimiz

 Rüya Tabirleri

 Burçlar

 Tarihte Bugün

 Flaş Oyunlar

 Hosting

 Sudoku

WEBMASTER

Ben Kimim
DÖKÜMANLAR
Yeni Sayfa 2

 Kanunlar

 Yönetmelikler

 Tebligler Dergileri

   Resmi Gazete
ÇEŞİTLİ LİNKLER
 

 Çesitli Linkler

 Telefon Rehberi

 Hava Durumu

 Trafik Yol Haritası

 Emeklilik Sorgulama

Popüler şiirler
· DOLDUM YİNE TAŞIYORUM!!!
(11470 okuma)
· SİVİL SAVUNMA
(8644 okuma)
· KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
(2227 okuma)
· ÖĞRETMENİM !
(1617 okuma)
· DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
(1460 okuma)
· ÖĞRETMENİM SENİ SEVİYORUM.
(1418 okuma)
· AĞIT
(1173 okuma)
· OKU ÇOCUĞUM
(1035 okuma)
· ATATÜRK'Ü DUYMAK
(941 okuma)
· BEKLENEN SEVGİ
(916 okuma)

Toplam 712 şiiri kayıtlı

Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmesinin ardından, 7 Kasım 1918'de bu komutanlığın kaldırılmasıyla 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geri döndü. O günlerde Ateşkes şartları gereğince ordumuz dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmıştı.

Tarihin en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu galip devletler tarafından paylaşılmaktaydı. Anadolu toprağı İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar ve Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Çanakkale Savaşı'nda kahraman Türk Ordusu'nu geçemeyen düşman gemileri, Boğazlar'ı ve İstanbul'u işgal etmişlerdi. İstanbul Hükümeti tamamen İtilaf Devletleri'nin kontrolü altına girmişti. İtilaf Devletleri subay ve ajanları, Anadolu'nun hemen her yerinde azınlıkları kışkırtıyorlardı. Kısacası, I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı topraklarında eşine daha önce rastlanmamış bir karışıklık hüküm sürüyordu. Ülkenin içine düştüğü olumsuz şartlar, aslında Mustafa Kemal Paşa'nın daha önceden tahmin ettiği gelişmelerdi.

Büyük Önder, 5 Kasım 1918'de orduların terhis edilmesi hakkında, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya bir uyarı mahiyetindeki şu telgrafı çekmişti:

"Ciddi olarak arz ederim ki, gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır."

Bu telgraf Mustafa Kemal'in kişiliğinde ümitsizliğe asla yer olmadığının da bir kanıtıdır. Vatanın düşmanlar tarafından tamamen işgal altında olduğu zor şartlar içinde dahi O, inancını kaybetmemiş, kurtuluş çareleri aramaya başlamıştı. Fakat aynı kararlılığı İstanbul Hükümeti gösteremiyordu.

Dönemin Osmanlı Hükümeti düşmana karşı ne kadar teslimiyetçi ise, halk da o kadar tepkili idi. Yüzyıllardır Türklere vatan olmuş Osmanlı topraklarını işgale yeltenenler karşılarında mahalli kuvvetleri buluyorlardı. Taraflar arasında kanlı çarpışmalar cereyan ediyordu. Trakya ve Anadolu'nun her bölgesinde kurulan teşkilatların başlıca amacı, Türk topraklarını düşmanlar ve işgalcilerden temizlemekti. Bunlar Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi isimler altında toplanmışlardı. Ancak milli teşkilatların birlik ve beraberlik içinde değil, dağınık kuvvetler şeklinde hareket etmeleri, Milli Mücadele'de arzu edilen nihai başarıyı getirmiyordu.

Yunan Askerleri İzmir´de

Bu hareketlerin yanı sıra özellikle İstanbul'da kurtuluşu İngiliz, Fransız veya Amerikan mandası altında arayan, büyük devletlerin himayesinden medet uman, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti gibi birtakım teşkilatlar türemişti.

Adı geçen cemiyetlere mensup pek çok insan Anadolu'dan doğacak milli bir harekete inanmıyordu.

Büyük Önder Mustafa Kemal ise, ülkenin içinde bulunduğu karmakarışık durumdan tek bir çıkış yolu olduğuna inanıyordu: Milli egemenlik esası üzerine kurulmuş tam bağımsız yepyeni bir Türk Devleti.

Nitekim Atatürk'e göre önemli olan:

 "Türk Milleti'nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, acizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildi. Halbuki Türk'ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyiydi."

Bundan böyle gerçek kurtuluşu isteyen Milli Mücadele'nin parolası şu olacaktı:

"Ya istiklal ya ölüm!"

Gerçekten de yıkılmış bir imparatorluğun enkazından milli ve bağımsız bir devlet inşa etmek için başka bir çözüm yolu yoktu. Atatürk'ün düşüncesi, başarısızlığa uğramakla öteki kararlara boyun eğmek arasında fark olmadığıydı. Dahası, Hükümet ve İstanbul basını Ateşkes Antlaşması'nı överken, Mustafa Kemal dönemin Genelkurmay Başkanlığına bir rapor gönderdi. Raporda Büyük Osmanlı Devleti'nin, bu antlaşma ile kendini hiçbir koşula bağlı olmaksızın düşmanlarına teslim etmeyi kabul ettiğini, dahası ülkeyi ele geçirmesi için yardım ettiğini söylüyordu.

Düşmanlar tarafından ölmeye mahkum bir hasta olarak görülen memleketin kurtuluşu için artık Anadolu'ya geçerek Milli Mücadele bayrağını açmak bir zorunluluk haline gelmişti. İşte bu sıralarda, Hükümet Mustafa Kemal'in beklenmedik bir hareket yapmasından korkuyor ve Ona şüpheyle bakıyordu. Atatürk'ü İstanbul'dan uzaklaştırmak amacıyla, kendisine 9. Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa, kendisine geniş imkanlar tanıyan bu görevi hemen kabul etti. Çünkü bu yetki ile Sivas'ta bulunan 3. Kolordu, Erzurum'daki 15. Kolordu'yu ve diğer bazı askeri birlikleri kontrolü altına alabilecekti. Atama kararnamesi Takvim-i Vakayi'de yayımlandı.

Bu görev ve yetkileri alan Mustafa Kemal şu sözleri söylüyordu:

"Talih bana öyle uygun şartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar mutluluk duydum tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmağa hazırlanan bir kuş gibiydim."

Osmanlı Hükümeti Mustafa Kemal'i Ordu Müfettişi olarak buraya gönderirken, kendisinden, Anadolu halkının Ateşkes koşullarına uymasının sağlamasını istemişti. Çünkü bu bölgede Mavri Mira Cemiyeti adında, Pontus Rum Devleti kurma idealinde olan bir grup Türklere baskı yapıyor, onları bu bölgeden çıkarmaya çalışıyordu. Türk halkı da bunlara karşı üstün bir mücadele sergiliyordu. Aslında sadece Karadeniz Bölgesi'nde değil, ülkenin işgal altındaki her yerinde bir karşı koyma hareketi başlamıştı. Özellikle Yunanlıların İzmir'i işgali bu hareketlerin bir çığ gibi büyümesini sağladı.

Samsun´a çıktıĝı Bandırma Vapuru

Mustafa Kemal Paşa'nın düşünceleri ise, Hükümet'in görüşleri ile taban tabana zıttı. İstanbul'dan ayrılmadan önce gerçek niyetini bazı arkadaşlarına şu sözlerle ifade etti:

 "Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklali ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu'ya gidiyorum."

Sonunda Mustafa Kemal Paşa Kurtuluş Savaşı için ilk ve en önemli adımı atarak 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı ve üzerinde taşıdığı sıfatın avantajı ile kurtuluş planını gerçekleştirmek için hemen harekete geçti. Anadolu'nun çeşitli yerlerine telgraflar çekiyor, mitingler ve gösteriler düzenliyordu. 21 Mayıs 1919'da Kazım Karabekir'e çektiği telgrafta şöyle diyordu:

"Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim."

Mustafa Kemal'in Samsun'a vardıktan sonraki birkaç gün içinde İstanbul'a gönderdiği telgraf ve raporlar, Hükümet ve işgalci İtilaf Devletleri görevlileri tarafından hoş karşılanmadı. Zira bunlar, onun milli iradeye dayanarak birliği yeniden sağlamak için faaliyet göstereceğinin ilk işaretleriydi. Milli Mücadele'nin ancak Atatürk gibi bir lider sayesinde başarıya ulaşabileceği de bir gerçekti. İstanbul'a ulaşan raporlardaki ifadeler, o sırada 38 yaşında bir general olan Mustafa Kemal'in siyaset bilimine ilişkin engin bilgilerini de ortaya koymaktaydı.

Ülkenin her yanında olduğu gibi İstanbul'da da mitingler düzenlenmeye başlanmıştı. İşgali protesto amacıyla okullar, mağazalar ve bazı kuruluşlar üç gün süreyle kapatılmıştı. Tüm bu gelişmeler üzerine İstanbul'daki Hükümet Mustafa Kemal'i geri çağırdı.

 
Çeşitli Cephelerde Atatürk Hayati Anasayfa Amasya Genelgesi
Ataturk Hayati ©
Günün Sözü
User Info
Hoşgeldin,
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: halide
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 7521

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 18
Üye: 0
Toplam: 18
Hava Durumu
A N K E T
MEB Ders Programları Değişikliği


Olumlu
Olumsuz



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 4332
Yorum: 0
KÖSE YAZILARI
Hakan SOYLU
soylu2001@hotmail.com

Site Reklam...
Mahmut TOPRAK
rakursi@mynet.com

SANAT EĞİTİMİNİN SORUNLARI ( Yeni )
Mehmet KIYAK
mkiyak70@hotmail.com

MEVLANA YI TANIMAK VE ANLAMAK
İsmail KARAYILAN
ikryln@hotmail.com

BAŞARININ PAYDAŞLARI

sizehimet.com.tr



Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye